Avrupa
Alman sanayicilerden “bize öncelik verin” çağrısı
Alman Sanayi Federasyonu’nun (BDI) yayınladığı yeni bir politika belgesinde, Almanya’da “Alman sanayisini, büyümeyi ve rekabet gücünü en üst öncelik haline getirme” çağrısı yapılıyor.
BDI belgesinde bu temele dayanarak Alman dış politikası için yol gösterici ilkeler ortaya konuyor.
German Foreign Policy’ye göre geçen cuma günü (25 Eylül) yayınlanan belge, hem Almanya’da hem de AB’de mevcut bağımlılıkların tutarlı bir şekilde azaltılması gerektiğini güçlü bir şekilde vurguluyor.
Belge, AB ile Çin arasında bir “sistemik rekabet” olduğunu vurguluyor ve özellikle kritik hammaddeler alanında “risk azaltma” yapılmasını savunuyor.
BDI, ABD ile ilgili olarak da benzer bir “risk azaltma” yapılmasını savunuyor. Fakat belgede, bunun ABD ile olan uzun vadeli stratejik ilişkilerin aleyhine olmaması gerektiği belirtiliyor.
AB’nin dünya çapında diğer ülkeler ve ittifaklarla “ortaklıklarını” genişletmesi de politika önerileri arasında.
En önemli öncelik: Büyüme
BDI, Alman sanayisinin en etkili birliği olan ve 38 ayrı derneği, 100.000’den fazla şirketi ve yaklaşık sekiz milyon çalışanı temsil ediyor.
Son politika belgesinde birlik, Almanya ve Avrupa’daki zayıflayan büyüme ve azalan rekabet gücü ile küresel siyaset ve uluslararası sistemdeki köklü değişimler ışığında “yeni iktisat politikası yönelimleri” çağrısında bulunuyor.
“Ekonomi ve Ticaret Politikasının İlkeleri” başlıklı belge, Almanya’da kriz ve reform konusunda süren tartışmaların arka planında yayınlanıyor ve “Alman sanayisini, büyümeyi ve rekabet gücünü en öncelikli konu haline getirme” çağrısında bulunuyor.
Bu belge, günlük politika için siyasi bir talep listesi olarak değil, daha çok üye dernekler için ortak bir kılavuz olarak anlaşılıyor.
Çin ile “sistemik rekabet” tespiti
Dış ticaret ve Avrupa politikası ile ilgili bölümlerinde belge, bir yandan AB’nin Çin ile olan rekabetini vurguluyor ve bunu “sistemik rekabet” olarak sınıflandırıyor.
Çin’in “devlet kaynaklı” piyasa bozulmalarına atıfta bulunarak, Birliğin rekabet gücünü güçlendirmek için mevcut önlemlerin uygulanmasının yetersiz olduğunu belirtiyor.
Çin Halk Cumhuriyeti ile ilgili “risk azaltma” ve bağımlılıkların azaltılmasının doğru yaklaşım olmaya devam ettiğini savunan BDI, bunların “daha titiz” bir şekilde uygulanmasını istiyor.
BDI’ya göre “risk azaltma”nın, Çin’in karşı önlemlerinden kaynaklananlar da dahil olmak üzere maliyetleri olsa bile, “pasif kalmak uzun vadede iktisadi açıdan çok daha pahalı ve güvenlik politikası açısından sorumsuz bir tutum.”
Sanayicilere göre özellikle AB, Çin ekonomisinin “açık sosyal piyasa ekonomisi”ne oluşturduğu “meydan okumaya” yanıt olarak kritik hammaddelere olan stratejik bağımlılığını azaltmalı.
Buna ek olarak, “yatırım incelemeleri ve ihracat kontrollerinin hızlı ve hukuken sağlam bir şekilde uygulanmasını” sağlamak isteniyor.
Bu da Çinli şirketlerin yatırımlarına ve Çin Halk Cumhuriyeti’ne yapılan ihracata daha sıkı kısıtlamalar getirilmesi anlamına geliyor.
Son olarak, rapor, rekabet bozulmalarına karşı koymak için anti-damping ve anti-sübvansiyon önlemleri de dahil olmak üzere yeni iktisadi “koruyucu araçlara” duyulan ihtiyacı vurguluyor.
Almanya’nın altyapı yatırımları için yaptığı borçlanma boşa gidiyor
ABD ile ilişkilerde ikircikli tutum
Aynı zamanda belge, ABD’ye karşı da zaman zaman Çin’e karşı sergilenen tutuma benzer bir duruş sergiliyor.
Belgede, “ABD’nin ticaret ve sanayi politikasında ilerici bir paradigma kayması” tespit ediliyor ve “kendinden emin” ve “çıkar odaklı bir Avrupa pozisyonu” savunuluyor.
Ayrıca, bir yandan Avrupa’nın özerkliğini korumak, diğer yandan da kritik teknolojiler ve dayanıklı tedarik zincirleri konusunda ortak transatlantik öncelikler geliştirmek amacıyla “güçlendirilmiş bir transatlantik risk azaltma diyaloğu” kurulmasını öneriyor.
