Amerika
Trump ve Senatör Cassidy’nin basına kapalı görüşmesinde kavga çıktı

ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhuriyetçi Senatör Bill Cassidy arasında basına kapalı yapılan Kongre toplantısında İran savaşı ve yasama süreçleri üzerine şiddetli bir tartışma yaşandı. Senatör Cassidy, Trump’ın İran politikası konusunda Amerikan halkına dürüst davranmadığını savunurken, ikili arasındaki gerilim fiziksel müdahale eşiğine geldi.
ABD Başkanı Donald Trump, Kongre’de çarşamba günü basına kapalı düzenlenen hararetli bir toplantı sırasında, kendisini İran savaşı konusunda Amerikan halkına karşı dürüst olmamakla suçlayan Cumhuriyetçi Senatör Bill Cassidy ile sert bir tartışma yaşadı.
Toplantıda Trump ile Louisiana Senatörü Cassidy arasındaki tartışmanın ses tonu ve gerilimi o kadar yükseldi ki Cassidy’nin yanında oturan bir diğer senatör, kendisini sakinleştirmek amacıyla koltuğuna geri çekmek zorunda kaldı.
Gerilim, Trump’ın salı günü Senato tarafından kabul edilen ve kendisinin İran’a yönelik düşmanca faaliyetlerdeki ABD askeri gücünü geri çekmesini öngören savaş yetkileri tasarısına yönelik hoşnutsuzluğunu dile getirmesiyle başladı.
Trump’ın bu kararı veto yetkisine doğrudan bir tepki niteliği taşıyordu.
Daha sonra yaşadıkları gerilimli diyalogu aktaran Cassidy’nin verdiği bilgiye göre Trump, toplantıda “Herhangi biri savaş yetkileri tasarısına neden evet oyu verir ki?” sorusunu yöneltti. Cassidy, bu soru üzerine ayağa kalkarak, “Bu retorik bir soru mu yoksa gerçekten öğrenmek mi istiyorsunuz?” diye sorduğunu belirtti.
Trump’ın, Cassidy ve diğer üç Cumhuriyetçi senatör olan Rand Paul (Kentucky), Susan Collins (Maine) ve Lisa Murkowski’nin (Alaska) başkomutanlık yetkilerini sınırlandırmak amacıyla neden Demokratlarla birlikte oy kullandığını gerçekten bilmek istediğini söylemesi üzerine Cassidy, Trump’ın kamuoyunda destek bulmayan bu savaşı yürütme biçimini sert bir dille eleştirdi.
Cassidy, karşılıklı atışmayı şu sözlerle aktardı:
“Ayağa kalktım ve ‘Amerikan halkına neler olduğunu anlatmadınız. Bu sürecin dört hafta sürmesi gerekiyordu ama dört ay sürdü. Başlangıçtaki hedeflerimize ulaşılamadı ve ben neler olup bittiğini bilmek istiyorum’ dedim.”
Cassidy’nin tüm Cumhuriyetçi senatörlerin önünde sergilediği bu meydan okuma karşısında öfkelenen Trump, senatöre bağırmaya başladı. Cassidy de başkanın ses tonuna ve öfkesine aynı şekilde bağırarak karşılık verdi.
Cassidy yaşananları, “Yorumlarımdan pek hoşlanmadı ve sesini yükseltti. Ben de öfkeme yenik düştüm, bu pek şık olmadı, içimdeki İrlandalı damarı ortaya çıktı. Onun ses tonuna ve desibeline aynı şekilde karşılık verdim ve tartışma bu şekilde karşılıklı sürdü” sözleriyle ifade etti.
Cumhuriyetçi senatör, Trump’ın tartışmayı kişiselleştirdiğini ve kendisini ön seçimlerde aldığı mağlubiyet üzerinden hedef aldığını ekledi. Cassidy, “Başkan Trump ne mi dedi? ‘Ön seçimi kaybettin’ gibi, bir insanı küçümsemek için akla gelebilecek her şeyi söyledi” diye konuştu.
Cassidy, yanındaki senatörün tansiyonu düşürme yönündeki uyarısıyla koltuğuna geri oturduğunu belirtti.
Ancak Louisiana Senatörü, Trump ile girdiği bu münakaşadan pişman olmadığını vurgulayarak, İran ile yaşanan çatışmanın gidişatı hakkında hem Amerikan halkının hem de Senato’nun daha fazla bilgi sahibi olması gerektiğini savundu.
Trump, pazar günü yaptığı açıklamada, İran’ın Güney Lübnan’daki vekillerini dizginlememesi halinde bu ülkeyi bombalama tehdidini yinelemişti.
Bu güç kullanma tehdidi, Trump yönetiminin İran ile imzaladığı mutabakat zaptının ihlali anlamına geliyordu.
Cassidy, “Görünen o ki bu sürecin gidişatı bize anlatıldığı gibi ilerlemiyor. Bu yüzden başkana karşı durduğum, Senato’ya ve Amerikan halkına daha fazla bilgi verilmesini talep ettiğim için kimseden özür dilemiyorum” dedi ve ekledi:
“Eğer birileri beni bu soruyu sormaktan alıkoymak için sindirmeye çalışırsa bunu da kabul etmeyeceğim.”
Toplantı salonundan ayrılırken öfkesi geçmediği görülen Trump ise gazetecilere, “Birkaç kişiden hoşlanmıyorum ama onların kim olduğunu zaten bildiğinizi tahmin ediyorum” açıklamasını yaptı.
Geçen ay Trump destekli bir rakibe karşı girdiği ön seçimleri kaybetmesinden bu yana Cassidy, yönetime yönelik eleştirilerini açıkça dile getiren isimlerden biri haline geldi.
Cassidy, 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınındaki rolü nedeniyle Trump’ın azledilmesi yönünde oy kullanan az sayıdaki Cumhuriyetçi senatörden biri olduğu günden bu yana Trump’ın hedefindeydi.
Buna rağmen Cassidy, o tarihten bu yana genellikle parti çizgisine sadık kalmaya çalışmış, çekincelerine rağmen Trump’ın adaylarını onaylamış ve Kongre’de neredeyse her zaman başkanla uyumlu oy kullanmıştı.
Ancak bu durum 16 Mayıs’ta değişti. Adaylardan birinin Trump’ın desteğini aldığı iki turlu seçimde üçüncü sırada kalan Cassidy, o tarihten bu yana birçok kritik yasa tasarısında Demokratlarla birlikte hareket etti.
Senatör ayrıca, balo salonu fonlamaları, “silahsızlandırma karşıtı fon” olarak adlandırılan bütçe ve Bill Pulte’nin ulusal istihbarat direktör vekilliğine atanması gibi yönetim adımlarına karşı sesini yükseltti.
Geçtiğimiz birkaç ay içinde Trump’a karşı sesini yükseltmeye başlayan tek Cumhuriyetçi senatör Cassidy değil. Çarşamba günkü kapalı toplantı, Cumhuriyetçi senatörler arasında başkanın adımlarına yönelik genel bir huzursuzluğun yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.
Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden ulaşıma açmak için İran ile yaptığı anlaşmayı eleştiren Teksas Senatörü Ted Cruz, kapalı toplantıyı “heyecanlı bir sohbet” olarak nitelendirdi.
Kuzey Dakota Senatörü John Hoeven ise “İran hakkında ve bir arada kalarak hedeflerimize ulaştığımızdan emin olmamız gerektiği üzerine çok konuştuk” diyerek toplantının büyük bölümünde İran çatışmasının ele alındığını ifade etti.
Kuzey Carolina Senatörü Thom Tillis, Trump’ın ayrıca, Demokratların engeline (filibuster) takılan SAVE America Act adlı yasa tasarısının Senato’dan geçememesinden duyduğu rahatsızlığı da dile getirdiğini aktardı.
Tillis, Senato Çoğunluk Lideri John Thune’un da defalarca belirttiği gibi, Cumhuriyetçi liderlerin Senato’daki kürsü işgali ve engelleme kuralını (filibuster) tamamen ortadan kaldıracak oy çoğunluğuna sahip olmadığını kaydetti.
Tillis, “Save Act’in geçememesi konusunda bir hayal kırıklığı olduğunu biliyorum ama bu engelleme kuralını ortadan kaldırmayacağımız için yeterli oyumuz yok. Dolayısıyla asıl mesele, nasıl ilerleyeceğimiz, FISA’yı nasıl neticelendireceğimiz ve birlikte çalışabileceğimiz alanları nasıl bulacağımızdır” dedi.
Tillis ayrıca, “SAVE Act’in geçmesi için engelleme kuralının kaldırılması gerekiyorsa bunun gerçekleşmeyeceğini daha önce de net bir şekilde ifade etmiştik” diye ekledi.
Trump, geçtiğimiz hafta Kongre’nin SAVE America Act’i kabul etmemesi durumunda, süresi dolan Yabancı İstihbarat Gözetim Yasası’nın (FISA) uzatılmasını imzalamayacağını açıklamıştı.
Başkan çarşamba sabahı bu tutumunu daha da ileri taşıyarak, Kongre seçim reformu yasasını onaylamadığı sürece, konut erişilebilirliğine yönelik hazırlanan ve geniş destek gören 21. Yüzyıl Konuta Gidiş Yolu Yasası’nın imza törenini iptal ettiğini duyurdu.
Trump’ın bu yasa tasarısına ilişkin kendi tercih ettiği versiyon, aralarında Tillis’in de bulunduğu dört Cumhuriyetçi senatörün karşı oy kullanması nedeniyle bu ayın başlarında salt çoğunluğu bile elde edememişti.
Senatör Tillis, başkan ve Cumhuriyetçi senatörlerin iletişim ve strateji konusunda daha yakın çalışma kararı almasıyla salondaki gerilimin yatıştığını belirtti.
Tillis, “Kongre ile Beyaz Saray’ın artık tam bir uyum içinde hareket etmesi gerektiği konusunda genel bir fikir birliği oluştu. Mesajlarımızın ve zamanlamamızın daha senkronize olması için koordinasyon sağlamalıyız” değerlendirmesinde bulundu.
Amerika
Musk ara seçimler için Cumhuriyetçilere 445 milyon dolar bağışladı

Milyarder Elon Musk, ABD’de düzenlenecek Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Bütçesinin 158 milyon dolarını Teksas’taki Senato yarışına aktaran Musk, Demokrat finansör George Soros’un harcamalarını geride bıraktı.
Milyarder Elon Musk, ABD’de yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı.
Bloomberg’in haberine göre bu harcama, Musk’ı seçim tarihinin en büyük siyasi bağışçılarından biri konumuna getirdi.
Federal Seçim Komisyonu verilerine göre Musk, yalnızca ekim ayının ilk iki haftasında Cumhuriyetçi adayları destekleyen America PAC adlı siyasi eylem komitesine 77 milyon dolar aktardı.
Musk’ın mali desteği, Demokrat Parti’ye kaynak sağlayan finansör George Soros gibi geleneksel bağışçıların harcamalarını geride bıraktı.
America PAC, Cumhuriyetçi adayların yarıştığı kritik eyaletlerdeki Senato seçimleri için 71 milyon dolar harcadı.
Bu kaynak Ohio, Michigan, Iowa ve Maine eyaletlerindeki yarışların yanı sıra Temsilciler Meclisi’ndeki 30’u aşkın çekişmeli bölgeye dağıtıldı.
En büyük harcama Teksas’taki Senato yarışı için yapıldı
Musk bütçesindeki en büyük payı Teksas eyaletindeki Senato seçimine ayırdı.
Eylül ayında Senate Leadership Fund adlı fona 158 milyon dolar aktaran Musk, bu kaynağın Texas PAC üzerinden Cumhuriyetçi Başsavcı Ken Paxton’a ulaştırılmasını sağladı.
Paxton’ın Demokrat rakibi James Talarico, seçim kampanyasında Musk’ın finansal gücünü gündeme taşıyarak milyarderi “Senato koltuğunu satın almaya çalışmakla” suçladı.
Seçim sonuçları, faaliyetleri federal düzenleyici kurumların denetimine bağlı şirketleri yöneten Musk için önem taşıyor.
SpaceX, Tesla, Boring Company ve Neuralink’in sahibi olan Musk’ın hükümet verimliliği birimindeki (DOGE) görevi, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması durumunda Kongre denetimine takılabilir.
The New York Times daha önce Musk’ı “tarihin en büyük Cumhuriyetçi bağışçısı” olarak nitelendirmişti.
Musk da ara seçimlerde partisinin adaylarına en az 100 milyon dolar harcayacağını açıklamıştı.
Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026’da yapılacak.
Seçmenler, 100 üyeli Senato’nun 35 koltuğunu ve 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamını yenilemek üzere sandık başına gidecek, ayrıca 36 eyalette vali seçecek.
Amerika
ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.
ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.
Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.
DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.
Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.
Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.
Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.
Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.
Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.
Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.
McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.
McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.
McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.
Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.
Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.
Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.
Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.
The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.
Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.
The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.
Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.
Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.
Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.
İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.
Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.
ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.
Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.
Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.
Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.
Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.
Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.
Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.
Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.
Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.
Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.
Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.
Amerika
ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.
ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.
Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.
Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.
Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.
Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.
Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.
Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.
Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.
Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.
Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.
Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı
Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.
Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.
Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.
Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.
Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.
Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.
Amerika5 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Rusya2 hafta önceYandex veri merkezine saldırı Rusya’da dijital hizmetleri vurdu












