Avrupa
Avrupa Dörtlüsü, ABD’nin NATO rolünü devralabilir mi?

ABD’nin NATO ittifakında bıraktığı boşluğu Almanya, Britanya, Fransa ve Polonya’nın kapatabileceği öne sürülse de bu grup Amerika liderliğindeki ittifaktan çok daha savunmasız olacak.
Politico’da yer alan analize göre Donald Trump ilk kez başkan olduğunda NATO’dan neredeyse çıkıyordu; şimdi yeniden göreve geldi ve “her zamankinden daha öngörülemez.”
Bu hafta Lahey’de bir araya gelecek NATO liderleri, ABD ‘aşkanının Ukrayna’yı terk edeceğinden endişeli. Onu yatıştırmak ve Rusya karşısında Avrupa’yı yalnız bırakmamasını sağlamak için büyük bir savunma harcaması artışını kabul etmeleri bekleniyor.
Politico’ya göre Avrupa’nın sorunu, ABD’nin daha az müdahalesini gerçekten telafi edebilecek belirgin bir ülke veya Almanya, Britanya, Fransa ve Polonya gibi bir ülke grubu olmaması.
Ayrıca Avrupa ülkeleri, her biri büyük mali, askeri ve siyasi zorluklarla karşı karşıya.
‘ABD oyun alanına düzen getiriyordu’
Üst düzey bir Fransız askeri yetkili, “Amerikan liderliğinin avantajı, o kadar üstün, büyük ve iyilikseverdi ki kimse buna itiraz edemiyordu: Oyun alanına düzen getirdi, kararların kim tarafından alındığına dair hiçbir şüphe yoktu” diyor.
Washington’un NATO veya Avrupa güvenliğinin arkasındaki itici güç olmadığı bir durumda, “artık gerçek bir alfa erkek kalmaz” diye ekleyen Fransız yetkili, “Başka hiç kimse güç kullanarak üstünlüğünü iddia edemez,” ifadelerini kullanıyor.
Politico ve WELT, ondan fazla mevcut ve eski Avrupalı ve Amerikalı politika yapıcı, askeri yetkili ve akademisyenle, Amerika’nın rolünün azalması durumunda NATO ve Avrupa güvenliğinin nasıl olacağı konusunda konuştu.
Herkes ABD’nin NATO’dan gerçekten çekilmesinin olası olmadığını vurgularken, askeri ittifakın değişmesi gerektiği ve bunun diğer ülkeleri daha fazla liderlik rolü üstlenmeye itebileceği konusunda geniş bir mutabakat var.
Bu arada, müttefik liderler Trump’ın Lahey’den mutlu ayrılmasını sağlamak için ona karşı dikkatli davranacaklar.
Eski Litvanya Dışişleri Bakanı Gabrielius Landsbergis, “ABD’nin Avrupa’da kalacağını ve karşılıklı savunma taahhüdünü teyit edeceğini ummak yerine, bir nedenden ötürü ABD’nin orada olmaması veya beklediğimiz şekilde davranmaması durumunda bunun nasıl işleyeceğini düşünmeliyiz,” uyarısında bulundu.
Avrupa’da değişim kaçınılmaz
Avrupalılar on yıllardır ABD’ye güveniyordu. Washington’un konvansiyonel ve nükleer silahları, ortak askeri, iktisadi, siyasi ve kültürel bağlara dayanan transatlantik ittifakta temel “güvenlik” sağladı.
Politico’ya göre tüm bunlar şimdi değişiyor ve Avrupa’yı kendine bazı zor sorular sormaya zorluyor.
ABD yönetimi, Rusya’nın önümüzdeki beş yıl içinde NATO topraklarına saldırı düzenleyebileceği endişelerinin artmasına rağmen, Avrupa’da konuşlanmış bazı ABD askerlerinin başka yerlere yeniden konuşlandırılıp konuşlandırılmayacağını değerlendirmek için bir inceleme yürütüyor.
