Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de liseler askerileştiriliyor

Yayınlanma

New York Times’a lisedeki ilk gününü anlatan Andreya Thomas, ders programına baktığı zaman bilmediği bir derse kayıt olduğunu gördü. Bu dersin adı, “J.R.O.T.C.” kısaltmalarından oluşuyordu.

Detroit’teki bir lisede yaşanan bu olay Thomas ile sınırlı kalmamış, diğer yeni öğrenciler de benzer durumla karşı karşıya kalmıştı. Görünen o ki, liseliler Amerikan ordusu tarafından fonlanan Genç Yedek Subay Eğitim Kolordusu’nun (JROTC) sınıfına dahil edilmişlerdi.

JROTC, görünürde liderlik yeteneklerini, disiplini ve medeni değerleri öğretmek için tasarlanmıştı. Gerçekte ise öğrencileri askeri bir kariyere yönlendirme amacı güdüyor. Derste öğrencilerin askeri üniforma giymesi ve sürekli bağıran bir eğitmenin emirlerine uyması zorunlu. 

Thomas, kendi gibi birçok öğrencinin dersi bırakmak için başvurduğunu fakat okul yöneticilerinin reddettiğini vurguluyor. Yöneticiler, öğrencilere verdikleri cevapta, dersin “zorunlu” olduğunu söylemişlerdi.

Seçmeliden zorunluya geçiş

JROTC dersleri, ülke çapında 3 bin 500 civarında okulda müfredata dahil ve emekli askerler tarafından veriliyor. 

Normal şartlarda Pentagon talimatnamesi, bu derslerin “seçmeli” olduğunu yazıyor. Bununla birlikte fiilen dersler zorunlu hale gelmiş durumda.

New York Times’ın yaptığı araştırmaya göre, onlarca okul programı ya zorunlu hale getirdi ya da bir sınıftaki öğrencilerin yüzde 75’ini programa yönlendirdi. Bu okulların bulunduğu kentler arasında Detroit, Los Angeles, Philadelphia ve Oklahoma City de yer alıyor.

Araştırmanın bir diğer sonucu, programa yüksek katılımın görüldüğü okulların çoğunlukla beyaz olmayan ve yoksul öğrenciler tarafından gidilen okullar olduğu.

Gençleri askerileştirmenin kısa tarihi

Tarihi 1916’ya dayanan JROTC’nin kapsamı 1964 yılında çıkarılan yeni bir yasa ile genişletilmişti. 

1970’li yıllarda Vietnam Savaşı’na karşı yükselen barış hareketi sırasında, JROTC’nin liselerden Vietnam’a asker devşirmeye çalışması birçok tepkiye yol açmıştı. Bazı okullar tepkiler neticesinde programı sınırlandırma kararı almıştı.

ABD’deki savaş karşıtı eski asker örgütleri, JROTC’nin Amerikan toplumunu militaristleştirmenin aracı olarak kullanıldığını savunuyorlar. Federal ordunun ders müfredatını ve öğretmenleri seçmesi de eğitim birliğini sarsan ve yerel okullardaki yöneticilerin ve öğretmenlerin kontrolünü azaltan bir uygulama olarak görülüyor.

Ders içeriği ise militarist, otoriter bir itaatkârlık ve pasiflik vaaz ettiği için eleştiriliyor.

Müfredatta çarpıtılan tarih

JROTC programında kullanılan ders kitaplarının, normalde tüm ders kitaplarına yapılan değerlendirmelerden geçmemesi de ayrı bir sorun olarak görülüyor.

Örneğin, program dahilinde okutulan bir kitapta ABD’nin Vietnam Savaşı’na Tonkin Körfezi’nde saldırıya uğraması nedeniyle girdiği yazılı. Oysa 4 Ağustos 1964’te Amerikan gemilerine Kuzey Vietnamlıların saldırdığı iddiasının tamamen uydurma olduğu kanıtlandı. Dahası, Tonkin Körfezi’nde olduğu iddia edilen olay, zaten ABD Kongresi’nin Vietnam’a dahil olma kararı almasından iki gün sonra gerçekleşmişti.

Kitaplardan birinde, ABD’nin Vietnam Savaşı’nı kaybetmesinin nedeni olarak siyasetçilerin orduya “nereye ve nasıl bombalayacağını” dikte ederek onu sınırlandırması gösteriliyor.

