Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Hürmüz Boğazı’ndaki ticaret kesintisi İran’ı frenleyebilir

Yayınlanma

Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerinin çatışmalar nedeniyle neredeyse sekiz kat azalması ve Dubai’deki Cebel Ali Limanı’ndaki sevkiyatın yüzde 90’dan fazla düşmesi, İran ticaretini ciddi risklerle karşı karşıya bıraktı. Financial Times, Tahran’ın bölgedeki ticaret hatlarına ve Dubai’ye olan ekonomik bağımlılığının Ortadoğu’daki gerilimin daha fazla tırmanmasını engelleyebilecek bir faktör haline geldiğini yazdı.

İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden yürüttüğü ticarete olan bağımlılığı, Ortadoğu’daki çatışmaların daha fazla tırmanmasını önleyebilecek temel unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor.

Financial Times gazetesinin aktardığına göre, su yolundaki güvenlik riskleri ve limanlardaki sert düşüşler Tahran yönetiminin ekonomik hareket alanını daraltıyor.

Savaş öncesinde Hürmüz Boğazı’ndan günde yaklaşık 135 gemi geçiş yapıyordu. Gemi komisyonculuğu şirketi Clarksons verilerine göre, 28 Ağustos ile biten haftada bu sayı günde 17 gemiye kadar geriledi.

Haberde, çatışmaların yeniden alevlenmesinin deniz taşımacılığını daha da kısıtlama tehdidi taşıdığı kaydedildi.

Birleşik Arap Emirlikleri merkezli lojistik şirketi DP World verileri de Hürmüz Boğazı’ndaki ciddi aksamalar nedeniyle Dubai’de bulunan Cebel Ali Limanı’ndaki taşımacılık hacminin çatışmanın ilk haftalarında yüzde 90’dan fazla azaldığını ortaya koydu.

Cebel Ali, Ortadoğu’nun en büyük deniz taşımacılığı merkezi ve İran için kritik bir ticaret kavşağı konumunda bulunuyor. Liman ve bitişiğindeki serbest ekonomik bölge, tek başına Dubai’nin gayrisafi yurt içi hasılasının beşte birinden fazlasını karşılıyor.

Çatışmalardan önce, 110’u aşkın vinçle donatılmış dört konteyner terminaline sahip olan liman, günde yaklaşık 40 bin TEU yük işliyordu.

Etrafında gelişmiş bir işletme ağı ve ulaşım bağlantıları oluştuğu için Cebel Ali’ye tam anlamıyla bir alternatif oluşturmanın son derece zor olduğu vurgulanıyor.

Ticaret rotalarının kırılganlaşması, ekonomik modelini ticaretin geliştirilmesi ve petrol sektörüne bağımlılığın azaltılması üzerine kuran Dubai için de riskler yaratıyor.

Haberde, İran’ın doğrudan Dubai’ye ve bölgeden geçen ticaret akışına bağımlı olmasının, krizin daha geniş çaplı bir savaşa dönüşmesini sınırlandırabilecek başlıca etkenler arasında yer aldığı belirtiliyor.

El-Cezire’nin denizcilik sektörü verilerine dayandırdığı haberine göre ise 29 ve 30 Ağustos tarihlerinde Hürmüz Boğazı’ndan yük taşıyan gemi sayısı günde beşe kadar geriledi.

Bazı gemilerin saldırılardan korunmak amacıyla otomatik tanımlama sistemlerini kapattığı, bu nedenle fiili gemi sayısının kayıtlardakinden daha yüksek olabileceği ifade ediliyor.

ABD ile İran, 18 Haziran’da bir mutabakat zaptı imzalamıştı. Anlaşmaya göre Tahran’ın boğazdaki engellemeleri kaldırması ve 60 gün içinde Basra Körfezi ile Umman Körfezi arasında ticari gemilerin güvenli geçişini sağlaması öngörülüyordu.

Deniz trafiğinin ise mayın temizleme faaliyetlerinin ardından 30 gün içinde tamamen normale dönmesi planlanmıştı.

Ancak kısa süre sonra taraflar yeniden karşılıklı saldırılara başladı. Tahran, Washington’ın bölgedeki müdahalesi sona erene kadar boğazın kapatıldığını 12 Temmuz’da duyurdu.

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ise 15 Temmuz’da İran’a yönelik deniz ablukasını yeniden başlattığını açıkladı.

Amerikalı yetkililer, çatışmalar sürecinde ordunun İran’ın boğazı kontrol etme kabiliyetini önemli ölçüde zayıflattığı görüşünü taşıyor.