Washington, NATO’ya bağlı kalacağını ısrarla vurguluyor fakat değişiklikler kapıda. ABD’nin NATO Büyükelçisi Matthew Whitaker, NATO zirvesinden sonra müttefiklerle ABD askerlerinin azaltılması konusunda görüşmelere başlayacaklarını söyledi.
Ayrıca, müttefikler ordularına yeterli miktarda para yatırdığı sürece ABD’nin NATO’nun ortak savunma maddesi olan 5. maddeye bağlı olduğunu da belirtti.
Birçok Avrupa başkentinde, ABD’nin güvenilir bir müttefik olmayabileceği fikrine karşı isteksizlik var. Landsbergis, “Bu birçokları için rahatsız edici bir konu. Bunu konuşma fırsatına sahip olduğum için kendimi ayrıcalıklı hissediyorum, çünkü bakan olduğum zamankinden daha özgürüm. Birçok kişi, bu konuyu açarsan NATO’yu zayıflatırsın diye düşünüyor,” diye konuşuyor.
Doğu Avrupa’da ABD’ye ihtiyaç sürüyor
Rusya’ya ne kadar yakın olunursa, Amerika ve onun askerleri, tankları, savaş uçakları, füzeleri, ağır yük taşıma kapasitesi ve nükleer silahlarının buradan ayrılmayacağına dair ısrar o kadar güçlü oluyor.
Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Paweł Zalewski, “Amerikalıların NATO kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirdiğini teyit edebilirim. Aramızdaki iletişim ve işbirliği çok iyi. Trump’ın söylemleri, Avrupalıları kendi kıtalarının savunmasına daha fazla yatırım yapmaya ikna etmeyi amaçlıyor. Bu işe yarıyor ve Polonya olarak bundan memnunuz,” diyor.
Birçok Avrupalı da Trump’ın bu tavrının geçip transatlantik ilişkilerin geçmiş on yıllardaki alışılagelmiş düzene döneceğini umuyor.
SIPRI’den Kunz, “Avrupalılar arasında sorunun boyutu ve süresi konusunda anlaşmazlık var. Hâlâ, 2028’de Beyaz Saray’a iyi bir adamın dönmesiyle normale dönebileceğimiz veya Trump ile anlaşmalar yapabileceğimiz için hemen bir B planı düşünmenin anlamsız olduğunu düşünenler var,” iddiasında bulunuyor.
Başkentlerin, Avrupa’nın güvenliğinde ABD’nin daha az rol oynadığı bir geleceği düşünmek istememelerinin birçok nedeni var. Yetkililer, bu konuyu kamuoyunda tartışmanın bile “Putin’e karşı zayıflık” izlenimi verebileceğini savunuyor.
Bunun nedenlerinden biri, ABD’nin askeri teçhizatını ve desteğini ikame etmenin ne kadar zor olacağı. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsünün (IISS) geçen ay yayınlanan bir araştırmasına göre, ABD silahlarının ve 128.000 askerinin aynı özelliklere sahip muadilleriyle değiştirilmesinin maliyeti 25 yılda yaklaşık 1 trilyon dolara ulaşacak.
En acil bağımlılıklar, uydular, derin vuruş kabiliyetleri, havada yakıt ikmali ve taktik nakliye gibi kritik öneme sahip unsurlar.
Alman Hıristiyan Demokrat milletvekili Norbert Röttgen, “Amacımız NATO içinde ABD’nin yerini almak değil, onu daha fazla Avrupa kapasitesiyle tamamlamaktır. Güvenilir bir nükleer caydırıcılık gibi bazı ABD kapasiteleri, Avrupalılar tarafından uzun yıllar boyunca sağlanamazdı,” diyor.
Bu konudan kaçınmanın diğer bir nedeni de, Politico’ya göre, “kendi kendini gerçekleştiren kehanet” korkusu: Avrupa öne çıkıp kıtanın savunma yükünün çoğunu üstlenirse, bu ABD’nin NATO’daki rolünü daha da azaltması için bir bahane olabilir, ki bu da çoğu Avrupalının istemediği bir durum.
Eski Alman Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, “ABD’nin Avrupa’dan ayrılma olasılığı söz konusu olduğunda, bu gelişmeyi hızlandıracak hiçbir şey yapmamalıyız,” diyor.
Polonya ve Litvanya gibi ön saflarda yer alan ülkelerin yanı sıra, Birleşik Krallık da kendi stratejik çıkarları ile ABD’nin çıkarları arasındaki farklılıklar konusunda herhangi bir tartışmayı kesintiye uğratma konusunda özellikle katı bir tutum sergiliyor.
İngiliz bakanlar ve yetkililer, kamuoyunda ve özel görüşmelerde, ABD’nin NATO’ya bağlılığının tam olduğunu vurgularken, Avrupa ülkelerinin kendi savunmaları konusunda daha fazla sorumluluk alması gerektiğini kabul ediyor.
Örneğin savunma alanında deneyimli bir İngiliz milletvekili, Amerika’ya karşı “dikkatli” davranılması gerektiğini söylüyor.
Öte yandan birçok eski ve mevcut Avrupalı yetkili, Avrupalıların her türlü senaryoya hazırlıklı olması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.
Fischer, “İki yol üzerinde düşünerek hazırlık yapmalıyız: biri Amerika ile, diğeri sadece Avrupa ile,” diye uyarıyor.
Avrupa koalisyonu mümkün mü?
NATO’nun geleceği hakkındaki tartışmaların çoğunda, Amerika’nın yerini almanın ortak bir çaba gerektireceği kabul ediliyor.
Geri çekilen Amerika’nın yerini almaya yönelik ilk örneklerden biri, Kiev’e askeri yardımı koordine etmek için ABD tarafından kurulan gayri resmi bir oluşum olan Ukrayna Savunma Temas Grubu. Washington, Trump döneminde grubun liderliğini bıraktı ve şu anda Almanya ve İngiltere ikilisi tarafından yönetiliyor.
Bir diğer örnek ise, ateşkes durumunda Ukrayna’ya güvenlik garantisi sağlamak için Londra ve Paris’in öncülüğünde kurulan “istekliler koalisyonu.”
Bu, hiçbir Avrupa ülkesinin, savaştan bu yana ABD’nin yaptığı gibi Avrupa güvenliği konusunda tek başına liderlik iddiasında bulunamayacağını gösteriyor.
Fischer, Politico ve WELT’in görüştüğü çoğu kişinin görüşünü yineleyerek, “Fransa, İngiltere, Almanya, Polonya; bunlar belirleyici faktörler olacak. Küçük Baltık ve İskandinav ülkeleri de önemli bir sese sahip olacak,” diyor.
Eski milletvekili ve eski Fransız savunma bakan yardımcısı Jean-Louis Thiériot’ya göre, ABD’nin liderlik rolündeki azalmayı telafi etmek için “genellikle bir koalisyon senaryosu içinde” bulunuyorlar.
Ne var ki eski milletvekiline göre Almanya, Fransa ve Polonya’dan oluşan Weimar Üçgeninin ötesine geçip bu koalisyonu İngiltere’yi de içerecek şekilde genişletmek çok önemli, dedi.
Milletvekili, dört ülkenin her birinin masaya kendi varlıklarını getireceğini açıkladı: Paris ve Londra nükleer güçler, Berlin iktisadi ağırlık merkezi, Varşova ise Rusya tehdidini çok iyi anlıyor ve Avrupa’nın en büyük ordusuna (Türkiye hariç) ve gayri safi yurtiçi hasılanın en yüksek savunma bütçesine sahip NATO ülkesi.
Ne var ki her ülke aynı zamanda zayıf halka da olabilir. Liderlik rolünü üstlenmeye en istekli iki ülke olan Fransa ve İngiltere’nin savunmaya harcayacak parası olup olmadığı belirsiz.
Fransa’nın kamu maliyesi çok kötü durumda ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkesinin savunma harcamalarını nasıl artıracağını hâlâ açıklamadı. Ayrıca, Fransa’nın NATO’ya tam bağlılığı oldukça yeni ve ön saflardaki ülkelerle güven ilişkisi hala gelişme aşamasında.