Son olarak, BDI, Avrupa şirketlerinin rekabet gücünü zayıflatan ABD’nin korumacı önlemlerine karşı uygun karşı önlemlerin alınmasını savunuyor.
Fakat bunun, ABD ile olan uzun vadeli stratejik ilişkilerin aleyhine olmaması isteniyor.
ABD ve Çin dışında yeni ortaklara vurgu
BDI’ye göre AB, Çin ve ABD ile ilişkilerini yeniden düzenlemenin yanı sıra, dünyanın diğer bölgeleriyle stratejik ortaklıklarını da genişletmeli.
Amaç, “pazar erişimi, yatırım koruması ve kritik tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi” imkânı sunan, “özellikle hammaddeler ve stratejik öneme sahip kilit teknolojiler için” “dayanıklı bir benzer görüşlü ortaklar ağı” oluşturmak.
Bu yıl boyunca AB, dünyanın dört bir yanındaki ülkeler ve ekonomik bloklarla bir dizi ticaret anlaşması imzaladı.
Ocak ayında, Arjantin, Bolivya, Brezilya, Paraguay ve Uruguay’dan oluşan Güney Amerika ticaret bloğu Mercosur ile bir serbest ticaret anlaşması imzalandı. Bolivya, anlaşma metni kesinleşmeden sonra Mercosur’a tam üye olduğu için anlaşmanın tarafı değil.
AB’nin Mercosur ülkelerine yaptığı ihracatlardaki gümrük vergilerinin yüzde 91’inden fazlasını ortadan kaldıran bu anlaşma, çeyrek asırdan fazla süren müzakerelerin sonucuydu.
Yine Ocak ayında AB, Hindistan ile Hindistan tarihinin en büyük serbest ticaret anlaşması olarak kabul edilen bir ticaret anlaşması imzaladı.
Anlaşmanın şartları uyarınca, her iki taraf da karşılıklı ithalatlarının yüzde 95’inden fazlasındaki gümrük vergilerini azaltmayı veya ortadan kaldırmayı hedefliyor.
AB’nin Kanada ile ilişkilerinde de kapsamlı bir yakınlaşma şekilleniyor. Trump’ın ilhak tehditleri nedeniyle ABD ile ilişkileri önemli ölçüde bozulan Kanada, bu gelişmeyi memnuniyetle karşılıyor.
16 Eylül’de Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Kanada’yı AB’nin ilk “ortak üyesi” olmaya resmen davet etti.
Avrupa Parlamentosu’nda Kanada Başbakanı Mark Carney’e bu benzeri görülmemiş teklifi sunarken, AB ve Kanada’nın örneğin Ukrayna savaşı konusunda “dünyaya aynı bakış açısıyla baktığını” belirtti.
Von der Leyen’in teklifi, Carney’in on AB üye devletine, dokuz yıl önce imzalanan AB’nin Kanada ile ticaret anlaşmasını nihayet resmi olarak onaylamaları yönündeki çağrısının ardından geldi.
Carney, bunun tüm tarafları “daha dirençli, daha bağımsız” ve daha müreffeh hale getireceğini savundu.
Kapsamlı Ekonomi ve Ticaret Anlaşması (CETA) olarak bilinen ve 2017’de geçici olarak yürürlüğe giren Kanada ile AB arasındaki anlaşma, on AB üye devleti tarafından henüz onaylanmadı.
Bunun başlıca nedeni, Kanada’nın tarım ihracatının Avrupalı çiftçilere zarar verebileceğine dair endişeler.
Sanayi patronları ücretlerin baskılanmasını istiyor
BDI politika belgesinde dış ticaret ve Avrupa politikasının yanı sıra birçok başka alan da ele alınıyor.
Örneğin, bir bölüm “ekonomi, rekabet, düzenleme ve sanayi politikası” konusunu ele alıyor. Burada Almanya’nın bir iş merkezi olarak büyümeyi teşvik edici önlemlere ve yapısal reformlara ihtiyacı olduğu belirtiliyor.
“Yüksek işgücü ve enerji maliyetleri ile işgücü ve sermaye üzerindeki yüksek vergi yükü”, reformların gerekli olduğu en önemli alanlar arasında yer alıyor.
BDI ayrıca, askeri güçlendirme ve altyapı dahil olmak üzere devasa devlet harcamalarının kontrolden çıkmasını önlemek amacıyla “harcama disiplini”nin getirilmesini savunuyor.
“Dijital ve İnovasyon Politikası” başlıklı bölümde, teknolojik egemenlik ve dayanıklılığın geliştirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Buna “ortak Avrupa veri alanlarının genişletilmesi, entegre bir dijital tek pazarın daha da geliştirilmesi, dijital mevzuatın basitleştirilmesi ve sağlam siber güvenlik mimarileri” dahil.
Ayrıca, Almanya ve AB’nin, araştırma ve tasarımdan temel kimyasal ürünlere ve sistem entegrasyonuna kadar yarı iletken tedarik zincirinin tamamı boyunca kapasitelerini genişletmesi talep ediliyor.