Yetkililer, Tahran’ın gemileri hedef almaya devam ettiğini ancak bu hedeflere yönelik hassas vuruş kapasitesinin sınırlı kaldığını öne sürüyor.

Ortadoğu

Süveyş’teki petrol trafiğindeki toparlanma, gerçek sorunları gizliyor

Yayınlanma

Süveyş Kanalı trafiği Kızıldeniz krizi başladığından bu yana en yoğun seviyesine ulaştı ama artan tanker hareketleri, çatışmalar ve yaptırımların şekillendirdiği dengesiz bir toparlanmayı gölgeliyor.

AGBI’nin denizcilik haber kaynağı Lloyd’s List’ten aktardığına göre, ham petrol tanker tonajı Ekim ayında 2023 yılı aylık ortalamasını aştı.

Hürmüz Boğazı’ndaki saldırılardan kaçınmak için Yanbu üzerinden yön değiştiren Suudi ihracatı ile Hindistan’a giden Rus petrolü, ham petrol tanker tonajının üç yıl önce Ensarullah saldırılarının başlamasından önceki seviyelerin üzerine çıkmasına katkıda bulundu.

Lloyd’s List’in genel yayın yönetmeni Richard Meade, o ay kanal üzerinden geçen büyük ham petrol tankerlerinin yaklaşık onda dördünün yaptırım uygulanan gemiler olduğunu belirtti.

Tonaj rakamları, taşınan petrol miktarından ziyade gemilerin taşıma kapasitesini ölçer ve balastla seyreden gemileri de içerir.

Sektör kaynaklarına göre, yeniden faaliyete geçen konteyner seferleri de trafiği artırıyor. Fakat tüm gemi türlerine ait toplam tonaj, isyancıların saldırıları nedeniyle nakliye şirketlerinin rotalarını Güney Afrika’nın güneyinden geçecek şekilde değiştirmeye başlamasından önceki Ekim 2023 seviyelerinin yaklaşık üçte biri altında kaldı.

Lloyd’s List’in denizcilik istihbarat ve araştırma direktörü Bridget Diakun, brifingde “Süveyş Kanalı, Husi milislerinin Kızıldeniz’de gemilere saldırmaya başladığından bu yana en yoğun dönemini yaşıyor. Özellikle konteyner gemileri arasında bir toparlanma görüyoruz,” dedi.

Diakun, tonaj açısından tanker trafiğinin kriz öncesi seviyelerin bile üzerine çıktığını da sözlerine ekledi.

Kanal, Eylül ayındaki 1.228 ve bir yıl önceki 998 geçiş sayısından artış göstererek Ekim ayında 1.338 geçiş kaydetti.

Toplam gemi tonajı, bir önceki aya göre yüzde 18, bir önceki yıla göre ise yüzde 63 artışla 126 milyon detveyt ton seviyesine ulaştı.

Ekim ayında ham petrol tankerlerinin tonajı 47 milyon detveyt ton olarak gerçekleşti. Bu rakam, 2023 yılının Ocak ile Kasım ayları arasındaki aylık ortalama 44 milyon detveyt ton ile karşılaştırıldığında daha yüksek.

Suudi Arabistan, Doğu-Batı boru hattını kullanarak ham petrolü Hürmüz Boğazı’nı atlayarak Kızıldeniz’deki Yanbu’ya yönlendiriyor.

1.200 km uzunluğundaki bu hat, o ayın başlarında meydana gelen bir drone saldırısının ardından Eylül ayında yeniden faaliyete geçti ve tanker yüklemeleri de kısa süre sonra yeniden başladı.

Suudi Arabistan’ın Yanbu’dan yaptığı ihracat, Süveyş Kanalı üzerinden kuzeye doğru ilerliyor.

Rus ham petrolü ise ters yönde, Hindistan’a doğru sevk ediliyor. Süveyş Kanalı, Rusya’nın Karadeniz ve Baltık limanlarından Güney Afrika’nın etrafından dolaşmaya kıyasla daha kısa bir rota sunuyor.

Hürmüz Boğazı ve çevresinde ticari gemilere yönelik saldırılar ise yoğunlaştı. Diakun, saldırılardaki artışın boğazdan geçen trafiği bir miktar yavaşlattığını ama tanker seferlerini durdurmadığını belirtti.

Lloyd’s List Intelligence’a göre, İran ile bağlantısı olmayan gemilerin boğazdan geçiş sayısı, 19-25 Ekim haftasında önceki haftaki 122’den 110’a düştü. Eylül ayındaki haftalık ortalama ise 115 idi.

Daha önce yaptırım uygulanan ticarete dahil olmuş 50’den fazla yaptırım dışı tanker ve gaz gemisi, Körfez’den kurallara uygun yük taşımaya yönelerek, bölgeden uzak duran ana akım gemi sahipleri ve işletmecilerinin bıraktığı boşluğu doldurdu.

Diakun, “Bu aslında normal bir durum değil. Bunun nedeni jeopolitik aksaklıklar,” dedi.

Meade, yaptırım uygulanan tankerlerin çoğunlukla Aframax ve Suezmax sınıfında (yani çok büyük ham petrol tankerlerinden daha küçük sınıfta) olduğunu belirtti.

Konuşmacıya göre, Kızıldeniz’in güney girişi olan Bab el-Mendeb’de büyümenin ana itici gücü, konteyner seferlerinin yeniden başlaması oldu.

Uluslararası Denizcilik Örgütü Genel Sekreteri Arsenio Domínguez bu hafta, Suudi Arabistan’a bağlı gemilerin bu boğazda hâlâ tek başına hedef alınmaya devam ettiğini söyledi.

Fakat Diakun, toparlanmanın ne kadar daha ilerleyebileceğini, bunun konteyner gemilerinin geri dönüşüne ve Süveyş Kanalı üzerinden ham petrol tankerlerinin hareketlerine bağlı olduğunu göz önünde bulundurarak sorguladı.

Asıl soru, trafiğin Husi saldırıları öncesindeki seviyelerini koruyup koruyamayacağı ya da toparlanmanın durup durmayacağıydı. “Şu anda Süveyş ve Bab el-Mendeb’e ne kadar geminin geri dönebileceğine dair bir sınır olmalı,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail basını ABD ara seçimlerini nasıl değerlendirdi?

Yayınlanma

ABD’deki Kongre ara seçimlerinde Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kazanması, İsrail basınında askeri yardımlar ve ikili işbirliğinin geleceğine dair derin endişelere yol açtı.

ABD’de 3 Kasım’da düzenlenen Kongre ara seçimlerinde Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluğu elde etmesi, İsrail basınında Washington ile ilişkilerin geleceğine yönelik endişelerle karşılandı.

İsrail basınındaki haber ve yorumlarda, sandıktan çıkan sonuçların yalnızca Donald Trump ve Cumhuriyetçiler açısından bir yenilgi olmadığı, aynı zamanda İsrail’e sağlanan Amerikan desteği bakımından da önemli sonuçlar doğurabileceği kaydedildi.

Maariv gazetesi, seçim sonuçlarının İsrail’de derin endişelere yol açtığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Trump tek kaybeden değil; seçim sonuçları İsrail’de de derin endişelere yol açıyor. Cumhuriyetçi Parti büyük bir darbe aldı. Bu sonuçlar Washington ile İsrail arasındaki ilişkiler üzerinde de önemli sonuçlar doğurabilir.”

Gazete, Maine eyaletinde Demokrat Troy Jackson’ın, 1997 yılından bu yana görev yapan ve İsrail’e desteğiyle tanınan Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’i mağlup etmesini öne çıkardı.

Jackson’ın İsrail’e yönelik ABD askeri yardımının sona erdirilmesini savunduğunu hatırlatan Maariv, Demokratların zaferini parti içinde İsrail konusundaki dengelerin değiştiğinin göstergesi olarak nitelendirdi.

Israel Hayom gazetesi, Cumhuriyetçilerin Trump’tan uzaklaşmaya başlamasıyla İsrail’in daha eleştirel bir Kongre ile karşılaşacağını aktararak, “Dostane olmayan bir Kongre, Trump’ın İsrail’e verdiği desteğin siyasi maliyetini artırabilir ve işbirliği gerektiren girişimleri engelleyebilir” ifadelerine yer verdi.

Gazetenin analizinde, Trump’ın İsrail’e yönelik desteği sürse dahi Kongrenin takınacağı tutumun ikili işbirliğini zorlaştırabileceği vurgulandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen Kanal 14 televizyonu ise seçimleri “hem Trump’a hem İsrail’e büyük bir darbe” şeklinde tanımladı.

Kanal, dışişleri, savunma ve bütçe ödenek komitelerinin denetimini devralacak Demokratların, İsrail’e dönük silah satışlarını ve askeri sevkiyatları daha sıkı bir incelemeye tabi tutmasını beklediğini bildirdi.

Yedioth Ahronoth gazetesi, seçim tablosunu “tarihi bir mavi tsunami” ve Trump için küçük düşürücü bir yenilgi olarak yorumladı.

Gazete, Demokratların, Cumhuriyetçiler açısından güvenli kabul edilen seçim çevrelerinde de zafer kazandığına dikkati çekti.

Haaretz gazetesi, Michigan eyaletinde ilerici Demokrat Abdul El-Sayed’in, İsrail yanlısı Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’ı mağlup ederek ABD Senatosuna seçilen ilk Müslüman siyasetçi olmasını öne çıkardı.

Gazete değerlendirmesinde, “İlerici aday Abdul El-Sayed’in İsrail yanlısı aday Mike Rogers’a karşı kazandığı zafer, İsrail’e karşı sert muhalefetin bile başa baş federal yarışları kazanmasına engel olmadığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Jerusalem Post gazetesi, Cumhuriyetçilerin yaşadığı ağır yenilginin başlıca gerekçesi olarak ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşı işaret etti.

Seçimlerin İsrail açısından yaratacağı etkilerin Cumhuriyetçilerin Kongredeki denetimi kaybetmesinin ötesine geçebileceğini belirten gazete, şu analizi paylaştı:

“İsrail’i eleştiren kampın genişlemesi ve nüfuz sahibi konumlara erişiminin artması, İsrail’in görmezden gelemeyeceği bir değişimi temsil ediyor.”

Öte yandan, Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC), Michigan’daki Demokrat Parti Senato ön seçiminde 30 milyon dolardan fazla harcama yapmasına karşın Abdul El-Sayed’in adaylığını engelleyemedi. Bu harcama, AIPAC’ın tek bir seçim yarışı için kaydettiği en yüksek harcama tutarı oldu.

AIPAC daha sonraki süreçte ise Rogers’ı destekleyen bir bağımsız siyasi eylem komitesine (süper PAC) 9 milyon dolara kadar kaynak aktardı.

Sludge’ın aktardığı bilgilere göre kuruluşun siyasi eylem komitesi ve süper siyasi eylem komitesi kanalıyla ara seçimler boyunca yaptığı toplam harcama 100 milyon doları aştı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Haredi müttefiklerinden Netanyahu’ya destek gelmedi

Yayınlanma

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog hükümeti kurma görevi için istişareleri sürdürürken, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un 56, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ise 46 milletvekilinin desteğini alması bekleniyor. Haredi partisi Birleşik Tevrat Yahudiliği hiçbir adayı desteklememe kararı alırken, askerlik muafiyeti tartışması görüşmelerin ana gündem maddesi oldu.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, yeni hükümeti kurma görevini tevdi edeceği ismi belirlemek amacıyla siyasi parti temsilcileriyle yürüttüğü istişareleri sürdürüyor.

Haredi müttefiklerinin desteğini sağlayamayan Başbakan Binyamin Netanyahu’nun yerine, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un cumhurbaşkanına daha fazla milletvekili tarafından önerilmesi bekleniyor.

Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, 120 sandalyeli parlamentoda (Knesset) Eisenkot’un 56, Netanyahu’nun ise 46 milletvekilinin desteğini alacağı öngörülüyor.

Çarşamba günü başlayan ve perşembe akşamı tamamlanması beklenen görüşmeler sonucunda en çok öneriyi alan ismin doğrudan görevlendirilmesi gerekmiyor.

Herzog’un hükümeti kurmak için parlamentoda çoğunluğu sağlama ihtimali en yüksek gördüğü adayı belirleme yetkisi var.

İstişarelerin ilk gününde Dini Siyonizm, Zehut ve Şas partileri başbakanlık görevi için Netanyahu’yu önerirken, Avigdor Liberman liderliğindeki İsrail Evimiz partisi Eisenkot’tan yana tercih bildirdi.

Ra’am, Demokratlar, Birlikte ve Yashar partileri de Eisenkot’a destek vereceklerini duyurdu. İktidardaki Likud partisinin Netanyahu’yu önermesi beklenirken, aşırı sağcı Yahudi Gücü partisi başbakana desteğini bildirdi.

Beklenen bu dağılım Eisenkot’u öneri sayısında öne geçirse de 56 milletvekili desteği, hükümet kurmak için zorunlu olan 61 sandalye çoğunluğunun gerisinde kalıyor. Arap seçmenleri temsil eden Ortak Liste ise henüz tutumunu açıklamadı.

Netanyahu’nun milletvekillerini ikna etme çabalarına rağmen Haredi partisi Birleşik Tevrat Yahudiliği hiçbir adayı önermeme kararını sürdürdü.

İttifakı meydana getiren Agudat Yisrael ve Degel HaTorah başlangıçtaki tavrını korurken, Netanyahu’nun temaslarının ardından Meir Porush ve Eliakim Stark’ın ortak kararın dışına çıkarak başbakanı destekleyebileceği yönündeki iddialar karşılık bulmadı.

Cumhurbaşkanı Herzog ile görüşen parti temsilcisi Yitzhak Goldknopf, “Hiçbir bloka karşı yükümlülüğümüz yok” dedi. Bu tutum, partinin olası bir hükümet seçeneğindeki tavrının dini ve diğer politika başlıklarındaki pazarlıklara bağlı olacağını gösterdi.

Birleşik Tevrat Yahudiliği heyetiyle yapılan temaslarda, Haredi erkeklerin zorunlu askerlik hizmetinden muafiyeti konusu öne çıktı.

Uzun süren çatışmaların ardından ordunun asker açığıyla karşı karşıya kalması tartışmanın boyutunu derinleştirdi.

Parti temsilcisi Yitzhak Pindrus, Haredi toplumuna yönelik kışkırtmalardan ve dini eğitim gören öğrencilerin durumundan şikayet ederek, kurulacak hükümetin “Tevrat öğrencilerinin baskı gördüğü” ortama çözüm üretmesi gerektiğini savundu.

Cumhurbaşkanı Herzog ise heyete dini eğitim almayan Haredi kesimin askere gitmesine ilişkin yaklaşımını sorarak, “Bir askerlik çerçeveniz var mı? Öğrenim görmeyenlerin askere gitmesi gerektiğini kabul ediyor musunuz?” ifadesini kullandı. Pindrus, partisinin geleneksel tutumunun Tevrat öğrenimini tam zamanlı olarak sürdürenlerin muafiyetine dayandığını belirtti.

Buna karşılık Herzog, geniş toplumsal uzlaşmayı sağlayacak yeni bir askerlik düzenlemesine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Haredi askerlerin dini yaşantılarını muhafaza ederek orduya katılabilecekleri modellerin bulunduğuna işaret eden Herzog, bu kapsamda teşkil edilen Haşmonay Tugayı’nı örnek verdi.

Görüşmede Haredi okullarında matematik ve İngilizce gibi temel derslerin müfredata alınması başlığı da ele alınırken, Pindrus “toplumsal değişim” yerine “ekonomik değişim” beklediklerini kaydetti.

Aşırı sağcı Yahudi Gücü heyeti ise Herzog ile görüşmesinde hükümeti kurma görevi için Netanyahu’yu önerdi.

Parti temsilcisi Yitzhak Wasserlauf, istişare sürecine dahil olan bütün partilerden Hamas’ın terör örgütü olarak açıkça tanınmasının istenmesini talep etti.

Seçimlere yönelik yabancı müdahale soruşturmasına işaret eden Wasserlauf, Arap partilerinin satın alınan oylardan faydalandığını ileri sürdü.

Herhangi bir kanıt sunmayan Wasserlauf, bazı oyların Hamas’ı terör örgütü kabul etmeyen listeler lehine parayla temin edildiğini savundu.

İddialara itiraz eden Herzog, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bunların hepsi spekülasyon. Ortada delil veya kanıt yok. Hukuk sisteminde şüphelerin temellendirilmesi gerekir. Dikkatli olmalıyız; insanlar bazen sonunda hiçbir karşılığı çıkmayan iddialarda bulunuyor.”

Herzog, meselenin incelenmesi amacıyla önde gelen hukukçulardan bir heyet oluşturulduğunu ve soruşturmanın titizlikle yürütülmesi gerektiğini belirtti.

Yahudi Gücü Milletvekili Limor Son Har-Melech’in kamuoyunun seçim sonuçlarına inanmadığı yönündeki sözleri üzerine Herzog, parti mensuplarını Arap toplumunun geneline yönelik toptancı yaklaşımlardan kaçınmaları konusunda uyardı.

Herzog, Arap seçmenlerin sandığa yoğun katılım göstermesinin, parti lideri Itamar Ben-Gvir’in Ulusal Güvenlik Bakanlığı dönemindeki icraatlarına bir tepki olabileceğini dile getirerek, usulsüzlük iddialarının bu ihtimalin üzerini örtüp örtmediğini sordu.

Yahudi Gücü temsilcisi Yitzhak Kroizer ise katılım oranının Ben-Gvir’in icraatlarının etkinliğini kanıtladığını savunarak, “Bu, Bakan Ben-Gvir için bir onur nişanıdır” dedi ve bakanın geçmişte uygulanmayan mevzuatı hayata geçirdiğini öne sürdü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English