Ortadoğu
Barrack, Hizbullah’ın silahsızlandırılması gündemi ile Beyrut’ta
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye özel temsilcisi Tom Barrack, Hizbullah gündemi ile Beyrut’a giderek yetkililerle görüştü.
Barrack’ın açıklamaları, pazartesi günü Lübnan’ı ziyaretinde Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam ile yaptığı görüşmenin ardından geldi.
Barrack, Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunun Lübnan’ın iç meselesi olduğunu ileri sürerek, örgütün ABD tarafından “yabancı terör örgütü” olarak tanımlanmaya devam ettiğini, fakat Washington’un şu anki rolünün “danışmanlık yapmak, diyaloğu kolaylaştırmak ve gerginliğin tırmanmasını önlemek” olduğunu ekledi.
ABD’li diplomat ayrıca, İsrail’i “hiçbir şey yapmaya zorlayamayacaklarını”, sadece “etkide bulunabileceklerini” söyledi.
Barrack, Lübnan’a dönüşünün, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgede istikrarın sağlanmasına yönelik yenilenen ilgisinden kaynaklandığını ve Lübnan’ın bu konuda kilit bir rol oynadığını açıkladı.
‘Son hafta yaşanan şiddet olaylarından Suriye yönetimi sorumlu tutulmalı’
ABD’li, Lübnan hükümetinin reform çabalarını desteklemenin ve güvenlik ve kurumsal istikrarı korumanın önemini vurguladı.
Barrack ayrıca Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkes anlaşmasının başarısızlığına dikkat çekerek, anlaşmanın çöküşünü anlamak ve çözmek için çabaların sürdüğünü söyledi.
Lübnan’ın durumunu Suriye’ninkiyle karşılaştırarak, Suriye’deki çatışmayı “felaket” olarak nitelendiren elçi, Suriye hükümetinin sorumlu tutulması gerektiğini vurguladı.
Potansiyel askeri müdahaleye gelince, Barrack, ABD’nin “düşmanca koşullar altında” herhangi bir çatışma bölgesine daha fazla asker gönderme niyetinde olmadığını açıkça belirtti.
Bu ziyaret, Barrack’ın iki hafta içinde Lübnan’a yaptığı ikinci ziyaret. Lübnan ve ABD, nihayetinde Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına ve tüm silahların Lübnan devletinin kontrolüne geçmesine yol açacak bir öneri üzerinde “fikir alışverişinde” bulunuyor.
Hizbullah Amerikan planını reddetti
Beyrut ayrıca İsrail’in ülkeye yönelik günlük saldırılarını durdurmasını ve Lübnan’ın güneyinde işgal ettiği beş stratejik noktadan çekilmesini istiyor.
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Barrack’ı Lübnan ordusunu grubu silahsızlandırmaya ve iç savaş çıkarmaya teşvik etmekle suçladı.
Kasım, silah konusunda da sert bir tavır sergileyerek, Hizbullah’ın yokluğunda İsrail’in Lübnan’ın bazı bölgelerindeki toprak kontrolünü genişleteceğini savundu.
Kasım, geçen yıl İsrail ile savaşta ölen üst düzey bir Hizbullah komutanının anma töreninde yaptığı video konuşmasında, “İsrail’e teslim olmayacağız veya pes etmeyeceğiz; İsrail silahlarımızı bizden alamayacak,” dedi.
Barrack’tan Lübnan ve Hizbullah’a yeni HTŞ yönetimi aracılığıyla şantaj
Önceki ziyaretinde Barrack, Lübnan’ın Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına yönelik ABD planına verdiği yanıtı memnuniyetle karşıladığını söylemiş ve “hızla değişen bölgede” Lübnan’ın geride bırakılmaması gerektiğini de vurgulamıştı.
Lübnan yetkilileri, ABD’nin önerisine yanıt olarak, Şeba Çiftlikleri de dahil olmak üzere tartışmalı topraklardan İsrail’in tamamen çekilmesini talep eden ve tüm silahlar üzerinde devlet kontrolünü yeniden teyit eden yedi sayfalık bir belge sundu.
Hükümet ayrıca, Güney Lübnan’daki Hizbullah’a ait silahların imha edileceğini taahhüt etti.
The National’a verdiği röportajında Barrack, zamanın çok önemli olduğunu söylemiş ve “Dürüstçe, onların ‘dünya bizi geçip gidecek’ diyeceklerini düşünüyorum. Neden mi? Bir tarafta İsrail, diğer tarafta İran var ve şimdi Suriye de o kadar hızlı bir şekilde kendini gösteriyor ki, Lübnan harekete geçmezse, yine Bilad’üş Şam olacak,” diyerek “Büyük Suriye” bölgesinin tarihi adını kullanmıştı.
Barrack’ın bu yorumu, Lübnan’ın Büyük Suriye’ye yutulma riskiyle karşı karşıya olduğu şeklinde yorumlanmıştı fakat elçi daha sonra sadece “Suriye’nin etkileyici adımlarını” övmek istediğini söylemişti.
Barrack, “Suriye liderlerinin Lübnan ile sadece bir arada yaşama ve karşılıklı refah istediğini ve ABD’nin barış ve refah içinde yaşayan eşit ve egemen iki komşu ülke arasındaki bu ilişkiyi desteklemeye kararlı olduğunu garanti edebilirim,” dedi.
Barrack, mevcut Şam yönetimi haricinde ‘B planı’ olmadığı söyledi
Öte yandan Barrack, Suriye’deki yeni hükümete Washington’un desteğini yineledi ve ülkeyi birleştirmek için mevcut yetkililerle işbirliği yapmaktan başka bir “B planı” olmadığını söyledi.
Beyrut’ta Associated Press’e (AP) konuşan Barrack, İsrail’in Suriye’ye son müdahalesine eleştirel bir tavır sergiledi, müdahalenin zamanlamasının yanlış olduğunu ve bölgenin istikrarına yönelik çabaları zorlaştırdığını söyledi.
Barrack, AP’ye verdiği demeçte, “her iki tarafın da işlediği cinayetler, intikam eylemleri ve katliamlar”ın “kabul edilemez” olduğunu fakat “Suriye’nin mevcut hükümetinin, çok çeşitli sorunları çözmek için çok az kaynağa sahip yeni bir hükümet olarak elinden gelenin en iyisini yaptığını” savundu.
İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları hakkında Barrack, “ABD’den bu konuda görüş alınmadı, bu karara katılmadı ve İsrail’in kendi savunması için gerekli gördüğü konularda ABD’nin sorumluluğu yoktur,” dedi.
Öte yandan elçi, İsrail’in müdahalesinin “çok kafa karıştırıcı bir bölüm daha yarattığını” ve “çok kötü bir zamanda gerçekleştiğini” söyledi.
Son çatışmalar patlak verdiğinde, İsrail’in görüşünün, Şam’ın güneyinin “şüpheli” bir bölge olduğu ve bu bölgede askeri olarak ne olursa olsun, bunun kendileriyle mutabık kalınarak tartışılması gerektiği yönünde olduğunu kaydeden Barrack, “(Suriye’de) yeni gelen hükümet tam olarak bu görüşte değildi,” dedi.
Cumartesi günü Suriye ile İsrail arasında ilan edilen ateşkesin de sadece Suveyde’deki çatışmayı ele alan sınırlı bir anlaşma olduğunu belirten elçi, anlaşmanın, Şam’ın güneyindeki bölgenin askerden arındırılmış bölge olması gerektiği yönündeki İsrail’in iddiası da dahil olmak üzere, iki ülke arasındaki daha geniş kapsamlı sorunları ele almadığının altını çizdi.
Elçiye göre İsrail, bölünmüş bir Suriye’den yana
Barış anlaşmasına giden görüşmelerde Barrack, “her iki tarafın da Suriye güçlerinin ve teçhizatının Şam’dan Suveyda’ya taşınmasıyla ilgili belirli konularda anlaşmaya varmak için elinden geleni yaptığını” söyledi.
“İsrail’in egemen bir devlete müdahale etmesini kabul edip etmemenin ayrı bir mesele” olduğunu söyleyen Barrack, İsrail’in, Suriye’nin güçlü bir merkezi devlet tarafından kontrol edilmesindense parçalanmış ve bölünmüş olmasını tercih edeceğini öne sürdü.
Güçlü ulus devletlerin, özellikle de Arap devletlerinin İsrail için bir tehdit olarak görüldüğünü belirten Barrack, “[Fakat Suriye’de] Bence tüm azınlık toplulukları, birlikte, merkezi bir yapıda daha iyi olacağımızı söyleyecek kadar akıllı,” dedi.
‘Suriye-Türkiye savunma anlaşması, bu ülkelerin bileceği bir iş’
Suveyda’daki şiddetin Şam’daki yeni hükümete olan güvensizliği derinleşip derineleştirmediği ve SDG anlaşmasının ne olacağı yönündeki soruya Barrack, Suveyda’daki şiddet olaylarının bu görüşmeleri rayından çıkaracağını düşünmediğini ve “önümüzdeki haftalarda” bir ilerleme kaydedilebileceğini söyledi.
Barrack, hafta sonu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile görüşmüştü.
Türkiye’nin, Suriye’ye savunma yardımı sunmayı teklif ettiği hatırlatıldığında ise Barrack, görünürde, olası bir Şam-Ankara anlaşmasına yeşil ışık yaktı.
Barrack, ABD’nin Suriye ile Türkiye arasında bir savunma anlaşması olasılığı konusunda “herhangi bir tutumu” olmadığını söyledi ve “Çevre ülkelere birbirlerine ne yapmaları gerektiğini söylemek ABD’nin işi veya çıkarına değildir,” dedi.