Ortadoğu
İran Dışişleri: Savunma ve füze kapasitemiz hiçbir zaman müzakere konusu olmayacak

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği haftalık basın toplantısında gündeme dair kritik açıklamalarda bulunarak, ABD ve İsrail saldırılarında zarar gören askeri ve nükleer tesislere yönelik herhangi bir uluslararası denetim planı bulunmadığını bildirdi. ABD ile İsviçre’de yürütülen müzakerelerin detaylarını paylaşan Sözcü Bekai, Washington yönetiminin taahhütlerini yerine getirmesi konusundaki kararlılıklarını vurguladı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, başkent Tahran’da yerli ve yabancı gazetecilerin katılımıyla düzenlediği haftalık basın toplantısında, ülkesinin dış politika gündemi, nükleer programı, ABD ile yürütülen dolaylı müzakereler ve bölgesel güvenlik konularına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Sözcü Bekai, ülkesinin egemenlik haklarını ve ulusal çıkarlarını koruma konusundaki kararlılığını yinelerken, bölgesel aktörlere ve Batılı devletlere yönelik net mesajlar verdi.
Toplantının açılışında konuşan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, Kerbela ve Aşure kültürünün İran halkının zorlu sınavlardaki direncine olan etkisine değindi.
Bekai, “Aşure, bir savaşı anlatmaktan ziyade, insanın kendi onur ve haysiyetini korumak için gösterdiği direnişin öyküsüdür. Bu mesaj, tarihsel dönüm noktalarında İran halkının davranış ve kültüründe açıkça görülebilmektedir” ifadelerini kullandı.
İsviçre’nin Cenevre kentinde gerçekleştirilen diplomatik temaslara değinen Bekai, İran heyetinin bu süreçte Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Rafael Mariano Grossi ile herhangi bir görüşme gerçekleştirmediğini açıkladı.
“Hasar gören tesislere yönelik herhangi bir denetim planımız bulunmuyor”
Gazetecilerin, ABD ve İsrail’in askeri saldırılarında zarar gören İran askeri ve nükleer tesislerinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı müfettişleri tarafından denetlenip denetlenmeyeceğine yönelik sorusunu yanıtlayan Sözcü İsmail Bekai, bu konuda kesin bir tavır ortaya koydu.
Bekai, “ABD ve Siyonist rejimin askeri tecavüzleri sırasında zarar gören tesislerimizde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının herhangi bir denetim yapması yönünde bir planımız bulunmamaktadır. Esas itibarıyla bu alanda tanımlanmış bir uygulama yönergesi veya protokol de mevcut değildir” dedi.
Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması kapsamındaki yükümlülüklerine sadık kaldıklarını belirten Bekai, “Biz, bu antlaşmanın sorumlu bir üyesi olarak kendi olağan işleyişimizi sürdürüyoruz ve bu olağan sürecin sınırları son derece nettir” değerlendirmesinde bulundu.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulunda İran aleyhine alınan karara da değinen Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai, oylamada sorumlu davranarak hayır oyu veren veya çekimser kalan ülkelere teşekkür etti.
Bölgedeki bazı ülkelere yönelik kırgınlıklarını dile getiren Bekai, “ABD’nin bölgedeki eylemlerine ve işlediği suçlara doğrudan tanıklık etmelerine rağmen bu karar tasarısı lehinde oy kullanan bazı bölge ülkelerinden son derece şikayetçiyiz” şeklinde konuştu.
“Avrupalı aktörler kendi sorumsuz davranışları nedeniyle tamamen kenara itildi”
Fransa Dışişleri Bakanı’nın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kapsamında İran’a yönelik yaptırımların sürdürülmesinde Avrupa ülkelerinin oynayabileceği rollere ilişkin açıklamalarına sert tepki gösteren Sözcü İsmail Bekai, kendi düşen ağlamaz atasözünü hatırlattı.
Bekai, “Kendi eden bulur; Avrupalılar son bir iki yıldır sergiledikleri tutum ve davranışlar nedeniyle kendilerini sürecin dışına itmiş ve marjinalleştirmiştir. Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nın geri döndürme mekanizması olarak bilinen süreçte, Avrupalı tarafların hiçbir irade gösteremediğini ve son derece sorumsuz davrandığını unutmamalıyız” ifadelerini kullandı.
Avrupa’nın geçmişteki tutumlarını eleştirmeye devam eden İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik dayatılan savaşlar döneminde de çok yakışıksız ve haksız pozisyonlar aldılar. Tüm dünya bu tavırlara şahittir. Bu sorumsuz yaklaşımlar, Avrupalı tarafların uluslararası alandaki güvenilirliğini ve konumunu kesinlikle artırmayacaktır. Avrupa, küresel meselelerde yeniden etkin bir rol oynamak istiyorsa, öncelikle mevcut yaklaşımlarını değiştirmeli, bağımsız ve sorumlu bir aktör gibi davranmaya karar vermelidir. Sadece sızlanıp şikayet ederek Avrupa’nın uluslararası konumunu değiştirmesi mümkün değildir.”
Fransa’nın Birleşmiş Milletler yaptırımlarının kaldırılması konusundaki tek taraflı onay şartı iddialarına Mevlana’nın dizeleriyle karşılık veren Bekai, “Bu iddialar, kendi sahasının dışında boş konuşmaktan ve gürültü patırtı yapmaktan ibarettir. Bazı Avrupalı ülkeler ne yazık ki bir yandan kendilerini küresel süreçlerin dışına iterken, diğer yandan yürüyen her olumlu süreci sabote etme ve engelleme alışkanlığı edinmiştir. Bu tarz yaklaşımların Fransa gibi bir devlete yakışmadığı kanaatindeyim. Fransa, uluslararası alanda sorumluluk sahibi ve saygın bir aktör olarak kabul görmek istiyorsa, bu söylemleri bir kenara bırakıp bölgemizdeki gelişmelere karşı daha mantıklı ve yapıcı bir politika benimsemelidir” dedi.
Avrupa ülkelerinin son bir yıldır kendi savundukları temel değerlerle çeliştiğini belirten Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai, “Avrupalı devletler, tekeline aldıklarını iddia ettikleri hukukun üstünlüğü, uluslararası hukuka saygı, Birleşmiş Milletler Şartı’nın temel ilkeleri ve insan hakları gibi değerleri bizzat kendileri ayaklar altına almıştır” eleştirisinde bulundu.
“Dondurulmuş varlıklarımızı dilediğimiz gibi kullanma konusunda hiçbir kısıtlama yok”
İran’ın serbest bırakılan finansal varlıklarının kullanım alanlarına ve bu kaynaklarla yalnızca ABD’den tarım ürünü satın alınabileceğine dair uluslararası basında yer alan iddiaları yalanlayan Sözcü İsmail Bekai, bu durumu ironik bir dille eleştirdi.
Bekai, “Daha önce bu savaşın amacının İran medeniyetini yok etmek ve ülkemizi çökertmek olduğunu iddia edenlerin, bugün bu hedefi Amerikalı çiftçileri zenginleştirme seviyesine kadar indirgemiş olmalarını oldukça manidar ve ilginç buluyoruz. Biz, serbest bırakılan finansal varlıklarımızı ülkemizin çıkarları, faydası ve ihtiyaçları doğrultusunda nasıl uygun görüyorsak o şekilde harcarız. Tarım Bakanlığımız ve ilgili diğer kurumlarımız, ithal edilecek ürünler ve yapılacak alımlar konusunda kendi değerlendirmelerine göre özgürce karar verecektir. Bu alanda üzerimizde hiçbir kısıtlama bulunmamaktadır” açıklamasını yaptı.
Finansal süreçlerin teknik detaylarına değinen Bekai, “İran’ın petrol satışına yönelik lisans ve izinler dün itibarıyla yürürlüğe girmiş ve uygulanmaya başlanmıştır. Bloke edilen veya kullanımı sınırlandırılan varlıklarımızın harcanması konusundaki diğer tüm başlıklar da aynı şekilde bu kapsamdadır. Merkez Bankası Başkanımız dün bu konuda oldukça detaylı ve açıklayıcı bilgiler paylaştı. Burada en temel husus, dondurulan varlıklarımızın İran’ın serbest kullanımı altında olması ve ülkemizin ihtiyaç duyduğu ürünlerin tedarik edilmesi amacıyla dilediğimiz şekilde erişilebilir hale getirilmiş olmasıdır” dedi.
Bloke edilen varlıkların serbest bırakılmasına yönelik teknik bir takvim veya çalışma grubunun olup olmadığı sorusunu da yanıtlayan Bekai, “Tarafların taahhütlerini yerine getirmesini denetleyen genel bir komitemiz zaten mevcut. Ancak varlıklarımızın serbest bırakılması özelinde asıl kriter, Merkez Bankamızın bu kaynakları ülkemizin belirlediği öncelikli alımlar için herhangi bir engelle karşılaşmadan, tamamen özgürce harcayabilmesidir” bilgisini paylaştı.
“Mesafe koyma kararımızın ardından ABD ile dolaylı mesajlaşma sürdürüldü”
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in, İran heyetinin Donald Trump’ın tehditlerine rağmen müzakere masasını terk etmediği yönündeki iddialarını yalanlayan Sözcü İsmail Bekai, Cenevre’deki görüşmelerin perde arkasını gerçeklere dayanarak anlattı.
Bekai, “Ben her zaman kişisel yorumlar veya anlatılar değil, doğrudan somut gerçekleri aktaracağımızın sözünü verdim. İran, ABD ve iki arabulucu ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen ortak toplantı yerel saatle öğleden sonra 15.00’te başladı. Yaklaşık bir buçuk saat süren bu oturumun ardından, yarım saatlik kısa bir ara verilmesi ve sonrasında görüşmelere devam edilmesi kararlaştırıldı. Tam bu ara sırasında, ABD’li yetkililerin ve bizzat ABD Başkanının ülkemize yönelik hakaretamiz ve tehditkar açıklamaları kamuoyuna yansıdı. Bu gelişmenin ardından dörtlü ortak oturum bir daha toplanmadı. Sürecin devamında yürütülen temaslar, yalnızca arabulucular vasıtasıyla gerçekleştirilen karşılıklı mesaj değişiminden ibaret oldu” dedi.
Tehditlerin ardından ABD tarafıyla doğrudan bir temas kurmadıklarını belirten İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai, “Müzakereleri dörtlü formatta durdurma kararımızın ardından, ABD’li tarafla hiçbir doğrudan temasımız olmamıştır. Tabii ki İran’ın ulusal çıkarlarını korumak ve ülkemizin belirlediği hedeflere ulaşmasını sağlamak adına her türlü diplomatik aracı kullanırız. O anki koşullar çerçevesinde en doğru ve maslahata uygun adım, mesaj alışverişini arabulucular üzerinden sürdürmekti ve bunun somut sonuçlarını da hep birlikte gördük” ifadelerini kullandı.
“Saldırılara kolaylık sağlayan bölge ülkelerinden tazminat talep edeceğiz”
ABD ve İsrail’in İran topraklarına yönelik gerçekleştirdiği askeri saldırılarda Ürdün ve Kuveyt gibi bölge ülkelerinin ABD güçlerine lojistik ve askeri kolaylık sağladığı yönündeki iddiaları değerlendiren Sözcü İsmail Bekai, bu durumun hukuki ve diplomatik sonuçları olacağını vurguladı.
Bekai, “Bazı bölge ülkelerinin, maalesef ülkemize yönelik gerçekleştirilen bu askeri tecavüz ve saldırılarda aktif bir rol oynadığını, hava sahası veya askeri üs kullandırdığını kanıtlayacak yeterli kanıt, belge ve bulguya sahibiz. Bu konuyu görmezden gelmemiz veya geçiştirmemiz kesinlikle söz konusu olamaz. Bu ihlallerin hukuki takibini yapacak, gerekli tüm belgeleri arşivleyecek ve sorumlulardan hesap soracağız” uyarısında bulundu.
Saldırılara zemin hazırlayan ülkelerin uluslararası hukuk açısından sorumlu olduğunu hatırlatan Bekai, şunları kaydetti:
“ABD’li yetkililerin de bu işbirliğini açıkça itiraf etmiş olması, söz konusu bölge ülkelerinin sorumluluğunu katbekat artırmaktadır. ABD ve Siyonist rejimin İran topraklarına saldırması uluslararası hukuka göre açık bir suçtur. Bu suça ortak olan, askeri kolaylık sağlayan veya destek veren her aktör uluslararası hukuk önünde doğrudan sorumludur. Biz bu konunun takipçisi olmak ve sorumlulardan hesap sormak için her türlü diplomatik ve hukuki platformu sonuna kadar değerlendireceğiz.”
İran’ın komşularıyla ilişkilerinde barışçıl bir süreç hedeflediğini ancak güvenliğin ihlal edilmesini kabul etmeyeceklerini belirten Bekai, “Bölgemizin geleceği ve komşularımızla olan ilişkilerimiz, şüphesiz son aylarda yaşanan bu kritik gelişmelerden etkilenecektir. Bazı komşu ülkelerin saldırgan güçlerle işbirliği yapması nedeniyle ciddi güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kaldık. Bu durum İran halkının ortak hafızasında derin bir iz bırakacaktır. ABD ve İsrail ile işbirliği yapan ülkelerin, verdikleri bu zararları telafi etmek için her fırsatı değerlendirmesini bekliyoruz. Biz ilişkilerimizin iyi komşuluk ve karşılıklı saygı temelinde ilerlemesini istiyoruz ancak ülkemize yönelik askeri tecavüze ortak olunmasını da asla unutmayacağız” dedi.
“Savunma gücümüz ve füze programımız hiçbir şekilde müzakere edilemez”
Müzakereler kapsamında İran’ın askeri kapasitesi ve füze programının gündeme gelip gelmediği yönündeki sorulara net bir yanıt veren Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, bu alanların kırmızı çizgileri olduğunu belirtti.
Bekai, “Ülkemizin savunma kapasitesi ve füze programı kesinlikle hiçbir diplomatik görüşmenin parçası olmamıştır ve gelecekte de hiçbir şekilde müzakere masasına getirilmeyecektir” dedi.
Katar Dışişleri Bakanı’nın bölge ülkeleriyle İran arasında geniş kapsamlı bir güvenlik toplantısı düzenleneceği yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Bekai, bölgesel güvenliğin ancak bölge aktörleri tarafından sağlanabileceğini yineledi.
Bekai, “Güvenliğin dışarıdan ithal edilemeyeceğini, bölge ülkelerinin ortak bir güvenlik mekanizması kurması gerektiğini her zaman savunduk. Bu ilkeye sonuna kadar bağlıyız ve geçmişte bu doğrultuda somut öneriler sunduk. Yabancı askeri güçlerin müdahalesi olmaksızın, bölgede kolektif güvenliği güçlendirecek her türlü yapıcı girişimi memnuniyetle karşılar ve komşularımızla bu konuları görüşmeye her zaman hazır olduğumuzu belirtiriz” şeklinde konuştu.
“Cenevre’ye basına gösteri yapmak için gitmedik”
İsviçre’deki müzakereler sırasında basın mensuplarının salondan çıkarılması ve görüşmelerin basına kapalı gerçekleştirilmesi kararına değinen Sözcü İsmail Bekai, diplomasinin ciddiyetine vurgu yaptı.
Bekai, “Biz İsviçre’ye medyaya yönelik bir gösteri yapmak, propaganda yürütmek veya reklam yapmak için gitmedik. Bizim oradaki amacımız son derece net ve somuttu; ülkemizin haklarını savunmak, taleplerimizi doğrudan muhataplarımıza iletmek ve karşı tarafın taahhütlerini yerine getirmesini sağlamaktı. Bu temel amacımızı gölgeleyecek veya dikkatleri başka yöne çekecek hiçbir uygulamaya izin veremezdik. Bu nedenle kapsamlı bir medya kampanyasına veya basın şovuna ihtiyaç duymadık” açıklamasında bulundu.
ABD’de yapılan ve Amerikan halkının büyük çoğunluğunun İran ile olası bir savaşa karşı olduğunu gösteren kamuoyu araştırmalarını da değerlendiren Bekai, savaşların halklara yıkım getirdiğini belirtti.
Bekai, “Bu savaş, ABD ve Siyonist rejimin hem İran’a hem de tüm bölgeye zorla dayattığı bir süreçtir. Bu çatışmalar Amerikan halkına, bölgemize ve ülkemize çok ağır maliyetler yüklemiştir. Amerikan vatandaşlarının bu hukuksuz ve saldırgan politikalara karşı çıkması, kendi hükümetlerinin savaş yanlısı tutumunu desteklememesi son derece doğaldır. Sadece Amerikan halkı değil, tüm dünya kamuoyu ABD’nin militarist politikalarına karşı sesini yükseltmektedir” dedi.
“Nükleer süreç ve yaptırımların kaldırılması altmış günlük takvime bağlıdır”
Cenevre’deki diplomatik temaslarda nükleer programın kapsamının ele alınıp alınmadığı sorusunu yanıtlayan Sözcü İsmail Bekai, sürecin hukuki çerçevesini anlattı.
Bekai, “Mutabakat metni uyarınca, nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılması başlıkları birbirine paralel olarak 60 günlük bir zaman dilimi içinde ele alınacaktır. İlgili mutabakat belgesinin hükümleri bu konuda son derece açıktır; bu iki temel başlıkta müzakerelerin fiilen başlayabilmesi, önceden belirlenmiş bazı özel maddelerin taraflarca eksiksiz şekilde uygulanmasına bağlıdır. Biz şu an bu ön koşulların ve hazırlık adımlarının tamamlanması için çalışıyoruz. Belirlenen maddelerin bir kısmı hayata geçirildi, bir kısmının uygulanmasına ise devam ediliyor. Cenevre’de ABD tarafıyla nükleer konularda genel pozisyonların karşılıklı beyan edilmesi dışında herhangi bir detaylı veya teknik görüşme gerçekleştirmedik. Onlar kendi yaklaşımlarını sundu, biz de gerekli yanıtlarımızı verdik. Yaptırımlar konusunda da durum aynı şekildedir, konular yalnızca genel hatlarıyla ele alınmıştır. Sürecin nasıl ilerleyeceğini, mutabakat metnindeki takvimin nasıl işleyeceğini hep birlikte göreceğiz” değerlendirmesinde bulundu.
İran ile ABD arasındaki diplomatik ilişkilerde güvensizliğin aşılmasının zaman alacağını belirten Bekai, “Geleceğe yönelik aceleci adımlar atmak yerine bugünün sorumluluklarına odaklanmalıyız. ABD’nin geçmişteki güvenilmez ve düşmanca politikaları nedeniyle önümüzde yürünmesi gereken çok uzun ve zorlu bir yol bulunmaktadır. Dolayısıyla şu aşamada öncelikli hedefimiz olan savaşın tamamen durdurulması ve ABD’nin mutabakat metnindeki yükümlülüklerine harfiyen uymasının güvence altına alınması konularına yoğunlaşmayı tercih ediyoruz” dedi.
Yaptırımların kaldırılması sürecinin teknik ayrıntılarını paylaşan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, “Dün yayımlanan karar, İran’ın petrol, petrokimya ve petrol türevlerinin satışı ile bu ticaretin yürütülmesi için gerekli olan sigorta, taşımacılık, lojistik ve bankacılık işlemlerinin önündeki engelleri kaldıran resmi izindir. Diğer yaptırımların kaldırılması konusu ise mutabakat metninde ABD’nin üstlendiği temel taahhütler arasındadır ve önümüzdeki 60 gün içinde müzakere edilecektir. ABD’nin gerek birincil gerek ikincil yaptırımları, gerekse uluslararası organizasyonlar nezdinde İran’a uygulanan tüm kısıtlamaları kaldırma taahhüdü son derece nettir. Bu konular önümüzdeki günlerde kurulacak çalışma masalarında ayrıntılı olarak ele alınacaktır” şeklinde konuştu.
“Hürmüz’ün güvenliği için Umman ile koordinasyon halindeyiz”
Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Umman’a gerçekleştirdikleri resmi ziyaretlerin amacına değinen Sözcü İsmail Bekai, iki ülkenin bölgesel güvenlikteki ortak sorumluluğuna dikkat çekti.
Bekai, “İran ve Umman, Hürmüz Boğazı’na kıyısı olan iki egemen devlettir. Boğaz’daki deniz trafiğinin, sivil ve ticari gemilerin güvenli geçişinin sağlanması adına iki ülkenin sürekli koordinasyon ve işbirliği içinde çalışması yasal bir zorunluluktur. Bu alandaki teknik görüşmelerimiz ve ortak çalışmalarımız kesintisiz sürmektedir. Meclis Başkanımızın Maskat ziyaretinde de bu hayati konu detaylıca ele alınmıştır. Umman ile ilişkilerimiz her zaman çok üst düzeyde ve örnek niteliktedir. Ülkemize yönelik saldırılar sırasında Umman hükümetinin sergilediği sorumlu duruşu takdirle karşılıyoruz. Umman, son yirmi yılda bölgesel gerilimlerin azaltılması ve diplomasinin işletilmesi konusunda çok yapıcı roller üstlenmiştir” dedi.
İran’ın diplomatik temaslar kapsamında ABD’den herhangi bir ayrıcalık veya taviz almadığını belirten Bekai, “Biz kimseden bir lütuf veya ayrıcalık talep etmedik. Yürüttüğümüz kararlı diplomasi sayesinde, İran halkının gasp edilmiş olan meşru haklarının bir kısmını geri almayı başardık. Serbest bırakılan varlıklarımız veya deniz ticareti üzerindeki hukuksuz ablukanın kaldırılması birer taviz değil, halkımızın zaten hakkı olan unsurlardır. ABD’nin yıllardır uyguladığı hukuksuz deniz ablukası gayrimeşru bir zorbalıktı ve bu durumun sona erdirilmesi uluslararası hukukun bir gereğidir” şeklinde konuştu.
“Bölgedeki yabancı askeri varlığı tamamen sona ermelidir”
Müzakerelerin en kritik başlıklarından biri olan ABD askeri güçlerinin bölgeden çekilmesi konusuna değinen Sözcü İsmail Bekai, takvimin net olduğunu belirtti.
Bekai, “Mutabakat metninde bu konuda iki temel ve bağlayıcı madde yer almaktadır. Birincisi, nihai anlaşmanın imzalanmasını takip eden 30 gün içinde, bölgedeki tüm ABD askeri güçlerinin İran’ın çevre coğrafyasından tamamen çekilmesi gerekmektedir. Anlaşmanın dördüncü maddesinde yer alan bu çekilme takviminin teknik detayları, önümüzdeki müzakerelerde ayrıntılı olarak müzakere edilecektir. İkinci taahhüt ise ABD’nin müzakerelerin devam ettiği süre boyunca bölgedeki mevcut askeri gücüne, personeline veya teçhizatına kesinlikle hiçbir ekleme yapmamasını öngörmektedir. Biz her iki maddenin de sahada nasıl uygulandığını çok yakından ve titizlikle takip ediyoruz” dedi.
İsviçre’de kurulan denetim komitelerinin çalışma usullerini anlatan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, “Dün itibarıyla teknik heyetlerimizin katılımıyla, taahhütlerin uygulanmasını denetleyecek alt komitelerin kurulması yönünde mutabakata vardık. Bu kapsamda dört ayrı teknik çalışma grubu oluşturulmuştur. Bu gruplar mutabakat metnindeki maddelerin sahada eksiksiz uygulanıp uygulanmadığını her gün denetleyecektir. Üst düzey takip komitesi ise İran, ABD ve arabulucu ülkeler olan Pakistan ve Katar temsilcilerinden oluşmaktadır. Bu mekanizma çalışmalarına dün itibarıyla başlamıştır” bilgisini verdi.
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ve diğer üst düzey yetkililerin bölge ülkelerine yapacağı ziyaretlerin yeni bir bölgesel güvenlik paktı kurma çabası olup olmadığı yönündeki soruyu yanıtlayan Bekai, “Bu çabaların amacını bizzat ABD’li ve ilgili bölge ülkelerinin yetkililerine sormak gerekir. Bizim açımızdan net olan husus, bölgemizin güvenliğinin dış güçlerin askeri varlığıyla değil, yalnızca bölge ülkelerinin karşılıklı anlayış, diyalog ve işbirliği temelinde kuracağı ortak yapılarla sağlanabileceğidir. ABD’nin bölgedeki askeri varlığının bugüne kadar yıkım, bölünme, istikrarsızlık ve güvensizlikten başka hiçbir sonuç doğurmadığı tarihi bir gerçektir. Bölge ülkelerinin bu acı tecrübelerden gerekli dersleri çıkardığını umuyoruz. Aynı hataları tekrarlayarak farklı sonuçlar beklemek büyük bir yanılgı olacaktır” uyarısında bulundu.
Sözcü Bekai, savaşta hayatını kaybeden İran vatandaşlarının haklarının korunması konusunda ise şu güvenceyi verdi:
“Savaşın sona erdirilmesine yönelik diplomatik mutabakatlar, şehitlerimizin kanının ve ailelerinin çektiği acıların hukuki takibinin yapılmasına asla engel teşkil etmez. Biz, bu saldırılarda zarar gören her bir vatandaşımızın hakkını savunmak, devletimizin uğradığı maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini sağlamak adına uluslararası tüm hukuki mekanizmaları sonuna kadar işleteceğiz. Bu süreç, sadece Dışişleri Bakanlığının değil, yargı organlarımızın ve ilgili diğer devlet kurumlarımızın da ortak sorumluluğundadır ve bu davanın takipçisi olma konusundaki kararlılığımız tamdır.”
Ortadoğu
Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.
Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.
İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.
Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.
Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.
Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.
Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü
ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.
Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.
Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.
Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.
Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.
Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.
Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.
Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.
Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı
Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.
Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.
Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.
Ancak toplantılarda İran yer almadı.
Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.
Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.
İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.
Ortadoğu
FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.
Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.
İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.
FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.
Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.
Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.
Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.
İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.
Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.
Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.
Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.
Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.
Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.
Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.
Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.
The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.
Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.
Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.
Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.
Ortadoğu
Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.
Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.
Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.
HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.
Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.
Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.
Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.
Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor
Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.
Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.
Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.
Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.
Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.
Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor
Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.
Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.
Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.
Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.
Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak
Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.
HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.
Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.
Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.
Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.
Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.
Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.
Yapay zeka ve jeopolitik
Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.
Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.
Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.
Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.
Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.
Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası









