Bizi Takip Edin

Ortadoğu

‘Küstahça beklentiler darmadağın oldu’

Yayınlanma

İslamabad Mutabakat Muhtırası sonrasında İsrail, ABD ve bölge ilişkilerini değerlendiren ABD/Ortadoğu Projesi Başkanı Daniel Levy, çatışmaların ardından şekillenen yeni jeopolitik dengeleri ve Washington ile Tel Aviv arasında derinleşen ayrışmayı kaleme aldı. Levy, İsrail’in askeri güce dayalı bölgeyi domine etme ve Filistinlileri tamamen yok sayma projesinin bu savaşla birlikte hayalden ibaret olduğunun açıkça kanıtlandığını belirtti.

İsrail’de eski Başbakan Ehud Barak hükümetinin kıdemli danışmanlarından olan, 2001 yılındaki Filistin ile yapılan Taba Zirvesi ve 1995 yılındaki ikinci Oslo görüşmelerinde dönemin başbakanı Yitzak Rabin ile birlikte heyette yer alan, 2012-2016 yılları arasında ise Avrupa Dış İlişkiler Konseyi Ortadoğu ve Kuzey Afrika Direktörlüğü görevini yürüten ve halen New York merkezli ABD/Ortadoğu Projesi adlı düşünce kuruluşunun başkanlığını yapan Daniel Levy, İslamabad Mutabakat Muhtırası’nın ardından bölgedeki yeni dönemi değerlendirdi.

Levy, 14 maddelik İslamabad Mutabakat Muhtırası’nın gerçek anlamının, ayrıntıların şekilleneceği ya da savaşın yeniden başlayacağı en az 60 günlük müzakere sürecinde belirleneceğini vurguladı.

Yaklaşık iki sayfalık bu muhtırayı 2015 yılındaki 159 sayfalık nükleer anlaşma ile kıyaslamanın anlamsız olduğunu belirten Levy, ABD ve İsrail’in 110 gün önce başlattığı askeri müdahalenin ardından bu anlaşmanın ABD için en iyi alternatif olarak sunulmasının taktiksel nedenleri olduğunu kaydetti.

“Küstahça beklentiler darmadağın oldu”

Savaşın başlangıcında İsrail liderliği tarafından ilan edilen ve ABD Başkanı ile yakın çevresi tarafından desteklenen dört temel hedef olduğunu hatırlatan Daniel Levy, bu hedefleri şöyle sıraladı: İran’ın nükleer programının 2015 anlaşmasından daha kesin bir şekilde sonlandırılması, İran füze tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması, İran’ın bölgedeki vekil güçlerine desteğinin kesilmesi ve son olarak İran’da rejim değişikliği ya da çöküşünün sağlanması. Levy, bu hedeflere daha sonra Suudi Arabistan, Pakistan, Katar ve Kuveyt gibi ülkelerin de İsrail ile normalleşme sürecine dahil edilmesinin eklendiğini belirtti.

Ancak gelinen noktada bu hedeflerin hiçbirine ulaşılamadığını ifade eden Levy, şu değerlendirmede bulundu:

“Basitçe söylemek gerekirse, bu hedeflerin hiçbirine ulaşılamadı ve 14 maddelik muhtıra, bu konuları hayalperest ve maksimalist bir yaklaşımla değil, gerçekçi bir şekilde ele alıyor. Muhtıranın yürürlüğe girmesiyle birlikte yalnızca savaşın kendisinin yarattığı iki sorun çözülmüş oldu; yani savaşın sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden trafiğe açılması. Bu nedenle anlaşmanın İsrail siyasi yelpazesinde ve yorumcuları arasında büyük bir başarısızlık ve fiyasko olarak nitelendirilmesi şaşırtıcı değil.”

İsrail’in yıllardır körü körüne güvendiği stratejik varsayımların çöktüğünü belirten Levy, şunları kaydetti:

“On yıllardır süregelen ve artık darmadağın olan İsrail varsayımı, eğer ABD’yi bir savaşa çekebilirseniz İran’ın yenilgisinin, teslimiyetinin veya çöküşünün kaçınılmaz olacağı yönündeydi. İsrail ve ABD, girdikleri kibir sarmalında, İran’ın Batı’nın inatla öğrenmeyi reddettiği bir dersi, yani kibirli bir düşmanı zekasıyla alt etmeye, stratejik öngörüye ve kapsamlı hazırlığa dayalı asimetrik bir stratejinin avantajlarıyla alt etme potansiyeline sahip olabileceğini hiç hesaba katmamışlardı.”

“Savaş planları çöktü ve ABD stratejik bir yenilgiye doğru sürüklendi”

ABD Başkanı Donald Trump’ın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanlış hesaplarına güvenerek başlattığı bu kördüğümden çıkış yolu aradığının uzun süredir anlaşıldığını dile getiren Levy, 39 gün süren aktif Amerikan-İsrail askeri ortaklığının ve mutlak zafer iddialarının ardından savaş planlarının çöktüğünün netleştiğini belirtti.

ABD’nin stratejik bir yenilgiye doğru sürüklendiğini gören karar vericilerin fiili bir ateşkese yöneldiğini, 71 günlük bir gerçekçilik arayışının ardından 18 Haziran’da muhtıranın elektronik olarak imzalandığını aktardı.

Savaşın İran üzerindeki ekonomik ve insani etkilerinin de ağır olduğunu belirten Levy, ülkede enflasyonun fırladığını, temel gıda fiyatlarının ikiye katlandığını, ekonominin yüzde 6 oranında daralmasının beklendiğini ve kritik enerji altyapısının tahrip olduğunu yazdı.

Ancak ABD tarafında da askeri maliyetlerin Moody’s tahminlerine göre 132 milyar doları bulduğunu, kritik silah stoklarının tükendiğini ve ABD’nin müttefiklerinin çıkarlarına yönelik sergilediği kayıtsızlığın küresel imajına uzun vadeli bir zarar verdiğini ekledi.

“İsrail lobisi kolay kolay boyun eğmeyecek”

Donald Trump’ın son günlerde Netanyahu’ya yönelik eşi benzeri görülmemiş sert eleştiriler yönelttiğine dikkat çeken Levy, bu durumu Trump’ın kendi sorumluluğundan kaçma yöntemi olarak yorumladı.

Trump’ın doğrudan kendisini suçlamadan, faturayı İsrail yanlısı çevrelere kesmek istediğini belirten yazar, ABD iç siyasetindeki dengelerin de değiştiğini ifade etti.

İsrail lobisinin Amerikan siyaseti üzerindeki etkisinin tamamen ortadan kalkmadığını vurgulayan Levy, şu uyarıda bulundu:

“Hiç şüphe yok ki İsrail, onun yankı odası ve lobisi kolay kolay boyun eğmeyecek. Nasıl geri döneceklerini ve uzun vadeli oyunu nasıl oynayacaklarını çok iyi biliyorlar; ellerindeki araçlar hala oldukça güçlü. ABD’nin hem bu anlaşmayı İsrail’e dayatması hem de aynı anda aralarındaki bağın hala güçlü olduğunu göstermeye çalışarak İsrail’e borçluymuş gibi davranması aynı anda mümkün olabilir.”

Levy, İsrail lobisinin kongre ağını, güçlü medya ortaklıklarını ve seçim dönemlerinde büyük kampanya bütçelerini seferber etme kabiliyetini koruduğunu belirtti. ABD’nin elindeki yaptırım gücünü İsrail’e karşı sürdürülebilir bir şekilde kullanıp kullanmayacağının ise hala şüpheli olduğunu aktardı.

“İsrail bu 60 günlük süreyi çatışmaları yeniden başlatmak için kullanacak”

İsrail’in önümüzdeki 60 günlük müzakere sürecini kendi pozisyonlarını dayatmak ve çatışmaları yeniden başlatmak için bir fırsat olarak göreceğini belirten Levy, Netanyahu’nun Trump’tan yeni tavizler koparmaya çalışacağını yazdı.

Özellikle Lübnan sınırında işgal edilen bölgelerin korunması, Gazze ve Batı Şeria’da İsrail’e daha serbest bir hareket alanı tanınması gibi taleplerin masaya geleceğini öngördü.

Geçmişte Barack Obama döneminde de benzer krizler yaşandığını, lobinin Obama’ya karşı amansız saldırılar düzenlediğini ancak buna rağmen ABD tarihinin en büyük askeri yardım paketinin imzalandığını hatırlatan Levy, bugünkü durumun ise daha derin bir kırılmaya işaret edebileceğini belirtti.

“Siyonist muhalefet askeri hedefleri sorgulamıyor, sihirli çözümler pazarlıyor”

İsrail içinde yaklaşan eylül veya ekim seçimleri nedeniyle siyasi atmosferin oldukça gergin olduğunu belirten Levy, Netanyahu’nun anketlerde geride olduğunu ve sürekli bir hayatta kalma savaşı anlatısıyla koltuğunu korumaya çalıştığını yazdı.

İsrail kamuoyundaki sürekli travma psikolojisinin sadece Netanyahu tarafından değil, ona rakip olan diğer siyonist muhalefet partileri tarafından da körüklendiğini belirten Levy, şu ifadeleri kullandı:

“Siyasi muhalefet Netanyahu’yu sağdan sıkıştırmaya çalışıyor. Temel argümanları askeri hedeflerle veya bu hedeflerin sınırlarıyla yüzleşmek değil. Gerçekçi bir tartışmayı teşvik etmek yerine, ellerinde daha iyi sihirli bir çözüm olduğu fikrini pazarlamayı tercih ediyorlar. Netanyahu’nun en büyük rakibi Naftali Bennett, İran’da rejim değişikliği vaat ederken, sonraki hedefin Türkiye olacağını söyleyerek tehditler savuruyor.”

İsrail’in Lübnan’daki işgalini sürdürme ısrarının yeni çatışmaları kaçınılmaz kılacağını vurgulayan Levy, ABD’nin yaptırım gücünü kullanmaması durumunda Lübnan ve Filistin topraklarındaki trajedinin büyüyerek devam edeceğini, İsrail’in uğradığı hüsranın acısını savunmasız Filistin halkından çıkaracağını belirtti.

“Bölge ülkeleri artık yumurtalarını tek sepete koymayacak”

Savaşın bölge ülkeleri açısından da önemli dersler barındırdığını ifade eden Levy, ABD’nin kendi müttefiklerinin uyarılarını dikkate almayıp sadece İsrail’in yönlendirmesiyle hareket etmesinin güven tazelemek yerine derin şüpheler uyandırdığını yazdı.

Levy, bir Suudi dostunun kendisine aktardığı “Akıllı düşman, deli dosttan iyidir” atasözünü paylaşarak, bölge ülkelerinin artık güvenlik stratejilerini çeşitlendireceğini, Çin, Güney Kore ve Avrupa ile ilişkilerini geliştireceğini ve kendi aralarında daha yoğun bir iş birliği zemini arayacağını belirtti.

Levy, yazısını şu sözlerle tamamladı:

“İsrail’in Filistinlilere karşı tamamen yok etmeye dayalı bir projede ısrar etmesi, doğası gereği bölgede düşmanca bir tutum sergilemesi ve kaba kuvvete dayalı bir hakimiyet kurma çabası anlamına gelir. Bu projenin gerçekleştirilemez olduğu, çok somut bir şekilde, gözler önüne serilmiştir. İsrail halkının ve siyasetinin bu yanlış yoldan dönmesi için daha ne kadar yenilgi yaşanması gerekecektir?”

Ortadoğu

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Yayınlanma

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.

ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.

The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.

Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.

Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.

Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.

Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.

Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.

Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.

Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.

Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor

Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.

Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.

Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.

Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.

İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.

Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.

Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.

Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.

Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.

Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.

Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.

ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English