Deniz Piyadeleri’ne ait bir ders kitabında da kadın öğrencilere askeri üniforma giydiklerinde ruj sürmeleri ve saçlarını “çekici bir kadınsı stilde” toplamaları tavsiye ediliyor.

Yine ABD’nin 1986’da Libya’yı bombalaması, tüm Avrupalı müttefiklerin onayıyla gerçekleştirilmiş olarak gösteriliyor. Oysa Fransa ve İspanya, bombardımanın kendi hava sahaları kullanılarak yapılmasına itiraz etmişti.

1988’de Iran Air yolcu uçağını seyir füzeleriyle vurup içindeki 290 kişiyi öldüren ABD, bu meselede de “kader kurbanı” gibi gösteriliyor. “Talihsiz bir olay” diye nitelendirilen olayda, yolcu uçağının Amerikan gemisine “tehditkar bir biçimde yaklaşıyor göründüğü” yazıyor ama Amerikan donanmasının yaptığı soruşturmada İran uçağının normal rotasında seyrettiği ortaya çıkmıştı.

Liderlik ideallerinin anlatıldığı bir kitapta, Amerikan İç Savaşı’nda Güneyli Konfederasyoncuların lideri olan Robert E. Lee örnek alınması gereken bir figür olarak anlatılıyor. Robert E. Lee’nin ABD’de hâlâ heykelleri bulunuyor ve Trump’ın başkanlık döneminde bu mesele büyük olaylara yol açmıştı.

Cinsel taciz skandalı

Geçtiğimiz yaz aylarında, JROTC programı kapsamında ders veren eğitmenlerin cinsel tacizde bulunduğu ortaya çıkmıştı.

İlk etapta, 33 öğretmenin cinsel tacizde bulunduğu tespit edilmişti. Mesele ABD Kongresi’nin de gündemine gelmiş ve senatörler Pentagon’dan açıklama talep etmişti.

Fakat aylar içerisinde meselenin boyutunun daha büyük olduğu anlaşıldı. En az 58 öğretmenin cinsel taciz veya suistimal vakasına karıştığı ortaya çıktı. Bu durum, ordunun bir Kongre komitesindeki ifadesinde duyuruldu.

Ordunun bildirdiğine göre, intihar eden ikisi hariç tüm öğretmenlerin sertifikası ellerinden alındı.

Pentagon programı genişletmeyi planlıyor

Pentagon verilerine bakılırsa, son yıllarda orduya giren gençlerin yüzde 44’ü JROTC programı çıkışlı.

Ordu, bunun bir askere alma yöntemi olmadığını savunsa da 400 milyon dolarlık bütçenin genişletilmesi açıkça konuşuluyor. 1970’li yıllardan bu yana JROTC programına harcanan yıllık bütçe üç katına çıkmış durumda.

Programı destekleyen okul müdürleri, okul motivasyonu az öğrencilerin bu sayede öz disiplin ve yoldaşlık duygusu kazandıklarını savunuyorlar. Yanı sıra kentlerdeki öğrencilerin bu sayede uyuşturucu ve şiddetten de kurtulabileceğini ileri sürüyorlar.

Öte yandan ordu, okulları mali olarak da programı teşvik etmeye yönlendiriyor çünkü öğretmenlerin ücretlerine ordu katkı sunuyor. Elbette bu katkı karşılığında JROTC derslerinin fiilen zorunlu hale getirilmesi isteniyor. Bazı okullar, ordunun mali desteği ile tasarrufta bulunup yeni öğretmenleri işe alabiliyor.

Amerika

Veri merkezleri ABD’li valilik adaylarının hedefinde

Yayınlanma

Yapay zekanın hızla yayılmasıyla inşa edilen devasa veri merkezleri, ABD genelindeki valilik yarışlarında adaylar için en kritik tartışma noktalarından biri haline geliyor. Artan enerji maliyetleri, arazi kullanımı ve çevreye etkiler seçmen nezdinde endişe yaratırken, adaylar eski kararlarını gözden geçirmek veya yeni kısıtlamalar vadetmek zorunda kalıyor.

Yapay zeka altyapısının fiziki temelini oluşturan devasa veri merkezlerine yönelik toplumsal tepki, valilik seçimlerinde yarışan adayları zor durumda bırakıyor.

Bu dev tesislerin varlığı, seçim pusulalarındaki pek çok yarışta en hararetli tartışma konularından biri haline geliyor.

Görevdeki valiler ve onların yerine geçmeyi hedefleyen rakipler, Amerikalıların yapay zeka hakkındaki artan endişeleriyle birlikte, veri merkezlerinin inşasından kaynaklanan enerji fiyatları ve arazi kullanımı korkularıyla da mücadele etmek zorunda kalıyor.

Yapay zeka modellerini, sistemlerini ve diğer teknolojileri çalıştırmak için kullanılan geniş alanlara yayılmış bu binalar, yapay zekanın hızlı gelişiminin somut olarak görülebildiği nadir alanlar arasında yer alıyor.

Teknoloji ve siyasetin kesişim noktasına odaklanan Silverman Strategy Group kurucusu Sam Silverman konu hakkında yaptığı değerlendirmede, “Çabalasanız bile bundan daha kolay bir siyasi hedef icat edemezdiniz” dedi. Silverman, stratejide devasa değişiklikler yapılmadığı takdirde bu durumun daha da kötüleşeceğini kaydetti.

En son Demokrat Temsilci Pat Ryan ile çalışan Silverman, “Genel olarak teknoloji iyimseriyim ancak kendi bölgesinde aktif olarak veri merkezi taraftarı bir kampanya yürüten herkese bunun seçimsel bir hata olduğunu söylerim” ifadelerini kullandı.

Eyaletlerde veri merkezlerine yönelik tartışmalar giderek büyüyor. Eyalet milletvekilleri, bu tesislerin çevresel ve ekonomik etkileriyle mücadele etmek amacıyla geçici durdurma kararları veya daha sıkı düzenlemeler getirilmesi yönünde adımlar atıyor.

Adaylar da seçmenlerin desteğini kazanmak için bu hareketlilikten faydalanıyor ya da yapay zeka altyapısına daha önce verdikleri desteklerden geri adım atıyor.

Silverman, valilik yarışlarının bu politikaların pratikte ilk kez ciddi şekilde sınandığı yerler olduğunu belirtiyor.

ABD’de veri merkezlerine “dur” deme arayışı

Pennsylvania

Pennsylvania valilik yarışı bu yeni dinamiğin en net görüldüğü yerlerden biri olarak öne çıkıyor. Demokrat Vali Josh Shapiro, Cumhuriyetçi Pennsylvania Saymanı Stacy Garrity karşısında zorlu bir sınav veriyor.

Gelecekte 2028 Demokrat başkan adaylığı için adı geçen isimlerden biri olan Shapiro, geçen yıl eyaletteki yeni Amazon veri merkezi projesini memnuniyetle karşıladıktan sonra, o tarihten bu yana daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor.

Shapiro, mayıs ayında valiliğin Sorumlu Altyapı Geliştirme girişimi (GRID) olarak adlandırılan ve veri merkezlerine yönelik yasal sınırları belirleyen bir çerçeve plan açıkladı.

Geçen ay Pennsylvania Temsilciler Meclisinden geçen bu önlem, veri merkezi geliştiricilerinin elektrik maliyetlerini tüketicilerin üstlenmesini önlemek için kendi enerji üretimlerini finanse etmelerini ve planları konusunda yerel topluluklara karşı şeffaf olmalarını zorunlu kılıyor.

Düzenleme ayrıca veri merkezlerinin, belirli sayıda yeni istihdam güvencesi vermelerini ve çevreyi koruma taahhütlerini içeren toplumsal fayda sözleşmeleri imzalamak üzere belediyelerle işbirliği yapmasını talep ediyor.

Shapiro’nun seçim kampanyası sözcüsü Manuel Bonder, eyalet senatosundan da geçmesi gereken bu çerçevenin, valinin yerel topluluk, sendika ve çevre liderleriyle yürüttüğü çalışmalar doğrultusunda tasarlandığını ifade etti.

Vali, bu planı Amazon’un eyalet genelinde çok sayıda bulut bilişim ve yapay zeka kampüsü kurmak üzere en az 20 milyar dolarlık yatırım yapacağını duyurmasından bir yıldan kısa bir süre sonra hayata geçirdi.

Yeniden seçim yarışında açık ara önde olan Shapiro, bu projenin ardından dengeli bir politika izlemeye çalışıyor. Pennsylvania’nın büyük projeler için rekabet ettiğini ve inovasyona öncülük ettiğini belirten Bonder, Shapiro’nun sıkı standartlar belirlemeye, projelerin topluma fayda sağlamasına ve eyalet sakinlerine ek maliyet getirmemesine odaklandığını aktardı.

Buna rağmen rakibi Garrity, seçim kampanyasında Shapiro’nun bu projeye verdiği desteği hedef almayı sürdürüyor.

Garrity yaptığı açıklamada, “Bir yıldan kısa bir süre önce Josh Shapiro, Pennsylvania’da sınırsız veri merkezi gelişiminin en büyük amigo kızlığını yapıyordu ancak gördüğümüz üzere yerel topluluklara hiçbir liderlik göstermedi ve neredeyse hiç bilgi vermedi” diyerek hazırlanan çerçevenin sadece gönüllülük esasına dayandığına işaret etti.

Bununla birlikte Garrity de seçimler yaklaştıkça veri merkezlerine yönelik görüşlerini değiştirdi. Eyalet saymanı, o dönemde Amazon projesini övmüş ve daha sonra Pennsylvania’nın veri merkezi gelişiminde geri kaldığını savunarak kuralların esnetilmesini talep etmişti.

Geçen hafta ise yönünü değiştiren Garrity, yerel, bölge ve eyalet liderleriyle gerçekleştirdiği bir toplantıda veri merkezi geliştirme çalışmalarına ara verilmesi çağrısında bulundu.

Lehigh Üniversitesinde görev yapan siyaset bilimci Christopher Borick, valilik yarışının seçilmiş yetkililerin veri merkezleri konusundaki söylemlerini ve politikalarını ne kadar sert bir biçimde yeniden yapılandırmak zorunda kaldıklarını gösterdiğini ifade etti.

Borick, pek çok yetkilinin ve yeniden seçilmek için yarışan adayın bu konuda aceleci davrandığını ve kendilerini karmaşık bir dengenin ortasında bulduklarını kaydetti.

Texas

Shapiro gibi, görevdeki Cumhuriyetçi Vali Greg Abbott da bu sonbaharda yapılacak seçimler öncesinde veri merkezlerine yönelik bakış açısını değiştiriyor.

Abbott, geçen ay bir kampanya durağında eyaletin kırsal kesimlerinde yeni veri merkezi inşaatlarının engellenmesi çağrısında bulunarak dikkatleri üzerine çekmişti.

Yerel basına yansıyan haberlere göre Abbott, Doğu Texas değerlerini koruma mücadelesiyle doğrudan örtüşen bir diğer konunun, mahallelerde kurulmak istenen yapay zeka veri merkezlerine karşı çıkmak olduğunu belirtti.

Bu açıklamalar, Abbott’ın eyalet düzenleyici kurumlarına gönderdiği ve vatandaşların altyapı maliyetleri altında ezilmemesinin güvence altına alınmasını talep ettiği mektuptan birkaç hafta sonra geldi. Vali mektubunda, veri merkezlerine yönelik satış vergisi muafiyetlerinin kaldırılmasını, bu tesislerin Texas’ın elektrik kapasitesine katkıda bulunmasını ve su tasarruflu teknolojilerle inşa edilmesini önermişti.

Bu yaklaşım, Google’ın eyaletteki veri tesisleri yatırımı için sunduğu 40 milyar dolarlık projeyi memnuniyetle karşılayan ve Texas’ı yapay zeka gelişiminin merkez üssü olarak nitelendiren geçen kasım ayındaki Abbott portresinden ciddi bir sapma gösteriyor.

Demokrat valilik adayı ve Texas eyalet milletvekili Gina Hinojosa, Abbott’ın bu geçmişini kullanarak veri merkezlerini seçim kampanyasının ana gündem maddesi haline getiriyor.

Hinojosa yaptığı açıklamada, “Veri merkezleri Texas’a taşınıyor çünkü Greg Abbott, faturayı eyalet sakinlerinin ödemesi için ülkedeki en cömert vergi muafiyeti sisteminin kurulmasına yardımcı oldu” diyerek eyaletteki vergi muafiyetlerinin 2028 yılına kadar kamuda 3 milyar dolardan fazla kayba yol açabileceğine işaret etti.

Hinojosa, yapay zeka geliştiricilerinin artan elektrik ve su maliyetlerini ödemesi yönündeki toplumsal baskının artması sebebiyle valinin geri adım attığını savunuyor.

Hinojosa, “Abbott’ın bu konuda hiçbir inandırıcılığı yok, kimse yangını çıkaran kundakçının o yangını söndüreceğine inanmaz” diye ekledi.

Bu dönemdeki diğer Demokratlar gibi popülist bir yaklaşım benimseyen Hinojosa, seçmenlerin bu merkezlerin sahibi olan aşırı zengin teknoloji baronlarına karşı duyduğu tepkiyi arkasına alıyor.

Borick, veri merkezlerinin yapay zekayla bağlantılı güçlü teknoloji şirketlerine ve nüfuzlu kişilere yönelik duyulan öfkeyle doğrudan kesiştiğini belirtiyor.

Georgia

Kritik seçim eyaletlerinden Georgia’da anketörler, valilik yarışının eski Atlanta Belediye Başkanı Demokrat Keisha Lance Bottoms ile milyarder sağlık sektörü yöneticisi Rick Jackson arasında başabaş geçeceğini öngörüyor.

Vergi teşvikleri ve ucuz elektrik tarifeleri sayesinde ülkedeki en fazla veri merkezine ev sahipliği yapan eyaletlerden biri olan Georgia’da, iki adayın bu konudaki yaklaşımları tamamen ayrışıyor.

Bottoms, faturaların yükselmesine ve su kaynaklarının tükenmesine yol açtığını iddia ettiği veri merkezlerinin genişlemesinin durdurulmasını ve durumun yeniden değerlendirilmesini istiyor. Demokrat aday, bu değerlendirmeler sürerken yeni inşaatlara geçici bir yasak getirilmesini öneriyor.

Bottoms’ın kampanya iletişim direktörü TaNisha Cameron, Georgia’da bir plan olmadan kontrolsüz bir şekilde veri merkezi inşa edilmesini kabul etmeyeceklerini belirtti.

Mevcut Vali Brian Kemp ise geçen ay bu yaklaşımı sorumsuzluk olarak nitelendirerek eleştirdi.

Veri merkezi projesinde yatırımı olan rakip aday Jackson ise bu merkezlerin topluma ekonomik fayda sağlayabileceğini savunarak sektörü destekliyor. Jackson, yine de tesislerin nereye kurulacağı konusunda yerel toplulukların söz hakkı olması gerektiğine inanıyor.

Sektörün zorlu mücadelesi

Adaylar veri merkezlerine yönelik tepkileri yönetmeye ve bazı durumlarda bu tepkilerden siyasi fayda sağlamaya çalışırken, veri merkezi sektörü temsilcileri ise bu tesislerin farklı kullanım alanları olmasına rağmen sadece yapay zekayla ilişkilendirilmesinden rahatsızlık duyuyor.

Bir veri merkezi sektörü uzmanı, seçim yılında olunması nedeniyle uygun fiyatlılık tartışmalarının odağında veri merkezlerinin günah keçisi ilan edildiğini kaydetti.

Uzman, “Bu görüşmelerde altyapı ile uygulamayı birbirinden ayırmak zor oluyor, bu da bizi hayal kırıklığına uğratıyor çünkü uygulamanın nasıl kullanılacağı konusunda bizim bir etkimiz olmuyor” dedi.

Veri merkezleri ve yapay zekaya yönelik toplumsal algıyı ölçen Fairleigh Dickinson Üniversitesi Anketi Direktörü Dan Cassino ise tepkilerin doğrudan yapay zekanın kendisine yönelik olduğunu vurguladı.

Cassino, insanların elektrik faturalarını artıran şeyin yapay zeka için kurulan veri merkezleri olduğuna inandığını belirterek, “İnsanlara yapay zeka hakkındaki görüşlerini sorduğumuzda, çoğunlukla olumsuz yanıtlar alıyoruz” dedi.

ABD’de veri merkezleri hiç popüler değil

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump seçim komisyonundaki Demokrat üyeleri görevden aldı

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, bağımsız Seçim Yardım Komisyonunda kalan iki Demokrat üyeyi perşembe günü görevden aldı; komisyondaki Cumhuriyetçi üye ise istifa etti. Beyaz Saray, Yüksek Mahkemenin geçen ay verdiği Trump v. Slaughter kararının başkana bağımsız kurumlardaki komisyon üyelerini görevden alma yetkisi tanıdığını belirtti. Senato Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer, adımı “seçimlerin kontrolünü ele geçirmeye yönelik pervasız bir girişim” olarak niteledi.

ABD Başkanı Donald Trump, bağımsız Seçim Yardım Komisyonunda kalan Demokrat üyeleri perşembe günü görevden aldı.

Trump, komisyonda kalan iki Demokrat üye Benjamin Hovland ile Thomas Hicks’i görevden aldı. Cumhuriyetçi üye Christy McCormick ise istifa etti.

Bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, “Başkan ve Yürütme Organının başı, Amerika’nın seçimlerini güvence altına alma ve kullanılan her yasal oyun sayılmasını sağlama yönündeki önemli görevle tam olarak uyumlu olmayabilecek kişileri görevden alma hakkını saklı tutar” dedi.

Yetkili, “Slaughter kararı, Başkan’a bunu yapması için emsal sağlıyor” ifadesini kullandı. Yetkili, geçen ay Yüksek Mahkemenin verdiği ve başkanın Federal Ticaret Komisyonu üyelerini görevden alma yetkisine sahip olduğuna hükmeden karara atıfta bulundu.

Trump yönetimi, Yüksek Mahkemenin Trump v. Slaughter davasında verdiği kararı gerekçe gösterdi. Karar, başkanın bağımsız kurumlardaki komisyon üyelerini görevden alma yetkisini genişletmişti.

Beyaz Saray yetkilisi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yönetim, en başından beri seçimleri hile ve kötüye kullanımdan korumak için bütün kurumlar ve yerel ortaklarla birlikte çalışıyor. Özellikle ara seçimlerde bu görevi sürdürmek üzere güçlü bir altyapıya yatırım yapıyor.”

Seçim Yardım Komisyonu, seçmenlerin seçim sürecine katılmasına ve yetkililerin seçimleri yürütmesine yardımcı olan, partiler üstü ve bağımsız bir kurul. Komisyon, Amerika’ya Oy Verme Yardımı Yasası kapsamında 2002’de kuruldu.

Komisyonun bundan sonra ne olacağı ya da Trump’ın yeni üyeler atayıp atamayacağı henüz belli değil. Trump’ın atayacağı yeni komisyon üyelerinin Senatonun onayından geçmesi gerekecek.

Demokratlar, görevden almalara kısa sürede tepki gösterdi.

“Seçimlerimizin kontrolünü ele geçirmeye yönelik pervasız bir girişim”

Senato Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer, Demokratların “bu yetki gaspına karşı her aşamada mücadele edeceğini” söyledi. Virginia Senatörü Mark Warner ise bu adımın “partisi ne olursa olsun her Amerikalıyı kaygılandırması gerektiğini” belirtti.

Schumer, Trump’ın partiler üstü Seçim Yardım Komisyonunun üyelerini görevden alma kararını eleştirerek başkanı “seçimlerimizin kontrolünü ele geçirmeye yönelik pervasız bir girişimde” bulunmakla suçladı.

Schumer yaptığı açıklamada, “Donald Trump, Cumhuriyetçilerin ‘oy verme sürecini devralması’ gerektiğini söyledi. Bugün tam da bunu yapma yolunda bir adım daha attı” dedi.

New York Senatörü sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ara seçimlere aylar kala iki partili Seçim Yardım Komisyonunda kalan bütün üyeleri görevden almak, daha tek bir oy bile kullanılmadan seçimlerimizin kontrolünü ele geçirmeye yönelik pervasız bir girişimdir.”

Schumer, Trump’ı “oy verme sistemlerini onaylayan ve seçim yetkililerinin güvenli seçimler yürütmesine yardımcı olan bağımsız kurumu işlevsizleştirmekle” suçladı. Demokratların “bu yetki gaspına karşı her aşamada mücadele edeceğini” yineledi.

Schumer’in açıklaması, Trump yönetiminin eyaletlerin seçimleri yürütmesine yardımcı olan komisyonda kalan üç üyenin ayrılmasına yol açan adımlarının ardından geldi. Komisyondaki iki Demokrat üye görevden alınırken Cumhuriyetçi üye istifa etti.

Beyaz Saray, başkanın “Amerika’nın seçimlerini güvence altına alma ve kullanılan her yasal oyun sayılmasını sağlama yönündeki önemli görevle tam olarak uyumlu olmayabilecek kişileri görevden alma” hakkına sahip olduğunu belirtti.

Trump, Kongredeki Cumhuriyetçilerin Seçmen Uygunluğunu Koruma Yasası’nı kabul etmemesi halinde ara seçimlere hilenin gölge düşürebileceği uyarısını defalarca yaptı.

SAVE Yasası olarak bilinen düzenleme, seçmen kaydı sırasında vatandaşlığı kanıtlayan belgelerin sunulmasını ve seçmenlerin oy kullanırken fotoğraflı kimlik göstermesini zorunlu kılacak.

Demokratlar, yasayı “Jim Crow 2.0” diye niteledi ve düzenlemenin milyonlarca Amerikalının oy kullanmasını engelleyeceğini belirtti. Demokratlara göre seçmen hilesi seyrek görülen bir olay ve Trump’ın seçimlere hile karıştırıldığı yönündeki açıklamaları kanıtlarla desteklenmiyor.

Seçim Yardım Komisyonu, oy kullanma ekipmanlarına ilişkin standartları belirliyor, oy makinelerini test edip onaylıyor ve seçim yönetimini iyileştirmeleri için eyaletlere kaynak sağlıyor.

Komisyon ayrıca kendi internet sitesindeki bilgilere göre, “1993 Ulusal Seçmen Kayıt Yasası uyarınca hazırlanan ulusal posta yoluyla seçmen kayıt formunu muhafaza etmekten” sorumlu.

Trump ve yönetimi, posta yoluyla oy kullanımını yoğun biçimde eleştirdi ve bu yönteme sınırlamalar getirmek üzere adımlar attı.

ABD Posta Servisi Genel Müdürü David Steiner, geçen ay hassas seçmen verilerini federal hükümete vermeyi reddeden eyaletlerde posta yoluyla kullanılan oy pusulalarının artık teslim edilmeyeceğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’nin 41 Afrika ülkesinde onaylanmış büyükelçisi yok

Yayınlanma

ABD, onlarca Afrika ülkesinde Senato tarafından onaylanmış bir büyükelçi bulundurmuyor.

Bu durumun, Washington’un kıtada güvenlik ve diplomatik görevlerde yer alma çabalarını aksattığı vurgulanıyor.

Nijerya, Kenya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Libya ve Sudan da dahil olmak üzere şu anda yaklaşık 41 Afrika ülkesinde onaylanmış bir Amerikan elçisi bulunmuyor.

Diplomatik kadroda genel olarak boş pozisyonlar bulunsa da, Afrika’ya özgü görevlerdeki eksiklik özellikle belirgin.

Bu boşluk, aralık ayında yönetimin Afrika’dan bir düzineden fazla diplomatik kariyer büyükelçisini geri çağırmasıyla daha da genişledi.

Amerikan Dışişleri Servisi Derneği bu hamleyi “kurumsal sabotaj” olarak nitelendirdi.

Bu boşluklar, Washington’un, ABD’nin arabuluculuğunda imzalanan Kongo Demokratik Cumhuriyeti-Ruanda barış anlaşması ve Libya barış anlaşması gibi yüksek riskli anlaşmaları, genellikle yerleşik büyükelçiler yerine Başkan Donald Trump’ın Afrika danışmanı Massad Boulos gibi yüksek profilli temsilciler aracılığıyla müzakere ettiği bir dönemde ortaya çıkıyor.

Eski Botsvana Büyükelçisi ve Dış İlişkiler Konseyi (CFR) üyesi Michelle Gavin, “Boulos ne kadar yetenekli olursa olsun, aynı anda her yerde olamaz,” dedi.

Gavin, bu boşlukların Trump’ın vize kısıtlamaları ve Afrika ülkelerini üçüncü ülkelerden gelen göçmenleri kabul etmeye zorlama çabaları etrafındaki kaosa katkıda bulunduğunu savundu.

Bu eksikliğin Çin’e zemin açma riski taşıdığını savunan Gavin, mevcut boş kadro oranının “modern tarihte emsali olmadığını” da sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English