Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya’da savaş karşıtı miting ve medyanın karşı hamlesi

Yayınlanma

Sahra Wagenknecht ve Alice Schwarzer öncülüğündeki savaş karşıtı imza kampanyasının son durağı, hafta sonu yapılan büyük mitingdi. 15 bin ila 50 bin arasında değişen tahminlere bakılırsa, mitinge on binlerin katıldığını söylemek abartı olmaz. Fransa’da devam eden ‘barış’ eylemleri ile birlikte düşünüldüğünde, Ukrayna savaşının başındaki ‘anti-Rus birleşik cephe’de çatırdamaların başladığını savunmak mümkün.

Polisin açıkladığı rakamlara göre 13 bin kişinin katıldığı, organizatörlerin ise 50 bine yakın kişiden bahsettiği mitingde konuşan Sahra Wagenknecht, şunları söyledi:

“Sevgili dostlar, sevgili barış dostları, hepinizin bugün burada olmasından dolayı çok mutluyum ve binlerce kişinin de mitingimizi çeşitli canlı yayınlardan takip ettiğini biliyorum. Sanırım bugün ne kadar kalabalık olduğumuz görülebilir ve bundan sonra da sesimiz, görmezden gelinemeyecek kadar gür çıkacak. Çünkü sevgili dostlar, biz yalnızca kalabalık değiliz. Biz şimdi örgütlenmeye de başlıyoruz. Çünkü, Almanya’nın yeniden gerçekten güçlü olan bir barış hareketine ihtiyacı var.

Alice Schwarzer ve ilk 69 imzacımızla birlikte ‘Barış için Manifesto’yu yayınladığımızda neler olduğunu hepiniz takip ettiniz. Alman siyasetinin ve medyasının bir kısmında gerçek bir histeri patlak verdi. Neyle suçlanmadık ki? Biz ve manifestomuzu imzalayan 600 binden fazla kişi neyle suçlanmadık ki? Bizler alaycı, vicdansız, ahlaksız ve Putin’in yardakçıları olduk hatta biz, muhtemelen Putin’den ödeme alıyoruz. Tüm bu suçlamalara rağmen caymadılar. Manifestomuzu imzaladılar ve her geçen gün daha fazla imzalanıyor. Ve bu noktada hepinize tekrardan yürekten teşekkür ederim.

‘Barış çağrısı ne zamandan beri sağcılık?’

Bize karşı yürütülen kampanyada, son nokta bizi aşırı sağın yanında göstermeye çalışmak oldu. Bu, Almanya’daki tartışmaların ne kadar hastalıklı olduğunu gösteriyor. Ne zamandan beri barış çağrısı, diplomasi ve müzakere çağrısı sağcı; savaş sarhoşluğu ise solcu oldu? Belli ki bazıları siyasi pusulalarını tamamen kaybetmişler. Sırf bunları her yere yaymak isteyenlere gözdağı vermek için ve kendiliğinden anlaşılmadığı için yeniden çok açık bir şekilde söyleyeceğim. İnsanlık tarihinin en kötü dünya savaşlarından sorumlu olan, rejim geleneğinden gelen neo-Nazilerin ve İmparatorluk Vatandaşlarının (Reichsbürger) barış mitingimizde elbette yeri yoktur, bunu söylememe bile gerek yok sanmıştım. Ama bunun yanında söylemeliyim ki, bizlerle birlikte barış ve müzakere için mitingimize katılan herkes de hoş gelmiş.

‘Nazilerle ittifak kurmaktan utanmayanlar…’

Buradan böyle akılsızca tartışmalar çıkarılmamalı, Almanya’daki tartışmaların seviyesizliği benim canımı sıkıyor, bu hadsizlik. Ve burada tekrar söylemek isterim ki, ‘Sağa açık olma’ hakkında konuştuğumuzda, biliyorsunuz bu terim miting öncesinde çok kullanılan bir terimdir. ‘Sağa açık olma’ hakkında konuştuğumuzda, lanet olası savaş çığırtkanları özeleştiri yapmalılar. Nazilere gerçekten tapanlarla ittifak kurmaktan utanmayan insanlar, örneğin Ukrayna’nın eski kabadayı büyükelçisi ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Melnyk’i düşünüyorum. Bay Melnyk bunu hiç gizlemiyor, hem Melnyk hem de Nazi işbirlikçisi Stepan Bandera gibi bu ülkedeki diğer büyük isimler de ulusal bir kahraman olarak gördüklerini gizlemiyorlar. Ayrıca antisemit Stepan Bandera’nın binlerce Yahudi, Polonyalı ve Rus’un katledilmesinin sorumlularından biri olduğunu hatırlatırım. Ve bu adama Melnyk ve başkaları tapıyor. Bizim savaş çığırtkanlarımız da onlarla birlikte hareket ediyor ve bize ‘Aykırı cephe (Querfront) ve sağa açık olma’ hakkında bir şeyler tavsiye ediyorlar. Bu ne yalancı bir tartışmadır?

Burada yeniden açıkça söylemek istiyorum ki, siyasetin ve medyanın bazı kısımlarındaki histerik sesler bizden ve yeni bir barış hareketinden korktuklarını gösteriyor. Ve bence korkmak için de sebepleri var. Artık siyasetlerini değişiklik olmadan sürdüremeyeceklerini farkındalar ve bundan korkuyorlar. Ve evet, biz de tam bu yüzden buradayız, bu politikalarını devam ettiremesinler diye. İşte, eğer korkuyorsanız, bu hepimiz için bir iltifattır.

‘Dayanışma savaş için değil, barış için yapılır’

Mitingimiz çok şey hakkında, bir yandan da Ukrayna’daki korkunç acı ve ölümlere son vermekle ilgili. Sonsuz bir yıpratma savaşını yeni silahlarla beslemek yerine Rusya’ya müzakere teklifinde bulunmakla ilgili. Demek istediğim, Beyaz Saray’ın, Joe Biden’ın Ukrayna’ya silah tedarik eden silah şirketleriyle uzun yıllardır süren sözleşmeleri olduğunu göz önüne getirmelisiniz. Uzun yıllar boyunca cephaneniz yeni silahlarla beslenmeli ki silahlarınız bitmesin. Bu nasıl bir çılgın ve alaycı politikadır?

Sonra da kalkıp bunun Ukrayna ile dayanışma olduğunu söylüyorlar, bu nasıl bir yalandır? Bu dayanışma değildir, dayanışmanın tam tersidir. Dayanışma, ölümleri durdurmak için her şeyi yapmak demektir. Dayanışma hayat kurtarmaktır, hayatları mahvetmek değildir. Bu çok açıktır. Dayanışma savaş için değil barış için çalışmak demektir. Bunun için de tanklara ihtiyacınız yoktur. Diplomasi, müzakere ve her iki tarafın da taviz vermeye hazır olmasına ihtiyacınız vardır. Bunlara ihtiyacınız vardır, dayanışma budur. Ve evet, elbette bu çağrım Rusya Devlet Başkanına da gidiyor. Tabii ki Putin de müzakereye ve uzlaşmaya istekli olmalıdır. Ukrayna, Rus himayesi altında olmamalıdır.

‘Savaşın Avrupa’ya yayılması riski var’

Ancak baharda yapılan barış görüşmelerine dair elimizdeki haberlere göre dönemin İsrail Başbakanı ve Türk hükümeti de işin içine girdi. Ve o dönemdeki müzakerelerle ilgili çıkan onca haberden sonra söylemek gerekir ki, müzakerelerin başarısız olma sebebi Rusya değildi. Bu da bence gerçeğin bir parçası. Sonuç olarak mitingimiz Ukrayna’daki ölümleri bitirmekle ilgili, ama aynı zamanda az önce bahsettiğimiz bundan daha fazlası hakkında. Bunların yanında savaşın tüm Avrupa’ya belki de tüm dünyaya yayılma riskinin önlenmesi hakkındadır. Ve bu risk çok büyüktür.

Başlangıçta bir Rus füzesi olarak sunulan ama Ukrayna füzesinin o dönemde Polonya’ya düşmesinin ardından, ilk çılgınların NATO’nun 5. maddeyi devreye sokmasını talep ettiklerini hepimiz gördük. Ve hepimiz biliyoruz ki, bir Rus füzesi yanlışlıkla da olsa Ukrayna’nın ötesine düşebilir. O zaman ne olacak? O zaman ittifak olur mu? O zaman dünya savaşı çıkar mı?

Bu, savaşın uzadığı her günün ve yollamaya devam ettiğimiz her ölümcül silahın, tüm Avrupa’da hatta muhtemelen tüm dünyada büyük bir savaş tehlikesi yarattığı anlamına geliyor. Ve bunu kesinlikle durdurmalıyız. Bugün burada karşı karşıya bulunduğumuz şey de kesinlikle durdurulması gereken sorumsuzca bir gelişmedir.”

Alman medyası karşı atakta

Bazı taşları yerinden oynatması beklenen mitingin ardından Alman medyası da hamle yapmaya başladı. Örneğin Der Spiegel, Wagenknecht ile Schwarzer’in gösterisinin ‘soldaki tartışmayı büyüttüğünü’ ileri süren bir habere imza attı.

Haberde, mitinge başkalarının yanı sıra ‘aşırı sağcılar’ın da katıldığı öne sürüldü. Sol Parti Federal Meclis Grup Başkanvekili Amira Mohamed Ali’nin mitingin barışçıl geçtiğine ilişkin tweetini alıntılayan Der Spiegel, ‘sağcıların’ varlığını gerekçe göstererek bu iddiayı sorguladı.

Haberde, mitinge bazı AfD yöneticilerinin, ‘Compact’ dergisini yayımlayan Jürgen Elsässer ve ‘Holokost inkârcısı’ Nicolai Nerling’in katılmasını ‘sağcı katılım’ örneği olarak gösteren Der Spiegel, bu durumun Sol Parti’nin içini karıştırdığını öne sürdü.

Der Spiegel’in ‘parti çevrelerine’ dayandırdığı haberinde, Amira Mohamed Ali’nin tweetinin ve mitinge katılımının ‘hayal kırıklığı’ yarattığı, sadece Wagenknecht’in değil, tüm parti liderliğinin ‘sağ ile araya mesafe koyma’da yetersiz kaldığı ileri sürüldü.

Sol Parti kendisini Wagenknecht’ten ayırdı

Örneğin Sol Parti Berlin lideri Katina Schubert, eyleme katılmadığını, eylemin köşelerinde faşizmin ‘görelileştirildiğini’, miting konuşmalarında da fail ile kurbanın yer değiştirdiğini savundu.

Sol Parti liderlerinden Janine Wissler de mitingin kararın partide alınmadığını söyleyerek kendini Wagenknecht ve Schwarzer’den ayırmıştı. Wissler, Wagenknehct’e ‘kendisini açıkça sağcı aşırılıkçılardan ayırma’ çağrısı yapmıştı.

İktidar memnun görünüyor

Haberde, trafik lambası koalisyonunun, mitinge katılımın beklenenden az olması nedeniyle rahatladığı öne sürülürken, SPD’nin de mitingde Rusya bayraklarının olmasından rahatsız olduğu, bunun yalnızca Vladimir Putin’e yarayan bir oyun olduğunu düşündüğü hatırlatıldı.

Yeşiller Meclis Grup Başkanvekili Britta Haßelmann’a göre de Sahra Wagenknecht ve Schwarzer, ‘sağcılara’ ve ‘komplo teorisyenlerine’ bilinçli olarak sahneyi hazırladı.

Die Welt’te yer alan bir haberde ise, AfD’nin Thüringen lideri Björn Höcke’nin, Wagenknecht’i partiye çağıran sözleri öne çıkarıldı. Barış siyaseti konusunda Wagenknecht’in kendisini zaten ‘doğru konumda’ bulduğunu savunan Höcke, “AfD’de, soldayken yalnızca hayal edebileceğiniz siyaseti gerçekleştirebilirsiniz,” dedi.

FDP’den Sol Parti’yi tecrit çağrısı

Die Welt’teki başka bir haberde görüşlerine yer verilen FDP milletvekili Marie-Agnes Strack-Zimmermann ise, Wagenknecht ile Schwarzer’in ‘Putin’in ağzıyla konuştuğunu’ öne sürdü.

Strack-Zimmermann da mitingde fail ile kurbanın yer değiştirdiğini savunurken, gösteri örgütleyenlerin ‘radikal sağ ve solla birlik olduğunu’ söyledi.

Öte yandan Bild’de yer alan habere göre, FDP, AfD’ye nasıl davranılıyorsa Sol Parti’ye de öyle davranılması gerektiğini söyledi ve SPD’den Yeşiller’e uzanan bir hatta radikal sola karşı savunma duvarı kurulmasını istedi.

Bild’e konuşan FDP Genel Sekreteri Bijan Djir-Sarai, SPD ve Yeşiller’in şimdiye kadar Sol Parti’yi kendi ‘rezervleri’ olarak gördüğünü fakat artık bunun sona ermesi gerektiğini söyledi.

Bu, aslında Berlin’deki muhtemel SPD-Yeşiller-Sol Parti ittifakının önüne geçmeye yönelik bir çağrı gibi görünüyor. Nitekim, Bild’de görüşlerine yer verilen ‘Alman Demokratik Devletindeki sivil aktivist’ Marianne Birthler, “Partiden Rusya hayranları atılmadığı takdirde Berlin’de bir koalisyona hayır diyorum,” dedi.

*Sahra Wagenknecht’in konuşmasını çeviren: Gülçin Akkoç

Avrupa

Avrupa lüks pazarı Çin’deki talep kaybıyla 350 milyar dolar eridi

Yayınlanma

Avrupa’nın önde gelen on lüks tüketim markası, Çin pazarındaki talep kaybı ve sektördeki durgunluk nedeniyle yıl başından bu yana yaklaşık 350 milyar dolar piyasa değeri kaybetti. LVMH hisseleri yüzde 40’ın üzerinde düşüşle en büyük kaybı yaşarken, saat ve mücevher üreticisi Richemont daha dirençli bir tablo çizdi.

Avrupa’nın önde gelen on lüks tüketim markası, sektördeki durgunluk ve Çin pazarındaki talep kaybı nedeniyle 2026 başından bu yana piyasa değerinden yaklaşık 350 milyar dolar kaybetti.

Reuters’ın piyasa verilerine dayandırdığı habere göre, STOXX Europe Luxury 10 endeksinde yer alan şirketler yatırımcıların toparlanma beklentisini karşılayamadı.

Satış artışını uzun süre sırtlayan Çin ekonomisindeki sıkıntılar derinleşirken, Avrupalı moda devlerinin yaşadığı kayıplar belirginleşti.

İspanyol sektörel yayın organı Modaes, değer kaybının temel etkenlerinden birinin fiyat politikası olduğuna işaret etti.

Kuruluşlara göre şirketler, birkaç yıldır üst üste yaptıkları zamlarla gelirlerini artırmayı başardı ancak ürünlerin alıcılar açısından erişilebilirliğini azalttı.

LVMH hisseleri yüzde 40’tan fazla eridi

Bünyesinde Louis Vuitton, Dior, Tiffany, Bulgari, Moët ve Hennessy gibi markaları barındıran Fransız LVMH grubu, sektördeki en sert düşüşü kaydetti.

Şirketin hisseleri yıl başından itibaren yüzde 40’ın üzerinde gerileyerek rakiplerine kıyasla en zayıf performansı sergiledi.

LVMH’nin açıkladığı üçüncü çeyrek bilançosuna göre, moda ve deri ürünleri biriminin geliri yıllık bazda yüzde 2,96 düşüşle 8,24 milyar avroya indi.

Analist beklentilerinin altında kalan birimin organik satışları yüzde 5 daraldı. Vogue’un şirket verilerinden aktardığına göre, grubun toplam çeyreklik geliri yüzde 1,22 artışla 18,5 milyar avroya çıkarken organik büyüme yüzde 1 düzeyinde gerçekleşti.

Bölgesel dağılımda LVMH’nin satışları Japonya hariç Asya pazarında yüzde 5 geriledi. Buna karşılık satışlar ABD’de yüzde 5, Avrupa’da yüzde 4, Japonya’da ise yüzde 6 arttı.

Vogue’un paylaştığı verilere göre, yıl başından bu yana LVMH hisselerinin yüzde 40 eridiği dönemde Hermès yüzde 39, Gucci’nin sahibi Kering ise yüzde 30 değer kaybetti. Saat ve mücevher üretimine odaklanan Richemont’un hisse değeri ise neredeyse değişmedi.

Vogue’un yer verdiği HSBC analistlerinin tahminlerine göre, sektörün önde gelen sekiz lüks şirketinin satış büyümesi ikinci çeyrekteki yüzde 7 seviyesinden üçüncü çeyrekte yüzde 2,7’ye yavaşladı.

Richemont hariç tutulduğunda aynı grup için beklenen satış artışı yüzde 5,1’den yüzde 1,1’e geriledi.

Büyük üreticilerin toplam piyasa değeri yarı yarıya eridi

Reuters, sektördeki gerilemenin birkaç yıldır kesintisiz sürdüğünü vurguladı. LVMH, Hermès, Kering ve Richemont olmak üzere dört büyük Avrupalı üreticinin toplam piyasa değeri, yaklaşık 2024 yılındaki seviyesine kıyasla neredeyse yarı yarıya azaldı.

Cartier ile Van Cleef & Arpels’in çatı kuruluşu Richemont, mücevher ve saat odaklı yapısıyla genel düşüşe karşı daha dirençli kaldı. Modaes, grubun mücevher segmentindeki olumlu piyasa koşullarından yararlandığını kaydetti.

LVMH hisselerindeki sert düşüş, şirketin en büyük hissedarı ve yöneticisi Bernard Arnault’nun kişisel servetine de yansıdı. Forbes verilerine göre Fransız milyarder milyarlarca dolar kaybetti.

Financial Times’ın mayıs ayında yayımladığı haberde, talep daralması karşısında LVMH yönetiminin Marc Jacobs moda evi ve Fenty Beauty kozmetik markasındaki payı dahil bazı varlıklarını elden çıkarmayı değerlendirdiği bildirilmişti.

Gazete, 2023’ten beri süren bu dönemi “lüks kışı” olarak nitelemiş; gerekçeler arasında salgın sonrası tüketim patlamasının sona ermesini, harcanabilir gelirlerin gerilemesini ve art arda yapılan yüksek zamları göstermişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Kuzey Akım davası başladı: Almanya sabotajı savaş suçu saydı

Yayınlanma

Kuzey Akım boru hatlarına düzenlenen sabotajın kilit ismi Sergey Kuznetsov, Almanya’da hakim karşısına çıktı. Federal Başsavcılık, Ukrayna makamlarının talimatıyla yapıldığını savunduğu eylemi savaş suçu sayarken sanık hakkındaki dava 17 Aralık’a kadar 16 duruşmada görülecek.

Kuzey Akım boru hatlarına düzenlenen sabotajla ilgili dava Almanya’da başladı.

Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesinde 14 Ekim’de hakim karşısına çıkan Ukrayna vatandaşı Sergey Kuznetsov, saldırıyı gerçekleştiren sabotaj grubunu yönetmekle itham ediliyor.

Tagesschau’nun haberine göre Almanya Federal Başsavcılığı, Baltık Denizi’ndeki boru hatlarına yönelik eylemi Ukrayna devlet makamlarının talimatıyla yapılmış bir savaş suçu sayıyor.

Stern’in aktardığı iddianamede, Rusya ile Ukrayna arasındaki askeri çatışmanın sabotaja zemin hazırladığı kaydedilirken Kuznetsov sivil tesislere saldırı düzenleyerek savaş suçuna ortak olmakla suçlanıyor.

Savunma heyeti: Dava siyasi gösteriye dönüştürülüyor

Stern’e konuşan avukatlarından biri, sanığın duruşmalar boyunca ifade vermekten kaçınacağını bildirdi. Kuznetsov’un savunma heyeti, yargılamanın siyasi bir gösteriye dönüştürülmek istendiğini ileri sürüyor.

Kuznetsov, Ağustos 2025’te İtalya’da yakalandı ve aynı yılın sonbaharında Almanya’ya iade edildi.

Alman savcılığı, eski bir Ukrayna ordusu subayı olan Kuznetsov’un sabotaj timini yönettiğini ve operasyonda kullanılan “Andromeda” adlı yatı sevk ve idare ettiğini savunuyor.

Teknenin içinde heksojen ve oktogen karışımı patlayıcı maddeler tespit edildi. Daha önce The Wall Street Journal, sanığın Ukrayna Silahlı Kuvvetleri ile Ukrayna Güvenlik Servisinde (SBU) görev aldığını yazmıştı. Kuznetsov ise saldırıyla herhangi bir bağı olmadığını iddia ediyor.

N-tv kanalının Alman Başsavcılığı iddianamesine dayandırdığı habere göre Kuznetsov, İtalya’daki tutukluluk sürecinde eşiyle yaptığı telefon görüşmesinde sabotaj sırasında Ukrayna ordusunda görev yaptığını ve SBU için çalıştığını söyledi. Sanık ayrıca amiri olarak nitelediği Roman adlı bir kişiyle irtibat kurmak istedi.

Soruşturma makamları, bu kişinin eski Ukrayna istihbarat görevlisi Roman Çervinskiy olabileceğini değerlendiriyor.

Çervinskiy, boru hatlarına yapılan saldırı sırasında Kuznetsov’un kendi komutası altında yer aldığını öne sürmüştü.

Kuznetsov davası kapsamında 14 Ekim ile 17 Aralık tarihleri arasında 16 duruşma yapılması planlanıyor.

Hırvatistan’da yakalanan dalgıç iltica talep etti

Almanya’nın sabotajla bağlantılı gördüğü bir diğer Ukrayna vatandaşı Vladimir Juravlyov ise ağustos ayında Hırvatistan’da yakalandı.

Juravlyov daha önce, Eylül 2025’te Almanya’nın çıkardığı yakalama emri doğrultusunda Polonya’da gözaltına alınmış, fakat Varşova’daki mahkeme serbest bırakılmasına hükmetmişti.

Alman savcılığı, profesyonel dalgıç olan Juravlyov’un Eylül 2022’de Bornholm Adası açıklarındaki boru hatlarına patlayıcıları yerleştiren ekipte yer aldığını iddia ediyor.

Juravlyov, gözaltına alınmasının ardından Hırvatistan’dan siyasi sığınma talebinde bulundu.

Eylül 2022’de Kuzey Akım hatlarına düzenlenen bombalı saldırılarda toplam dört hattan üçü ağır hasar gördü. O tarihte henüz işletmeye alınmamış olan Kuzey Akım 2’nin tek bir hattı sağlam kaldı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İngiliz futbol kulüplerinin yarısından fazlası iflas riskiyle karşı karşıya

Yayınlanma

İngiltere’de profesyonel futbol kulüplerinin büyük bölümü mali açıdan sürdürülemez bir yapıyla karşı karşıya. Bağımsız Futbol Düzenleme Kurumunun raporuna göre kulüplerin yüzde 94’ü zarar ederken yüzde 66’sı dış finansman olmadan 90 günden fazla ayakta kalamıyor

İngiltere’de profesyonel futbol kulüplerinin büyük bölümü ciddi mali sorunlarla karşı karşıya. İngiliz Bağımsız Futbol Düzenleme Kurumu (IFR), kulüplerin yarısından fazlasının teknik açıdan ödeme güçlüğü yaşadığını ortaya koyarken mevcut mali yapının değişmemesi halinde futbol sektörünü ağır bir krizin beklediği uyarısında bulundu.

IFR’nin yayımladığı “Oyunun Durumu” başlıklı rapora göre İngiliz futbol kulüpleri 1992’den bu yana ülke ekonomisinden 10 kat daha hızlı büyüdü. Ancak en üst düzey beş ligdeki kulüplerin yüzde 94’ü, 2025/26 sezonunu zararla kapattı.

2025 yılında İngiltere’de kabul edilen Futbol Yönetimi Yasası uyarınca kurulan IFR, Avrupa Süper Ligi girişimi ve kulüplerdeki mali usulsüzlüklerin ardından futbolun mali denetimini güçlendirmek amacıyla oluşturuldu. Kurum, Manchester City hakkındaki mali usulsüzlük iddialarına ilişkin soruşturmalarda da rol üstleniyor.

Kulüplerin üçte ikisi dış finansman olmadan ayakta kalamıyor

Rapora göre Premier Lig kulüplerinin yüzde 20’si, İngiltere Futbol Ligi (EFL) bünyesindeki ikinci, üçüncü ve dördüncü ligler ile beşinci, altıncı ve yedinci kademeleri kapsayan Ulusal Lig sistemindeki kulüplerin ise yüzde 60’ı teknik açıdan ödeme güçlüğü yaşıyor.

EFL ve Ulusal Lig kapsamındaki 17 kulüp, futbolcularına hiç maaş ödemese bile zarar etmekten kurtulamıyor. Bu liglerdeki kulüplerin yüzde 60’ından fazlasının mali yükümlülükleri, bilançolarında kayıtlı varlıklarının değerini aşıyor.

Kulüplerin yüzde 66’sı, yeni sahiplerinden finansman desteği alamamaları halinde 90 günden fazla faaliyetlerini sürdüremeyeceklerini bildirdi. Bu süreyi 30 günün altında gösteren kulüplerin oranı yüzde 29’a ulaşırken kulüplerin yüzde 68’inin mevcut sahiplerinin ayrılması ihtimaline karşı hazırlanmış herhangi bir eylem planı yok.

Futbolcu maaşları kulüplerin gelirlerini tüketiyor

İngiliz futbolunda mali sorunları derinleştiren başlıca etkenlerden biri, futbolcu ücretlerindeki artış. Rapora göre 2021’den bu yana bütün liglerde maaş harcamaları belirgin biçimde yükseldi.

Maaş giderlerinin gelirlere oranı Premier Lig’de ortalama yüzde 33, ikinci kademe Championship’te yüzde 32, üçüncü ligde yüzde 71, dördüncü ligde ise yüzde 63 düzeyinde.

Alt liglerdeki 20 kulüp, gelirlerinin yüzde 80’inden fazlasını futbolcu maaşlarına harcadı. Üçüncü ligde mücadele eden iki kulüpte ise maaş giderleri toplam gelirin tamamına ulaştı.

EFL kulüplerinin ankete katılan sahiplerinin yüzde 94’ü, harcamaların daha sıkı denetlenmesini destekledi. Kulüp sahipleri, İngiliz futbolunun karşı karşıya olduğu en büyük sorunun futbolcu maaşları olduğunu belirtti.

Bazı kulüpler, mali düzenlemelere uyum sağlamak amacıyla kadın futbol takımlarını, otellerini ve diğer varlıklarını satmaya yöneldi. Ancak IFR’ye göre bu satışlar, kulüplerin yapısal mali sorunlarını çözmüyor.

Transfer borçları 3,3 milyar sterline ulaştı

Raporda, transfer harcamalarından kaynaklanan net borçların giderek arttığına da dikkat çekildi. Transfer bedellerinin ertelenerek ödenmesi ve gelecekteki transfer gelirlerinin teminat gösterilerek bugünden finansmana dönüştürülmesi, kulüplerin mali çöküş riskini artırıyor.

2020/21 sezonunda 55 milyon sterlin düzeyindeki transfer finansmanı, 2024/25 sezonunda 779 milyon sterline yükseldi. Böylece söz konusu finansman hacmi dört sezonda 14 kattan fazla arttı.

Bugüne kadar gelecekte elde edilmesi beklenen yaklaşık 1,2 milyar sterlinlik transfer geliri önceden nakde çevrildi. Bu tutar, 2020/21 sezonundaki seviyenin yaklaşık 22 katına karşılık geliyor.

İngiliz futbolunda transfer sözleşmelerinden kaynaklanan ödeme yükümlülükleri, transferlerden elde edilen gelirlerin 3,3 katına ulaştı. Kulüpler 2025/26 sezonunda 4,8 milyar sterlinlik transfer ödemesi yükümlülüğü ve 1,5 milyar sterlinlik transfer geliri bildirdi. Böylece net transfer borcu yaklaşık 3,3 milyar sterlin olarak hesaplandı.

Premier Lig’de gelir uçurumu giderek büyüyor

İngiliz futbol kulüplerinin 2025/26 sezonundaki toplam geliri 9 milyar sterline ulaşmasına rağmen bu kaynağın büyük bölümü Premier Lig’de toplandı. Üst düzey kulüplerin Avrupa kupalarından elde ettiği gelirler de aradaki farkı büyüttü.

İngiliz takımları, UEFA Şampiyonlar Ligi’nin lig aşamasına katılımlarından ortalama 80 milyon sterlin gelir elde ediyor. Chelsea ise 2025 FIFA Kulüpler Dünya Kupası’nı kazanarak 84 milyon sterlinden fazla gelir sağladı.

Premier Lig’in en yüksek gelirli altı kulübü ile diğer takımları arasındaki fark son otuz yılda belirgin biçimde açıldı. 1992/93 sezonunda en yüksek gelirli altı kulübün ortalama geliri diğer kulüplerinkinden 9,4 milyon sterlin fazlayken bu fark 2024/25 sezonunda 421 milyon sterline yükseldi.

Premier Lig gelirlerinin yüzde 56’sı en yüksek gelirli altı kulübe giderken kalan 14 takım toplam gelirin yüzde 44’ünü paylaşıyor.

Üst lig ile alt ligler arasındaki eşitsizlik de büyüyor. Premier Lig’deki bir kulübün ortalama geliri, Championship’te mücadele eden bir kulübün gelirinin sekiz katını aşıyor. Bu oran 1992/93 sezonunda 2,7 düzeyindeydi.

Premier Lig ile EFL arasında, üst lig gelirlerinin futbol piramidinin diğer kademeleriyle daha geniş ölçekte paylaşılmasını sağlayacak yeni finansman düzenlemesi konusunda yıllardır süren görüşmelerden henüz anlaşma çıkmadı.

Raporda, Premier Lig’den Championship’e düşen kulüplere yapılan mali destek ödemeleri de eleştirildi. IFR’ye göre mevcut sistem, Championship kulüplerini mali imkanlarının üzerinde harcama yapmaya yöneltiyor ve futbolcu maaşlarındaki enflasyonu körüklüyor.

Düzenleyici kurum müdahale yetkisini kullanabileceği uyarısı yaptı

IFR, mali denetimlerin sıkılaştırılması ve hukuki süreçlerin artmasının kulüplerin maliyetlerini yükseltebileceğini, bunun da İngiliz futbolunun yatırımcılar açısından cazibesini azaltabileceğini belirtti.

Kurum, kulüplere mevcut sahiplerinin finansman desteğini kesmesi ihtimaline karşı güvenilir eylem planları hazırlama çağrısında bulundu. Ligler arasındaki gelir paylaşımının yeniden düzenlenmesini, kulüplerin zararlarının azaltılmasını ve alt ligler için uzun vadeli kalkınma stratejisi geliştirilmesini istedi.

IFR, gerekli değişikliklerin futbolun kendi kurumları arasında uzlaşmayla gerçekleştirilememesi halinde düzenleyici yetkilerini kullanabileceğini de hatırlattı.

Kurum, “Futbol kendi içinde çözüm üretemezse” sonraki adımları değerlendireceğini ve uzun vadeli değişimi sağlamak amacıyla “elindeki bütün yetkileri kullanmaktan çekinmeyeceğini” açıkladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English