Avrupa
Bir Avrupa gücü olarak Birleşik Krallık

Çevirmenin notu: 2014’te Kiev’de yaşanan darbe ve Donbass ihtilafının başlamasından bu yana ve bugün, Ukrayna’nın en istikrarlı destekçilerinin başında Britanya geliyor. Londra’nın Moskova’ya dönük saldırgan tavrı ve Kiev’e sunduğu devasa askeri yardımlar bugün yaşanan savaşın önemli sebeplerinden biri. Britanya’nın en eski düşünce kuruluşu Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nün (RUSI) genel müdür yardımcısı Malcolm Chalmers, Londra’nın son süreçte kazandıklarını ve ileriki vadede karşılaşacağı engelleri değerlendiriyor.
Bir Avrupa gücü olarak Birleşik Krallık
Malcolm Chalmers — RUSI
24 Şubat 2023
Rusya’nın işgaline karşı Ukrayna’ya yardım etme çabalarıyla Birleşik Krallık, Avrupa’nın güvenliğine olan bağlılığının sağlamlığını gösterdi.
Geçtiğimiz sene boyunca Birleşik Krallık, Ukrayna’nın Avrupa’daki mevcut en güçlü destekçisi konumunu pekiştirdi ve kendisini ittifakın askeri desteğini hızlandırma çabalarının merkezine koydu. Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak, kısa bir süre önce düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı’nda “Avrupa kıtamızın güvenliği her zaman en önemli önceliğimiz olacaktır” vurgusunu yaptı.
Fransa ve Almanya’nın aksine Birleşik Krallık hükümeti, güçlü Ukrayna politikası için iç politikada destek arayışına girmek zorunda kalmadı. 2022’nin şubat ayından bu yana ülke üç başbakan değiştirmesine rağmen hepsi de aynı yaklaşımı destekledi ve İşçi Partisi muhalefetinden de yoğun bir destek aldı. Savunma Bakanı Ben Wallace, sürekliliğin sağlanmasında çok değerli olduğunu kanıtlayan bir tecrübe, bireysel bağlılık ve siyasi nüfuz düzeyi sağladı. Parti liderliğine aday olma ihtimalini geri çeviren Wallace, şu anda 1945’ten bu yana en uzun süre görev yapan üçüncü savunma bakanı [ondan daha uzun süre görev yapan sadece Denis Healey ve Geoff Hoon olmuştu]. Bunun yardımı dokundu.
Irak ve Afganistan’a yönelik yirmi yıllık taahhütler, Boris Johnson’ın Bütünleşik İncelemesinde çokça müjdelenen “Hint-Pasifik Ekseni” ve hükümetin Brexit sonrası “Küresel Britanya” yorumu, bazılarının Birleşik Krallık’ın Avrupa’nın güvenliğine verdiği önceliği sorgulamasına yol açmıştı.
Fakat Rusya’nın 2014’teki ilk işgalinin ardından Birleşik Krallık, Ukrayna Silahlı Kuvvetleriyle hızlı bir şekilde güçlü bir ikili ilişki geliştirdi. 22 bin Ukaynalı asker, 2022’deki işgalden önce Birleşik Krallık’ın Orbital Operasyonu kapsamında eğitilmişti. 2021 yılında Ukrayna’nın Karadeniz’de Birleşik Krallık tarafından tedarik edilen gemilerle donanmış yeni bir deniz üssü inşa etmesine yardımcı olmak üzere varılan anlaşma ve Kırım açıklarında bir “seyrüsefer serbestisi” operasyonu düzenleme kararı, Birleşik Krallık’ın Ukrayna’nın güvenliğini destekleme konusunda istekliliğinin bir başka göstergesiydi.
Kurbağayı kaynatmak
Savaşın başlamasından bu yana Birleşik Krallık, bu temel üzerine bina edildi ve pek çok müttefikinden daha ileri görüşlü oldu. Nükleer silaha sahip bir ülke olarak Washington’un gerilimin tırmanması risklerinin ciddiye alınması gerektiği yönündeki inancını paylaşıyor. Ancak bu risklerle başa çıkma konusunda kendi kararlarını vermeye hazır; bunu yaparken de başlıca müttefikinin çok önüne geçmemeye dikkat ediyor.
Birleşik Krallık, gözle görülür biçimde silahlı sevkiyatı hususunda ön saflarda yer aldı. Ukrayna’ya ölümcül silah desteği [tanksavar füzeler] tedarik eden ilk Avrupa ülkesi oldu, bunu siber destek, elektronik savaş kabiliyetleri, insansız hava araçları, hava savunma ve savaş araçları izledi. Birleşik Krallık, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerine kendi ülkesinde geniş çaplı eğitim veriyor ve bu konuda daha geniş bir ülke grubuna öncülük ediyor. Aralık ayında Ukrayna’ya Batı yapımı ana muharebe tanklarının yanı sıra kendi stoklarından çok sayıda ilave zırhlı araç sağlamayı kabul eden ilk ülke oldu. Şubat ayında ise ülkenin pilotlarına eğitim vermeyi teklif etti ve gelecekte savaş uçağı tedariki konusunda müttefikler arasındaki tartışmaların yeniden başlamasına yardımcı oldu. Tüm bu girişimler bir araya geldiğinde Birleşik Krallık, 2022-23 mali yılında 2,3 milyar pound ve 2023-23 mali yılında da yine 2,3 milyar pound tutarındaki yardımlarıyla Avrupa’nın Ukrayna’ya en büyük savunma tedarikçisi olmaya devam ediyor.
Avrupa’nın payına düşenler
Bu çabalar, Birleşik Krallık’ın Brexit sonrasında Avrupa’daki komşularıyla ilişkilerini onarma çabaları için de faydalı oldu. Johnson’ın başbakanlık döneminin büyük kısmı, Müşterek Yurt Dışı Seferi Kuvvetine yapılan vurgu ile örneklendirilen, kuzey ve doğu Avrupa ile savunma işbirliğine güçlü bir odaklanma ile karakterize edildi. Bakanlar, AB ile doğrudan işbirliği olarak görülebilecek her eyleme karşı temkinli davrandılar.
Ukrayna savaşı bu durumu değiştiriyor. Birleşik Krallık ve AB yetkilileri, ihtilafın başından itibaren yaptırım politikası ve uygulaması konusunda yakın işbirliği için oldular. Birleşik Krallık, 2022’nin ekim ayında yeni Avrupa Siyasi Topluluğu’nun kuruluş zirvesinde aktif bir katılımcı oldu. PESCO’nun Askeri Mobilite Programına katılım anlaşması, tartışmalı bir şekilde kısıtlı operasyonel değere sahip olsa da yeni bir pragmatizmin önemli bir sembolüydü. Kuzey İrlanda Protokolü meselesi çözüme kavuşursa bu sadece araştırma işbirliği için Horizon programına geri dönülmesini sağlamakla kalmayacak, zamanla daha geniş bir dış politika ve güvenlik politikası işbirliği için siyasi zemin de yaratabilecek.
Eksen konseptleri
Tüm kuvvetli siyasi kavramlar, yankı uyandıran mesajları muğlak içeriklerle bir araya getirir. Bu durum hem “Küresel Britanya” hem de “Hint-Pasifik Ekseni” için tam anlamıyla geçerli oldu. Her iki konseptin de Bütünleşik İncelemenin mart ayında yayımlanacak olan yenilemesinden ne ölçüde etkileneceğini göreceğiz. Açık olan şu ki Birleşik Krallık ordusu, NATO’nun gereksinimlerini karşılama konusunda yeni baskılarla karşı karşıya. Nihayetinde Eksen’in önde gelen savunucuları bile bunun hiçbir zaman Doğu Asya’ya geniş çaplı bir askeri güç kaydırma için reçete olarak tasarlanmadığını vurguluyorlar.
Birleşik Krallık’ın Hint-Pasifik’teki dost ve müttefikleriyle savunma sanayi işbirliği için pek çok yeni fırsat doğması muhtemel. Bunların en büyüğü ve potansiyel manada en verimlisi, kısa süre önce Japonya ve İtalya ile ortaklaşa başlatılan Küresel Hava Muharebe Programı [eski adıyla Tempest]. Birleşik Krallık açısından bu tür bir işbirliğinin temel hedefi ölçek ekonomileri ve ileri teknolojilerin paylaşımı yoluyla tedarikin maliyet etkinliğini artırmak. Bu, Birleşik Krallık’ın kaynaklarını potansiyel olarak NATO’nun ülkeye daha yakın rollerinden saptırabilecek büyük ve yeni operasyonel taahhütler üstlenmesini gerektirmiyor.
İmkanlar ve para
Savaşın ortaya çıkardığı kabiliyet eksikliklerinin giderilmesi ve NATO’nun caydırıcılığının acilen güçlendirilmesi gerektiği konusunda pek çok tartışma yaşandı. Geçen sene bazı müttefikler — özellikle de Rusya’ya en yakın olanlar — harcamalarında büyük artışlar açıkladılar. AB’nin en büyük iki askeri gücü olan Fransa ve Almanya, zamanlama ya da spesifik kabiliyetlere dair detay vermemekle birlikte kendi savunma bütçelerinde uzun yılları kapsayan büyük artışlar açıkladılar.
Birleşik Krallık ise şu ana dek böyle bir açıklama yapmadı. Beklenenden daha yüksek olan enflasyon nedeniyle mevcut harcama planları, çekirdek savunma harcamalarının 2019-20 ve 2024-35 yılları arasında reel olarak yalnızca yüzde 5 oranında artacağı anlamına geliyor. Şansölyenin hem teçhizat maliyetlerindeki ek enflasyonu telafi etmek hem de acil stok gereksinimlerini karşılamak için bir miktar kaynak artışı sağlaması bekleniyor. Bunun ne kadar olacağını 15 Mart’ta bütçe açıklandığında göreceğiz.
Savaşın ortaya çıkardığı sorunlardan biri, kontrgerillanın öncelikli misyon olduğu uzun dönem boyunca Savunma Bakanlığı’nın, ordunun artık büyük ölçekli konvansiyonel savaş için optimize edilmediği anlamına gelen kabiliyet kararları alması oldu. Bu durum 2014’ten sonra değişmeye başladı. 2020 tarihli Harcama İncelemesi, Genelkurmay için 10 yıllık tedarik bütçesini 19 milyar pound’dan 28,8 milyar pound’a çıkardı ve bunun büyük bir bölümü denk çatışma ihtiyaçlarına odaklandı. Fakat ordunun yüksek yoğunluklu çatışmaları sürdürebilen müstakil bir muharebe tümenine sahip olma hedefine ulaşabilmesi için daha fazlasına ihtiyaç duyulacak. Diğer teşkilatların da benzer ihtiyaçları var.
Birleşik Krallık’ın NATO’ya olan yüzde 2’lik taahhüdünü yerine getirmesini destekleyen kapsamlı bir siyasi uzlaşı olsa da bu uzlaşı GSYİH’nin savunmaya ayrılan yüzdesinde kayda değer bir artış öngörmüyor gibi görünüyor ki bunun için vergi gelirlerinin [GSYİH oranına göre] artırılması gerekiyor. Bu nedenle Savunma Bakanlığı’nın bu yıl ya da bir sonraki seçimin ardından yapılacak incelemede kabiliyetler arasında zor da olsa seçim yapması gerekecek. Bu arada bugünün önceliği, Birleşik Krallık’ın kendi askeri kapasitesine yönelik bazı kısa vadeli riskler pahasına da olsa Ukrayna’nın kazanmasına yardımcı olmak.
Geçici inceleme
Önümüzdeki Bütünleşik İnceleme Yenilemesinin (IRR) muhtemel içeriği hakkında halihazırda pek çok spekülasyon üretilse de iki nedenden ötürü orijinal belgeden belirgin ölçüde sapma ihtimali düşük.
Birincisi, kimse savaşın nasıl sona ereceğini bilmezken savunma politikasında uzun vadeli değişimler yapmak zor olur. Bu durum Britanya’nın 1915 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden üç yıl önce 10 yıllık bir stratejik savunma incelemesi yapmasına benzetilebilir. En akla yatan senaryo, bir aşamada ihtilafın yatışması, her iki tarafın da bitkin düşmesi, ancak hiçbirinin kesin zafer kazanamaması. Fakat taraflardan birinin ya da öbürünün kritik kaynaklarının [asker, mühimmat, yakıt, para] tükenmesi ve askeri pozisyonunun çökmesi [1918’de Almanya’ya olduğu gibi] hala mümkün. Uzun vadeli bir savunma incelemesinin zamanı, savaşın sonucu netleştiğinde gelecek.
İkincisi, IRR yeni bir Savunma Komuta Belgesine dönüştürüldüğünde ve buna uzun vadeli teçhizat planına eklemeler [ve çıkarmalar] yapıldığında bir sonraki seçime ancak bir yıl kalmış olacak. Bazı rota değişiklikleri lazım olabilir. Ama 2023’ün sonbaharında seçimlerin sonucu belli olana ve yeni hükümet kendi mali ve stratejik önceliklerine karar verecek zamanı bulana kadar temel politika değişikliklerini ertelemek için sağlam bir gerekçe bulunmuş olacak.
Avrupa
İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.
Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.
Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.
Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.
Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.
İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.
İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.
Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.
Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler
Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.
Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.
Avrupa
Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.
Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.
Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.
Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.
Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.
Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.
Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.
Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.
Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.
Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.
S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.
PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.
Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.
Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.
Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.
Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:
“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”
ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.
Avrupa
Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.
Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.
Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.
Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.
Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.
Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.
Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:
“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”
Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.
Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.
Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.
Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor
Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.
Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.
ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.
Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.
Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.
Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.
Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.
Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum