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer de benzer bütçe baskıları altında ve aynı zamanda bir güvenilirlik sorunu ile karşı karşıya. İngiliz RUSI düşünce kuruluşunda araştırmacı Ed Arnold, 2025’te kurulacağı vaat edilen yeni kara kuvvetleri tümeninin 2030’a ertelendiğini hatırlatarak, “Sorun her zaman NATO’ya çok şey vaat etmemiz, ama vaatlerimizi yerine getirmememiz olmuştur,” diyor.
Geleneksel olarak Amerika yanlısı Polonya, Trump yönetimine bir köprü görevi görebilir, fakat milliyetçi-muhafazakâr Hukuk ve Adalet’in (PiS) desteklediği Karol Nawrocki’nin cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki zaferi, Başbakan Donald Tusk’ı zayıflattı.
Tusk’ın hükümeti, 2027’deki parlamento seçimlerine kadar sürekli bir kriz içinde kalacak ve iç siyasi felç, dış politikada daha az ağırlık kazanmasına neden olacak.
Polonya, artan savunma harcamalarının yol açtığı hızlı büyüyen bütçe açığı nedeniyle de alarm zillerini çalıyor.
Almanya’ya gelince, Şansölye Friedrich Merz’in, seçim kampanyasında ABD’den daha fazla özerklik gerektiğine dair büyük açıklamalara rağmen, liderlik rolünü üstlenme konusundaki siyasi iradesine şüpheler var.
‘Popülist dalga’ Avrupa’yı sararsa işler sarpa sarabilir
Daha önce bahsedilen Fransız askeri yetkili, Fransa, İngiltere ve Almanya’daki popülist, sağ partilerin liderlerine atıfta bulunarak, “Bugün Macron, Starmer ve Merz ile işe yarayan şeyler, yarın Marine Le Pen, Nigel Farage ve Alice Weidel ile işe yaramayabilir. Bugün olduklarının tam tersi haline gelebilecek ülkelerle nasıl bir şey inşa edilebilir?” diye soruyor.
Alman Marshall Fonunda araştırma görevlisi Gesine Weber, “Herkes bunun [işbirliği için] bir fırsat penceresi olduğu konusunda hemfikir, ancak iki nükleer gücün iç siyasi gidişatı, diğer Avrupalıları onların gelecekteki güvenilirliği konusunda şüpheye düşürüyor,” diyor.
Fakat bu durumun mevcut Avrupalı liderlerin birlikte çalışmasını engellememesi gerektiğini de ekliyor.
Weber, “Avrupalılar için önemli olan, Fransa veya Birleşik Krallık’taki gelecekteki hükümetlerin savunma ittifaklarına daha az bağlı olacağından korkarak felce uğramamak. Ölümden korktukları için intihar etmemeleri çok önemli,” diye belirtiyor.
Avrupa
Hamburg, Alman militarizminin odak noktası haline geliyor

Perşembe gününden bu yana, Hamburg’daki Alman Silahlı Kuvvetleri ve sivil kuruluşlar, birliklerin NATO’nun doğu kanadına sevkini simüle eden tatbikatlar yürütüyor.
“Red Storm Charlie” tatbikatının temel senaryosu, bir Rusya saldırısından önce (dolayısıyla olağanüstü hal veya savunma alarmı ilan edilmeden önce) Baltık ülkelerine yönelik bir seferberlik.
German Foreign Policy’ye göre bu da, ülke içinde baskıların büyük ölçüde artırılmasına imkân tanıyan olağanüstü hal yasalarının yürürlüğe konmaması anlamına gelecek.
İki yıl önce Red Storm Alpha ile başlayan ve geçen yıl Red Storm Bravo ile devam eden Red Storm tatbikat serisinin merkezinde, Rusya’ya yönelik askeri seferberlik için “sivil destek hizmetlerinin” seferber edilmesi yer alıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri’ne (Bundeswehr) göre, Doğu Cephesi’ne sevk edilmek üzere toplam 500 asker, ağır teçhizatla eğitim görüyor.
Tatbikat sadece askeri eğitim alanlarında değil, aynı zamanda sivil yaşamın tam ortasında da gerçekleştiriliyor.
Sorumlu Hamburg Bölge Komutanlığı’ndan Yarbay Jürgen Bredtmann, Red Storm Bravo’nun ardından, askerlerin “gülümsediğini” ve “nihayet böyle bir şeyi tatmin edici bir şekilde uygulayabildikleri [için] son derece heyecanlandıklarını” söylüyor.
Sivil yerleşimlerde bu türden “serbest alan” tatbikatları giderek daha sık gerçekleştiriliyor.
Ne barış ne savaş
Yarbay Bredtmann’a göre, ordu bu askeri konvoy seferlerini Hamburg’un kentsel alanında ağırlıklı olarak gece saatlerinde gerçekleştirmeyi planlıyor.
Alman subay, barış zamanında “bir cuma öğleden sonra, yoğun saat trafiğinde bir araç konvoyunu geçirmenin zor olacağını” kabul ediyor.
Alman Anayasası, savaş durumunda devlet kurumlarının, sivilleri ve işletme sahiplerini ordunun hizmetinde işgücü ve malzeme katkısı sağlamaya zorlamak için geniş kapsamlı olağanüstü yetkiler kullanmasına izin veriyor.
Örneğin, şirket binalarını askeri araçlar için dinlenme alanlarına dönüştürmek, sivil kamyonlara el koymak veya sağlık personelini askeri hastanelerde çalışmaya zorlamak bunlar arasında.
Bu tür durumlarda baskıcı önlemlerin kapsamı da genişler; buna, isyancılara karşı anayasal olarak izin verilen ordunun sevk edilmesi de dahil.
Fakat Red Storm Charlie tatbikatıyla ordu, artık açıkça “askeri güçlerin doğu ittifak topraklarına yönelik ihtiyati yeniden konuşlandırılması” için eğitim görüyor.
Yani, sık sık bahsedilen “Rus saldırısı” gerçekleşmeden önce doğuya doğru seferberlik yapılıyor.
Bundeswehr, Red Storm Charlie ile ilgili olarak şunları belirtiyor:
“Tasvir edilen senaryoda, Alman Federal Meclisi tarafından belirlenen bir gerginlik durumu veya savunma durumu henüz mevcut değildir; bu nedenle, hukuki açıdan barış halinde kalmaya devam ediyoruz.”
“Sivil” güçler orduya entegre ediliyor
Berlin, iç ulusal savunmasında, Doğu Cephesi’ndeki çatışmalar için mümkün olduğunca çok sayıda askeri serbest bırakabilmek amacıyla öncelikle sivil güçlere güveniyor.
Geride sadece birkaç asker kalacak; geri kalan işler “vatan savunma güçleri” (yani askeri yedek kuvvetler) ve siviller tarafından üstlenilecek.
Red Storm’un amacının “tüm katılımcıların operasyonel yeteneklerini geliştirmek” olduğu söyleniyor.
Federal Polise ek olarak, katılımcılar arasında Hamburg, Aşağı Saksonya ve Schleswig-Holstein’dan polis güçleri; itfaiye ve Federal Teknik Yardım Ajansı (THW); Hamburg-Eppendorf Üniversite Tıp Merkezi; Alman Kızılhaçı; havaalanı, liman ve Hamburg yüksek raylı sistemi; Ticaret ve Zanaat Odaları; Lufthansa; Airbus; Blohm + Voss; Philips; Hamburg Ticaret Fuarı ve Edeka yer alıyor.
Yerel medya da desteğini esirgemiyor: Tatbikat vesilesiyle NDR, Federal Sivil Koruma ve Afet Yardımı Dairesi’nin (BBK) tavsiyelerini yayınlıyor.
Bu tavsiyelere göre tüm Almanlar, nükleer silaha sahip Rusya ile bir savaşa hazırlık amacıyla 20 litre su, 14 günlük yiyecek, ilaç, acil durum kiti ve el kranklı bir radyo stoklamalı.
Savaş hazırlığına perakende zinciri de katıldı
Edeka perakende zinciri, sadece bu yılki Red Storm tatbikatını desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda BBK’nın savaş hazırlık önlemlerinin uygulanmasına da katılıyor.
Savaş hazırlığını teşvik eden halkla ilişkiler çabalarının ve konvoy kampanyasına katılımın yanı sıra, Edeka ve Edeka Grubu’na ait indirimli market zinciri Netto, savaş tatbikatının bir parçası olarak, “özel olarak geliştirilmiş acil durum sırt çantası”nı, “özel kriz hazırlığı için kompakt bir temel” olarak pazarlıyor. Çantaya, bir paketleme listesi ve el kranklı bir radyo da dahil.
Ayrıca Edeka, Bundeswehr’in açıkça dahil olmadığı bir Ticaret Odası girişimi olan Red Storm Business’e de katılıyor.
Ticaret Odası, sivil bir eğitim programı olan Red Storm Business ile şirketlerin “kendi eylem yeteneklerini” test etmek amacıyla “kendi operasyonları kapsamında belirli bir kriz senaryosunu uygulamalı olarak deneyimlemelerini” sağlamayı hedefliyor.
Tatbikat, uzun süreli bir elektrik kesintisini simüle ediyor. Edeka’nın yanı sıra Airbus, Rheinmetall, Deutsche Bahn, Unilever ve Hamburger Hochbahn gibi şirketlerin yanı sıra küçük ve orta ölçekli işletmeler de dahil olmak üzere 160’tan fazla şirket bu tatbikata gönüllü olarak kaydoldu.
Alman ordusu olası protestolara hazırlanıyor
Fakat sivil halk sadece destek vermekle kalmıyor, aynı zamanda muhalefetini de dile getiriyor.
GEW gibi sendikalardan Disarm Rheinmetall gibi gruplara kadar uzanan, giderek büyüyen savaş karşıtı hareketin çok sayıda örgütü, tatbikata karşı protesto ve direniş çağrısında bulunuyor.
Öte yandan sivil protestolarla başa çıkmak da elbette Red Storm tatbikat serisinin açık bir parçası: Geçen yıla ait görüntülerde, kırmızı piroteknik malzemelerle simüle edilmiş bir oturma eylemi ablukası ve kendilerini yere yapıştırmış kişiler görülüyordu.
Tatbikatta Bundeswehr askerleri bu ablukayı aşmak zorundaydı.
Buna bağlı olarak, federal hükümet bir seferberlik durumunda halkın, tırmanan gösterilerden ve abluka eylemlerinden sabotaja kadar uzanan kitlesel protestolar düzenleyeceğini öngörüyor.
Ukrayna savaşını eleştirenler iç istihbaratın takibinde
Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı (Anayasa Koruma Federal Dairesi – BfV) başkanı Sinan Selen’e göre, “memnuniyetsizlik” ya da sadece “mevcut sisteme yönelik eleştiri” bile, “Rus anlatılarına” karşı “zayıf noktalar” oluşturduğu için şüpheli olarak değerlendirilmeli.
Selen’e göre, BfV ve polis tarafından ortaklaşa yürütülen “Tek Kullanımlık Ajan Olma” kampanyası, “Ukrayna çatışmasına eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşan… ve Rusya’yla ilgilenen” kişileri hedef almayı amaçlıyor.
Son zamanlarda birkaç trafo merkezine yönelik saldırılar meydana geldiğinde, polis sadece şüpheli bir “aşırı sol arka plan”ı değil, aynı zamanda olayların “yabancı bir devlet tarafından yönlendirilmiş sabotaj” olup olmadığını da soruşturdu.
Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, “aşırılık unsurları ile devlet terörizmi arasında” bağlantılar olabileceğini öne sürdü; “birinin diğerine bağlı olup olmadığı”nın, “soruşturmaların bir parçası olarak her zaman incelendiğini” de ekledi.
Sivil-askeri işbirliğinin genişlemesiyle birlikte, devlet kurumları orduyla polis, iç ve dış istihbarat servisleri arasındaki sınırları giderek daha da bulanıklaştırıyor.
Avrupa
ABD, yapay zekada İngiltere’nin erken erişimini engellemek istiyor

Beyaz Saray, OpenAI ve Anthropic’ten yeni yapay zeka modellerini ABD hükümetinin testlerinden geçmeden İngiltere’deki kurumlara açmamasını istedi. Washington’ın bu adımı, teknoloji şirketlerini İngiliz denetçiler ile Donald Trump yönetimi arasında bıraktı.
Beyaz Saray, yapay zeka geliştiricileri OpenAI ve Anthropic’ten, yeni geliştirdikleri modelleri ABD hükümetinin denetimindeki testler tamamlanmadan İngiltere’deki test kurumuna iletmemelerini istedi.
Politico’nun üst düzey bir Washington yetkilisine ve konuyu yakından takip eden bir kaynağa dayandırdığı habere göre talep, yeni modellerin denetim süreçlerini doğrudan hedef alıyor.
ChatGPT’yi geliştiren OpenAI ile Claude’un arkasındaki Anthropic, Washington’ın bu girişimiyle zorlu bir tercihle karşı karşıya kaldı.
Şirketler, küresel çaptaki önemli bir kamu denetçisini geri çevirmek ile ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle ilişkileri bozma riski arasında bir seçim yapmak zorunda kalıyor.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan ABD hükümeti yetkilisi, yapay zeka geliştiricilerine iletilen talebi şu sözlerle savundu:
“Bunlar Amerikan şirketleridir ve geleceğe dönük her yeni model için benimsediğimiz politika budur.”
İngiltere Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü (AISI), kamu kaynakları bakımından dünyanın en donanımlı resmi test kurumları arasında gösteriliyor ve daha önce geliştirilen modeller üzerinde ayrıcalıklı erken erişim hakkına sahipti.
Anthropic’in Washington’ın getirdiği şartı benimsediği görülüyor.
Şirket, eylül ayı başında yeni modeli Claude Mythos 5.1’i tanıtırken, sistemin şu anda sadece “ABD’deki belirli kuruluşların” kullanımına açık olduğunu duyurdu.
Şirket açıklamasında, “Yerli ve uluslararası ortaklardan oluşan daha geniş bir çevreye erişimi en kısa sürede sağlamak adına ABD hükümetiyle koordinasyon halindeyiz” ifadelerine yer verdi.
İngiliz Parlamentosu’na bir mektup gönderen AISI Direktörü Henry de Zoete, kurumun yeni modellerin güvenliğini artırmak amacıyla ABD Yapay Zeka Standartları ve İnovasyon Merkezi (CAISI) gibi Amerikalı meslektaşlarıyla yakın temas içinde çalıştığını kaydetti.
De Zoete, enstitü uzmanlarının ChatGPT-6 Astra modeline, OpenAI’ın sistemi eylül ayı başında kamuoyuna duyurmasından bir ay önce erken erişim sağladığı bilgisini paylaştı.
ABD Başkanı Trump daha önce OpenAI yöneticisi Sam Altman, Anthropic yöneticisi Dario Amodei ve xAI yöneticisi Elon Musk’ın küresel güvenlik tehditlerini önlemek amacıyla yapay zekanın gelişim hızını yavaşlatma yönündeki çağrılarını geri çevirmişti.
Trump, ABD’nin bu alanda Çin’in önünde yer aldığını vurgulayarak Washington’ın teknoloji yarışında geriye düşmesine izin veremeyeceğini savunuyor.
Avrupa
AB ülkeleri Göç Paktı’nı ağırlaştırmak için yeni adımlar planlıyor

AB başkentleri, yürürlüğe girmesinden aylar sonra Göç ve İltica Paktı’nda yeni değişiklikler yapılması için hazırlıklara başladı. Almanya’nın ev sahipliğinde Münih’te toplanacak yaklaşık 18 ülkenin temsilcileri, iltica kurallarının esnetilmesini ve ağır suçluların sınır dışı edilmesinin kolaylaştırılmasını ele alacak.
