Ortadoğu
Güney Lübnan’da bina hasarının ilk maliyeti açıklandı

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Lübnan Ulusal Bilimsel Araştırma Konseyi, uydudan elde edilen verilere dayanarak güney Lübnan’daki bina hasarına ilişkin ön değerlendirme raporunu yayımladı. Rapora göre, incelenen bölgelerde tamamen yıkılan 11 binden fazla binanın ilk hasar maliyeti 1,38 milyar dolar olarak hesaplandı. Uzmanlar, altyapı ve saha verilerinin eksikliği nedeniyle gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu belirtiyor.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Lübnan Ulusal Bilimsel Araştırma Konseyi, Lübnan’ın güneyindeki bina hasarına ilişkin hızlı değerlendirme raporunu açıkladı.
El-Ahbar gazetesinin aktardığına göre uydu görüntüleri ile coğrafi yapay zeka (GeoAI) teknolojilerine dayandırılan çalışmada, 23 Ekim 2025 ile 29 Nisan 2026 tarihleri arasında güney sınırlarında meydana gelen ve dışarıdan tespit edilebilen bina hasarları ele alındı.
Rapora göre, incelenen bölgelerde toplam 11 bin 95 binanın tamamen yıkıldığı belirlendi. Tamamen yıkılan bu binaların, ortalama 150 metrekarelik daire büyüklüğü varsayımıyla teorik olarak 17 bin 891 konuta karşılık geldiği tahmin ediliyor.
Bölgede oluşan enkaz miktarının ise 3 milyon 107 bin 756 metreküp düzeyinde olduğu öngörülüyor.
Değerlendirme sonuçlarına göre, tamamen yıkılan binaların yanı sıra 2 bin 242 binada kısmi, 9 bin 311 binada ise hafif düzeyde hasar saptandı.
Konut bazındaki hesaplamalarda ise tamamen hasar gören yaklaşık 17 bin 891 ünitenin yanında, 5 bin 219 konutun kısmen hasar gördüğü, 18 bin 282 konutun ise hafif hasarlı olduğu tahmin edildi.
Raporda, konut sayılarına ilişkin verilerin doğrudan saha sayımına değil, ortalama metrekare üzerinden yapılan matematiksel modellemelere dayandığı ve teorik bir tahminden ibaret olduğu vurgulandı.
Bina hasarlarının ön maliyeti 1,38 milyar dolar olarak hesaplandı
Raporda, tespit edilen bina hasarlarının yenileme maliyeti, metrekare başına standart 450 dolarlık bir birim değer esas alınarak hesaplandı. Buna göre toplam ön hasar maliyeti 1 milyar 384 milyon dolar olarak tahmin edildi.
Bu hasarın coğrafi dağılımında Nebatiye vilayeti 1 milyar 53 milyon dolar ile ilk sırada yer alırken, Güney vilayetindeki zarar 331 milyon dolar olarak belirlendi.
İlçeler düzeyinde yapılan hesaplamalarda ise ön maliyet Bint Cübeyl’de 688 milyon dolar, Mercayun’da 333 milyon dolar, Sur’da 315 milyon dolar, Nebatiye ilçesinde 32 milyon dolar ve Sayda’da 16 milyon dolar oldu.
Raporda, bu rakamların yalnızca binaların dışsal fiziksel hasarını kapsadığı, yeniden imar sürecinin nihai maliyetini ya da savaşın yol açtığı toplam ekonomik kaybı yansıtmadığı önemle belirtildi.
İlçelerdeki yıkım yoğunluğuna bakıldığında Bint Cübeyl ilçesinde Aytarun’da 1658, Bint Cübeyl kent merkezinde 1076, Ayta el-Şaab’da 539, Beyt Lif’te 371, Yarun’da 242 ve Aynata’da 227 binanın yıkıldığı belirlendi.
Mercayun ilçesinde ise Meys el-Cebel’de 969, El-Taybe’de 824, Hula’da 285, Merkaba’09da 199, Blida’da 184 ve Deyr Siryan’da 174 yıkık bina saptandı.
Nebatiye ilçesinde Yahmar el-Şakif’te 71, Zotar el-Şarkiye’de 69 ve Kefr Sir’de 37 bina yıkıldı. Sur ilçesinde Burç el-Şimali’de 370, Nakura’da 216, Abbasiye’de 162, Sur kent merkezinde 80 ve El-Mansuri’de 65 binanın tamamen yıkıldığı kayda geçti. Sayda ilçesinde ise yıkım daha çok 65 bina ile Zırariye ve 62 bina ile Arzi beldelerinde yoğunlaştı.
Yayımlanan raporda, elde edilen verilerin kesin bir nihai bilanço olarak kabul edilmesini engelleyen önemli kısıtlamalara yer verildi.
Çalışma, idari sınırların tamamını kapsamak yerine yalnızca uydulardan net görüntü alınabilen alanlarla sınırlı tutuldu.
Bu doğrultuda, Litani Nehri’nin güneyi ana odak noktası olurken, nehrin kuzeyindeki bölgelerden kısıtlı veriler dahil edildi. İlçelerdeki belediyelerin bir kısmında tam tarama gerçekleştirilirken, bazılarında yalnızca belirli bölümler incelenebildi.
Örneğin Bint Cübeyl ilçesindeki tüm tapu alanları taranırken, Sur’da 75 tapu bölgesinin 74’ü tamamen, 1’i kısmen kapsama alındı.
Mercayun’da 33 bölgeden 17’si tamamen, 21’i kısmen taranırken; Nebatiye’de 52 bölgeden yalnızca 4’ü tamamen, 15’i kısmen analiz edilebildi. Sayda’da ise 77 bölgeden hiçbirinde tam tarama yapılamadı, yalnızca 5 bölge kısmi olarak çalışmaya dahil edildi.
Raporda yer alan diğer kısıtlayıcı unsurlar şu şekilde sıralandı:
- Karayolları, köprüler, elektrik, su ve telekomünikasyon gibi kritik altyapı tesislerindeki hasarlar değerlendirmeye dahil edilmedi.
- Binaların yer altı sığınakları, bodrum katları ve görünmeyen iç kısımlarındaki hasarlar saptanamadı.
- Binaların konut, ticari veya sınai işlevlerine göre net bir ayrım yapılamadı.
- Hafif hasarlı binalar, enkaz hacmi ve maliyet hesaplamalarının dışında tutuldu.
- Yapıların yoğunluğu, gölgeler ve dar sokaklar gibi fiziksel etkenler uydu analizlerinde hata payı oluşturdu.
Çalışmanın doğrulanması aşamasında saha ziyaretleri veya yerinde incelemeler yapılmadı; analizler tamamen masa başında, uydu fotoğraflarının incelenmesiyle gerçekleştirildi.
Yıkımın büyüklüğü ve kullanılan metodolojiye olan güven gerekçesiyle Lübnan Ordusu veya Birleşmiş Milletler Güvenlik ve Emniyet Dairesi (UNDSS) ile yerinde teyit süreçleri işletilmedi.
UNDP, çalışmadaki verilerin planlama amaçlı ön bulgular olduğunu, ilerleyen süreçte yeni uydu görüntüleri ve saha verileri eklendikçe kapsamın genişletileceğini açıkladı.
Yetkililer, dışarıda bırakılan kalemler ve altyapı kayıpları da hesaba katıldığında, Lübnan’ın güneyindeki gerçek faturanın rapordaki tahminlerin çok üzerinde olduğunu belirtiyor.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












