Ortadoğu
İran Dışişleri: Savunma ve füze kapasitemiz hiçbir zaman müzakere konusu olmayacak

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği haftalık basın toplantısında gündeme dair kritik açıklamalarda bulunarak, ABD ve İsrail saldırılarında zarar gören askeri ve nükleer tesislere yönelik herhangi bir uluslararası denetim planı bulunmadığını bildirdi. ABD ile İsviçre’de yürütülen müzakerelerin detaylarını paylaşan Sözcü Bekai, Washington yönetiminin taahhütlerini yerine getirmesi konusundaki kararlılıklarını vurguladı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, başkent Tahran’da yerli ve yabancı gazetecilerin katılımıyla düzenlediği haftalık basın toplantısında, ülkesinin dış politika gündemi, nükleer programı, ABD ile yürütülen dolaylı müzakereler ve bölgesel güvenlik konularına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Sözcü Bekai, ülkesinin egemenlik haklarını ve ulusal çıkarlarını koruma konusundaki kararlılığını yinelerken, bölgesel aktörlere ve Batılı devletlere yönelik net mesajlar verdi.
Toplantının açılışında konuşan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, Kerbela ve Aşure kültürünün İran halkının zorlu sınavlardaki direncine olan etkisine değindi.
Bekai, “Aşure, bir savaşı anlatmaktan ziyade, insanın kendi onur ve haysiyetini korumak için gösterdiği direnişin öyküsüdür. Bu mesaj, tarihsel dönüm noktalarında İran halkının davranış ve kültüründe açıkça görülebilmektedir” ifadelerini kullandı.
İsviçre’nin Cenevre kentinde gerçekleştirilen diplomatik temaslara değinen Bekai, İran heyetinin bu süreçte Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Rafael Mariano Grossi ile herhangi bir görüşme gerçekleştirmediğini açıkladı.
“Hasar gören tesislere yönelik herhangi bir denetim planımız bulunmuyor”
Gazetecilerin, ABD ve İsrail’in askeri saldırılarında zarar gören İran askeri ve nükleer tesislerinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı müfettişleri tarafından denetlenip denetlenmeyeceğine yönelik sorusunu yanıtlayan Sözcü İsmail Bekai, bu konuda kesin bir tavır ortaya koydu.
Bekai, “ABD ve Siyonist rejimin askeri tecavüzleri sırasında zarar gören tesislerimizde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının herhangi bir denetim yapması yönünde bir planımız bulunmamaktadır. Esas itibarıyla bu alanda tanımlanmış bir uygulama yönergesi veya protokol de mevcut değildir” dedi.
Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması kapsamındaki yükümlülüklerine sadık kaldıklarını belirten Bekai, “Biz, bu antlaşmanın sorumlu bir üyesi olarak kendi olağan işleyişimizi sürdürüyoruz ve bu olağan sürecin sınırları son derece nettir” değerlendirmesinde bulundu.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulunda İran aleyhine alınan karara da değinen Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai, oylamada sorumlu davranarak hayır oyu veren veya çekimser kalan ülkelere teşekkür etti.
Bölgedeki bazı ülkelere yönelik kırgınlıklarını dile getiren Bekai, “ABD’nin bölgedeki eylemlerine ve işlediği suçlara doğrudan tanıklık etmelerine rağmen bu karar tasarısı lehinde oy kullanan bazı bölge ülkelerinden son derece şikayetçiyiz” şeklinde konuştu.
“Avrupalı aktörler kendi sorumsuz davranışları nedeniyle tamamen kenara itildi”
Fransa Dışişleri Bakanı’nın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kapsamında İran’a yönelik yaptırımların sürdürülmesinde Avrupa ülkelerinin oynayabileceği rollere ilişkin açıklamalarına sert tepki gösteren Sözcü İsmail Bekai, kendi düşen ağlamaz atasözünü hatırlattı.
Bekai, “Kendi eden bulur; Avrupalılar son bir iki yıldır sergiledikleri tutum ve davranışlar nedeniyle kendilerini sürecin dışına itmiş ve marjinalleştirmiştir. Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nın geri döndürme mekanizması olarak bilinen süreçte, Avrupalı tarafların hiçbir irade gösteremediğini ve son derece sorumsuz davrandığını unutmamalıyız” ifadelerini kullandı.
Avrupa’nın geçmişteki tutumlarını eleştirmeye devam eden İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik dayatılan savaşlar döneminde de çok yakışıksız ve haksız pozisyonlar aldılar. Tüm dünya bu tavırlara şahittir. Bu sorumsuz yaklaşımlar, Avrupalı tarafların uluslararası alandaki güvenilirliğini ve konumunu kesinlikle artırmayacaktır. Avrupa, küresel meselelerde yeniden etkin bir rol oynamak istiyorsa, öncelikle mevcut yaklaşımlarını değiştirmeli, bağımsız ve sorumlu bir aktör gibi davranmaya karar vermelidir. Sadece sızlanıp şikayet ederek Avrupa’nın uluslararası konumunu değiştirmesi mümkün değildir.”
Fransa’nın Birleşmiş Milletler yaptırımlarının kaldırılması konusundaki tek taraflı onay şartı iddialarına Mevlana’nın dizeleriyle karşılık veren Bekai, “Bu iddialar, kendi sahasının dışında boş konuşmaktan ve gürültü patırtı yapmaktan ibarettir. Bazı Avrupalı ülkeler ne yazık ki bir yandan kendilerini küresel süreçlerin dışına iterken, diğer yandan yürüyen her olumlu süreci sabote etme ve engelleme alışkanlığı edinmiştir. Bu tarz yaklaşımların Fransa gibi bir devlete yakışmadığı kanaatindeyim. Fransa, uluslararası alanda sorumluluk sahibi ve saygın bir aktör olarak kabul görmek istiyorsa, bu söylemleri bir kenara bırakıp bölgemizdeki gelişmelere karşı daha mantıklı ve yapıcı bir politika benimsemelidir” dedi.
Avrupa ülkelerinin son bir yıldır kendi savundukları temel değerlerle çeliştiğini belirten Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai, “Avrupalı devletler, tekeline aldıklarını iddia ettikleri hukukun üstünlüğü, uluslararası hukuka saygı, Birleşmiş Milletler Şartı’nın temel ilkeleri ve insan hakları gibi değerleri bizzat kendileri ayaklar altına almıştır” eleştirisinde bulundu.
“Dondurulmuş varlıklarımızı dilediğimiz gibi kullanma konusunda hiçbir kısıtlama yok”
İran’ın serbest bırakılan finansal varlıklarının kullanım alanlarına ve bu kaynaklarla yalnızca ABD’den tarım ürünü satın alınabileceğine dair uluslararası basında yer alan iddiaları yalanlayan Sözcü İsmail Bekai, bu durumu ironik bir dille eleştirdi.
Bekai, “Daha önce bu savaşın amacının İran medeniyetini yok etmek ve ülkemizi çökertmek olduğunu iddia edenlerin, bugün bu hedefi Amerikalı çiftçileri zenginleştirme seviyesine kadar indirgemiş olmalarını oldukça manidar ve ilginç buluyoruz. Biz, serbest bırakılan finansal varlıklarımızı ülkemizin çıkarları, faydası ve ihtiyaçları doğrultusunda nasıl uygun görüyorsak o şekilde harcarız. Tarım Bakanlığımız ve ilgili diğer kurumlarımız, ithal edilecek ürünler ve yapılacak alımlar konusunda kendi değerlendirmelerine göre özgürce karar verecektir. Bu alanda üzerimizde hiçbir kısıtlama bulunmamaktadır” açıklamasını yaptı.
Finansal süreçlerin teknik detaylarına değinen Bekai, “İran’ın petrol satışına yönelik lisans ve izinler dün itibarıyla yürürlüğe girmiş ve uygulanmaya başlanmıştır. Bloke edilen veya kullanımı sınırlandırılan varlıklarımızın harcanması konusundaki diğer tüm başlıklar da aynı şekilde bu kapsamdadır. Merkez Bankası Başkanımız dün bu konuda oldukça detaylı ve açıklayıcı bilgiler paylaştı. Burada en temel husus, dondurulan varlıklarımızın İran’ın serbest kullanımı altında olması ve ülkemizin ihtiyaç duyduğu ürünlerin tedarik edilmesi amacıyla dilediğimiz şekilde erişilebilir hale getirilmiş olmasıdır” dedi.
Bloke edilen varlıkların serbest bırakılmasına yönelik teknik bir takvim veya çalışma grubunun olup olmadığı sorusunu da yanıtlayan Bekai, “Tarafların taahhütlerini yerine getirmesini denetleyen genel bir komitemiz zaten mevcut. Ancak varlıklarımızın serbest bırakılması özelinde asıl kriter, Merkez Bankamızın bu kaynakları ülkemizin belirlediği öncelikli alımlar için herhangi bir engelle karşılaşmadan, tamamen özgürce harcayabilmesidir” bilgisini paylaştı.
“Mesafe koyma kararımızın ardından ABD ile dolaylı mesajlaşma sürdürüldü”
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in, İran heyetinin Donald Trump’ın tehditlerine rağmen müzakere masasını terk etmediği yönündeki iddialarını yalanlayan Sözcü İsmail Bekai, Cenevre’deki görüşmelerin perde arkasını gerçeklere dayanarak anlattı.
Bekai, “Ben her zaman kişisel yorumlar veya anlatılar değil, doğrudan somut gerçekleri aktaracağımızın sözünü verdim. İran, ABD ve iki arabulucu ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen ortak toplantı yerel saatle öğleden sonra 15.00’te başladı. Yaklaşık bir buçuk saat süren bu oturumun ardından, yarım saatlik kısa bir ara verilmesi ve sonrasında görüşmelere devam edilmesi kararlaştırıldı. Tam bu ara sırasında, ABD’li yetkililerin ve bizzat ABD Başkanının ülkemize yönelik hakaretamiz ve tehditkar açıklamaları kamuoyuna yansıdı. Bu gelişmenin ardından dörtlü ortak oturum bir daha toplanmadı. Sürecin devamında yürütülen temaslar, yalnızca arabulucular vasıtasıyla gerçekleştirilen karşılıklı mesaj değişiminden ibaret oldu” dedi.
Tehditlerin ardından ABD tarafıyla doğrudan bir temas kurmadıklarını belirten İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai, “Müzakereleri dörtlü formatta durdurma kararımızın ardından, ABD’li tarafla hiçbir doğrudan temasımız olmamıştır. Tabii ki İran’ın ulusal çıkarlarını korumak ve ülkemizin belirlediği hedeflere ulaşmasını sağlamak adına her türlü diplomatik aracı kullanırız. O anki koşullar çerçevesinde en doğru ve maslahata uygun adım, mesaj alışverişini arabulucular üzerinden sürdürmekti ve bunun somut sonuçlarını da hep birlikte gördük” ifadelerini kullandı.
“Saldırılara kolaylık sağlayan bölge ülkelerinden tazminat talep edeceğiz”
ABD ve İsrail’in İran topraklarına yönelik gerçekleştirdiği askeri saldırılarda Ürdün ve Kuveyt gibi bölge ülkelerinin ABD güçlerine lojistik ve askeri kolaylık sağladığı yönündeki iddiaları değerlendiren Sözcü İsmail Bekai, bu durumun hukuki ve diplomatik sonuçları olacağını vurguladı.
Bekai, “Bazı bölge ülkelerinin, maalesef ülkemize yönelik gerçekleştirilen bu askeri tecavüz ve saldırılarda aktif bir rol oynadığını, hava sahası veya askeri üs kullandırdığını kanıtlayacak yeterli kanıt, belge ve bulguya sahibiz. Bu konuyu görmezden gelmemiz veya geçiştirmemiz kesinlikle söz konusu olamaz. Bu ihlallerin hukuki takibini yapacak, gerekli tüm belgeleri arşivleyecek ve sorumlulardan hesap soracağız” uyarısında bulundu.
Saldırılara zemin hazırlayan ülkelerin uluslararası hukuk açısından sorumlu olduğunu hatırlatan Bekai, şunları kaydetti:
“ABD’li yetkililerin de bu işbirliğini açıkça itiraf etmiş olması, söz konusu bölge ülkelerinin sorumluluğunu katbekat artırmaktadır. ABD ve Siyonist rejimin İran topraklarına saldırması uluslararası hukuka göre açık bir suçtur. Bu suça ortak olan, askeri kolaylık sağlayan veya destek veren her aktör uluslararası hukuk önünde doğrudan sorumludur. Biz bu konunun takipçisi olmak ve sorumlulardan hesap sormak için her türlü diplomatik ve hukuki platformu sonuna kadar değerlendireceğiz.”
İran’ın komşularıyla ilişkilerinde barışçıl bir süreç hedeflediğini ancak güvenliğin ihlal edilmesini kabul etmeyeceklerini belirten Bekai, “Bölgemizin geleceği ve komşularımızla olan ilişkilerimiz, şüphesiz son aylarda yaşanan bu kritik gelişmelerden etkilenecektir. Bazı komşu ülkelerin saldırgan güçlerle işbirliği yapması nedeniyle ciddi güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kaldık. Bu durum İran halkının ortak hafızasında derin bir iz bırakacaktır. ABD ve İsrail ile işbirliği yapan ülkelerin, verdikleri bu zararları telafi etmek için her fırsatı değerlendirmesini bekliyoruz. Biz ilişkilerimizin iyi komşuluk ve karşılıklı saygı temelinde ilerlemesini istiyoruz ancak ülkemize yönelik askeri tecavüze ortak olunmasını da asla unutmayacağız” dedi.
“Savunma gücümüz ve füze programımız hiçbir şekilde müzakere edilemez”
Müzakereler kapsamında İran’ın askeri kapasitesi ve füze programının gündeme gelip gelmediği yönündeki sorulara net bir yanıt veren Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, bu alanların kırmızı çizgileri olduğunu belirtti.
Bekai, “Ülkemizin savunma kapasitesi ve füze programı kesinlikle hiçbir diplomatik görüşmenin parçası olmamıştır ve gelecekte de hiçbir şekilde müzakere masasına getirilmeyecektir” dedi.
Katar Dışişleri Bakanı’nın bölge ülkeleriyle İran arasında geniş kapsamlı bir güvenlik toplantısı düzenleneceği yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Bekai, bölgesel güvenliğin ancak bölge aktörleri tarafından sağlanabileceğini yineledi.
Bekai, “Güvenliğin dışarıdan ithal edilemeyeceğini, bölge ülkelerinin ortak bir güvenlik mekanizması kurması gerektiğini her zaman savunduk. Bu ilkeye sonuna kadar bağlıyız ve geçmişte bu doğrultuda somut öneriler sunduk. Yabancı askeri güçlerin müdahalesi olmaksızın, bölgede kolektif güvenliği güçlendirecek her türlü yapıcı girişimi memnuniyetle karşılar ve komşularımızla bu konuları görüşmeye her zaman hazır olduğumuzu belirtiriz” şeklinde konuştu.
“Cenevre’ye basına gösteri yapmak için gitmedik”
İsviçre’deki müzakereler sırasında basın mensuplarının salondan çıkarılması ve görüşmelerin basına kapalı gerçekleştirilmesi kararına değinen Sözcü İsmail Bekai, diplomasinin ciddiyetine vurgu yaptı.
Bekai, “Biz İsviçre’ye medyaya yönelik bir gösteri yapmak, propaganda yürütmek veya reklam yapmak için gitmedik. Bizim oradaki amacımız son derece net ve somuttu; ülkemizin haklarını savunmak, taleplerimizi doğrudan muhataplarımıza iletmek ve karşı tarafın taahhütlerini yerine getirmesini sağlamaktı. Bu temel amacımızı gölgeleyecek veya dikkatleri başka yöne çekecek hiçbir uygulamaya izin veremezdik. Bu nedenle kapsamlı bir medya kampanyasına veya basın şovuna ihtiyaç duymadık” açıklamasında bulundu.
ABD’de yapılan ve Amerikan halkının büyük çoğunluğunun İran ile olası bir savaşa karşı olduğunu gösteren kamuoyu araştırmalarını da değerlendiren Bekai, savaşların halklara yıkım getirdiğini belirtti.
Bekai, “Bu savaş, ABD ve Siyonist rejimin hem İran’a hem de tüm bölgeye zorla dayattığı bir süreçtir. Bu çatışmalar Amerikan halkına, bölgemize ve ülkemize çok ağır maliyetler yüklemiştir. Amerikan vatandaşlarının bu hukuksuz ve saldırgan politikalara karşı çıkması, kendi hükümetlerinin savaş yanlısı tutumunu desteklememesi son derece doğaldır. Sadece Amerikan halkı değil, tüm dünya kamuoyu ABD’nin militarist politikalarına karşı sesini yükseltmektedir” dedi.
“Nükleer süreç ve yaptırımların kaldırılması altmış günlük takvime bağlıdır”
Cenevre’deki diplomatik temaslarda nükleer programın kapsamının ele alınıp alınmadığı sorusunu yanıtlayan Sözcü İsmail Bekai, sürecin hukuki çerçevesini anlattı.
Bekai, “Mutabakat metni uyarınca, nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılması başlıkları birbirine paralel olarak 60 günlük bir zaman dilimi içinde ele alınacaktır. İlgili mutabakat belgesinin hükümleri bu konuda son derece açıktır; bu iki temel başlıkta müzakerelerin fiilen başlayabilmesi, önceden belirlenmiş bazı özel maddelerin taraflarca eksiksiz şekilde uygulanmasına bağlıdır. Biz şu an bu ön koşulların ve hazırlık adımlarının tamamlanması için çalışıyoruz. Belirlenen maddelerin bir kısmı hayata geçirildi, bir kısmının uygulanmasına ise devam ediliyor. Cenevre’de ABD tarafıyla nükleer konularda genel pozisyonların karşılıklı beyan edilmesi dışında herhangi bir detaylı veya teknik görüşme gerçekleştirmedik. Onlar kendi yaklaşımlarını sundu, biz de gerekli yanıtlarımızı verdik. Yaptırımlar konusunda da durum aynı şekildedir, konular yalnızca genel hatlarıyla ele alınmıştır. Sürecin nasıl ilerleyeceğini, mutabakat metnindeki takvimin nasıl işleyeceğini hep birlikte göreceğiz” değerlendirmesinde bulundu.
İran ile ABD arasındaki diplomatik ilişkilerde güvensizliğin aşılmasının zaman alacağını belirten Bekai, “Geleceğe yönelik aceleci adımlar atmak yerine bugünün sorumluluklarına odaklanmalıyız. ABD’nin geçmişteki güvenilmez ve düşmanca politikaları nedeniyle önümüzde yürünmesi gereken çok uzun ve zorlu bir yol bulunmaktadır. Dolayısıyla şu aşamada öncelikli hedefimiz olan savaşın tamamen durdurulması ve ABD’nin mutabakat metnindeki yükümlülüklerine harfiyen uymasının güvence altına alınması konularına yoğunlaşmayı tercih ediyoruz” dedi.
Yaptırımların kaldırılması sürecinin teknik ayrıntılarını paylaşan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, “Dün yayımlanan karar, İran’ın petrol, petrokimya ve petrol türevlerinin satışı ile bu ticaretin yürütülmesi için gerekli olan sigorta, taşımacılık, lojistik ve bankacılık işlemlerinin önündeki engelleri kaldıran resmi izindir. Diğer yaptırımların kaldırılması konusu ise mutabakat metninde ABD’nin üstlendiği temel taahhütler arasındadır ve önümüzdeki 60 gün içinde müzakere edilecektir. ABD’nin gerek birincil gerek ikincil yaptırımları, gerekse uluslararası organizasyonlar nezdinde İran’a uygulanan tüm kısıtlamaları kaldırma taahhüdü son derece nettir. Bu konular önümüzdeki günlerde kurulacak çalışma masalarında ayrıntılı olarak ele alınacaktır” şeklinde konuştu.
“Hürmüz’ün güvenliği için Umman ile koordinasyon halindeyiz”
Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Umman’a gerçekleştirdikleri resmi ziyaretlerin amacına değinen Sözcü İsmail Bekai, iki ülkenin bölgesel güvenlikteki ortak sorumluluğuna dikkat çekti.
Bekai, “İran ve Umman, Hürmüz Boğazı’na kıyısı olan iki egemen devlettir. Boğaz’daki deniz trafiğinin, sivil ve ticari gemilerin güvenli geçişinin sağlanması adına iki ülkenin sürekli koordinasyon ve işbirliği içinde çalışması yasal bir zorunluluktur. Bu alandaki teknik görüşmelerimiz ve ortak çalışmalarımız kesintisiz sürmektedir. Meclis Başkanımızın Maskat ziyaretinde de bu hayati konu detaylıca ele alınmıştır. Umman ile ilişkilerimiz her zaman çok üst düzeyde ve örnek niteliktedir. Ülkemize yönelik saldırılar sırasında Umman hükümetinin sergilediği sorumlu duruşu takdirle karşılıyoruz. Umman, son yirmi yılda bölgesel gerilimlerin azaltılması ve diplomasinin işletilmesi konusunda çok yapıcı roller üstlenmiştir” dedi.
İran’ın diplomatik temaslar kapsamında ABD’den herhangi bir ayrıcalık veya taviz almadığını belirten Bekai, “Biz kimseden bir lütuf veya ayrıcalık talep etmedik. Yürüttüğümüz kararlı diplomasi sayesinde, İran halkının gasp edilmiş olan meşru haklarının bir kısmını geri almayı başardık. Serbest bırakılan varlıklarımız veya deniz ticareti üzerindeki hukuksuz ablukanın kaldırılması birer taviz değil, halkımızın zaten hakkı olan unsurlardır. ABD’nin yıllardır uyguladığı hukuksuz deniz ablukası gayrimeşru bir zorbalıktı ve bu durumun sona erdirilmesi uluslararası hukukun bir gereğidir” şeklinde konuştu.
“Bölgedeki yabancı askeri varlığı tamamen sona ermelidir”
Müzakerelerin en kritik başlıklarından biri olan ABD askeri güçlerinin bölgeden çekilmesi konusuna değinen Sözcü İsmail Bekai, takvimin net olduğunu belirtti.
Bekai, “Mutabakat metninde bu konuda iki temel ve bağlayıcı madde yer almaktadır. Birincisi, nihai anlaşmanın imzalanmasını takip eden 30 gün içinde, bölgedeki tüm ABD askeri güçlerinin İran’ın çevre coğrafyasından tamamen çekilmesi gerekmektedir. Anlaşmanın dördüncü maddesinde yer alan bu çekilme takviminin teknik detayları, önümüzdeki müzakerelerde ayrıntılı olarak müzakere edilecektir. İkinci taahhüt ise ABD’nin müzakerelerin devam ettiği süre boyunca bölgedeki mevcut askeri gücüne, personeline veya teçhizatına kesinlikle hiçbir ekleme yapmamasını öngörmektedir. Biz her iki maddenin de sahada nasıl uygulandığını çok yakından ve titizlikle takip ediyoruz” dedi.
İsviçre’de kurulan denetim komitelerinin çalışma usullerini anlatan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, “Dün itibarıyla teknik heyetlerimizin katılımıyla, taahhütlerin uygulanmasını denetleyecek alt komitelerin kurulması yönünde mutabakata vardık. Bu kapsamda dört ayrı teknik çalışma grubu oluşturulmuştur. Bu gruplar mutabakat metnindeki maddelerin sahada eksiksiz uygulanıp uygulanmadığını her gün denetleyecektir. Üst düzey takip komitesi ise İran, ABD ve arabulucu ülkeler olan Pakistan ve Katar temsilcilerinden oluşmaktadır. Bu mekanizma çalışmalarına dün itibarıyla başlamıştır” bilgisini verdi.
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ve diğer üst düzey yetkililerin bölge ülkelerine yapacağı ziyaretlerin yeni bir bölgesel güvenlik paktı kurma çabası olup olmadığı yönündeki soruyu yanıtlayan Bekai, “Bu çabaların amacını bizzat ABD’li ve ilgili bölge ülkelerinin yetkililerine sormak gerekir. Bizim açımızdan net olan husus, bölgemizin güvenliğinin dış güçlerin askeri varlığıyla değil, yalnızca bölge ülkelerinin karşılıklı anlayış, diyalog ve işbirliği temelinde kuracağı ortak yapılarla sağlanabileceğidir. ABD’nin bölgedeki askeri varlığının bugüne kadar yıkım, bölünme, istikrarsızlık ve güvensizlikten başka hiçbir sonuç doğurmadığı tarihi bir gerçektir. Bölge ülkelerinin bu acı tecrübelerden gerekli dersleri çıkardığını umuyoruz. Aynı hataları tekrarlayarak farklı sonuçlar beklemek büyük bir yanılgı olacaktır” uyarısında bulundu.
Sözcü Bekai, savaşta hayatını kaybeden İran vatandaşlarının haklarının korunması konusunda ise şu güvenceyi verdi:
“Savaşın sona erdirilmesine yönelik diplomatik mutabakatlar, şehitlerimizin kanının ve ailelerinin çektiği acıların hukuki takibinin yapılmasına asla engel teşkil etmez. Biz, bu saldırılarda zarar gören her bir vatandaşımızın hakkını savunmak, devletimizin uğradığı maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini sağlamak adına uluslararası tüm hukuki mekanizmaları sonuna kadar işleteceğiz. Bu süreç, sadece Dışişleri Bakanlığının değil, yargı organlarımızın ve ilgili diğer devlet kurumlarımızın da ortak sorumluluğundadır ve bu davanın takipçisi olma konusundaki kararlılığımız tamdır.”
Ortadoğu
İran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği basın toplantısında bölgesel gelişmeler, nükleer müzakereler, ABD ile ilişkiler ve sınır güvenliği konularında önemli açıklamalarda bulundu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik değerlendirmelerini “hayret verici ve yanlış bir kıyas” olarak niteleyen Bekai, iki ülke arasındaki analizlerin mevcut gerçeklerle bağdaşması gerektiğini vurguladı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki dış politika gelişmelerini ve bölgesel güvenlik konularını değerlendirdi.
Toplantıda Türkiye ile ilişkilere ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamalarına geniş yer ayıran Bekai, ABD ile yürütülen mutabakat süreçleri ve nükleer program hakkındaki soruları da yanıtladı.
“Hakan Fidan’ın kıyaslaması hayret verici ve yanlıştır”
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik iddiaları ve İran’ın eylemlerini İsrail rejiminin adımlarıyla kıyaslaması hakkındaki soru üzerine Bekai, bu değerlendirmeyi sert bir şekilde eleştirdi. Sözcü Bekai, şu ifadeleri kullandı:
“Sayın Fidan gibi bir şahsiyetin böyle yersiz bir kıyaslama yapması hayret vericidir. Kendisi de çok iyi bilmektedir ki İsrail rejimi doğası gereği yayılmacıdır ve Türkiye dahil tüm bölgeye zarar verme arayışındadır. Böyle tuhaf bir kıyaslamaya nasıl ulaştıkları bizim için bir soru işaretidir.”
İran’ın bölgede hiçbir vekil gücü olmadığını, bölgedeki tek vekil yapının İsrail rejimi olduğunu savunan Bekai, “Türkiyeli dostlarımızdan analizlerini mevcut gerçeklerle uyumlu hale getirmelerini ve İsrail rejiminin suistimaline hizmet edecek analizleri tekrarlamaktan kaçınmalarını istiyoruz” dedi.
Fidan, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, “İran’ın bölgedeki vekilleri olan Hizbullah ve Hamas ile mücadeleye” değinmişti.
Fidan, “Her ulusun egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün tamamen tanındığı bir duruma geri dönmemiz gerekiyor. İran uzun süredir bu ülkelerde vekiller bulundurarak önleyici bir güvenlik politikası yürüttüğünü iddia ediyor, tıpkı İsraillilerin güvenliklerinin bir parçası olarak bölgenin geri kalanını işgal etmesi gibi” demişti.
“İslamabad Mutabakatı kriz aşamasına girmiştir”
İslamabad Mutabakatı’nın geleceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Bekai, “Bu mutabakatın bir kriz aşamasına girdiğinden hiçbir şüphe yoktur” dedi.
İran’ın her müzakereye ciddiyet ve titizlikle girdiğini, bir anlaşmaya varıldığında ise taahhütlerini iyi niyetle yerine getirdiğini belirten Sözcü, karşı tarafı sözünde durmamakla suçladı.
Bekai, “Anlaşmayı bozma konusunda o kadar sabırsız davrandılar ki, Hürmüz Boğazı ile ilgili beşinci maddede yer alan bir aylık sürenin dahi tamamlanmasına izin vermediler. İlk günlerden itibaren caymaya başladılar. Mutabakat zaptının 14 maddesini göz önüne alırsak, Amerikalılar bu kısa süre zarfında mutabakatın farklı unsurlarını parçaladılar. Biz başından beri ‘taahhüde karşı taahhüt’ dedik. Karşı taraf taahhütlerini yerine getirdiği sürece biz de taahhütlerimize bağlı kalacağız” şeklinde konuştu.
“UAEA’nın hasar gören tesislere erişim talebini reddediyoruz”
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi’nin, denetçilerin İran’a dönmesi ve hasar gören nükleer tesisleri ziyaret etmesi yönündeki talebi sorulan Bekai, bu soruya net bir şekilde “Hayır” yanıtını verdi ve talebin kabul edilmeyeceğini açıkladı.
Nükleer tesislerin yeniden inşasına ilişkin uydu görüntüleri hakkındaki raporlara da değinen Bekai, bu yöndeki uydu görüntülerini henüz görmediğini ve bu nedenle bir yorumda bulunamayacağını belirtti.
“Hürmüz Boğazı’nın ABD tarafından tehdit edilmesine izin vermeyiz”
Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliği ve ABD’nin 20 gemiye askeri eskort sağladığı yönündeki iddiaları değerlendiren Bekai, bölge dışı güçlerin varlığına karşı çıktı.
Bölge güvenliğinin ancak yabancı müdahalesi olmadan, bölge ülkelerinin kendi aralarındaki istişare mekanizmalarıyla sağlanabileceğini belirten Bekai, ABD askeri varlığının bölgede güvensizliğe yol açtığını ifade etti.
Sözcü, “Hürmüz Boğazı’nın İran’ın çıkarlarına yönelik bir tehdit alanına dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Seyrüsefer güvenliği için dürüstçe çaba gösterdik ancak süreci baltalayan taraf ABD oldu. Gemi eskortu iddiaları, ABD’nin bölgedeki müdahaleci ve saldırgan politikalarının devam ettiğini göstermektedir” dedi.
Mutabakat zaptının beşinci maddesinin yorumlanmasına ilişkin ise Bekai, metnin açık olduğunu ve yoruma yer bırakmadığını söyledi.
Boğazın yönetiminin İran’da olması ve Umman ile istişare içinde yürütülmesinin, İran’ın çıkarlarının korunması amacıyla metne eklendiğini kaydeden Bekai, ABD’nin bölge ülkelerini kışkırtarak paralel yollar oluşturmaya çalıştığını, bunun da hem çevre sorunlarına yol açtığını hem de deniz güvenliğini riske attığını belirtti.
“Üç Avrupa ülkesinin bildirisi hükümsüzdür”
Fransa, Almanya ve İngiltere tarafından yayımlanan ortak bildiriye değinen Bekai, bu bildirinin hiçbir geçerliliği olmadığını ve Avrupa ülkelerinin gerçekleri çarpıtmaya çalıştığını kaydetti.
Bölgede ve dünyada yaşanan zararların kaynağının ABD ve İsrail rejiminin eylemleri olduğunu ifade eden Bekai, bu tür açıklamaların çözüme katkı sunmayacağını dile getirdi.
Fransa Dışişleri Bakanı’nın iddialarına da değinen Bekai, Fransız yetkililerin kendilerini ilgilendirmeyen konularda rol kapmaya çalışmaktan vazgeçmeleri gerektiğini söyledi.
“Afganistan ile işbirliğini tanıma şartına bağlamadık”
Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Yardımcısı Celalzade’nin Afganistan ziyaretine ilişkin bilgi veren Bekai, görüşmelerin konsolosluk işleri ve halklar arası ilişkiler çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.
İran ile Afganistan arasında 900 kilometreyi aşan ortak sınır bulunduğunu, çok sayıda Afgan göçmenin İran’da yaşadığını ve geniş ticari ilişkilerin mevcut olduğunu belirten Bekai, “Afganistan yönetimini resmi olarak tanıma konusunu, iki ülkenin çıkarları için gerekli olan işbirliklerine şart koşmadık. Tanıma süreci hukuki bir prosedürdür ve zamanı geldiğinde bu konuda karar verilecektir” dedi.
“Lübnan adına karar vermiyoruz”
İran’ın Lübnan ve Umman’ın iç işlerine müdahale ettiği yönündeki iddiaları reddeden Bekai, “Biz kimse adına karar vermiyoruz. Lübnan’ın adının mutabakat zaptında yer alması, İran’ın uluslararası güvenliği koruma konusundaki sorumluluk bilincini göstermektedir. Biz metnin birinci maddesinde Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sonlandırılması gerektiğini vurguladık, bu bir karar alma meselesi değildir; karar Lübnan halkına aittir” diye konuştu.
Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönündeki uluslararası baskılara da değinen Bekai, Lübnan halkının direnişin silahının egemenliklerini korumadaki değerini en iyi bilen kesim olduğunu ve bu konudaki kararı yine Lübnan halkının vereceğini ifade etti.
“Trump’ın iddiaları yalandır”
ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın nükleer müzakerelerde İran’ın tavrına ilişkin iddialarını yalanlayan Bekai, “Yalan söylemek ABD’nin davranış kalıbı ve bağımlılığı haline gelmiştir. Cumartesi günü Maskat’ta yapılan görüşmeler yalnızca Hürmüz Boğazı üzerine odaklanmıştı. Umman’ın arabuluculuğuyla gemilerin güvenli geçişini sağlayacak bir mekanizma kurmaya çalıştık ancak Umman üzerindeki baskılar nedeniyle bu sonuca ulaşılamadı” dedi.
Trump’a yönelik suikast iddialarının ise hiçbir zaman müzakere masasında yer almadığını ekledi.
“Lindsey Graham’ın ölümü özgür insanları üzmeyecektir”
ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın ölümü hakkında gelen bir soru üzerine Bekai, “Azrail adildir. Hayat felsefesini tecavüz, savaş ve terör üzerine kurmuş, soykırımın en büyük destekçisi olmakla övünmüş bir figür için bölge halklarının yas tutması beklenemez. Bu saldırgan senatörün ölümü, hiçbir özgür insanın kalbini acıtmayacaktır” yorumunda bulundu.
Ortadoğu
ABD İran’da iki su pompa istasyonunu vurdu

ABD ordusunun İran’ın Huzistan ve Buşehr vilayetlerindeki sivil su altyapısına yönelik düzenlediği saldırılarda bir kişi hayatını kaybetti, dört kişi yaralandı. Harg Adası’na su tedarikinde kesintiye yol açan saldırıyı “savaş suçu” olarak nitelendiren İranlı yetkililer sivil altyapının hedef alınmasına tepki gösterdi. Devrim Muhafızları Ordusu ise saldırıya misilleme olarak Bahreyn ve Umman’daki ABD askeri hedeflerinin vurulduğunu duyurdu.
ABD ordusu, İran’ın güneybatısında yer alan Huzistan ile güneyindeki Buşehr vilayetlerinde sivil su altyapısını hedef alan hava saldırıları gerçekleştirdi.
Yerel yetkililerin açıklamalarına göre iki su pompa istasyonunun hedef alındığı saldırılar, bölgedeki tarımsal faaliyetleri aksatırken Harg Adası’na yönelik su tedarikinde de geçici kesintilerin yaşanmasına yol açtı.
Huzistan vilayetinden bir yetkili, ABD’ye ait askeri mühimmatın Mahşehr kentindeki bir tarımsal sulama pompa istasyonuna isabet ettiğini bildirdi.
Yetkili, patlama sonucunda istasyonda görevli bir kişinin hayatını kaybettiğini, dört kişinin ise yaralandığını açıkladı.
Huzistan Su ve Elektrik Kurumu Genel Müdürü Abbas Sadriyanfer, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Mahşehr ile Hendican kentleri arasındaki Hendican bölgesinde faaliyet gösteren RMD drenaj pompa istasyonunun pazartesi günü sabahın erken saatlerinde “Amerikan-Siyonist düşman” tarafından vurulduğunu kaydetti.
Sadriyanfer, saldırı sırasında tesiste görev yapan Zohre ve Cerrahi Sulama Şebekesi İşletme Şirketi çalışanı Şakir Muhsini’nin yaşamını yitirdiğini, yaralanan bir diğer personelin ise hastanede tedavi altına alındığını ifade etti.
Söz konusu tesisin bölgedeki tarımsal atık suların tahliyesi ve idaresinde kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Sadriyanfer, sulama ve drenaj şebekelerinin verimliliğinin korunması için istasyonun kesintisiz çalışmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti.
“Sivil altyapının vurulması açık bir savaş suçudur”
İran Su Endüstrisi Sözcüsü İsa Bozorgzade, Hendican’daki RMD drenaj pompa istasyonuna düzenlenen saldırının doğrudan halkın yaşamına, sağlığına ve geçim kaynaklarına yönelik bir tehdit oluşturduğunu belirtti.
Bozorgzade, “Su, tüm uluslararası belgelerde ve hukuk kurallarında olduğu gibi Doğu ve İran kültürü ile medeniyetinde de kutsal bir yere sahiptir. Suya saldırmak, insanların temel haklarına saldırmaktır” ifadelerini kullandı. Su sektörüne hizmet veren bir emekçinin hayatını kaybetmesinin saldırının niteliğini açıkça ortaya koyduğunu söyleyen Sözcü, bu eylemin sadece sivil altyapıyı değil, doğrudan halka hizmet götüren sivilleri hedef aldığını vurguladı.
Saldırıyı “düşünce ve eylemde çaresizliğin bir göstergesi” olarak nitelendiren Bozorgzade, “Düşman su tesislerini hedef aldığında aslında kendi acziyetini sergiliyor. Bu davranış ne onurlu bir eylem ne de askeri bir başarıdır; sadece kötülüğün dışa vurumudur” diye konuştu.
Bozorgzade, saldırının tesisteki faaliyetleri tamamen durdurmayı amaçladığını, ancak su sektörü çalışanlarının hasarı en aza indirmek ve durumu kontrol altına almak için sabahın erken saatlerinden itibaren yoğun bir çalışma yürüttüğünü aktardı. Su tesislerinin ve çalışanlarının hedef alınmasının açık bir savaş suçu teşkil ettiğini savunan Sözcü, uluslararası toplumun ve sorumlu kuruluşların bu saldırılara karşı sessiz kalmayarak faillerin hesap vermesini sağlaması gerektiğini dile getirdi.
Diğer yandan İranlı yetkililer, pazartesi sabahı erken saatlerde Huzistan vilayetine bağlı Ahvaz, Omidiye, Mahşehr, Behbehan, Dezful, Endimeşk, Abadan ve Şadegan çevresindeki çok sayıda noktanın da ABD mühimmatlarıyla hedef alındığını açıkladı.
Bölgelerdeki hasar tespit çalışmalarının devam ettiği bildirilirken, İran medyası Ahvaz’ın dış kesimlerindeki iki ayrı noktanın daha vurulduğunu aktardı. Bununla birlikte, Ahvaz Uluslararası Havalimanı’nın hedef alındığına yönelik iddialar ise resmi kaynaklarca yalanlandı.
Devrim Muhafızları misilleme operasyonlarını açıkladı
Su pompa istasyonuna yönelik saldırıların ardından yazılı bir açıklama yayımlayan Devrim Muhafızları Ordusu, düzenlenen operasyonlara misilleme olarak Bahreyn’de bulunan ABD askeri altyapısının hedef alındığını duyurdu. Açıklamada ayrıca Umman’da konuşlu FPS tipi uzun menzilli hava gözetleme radarı ile bir deniz gözetleme radarının imha edildiği bilgisine yer verildi.
Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Sevgili ve dirençli İran halkı, Silahlı Kuvvetler’deki evlatlarınızın kararlı ve güçlü operasyonları, çocuk katili ABD ordusunu çaresizliğe sürükledi. Amerikalı saldırganlar, son saldırılarında Mahşehr ilçesindeki tarımsal su pompasını hedef alarak halk düşmanı karakterlerini bir kez daha gösterdi.”
Açıklamanın devamında, Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerinin Bahreyn’in Cufeyr bölgesindeki ABD askeri tesislerini hedef aldığı belirtilerek, “Cufeyr’de alevler yükselirken, kahraman Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerindeki cesur evlatlarınız, misilleme operasyonunun beşinci aşamasında güçlü füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla Umman Sultanlığı’ndaki FPS uzun menzilli hava gözetleme radarını ve deniz gözetleme radarını da vurup imha etti” denildi.
Geçen ay da binlerce kişi susuz kalmıştı
Su altyapısına yönelik gerçekleştirilen bu son saldırılar, ABD’nin geçen ay Hürmüzgan vilayetine bağlı Sirik ilçesindeki su tesislerini hedef almasının ardından kaydedildi.
Kavurucu yaz sıcaklarının yaşandığı o dönemde düzenlenen saldırılar nedeniyle bölgedeki 20 binden fazla kişinin içme suyuna erişiminin kesildiği bildirilmişti. Söz konusu operasyonlarda Kuhestek kasabası ile Bemani bölgesindeki 10 köyün su dağıtım şebekesi büyük hasar görmüştü.
İki ülke arasındaki askeri hareketlilik, İran donanmasının Hürmüz Boğazı’nda Tahran ile Washington arasında daha önce imzalanan mutabakat zaptını ihlal ettiği belirtilen gemi geçişlerini engellemesinin ardından yeniden tırmanışa geçti. Yaşanan bu gelişmelerin ve ABD’nin bölgedeki askeri tahkimatını artırmasının ardından İranlı yetkililer, Hürmüz Boğazı’nın tüm transit geçişlere kapatıldığını duyurdu.
Ortadoğu
İran saldırısından kurtulan ABD’li askerlerden komutanlara suçlama

ABD’nin İran ile girdiği çatışmanın ikinci gününde Kuveyt’teki limanda konuşlu birliğe düzenlenen ve altı askerin ölümüyle sonuçlanan İHA saldırısına ilişkin iç soruşturma tamamlanma aşamasına geldi. Saldırıdan kurtulan askerler, komutanları istihbaratı göz ardı etmekle suçluyor. Soruşturmanın ise herhangi bir disiplin cezası öngörmediği belirtiliyor.
İran’ın insansız hava aracıyla (İHA) Kuveyt’teki Şuaibe Limanı’nda yer alan ABD üssüne düzenlediği saldırıdan kurtulmayı başaran Amerikalı askerler, komutanlarını ihanetle ve olası saldırı uyarılarını kulak ardı etmekle suçluyor.
The Washington Post gazetesinin askeri kaynaklara ve iç soruşturmaya aşina kişilere dayandırdığı haberine göre, askeri yetkililer saldırı öncesinde gelen kritik istihbarat verilerini dikkate almadı.
Saldırının, ABD ile İran arasında başlayan çatışmaların ikinci günü olan 1 Mart’ta düzenlendiği belirtildi. ABD Kara Kuvvetleri 103’üncü Lojistik Destek Komutanlığı bünyesinde görev yapan altı askerin hayatını kaybettiği, onlarca askerin ise yaralandığı aktarıldı.
Haber kaynakları, bu saldırıyı çatışma sürecinde Amerikan ordusunun tek seferde en çok kayıp verdiği olaylardan biri olarak nitelendiriyor.
“Limandaki güvenlik açıkları biliniyordu”
Gazeteye konuşan askeri personel, Şuaibe Limanı’nın İran için olası bir hedef olduğunu gösteren istihbarat raporlarının komuta kademesi tarafından göz ardı edildiğini ileri sürdü.
Askerler, tesisin İHA saldırılarına karşı korumasız olması sebebiyle personelin buraya yerleştirilmemesi yönünde tavsiyeler yapıldığını ancak bu uyarıların dinlenmediğini ifade etti.
Görüşlerine başvurulan bazı kaynaklar, saldırı sırasında Tugay Generali Clint Barnes’ın sergilediği tutumu da eleştirdi. İddialara göre Barnes, patlamanın ardından binadan çıkarak sığınağa yönelirken, çok sayıda asker içeride kaldı.
Yaralıların tahliyesi ve kurtarma çalışmaları ise binada kalan diğer subaylar ve erler tarafından gerçekleştirildi.
Saldırı sırasında hedef alınan binada olan Binbaşı Steven Ramsbott, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Eğer bu hatalardan ders çıkarmazsak ve hepimiz aynı yalana inanmaya devam edersek, gelecekte başka bir birlik de aynı durumu yaşayacak ve kendisini bizim düştüğümüz koşulların içinde bulacak” dedi.
Soruşturmada komutanlara ceza öngörülmüyor
ABD ordusu, askerlerin yönelttiği somut suçlamalar hakkında açıklama yapmaktan kaçınırken, komuta kademesinin kararlarını ve sahada attığı adımları savunarak bu kararların gerekçeli olduğunu bildirdi.
The Washington Post’un ulaştığı bilgilere göre, olayla ilgili başlatılan askeri iç soruşturma son aşamaya geldi.
Soruşturmanın ön raporunda, birliğin Şuaibe Limanı’na yerleştirilmesi veya saldırı sonrasındaki tıbbi yardım sürecinin yönetilmesi hususunda komutanlara yönelik herhangi bir kişisel sorumluluk yüklenmediği ve disiplin cezası uygulanmasının tavsiye edilmediği aktarıldı.
Saldırı sabah saatlerinde hazırlıksız yakaladı
CNN’in haberine göre, Şuaibe Limanı’nda taktik operasyon merkezi olarak kullanılan üç bölmeli treylere yönelik saldırı 1 Mart sabahı erken saatlerde düzenlendi. Saldırının ani gerçekleşmesi sebebiyle askeri personelin tahliye edilmeye veya sığınağa geçmeye fırsat bulamadığı kaydedildi.
Vurulan binada patlamanın ardından saatlerce yangın çıktığı, şok dalgasının duvarları yıktığı ve yapısal unsurların iskeletten ayrıldığı belirtildi.
Olayın ertesi günü ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın misilleme saldırılarında altı Amerikan askerinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonu 28 Şubat 2026 tarihinde başlamıştı.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi5 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika5 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş5 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor











