Diplomasi
İran’ın ABD’ye karşı zaferi üzerine düşünceler

Editörün notu: Aşağıda tercümesi verilen makalede Peter Hanseler ve René Zittlau, ABD ile İran arasında imzalanan Versay Mutabakat Muhtırası’nın küresel ve bölgesel düzeydeki jeopolitik yansımalarını ele alıyor. Yazarlar, İran’ın kısıtlı kaynaklarını rasyonel ve vakur bir diplomasiyle yöneterek ABD ve müttefiki İsrail karşısında tescillenmiş bir zafer kazandığını belirtiyor. Anlaşmanın nihai bir barışa dönüşmesinin önündeki temel engeller olarak da İsrail’in Lübnan’dan çekilmeme yönündeki direnci ve Trump’ın taahhütlerine sadık kalma konusundaki kronik güvensizliği öne çıkıyor.
İran’ın ABD’ye karşı zaferi üzerine düşünceler
Peter Hanseler, René Zittlau
Forum Geopolitica
18 Haziran 2026
Donald Trump’ın Mutabakat Muhtırası’nı (MOU) -üstelik Versay’da- imzalayacağını kimse tahmin etmiyordu. İran, küresel güçlerin yer aldığı o büyük masadaki yerini alırken dünya artık başka bir çehreye bürünüyor; zihnimizde, pek çoğu henüz yanıtsız kalan sorular uyanıyor.
Giriş
10 Ocak 1920’de Versay’da imzalanan “Barış Antlaşması”, birkaç büyük imparatorluğun -Çarlık Rusyası, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Alman İmparatorluğu ve uçsuz bucaksız Osmanlı İmparatorluğu’nun- resmen sonunu ilan etmişti. 17 Haziran 2026 Çarşamba günü, buna benzer tarihsel ağırlıkta bir gelişme yaşandı: İnsanlık tarihinin en köklü ve en güçlü medeniyetlerinden biri olan İran’ın, hegemon güçleri dört aydan kısa sürede mağlup ederek dünya devlerinin masasına eşit ortak olarak geri dönmesi. Hak edilmiş bir yer bu; nitekim daha 1 Mart 2026’da, İran’ın bu çatışmadan galip çıkacağını ileri sürdüğümüzde, sesimizi duyuran azınlığın arasındaydık.
Bu yazıda birtakım soruları gündeme getirecek, bunları sıkı bir süzgeçten geçirmeye çalışacak, hatta yer yer cevaplar sunacağız.
Mutabakat muhtırası (MOU) nedir?
Taraflar henüz nihai sözleşmeyi imzalamaya hazır olmadığında mutabakat muhtırası yoluna gitmek en doğru yöntemdir: Bu yolla taraflar müzakereleri sürdürmeyi kabul eder, temel ilkeleri ve çerçeveyi belirlerler. Ardından resmi sözleşme gelmedikçe belgenin hukuki bağlayıcılığı yoktur; işin hukuki boyutu böyledir.
Ne var ki yeni imzalanan bu muhtıranın yarattığı etki, tam anlamıyla jeopolitik bir bombadır. Müzakerelere verilen arada, 28 Şubat 2026’da uluslararası hukuku açıkça çiğneyerek İsrail ile birlikte İran’a ikinci kez saldıran “en büyük” küresel gücün, İran’ın şartlarına boyun eğmek zorunda kaldığını tüm dünya gördü. Elbette ABD, önümüzdeki 60 günlük müzakerelerden dilediği gerekçeyle çekilmekte serbesttir; ancak böyle bir adım, nihayetinde verilen sözden dönmek, hatta bir tür ahde vefasızlık anlamına gelecek ve şüphesiz diplomatik bir hüsranla sonuçlanacaktır.
Dolayısıyla, Versay’da imzalanan bu belgenin salt hukuki açıdan önemi sınırlı kalsa da jeopolitik ve diplomatik düzlemde ABD’ye giydirilmiş adeta bir deli gömleğidir; Amerikan tarihinde eşine rastlanmamış bir durumdur bu.
Muhtıra metni
- ABD ve İran İslam Cumhuriyeti ile mevcut savaştaki müttefikleri, bu muhtırayı imzalayarak Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak durdurulduğunu beyan eder; bundan böyle birbirlerine karşı herhangi bir savaş veya askeri harekat başlatmamayı, birbirlerine karşı güç kullanmaktan veya tehdidinden kaçınmayı ve Lübnan’ın toprak bütünlüğü ile egemenliğini güvence altına almayı taahhüt ederler. Nihai anlaşma, Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın kalıcı olarak sona erdirildiğini ve bu fıkranın diğer hükümlerini teyit edecektir.
- ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi, birbirlerinin iç işlerine karışmaktan kaçınmayı taahhüt ederler.
- ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, karşılıklı rızayla uzatılabilecek şekilde, en fazla 60 gün içinde nihai anlaşmayı müzakere edip tamamlamayı taahhüt ederler.
- Bu muhtıranın imzalanmasıyla birlikte ABD, deniz ablukasını ve İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik tüm engellemeleri kaldırma sürecini başlatacak ve 30 gün içinde ablukaya tamamen son verecektir. Bu süre zarfında gemi trafiği, savaş öncesindeki düzeylerin İran İslam Cumhuriyeti tarafından yeniden tesis edilmesine uygun oranda seyredecektir. ABD ayrıca nihai anlaşmanın ardından 30 gün içinde kuvvetlerini İran İslam Cumhuriyeti yakınlarından çekmeyi taahhüt eder.
- Bu muhtıranın imzalanması üzerine İran İslam Cumhuriyeti, Basra Körfezi’nden Umman Denizi’ne ve tersi istikametteki ticari gemilerin sadece 60 gün boyunca ücretsiz ve güvenli geçişini sağlamak amacıyla elinden gelen en iyi çabayı gösterecektir. Ticari gemi trafiği derhal başlayacak, İran İslam Cumhuriyeti’nin mayın temizleme ve teknik/askeri engelleri kaldırma ihtiyacı göz önünde bulundurularak 30 gün içinde tamamen düzene girecektir. İran İslam Cumhuriyeti, Hürmüz Boğazı’ndaki geleceğe yönelik yönetimi ve denizcilik hizmetlerini tanımlamak amacıyla, diğer Basra Körfezi kıyıdaş devletleriyle görüşerek, yürürlükteki uluslararası hukuk ve boğaz kıyıdaşlarının egemenlik hakları çerçevesinde Umman Sultanlığı ile diyalog yürütecektir.
- ABD, İran İslam Cumhuriyeti’ne ait alanların yeniden imarı ve ekonomik kalkınması amacıyla bölgesel ortaklarıyla birlikte en az 300 milyar dolarlık, karşılıklı olarak mutabık kalınmış kesin bir plan geliştirmeyi taahhüt eder. Bu planın uygulanmasına yönelik mekanizma, 60 gün içinde nihai anlaşmanın parçası olarak netleştirilecektir. İlgili finansal işlemler için gerekli tüm lisans, muafiyet ve izinler ABD tarafından sağlanacaktır.
- ABD; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu kararları ile ABD’nin tüm birincil ve ikincil tek taraflı yaptırımları dahil olmak üzere, İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik her türlü yaptırımı nihai anlaşmanın parçası olarak belirlenecek takvim çerçevesinde sona erdirmeyi taahhüt eder. İran İslam Cumhuriyeti ve ABD, yukarıda belirtilen yaptırımların kaldırılması konusunun hayati önemini kabul eder ve karşılıklı mutabakata varmak amacıyla bu hususları müzakerelerde derhal ele alma niyetlerini beyan ederler.
- İran İslam Cumhuriyeti, nükleer silah edinmeyeceğini veya geliştirmeyeceğini yeniden teyit eder. ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, stoklanmış zenginleştirilmiş malzemenin tasfiyesini, yedinci paragrafta belirtilen takvime uygun olarak karşılıklı belirlenecek mekanizmayla çözüme kavuşturmayı kabul etmiştir; buradaki asgari yöntem, UAEA denetiminde yerinde seyreltme (down-blending) olacaktır. İki taraf ayrıca, nihai anlaşmada tatmin edici çerçeve üzerinde mutabık kalınması temelinde, İran İslam Cumhuriyeti’nin nükleer ihtiyaçlarına ilişkin zenginleştirme konusunu ve karşılıklı kabul edilen diğer meseleleri görüşmeyi kararlaştırmıştır. Nihai anlaşma, bu paragrafın hükümlerini teyit edecektir. ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, yukarıda belirtilen nükleer konuların can alıcı önemini kabul eder ve karşılıklı mutabakata varmak amacıyla bu hususları müzakerelerde derhal ele alma niyetlerini ifade ederler.
- Nihai anlaşmaya kadar ABD ve İran İslam Cumhuriyeti mevcut durumu (statükoyu) korumayı kabul eder. İran İslam Cumhuriyeti nükleer programının mevcut durumunu muhafaza edecek, ABD ise yeni yaptırımlar uygulamayacak ve bölgeye ek kuvvet sevk etmeyecektir.
- ABD, bu muhtıranın imzalanmasıyla birlikte ve yaptırımlar tamamen kaldırılana kadar, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran ham petrolü, petrol ürünleri ve türevlerinin ihracatı ile bankacılık işlemleri, sigorta, taşımacılık dahil ilgili tüm hizmetler için muafiyetler tanımlayacağını taahhüt eder.
- ABD, bu muhtıranın uygulanmaya başlamasıyla birlikte İran İslam Cumhuriyeti’nin dondurulmuş veya kısıtlanmış fonlarını ve varlıklarını tamamen kullanıma sunmayı taahhüt eder. ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, bu fonların serbest bırakılmasına ilişkin prosedürler üzerinde müzakereler sırasında karşılıklı mutabakata varacaktır. Söz konusu fonlar, ister orijinal hesapta tutulsun ister transfer edilsin, İran İslam Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından belirlenen herhangi bir nihai alıcıya ödeme yapılması için tamamen kullanılabilir hale getirilecektir. ABD bu doğrultuda gerekli tüm lisans ve izinleri vermeyi taahhüt eder.
- ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, bu muhtıranın başarıyla uygulanmasını ve gelecekte nihai anlaşmaya uyulmasını denetlemek üzere yürütücü bir mekanizma kurulmasını kabul ederler.
- Bu muhtıranın imzalanmasının ardından ve 1, 4, 5, 10 ve 11. paragrafların uygulanmaya başlanması ile bu tedbirlerin kesintisiz sürdürülmesi kaydıyla, ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, nihai anlaşmaya ilişkin müzakereleri yalnızca diğer paragraflar üzerinden başlatacaktır.
- Nihai anlaşma, bağlayıcı bir BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanacaktır.
Öncelik sırasının önemi: Temel meselelerden başlamak
Muhtıradaki 14 maddenin tamamını tartışmak bu yazının sınırlarını aşar. Bu nedenle şimdilik yalnızca bugünkü değerlendirmemiz açısından hayati önem taşıyan birkaç maddeyle yetinecek, daha derinlemesine analizi sonraya bırakacağız.
Böylesine diplomatik öneme sahip bir belgede hiçbir şey tesadüfe bırakılmaz. En önemli maddenin ilk sırada yer alması da bundandır. Anlaşma, yalnızca ABD ile İran arasındaki askeri çatışmanın sona ermesini kapsamıyor; birinci madde, “tüm cephelerdeki askeri operasyonların” durdurulacağını belirterek açıkça Lübnan’ı zikrediyor. Muhtıra sadece ABD ve İran’ı değil, “müttefiklerini” de tüm düşmanca eylemleri sonlandırmakla yükümlü kılıyor; bu da kaçınılmaz olarak İsrail’i de kapsadığı anlamına geliyor. Belgenin en büyük sürprizi ise şu: ABD, İran’ın temel talebine boyun eğiyor ve İran, ABD’yi ortağı ve dostu olan İsrail’i yarı yolda bırakmaya zorluyor.
Bu durum aynı zamanda İsraillilerin muhtıranın resmi suretini dahi almadığını gösteriyor. Amerikalılar, İsrail’in başının üzerinden atlayarak İranlılarla birlikte karar aldılar. Böylece İsraillilere, hiçbir koşulda yerine getirmek istemedikleri yükümlülük dayatılmış oldu: Lübnan’ı ele geçirme hedefinden vazgeçmek. Müzakerelere katılmayan İsrail -ABD’yi de yanına alarak İran’a karşı savaşı başlatan taraf olmasına rağmen- kuruluşundan bu yana en büyük yenilgisini İran karşısında aldı.
İsrailliler ne müzakerelerin tarafı ne de belgenin imzacısı; buna rağmen anlaşmaya uymak zorundalar. Sözleşmeye taraf olmadıkları halde sözleşmesel yükümlülüklerle bağlanmış durumdalar. Kendilerine danışılmadan, asla istemedikleri şeyi yapmaya zorlanıyorlar. Özel hukuk penceresinden bakılsa İsrail bu duruma dönüp bakmaz bile: “Bizi ilgilendirmez, biz hiçbir şeye onay vermedik.”
İsrailliler öfkeden deliye dönmüş durumda; Smotrich ve Ben-Gvir’in açıklamalarına bakılırsa belgenin hükümlerine uymaya ve dolayısıyla Lübnan’dan çekilmeye hiç de niyetli değiller. Bu satırların kaleme alındığı sırada Netanyahu henüz resmi açıklama yapmamıştı.
Şayet beklenen gerçekleşir ve İsrailliler Lübnan’daki savaşı ve Gazze’deki soykırımı sürdürürse, İran’ın önünde temelde iki yol kalacaktır: Ya müzakerelerden çekilmek ya da meşru müdafaa hakkını kullanarak İsrail’i vurmak. Genel paketin şartları kendisi için son derece elverişli olduğundan, İran’ın müzakereleri masada bırakmasını beklemiyoruz. Bunun yerine muhtemelen İsrail’i ve/veya Lübnan’daki kuvvetlerini hedef alacaktır. İsrail buna misillemeyle karşılık vermek isteyecektir ancak ABD desteği olmadan bunu başarması imkansızdır; zira yakıt ikmal uçakları ve uydu desteği gibi Amerikan lojistik yardımları olmaksızın İsrail’in İran’a bomba ve füze yağdırması mümkün değildir. İşte o an, Trump’ın anlaşmaya bağlılığı ve kararlılığı çetin sınavdan geçecektir. Buna şüpheyle yaklaşmak için en güçlü gerekçe ise Trump’ın anlaşmalara sadık kalma konusundaki kronik yetersizliğidir (örneğin bkz. Scott Ritter’ın “Anlaşma Özürlü” veya Peter Hanseler’in “Ölüm Döşeğindeki Diplomasi: Barış Başkanlığından Savaş Tellallığına” başlıklı yazıları).
Dolayısıyla belgenin birinci paragrafı, Ortadoğu barışının mihveridir ve pek çok meslektaşımızın haklı olarak derin şüphecilik içinde olması boşuna değildir.
Trump’ı bu aceleye sevk eden ne?
Başkan Trump dün gece bu sorunun cevabını son derece net biçimde verdi: “… Rezervlerimiz yaklaşık dört hafta içinde tükenecek.” (Paris, Basın Toplantısı, 17 Haziran 2026, Saat 2.35). Bu ifadenin durumu hafiflettiği bile söylenebilir; nitekim imza töreni iki gün öne çekilmiştir. Oysa daha bir gün önce, belgenin 19 Haziran 2026 Cuma günü İsviçre’de imzalanması kararlaştırılmıştı. Demek ki o iki günün dahi hayati önemi vardı.
Muhtıranın diğer lehte şartlarına girmeden dahi, 10. madde enerji piyasasındaki vahim durumun açık göstergesidir: ABD bu maddeyle, henüz yaptırımlar kalkmadan, İran petrol ve gazının serbest ticaretini derhal güvence altına almaktadır. İmzaların atılmasının hemen ardından, aynı gece bu engeller ortadan kaldırılmıştır.
18 Nisan’da “ABD: ‘Neden Kaybediyoruz’” başlıklı yazımızda şöyle demiştik:
“Başlarda Trump, Hürmüz Boğazı’nın ABD için önemsiz olduğunu iddia etmişti. Bu iddia açıkça gerçek dışıdır; zira ABD net ihracatçı olsa da petrolünün yaklaşık yüzde 40’ını ithal etmektedir.” – Forum Geopolitica, 18 Nisan 2026
Batı medyası da bir bütün olarak bu sorunu görmezden geldi; ancak Trump’ın bu telaşı, enerji piyasasındaki durumun iki ay önce tasvir ettiğimiz kadar karanlık olduğunun yalnızca göstergesi değil, adeta kanıtıdır.
Son dört aydır Batı medyasının finans piyasalarına dair yaptığı yayınlara bakıldığında, piyasalardaki bu yapay coşku şaşkınlık uyandırıyor. Trump’ın petrol kıtlığına dair itirafı, finans piyasalarının diğer alanlarında da işlerin çığırından çıktığının güçlü işaretidir. Basın ise suskunluğunu koruyor. Karamsar öngörülerimizin, pek çok kişinin temenni ettiğinden çok daha erken gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini yakında hep birlikte göreceğiz.
Sonuç
İran’ın ABD’ye karşı kazandığı zafer artık tescillenmiş gerçektir. Ülke, yeniden güçlü devletler arasındaki yerini almıştır. Askeri açıdan sarsılmaz konuma ulaşmış, ağır yaptırımlar altında bu çatışmaya yıllardır yaptığı hazırlıkların meyvesini toplamıştır. Dahası, diplomatik cephede de tüm müzakere ortaklarına üstünlük sağlamıştır.
Diplomat adaylarının ve halihazırda bu mesleği icra edenlerin, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “Müzakerenin Gücü: Siyasi ve Diplomatik Müzakerelerin İlke ve Kuralları” kitabını baş uçlarından ayırmamaları, Trump’ın “Anlaşma Sanatı” adlı kalın kitabını ise doğrudan çöpe atmaları yerinde karar olacaktır.
Kadim Pers İmparatorluğu’nun varisi İran, yüzlerce yıldır uzak kaldığı yere; küresel güçlerin masasına geri dönüyor.
Muhtıranın şartları, İran için hak edilmiş zafer niteliğindedir; zira çatışmaların başladığı 28 Şubat 2026’dan bu yana dile getirdiği taleplerden pek farklı değildir. Bu durum, İran’ın süreci ne denli başarıyla yönettiğinin açık kanıtıdır: Gerilimi yalnızca karşı taraftan gelen saldırılara yanıt olarak tırmandırmış, çiğ ve saldırgan söylemlerden kaçınmış, diplomatik vakarını korumuştur. Hava ve deniz kuvvetleri neredeyse hiç bulunmayan İran, kısıtlı kaynaklarını son derece planlı ve ustaca seferber etmiştir.
Bugün küresel askeri güçlerin yuvarlak masası şu aktörlerden oluşuyor: ABD, Çin, Rusya, Hindistan ve İran. İsrail kendi askeri gücünü gözünde aşırı büyüterek kaybetti; Amerika’nın desteği olmaksızın gücü esamesi okunmayacak düzeydedir.
Bu belgenin, daha sonra BM kararına da dönüştürülecek şekilde (bkz. 14. paragraf) nihai anlaşmaya başarıyla dönüştürülmesi iki etkene bağlıdır: Birincisi, Trump İsrail’i dizginlemeyi başarabilecek midir? Şahsen bu konuda derin şüphelerimiz var. İkincisi, Trump müzakereleri muhtıranın lafzına ve ruhuna uygun biçimde yürütüp sonuçlandıracak iradeyi gösterebilecek midir? Nitekim muhtıra şartları ABD açısından adeta teslimiyet belgesi niteliğindedir ve Trump’ın bunu zafer gibi sunması oldukça güçtür.
İran yeniden küresel güçtür; ABD ise utanç verici olarak nitelenebilecek yenilgiye uğramıştır. Öte yandan ABD’de İsrail’e yönelik hava değişmektedir: 50 yaş altı Amerikalıların yüzde 50’sinden fazlası, yıkım savaşı ve soykırımın bedeli olarak artık İsrail yerine Filistinlileri desteklemektedir. İsrail, 1982 ve 2006 savaşlarının ardından Lübnan’da yenilmezlik efsanesini bir kez daha yitirmiştir. Trump’ın Netanyahu’yu barışa zorlayıp zorlayamayacağını ise yakın zamanda göreceğiz.
Diplomasi
NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.
NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.
Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.
Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.
Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.
Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.
Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.
Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.
Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.
Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor
Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.
The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.
Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.
Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.
Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.
AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.
Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.
Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.
Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Diplomasi
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.
Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.
Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.
NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.
Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.
Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.
Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.
Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.
Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.
Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.
NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.
Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.
Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.
Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.
NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.
Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.
Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları