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, sınır güvenliği ve iltica kurallarını kökten değiştiren Göç ve İltica Paktı’nın yürürlüğe girmesinden yalnızca aylar sonra, yeni yasal düzenlemeler için zemin yokluyor.
Geniş katılımlı bir grup ülkenin bakanları, söz konusu paktta yapılabilecek değişiklikleri ele almak üzere cumartesi günü Münih’te toplanıyor.
Euractiv haber sitesinin ulaştığı toplantı belgesine göre gündemin ilk sırasında, Avrupa Komisyonu’na 2027 ortasına kadar bir “sadeleştirme” yasa paketi hazırlama çağrısı yapılması yer alıyor.
Toplantıda iltica prosedürlerinin basitleştirilmesi ve aralarında ağır suçluların da yer aldığı belirli vakalarda koruma statüsünün iptal edilip bu kişilerin sınır dışı edilmesinin kolaylaştırılması masaya yatırılacak.
Katılımcılar ayrıca iltica süreçlerindeki tercüme işlemlerinde yapay zeka kullanımına yasal dayanak oluşturacak adımları değerlendirecek.
Ele alınan seçenekler arasında ilk tarama süreçlerinin hızlandırılması ve AB’nin göç veri tabanı Eurodac’ın tarama esnasında toplanan verileri içerecek şekilde genişletilmesi de öne çıkıyor.
Bu adım, ulusal makamların AB göç sistemine giren kişilere ait daha kapsamlı kayıtlara erişmesini amaçlıyor.
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in ev sahipliğinde düzenlenen Münih buluşması, Göç ve İltica Paktı’nın tüm birlik genelinde uygulanmaya başlamasından üç ay sonra gerçekleşiyor.
Toplantıya aralarında AB üyelerinin ve İngiltere gibi blok dışındaki aktörlerin de yer aldığı yaklaşık 18 ülkenin katılması bekleniyor.
AB içişleri bakanları ise ekim ayındaki zirvede liderlerin yürüteceği stratejik göç tartışmalarına hazırlık amacıyla gelecek hafta Lüksemburg’da bir araya gelecek.
Birliğin temel göç paktı, AB’nin dış sınırlarında yer alan ülkeler ile daha kuzey ve batıda kalan hükümetler arasındaki hassas bir uzlaşmanın sonucunda kabul edilmişti.
Maddelerin tek tek yeniden müzakereye açılması, geçmiş görüşmeleri zorlaştıran görüş ayrılıklarını yeniden canlandırma ve varılan uzlaşmaları tartışmaya açma riski barındırıyor.
Öte yandan Avrupa Parlamentosu’ndaki mevcut dönemde merkez sağ ve sağ partiler, daha kısıtlayıcı düzenlemeleri geçirebilecek sayısal gücü elinde tutuyor.
AB başkentleri, üçüncü ülkelerde geri gönderme merkezlerinin kurulmasına imkan tanıyan yeni bir geri dönüş çerçevesi de dahil olmak üzere daha sert kurallara destek vermişti.
Birçok hükümet bu seçeneği sahada hayata geçirmeye çalışıyor.
Almanya, Avusturya, Danimarka, Yunanistan ve Hollanda, eylül ayı başında sınır dışı edilmeyi bekleyen düzensiz göçmenlerin nakledilebileceği merkezler için bir takvim ve model üzerinde uzlaşmaya vardı.
Göç eksenindeki tartışmalar, Avrupa Komisyonu’nun AB sınır koruma ajansı Frontex’in işleyiş kurallarında değişiklik planladığı bir dönemde yürütülüyor.
Ajansın üçüncü ülkelerle işbirliği yapma yetkisinin güçlendirilmesi, geri gönderme operasyonlarında daha etkin rol üstlenmesi ve sosyal medyada yayılan dezenformasyonu izleme yetkilerinin genişletilmesi öngörülüyor.
Asya2 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Rusya2 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Avrupa2 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Rusya2 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Asya2 hafta önceSingapur, bürokraside “liyakat” için siyasetçilere milyonlar ödüyor
Asya2 hafta önce“İran ABD üssünü vurmadan önce Çin’den uydu görüntüsü aldı”







