Dünya Basını
Richard Haass yazdı: Ukrayna’da başarıyı yeniden tanımlamak

Çevirmenin notu: Ukrayna’nın haziran ayında rötarlı olarak başlattığı karşı taarruzun başarısızlığa uğradığını artık Biden yönetimi ve Amerikan basını hariç herkes kabul ediyor. Geçen haftalarda The Economist’e mülakat veren Ukrayna Genelkurmay Başkanı Valeriy Zalujnıy, durumun pek iç açıcı olmadığını beklenmedik düzeyde dürüst bir biçimde izah etmişti. Son makalelerin de gösterdiği üzere bu durum artık Batı’da da gizlenmiyor.
Dünyanın en önemli düşünce kuruluşlarından olan Council on Foreign Relations’taki (CFR) şeflik vazifesini bu yıl devreden ve yer yer “bay müesses nizam” olarak da anılan Richard Haass, Ukrayna’da devam eden savaşın çözümü konusundaki makul alternatifleri sıralamış.
Ukrayna’da başarıyı yeniden tanımlamak: Yeni strateji, araçları ve amaçları dengelemeli
Richard Haass, Charles Kupchan
17 Kasım 2023
Yağışlı ve soğuk havanın Kiev’in Rusya’nın saldırganlığını tersine çevirme çabasında ikinci savaş mevsimini sona erdirdiği şu günlerde Ukrayna’nın karşı taarruzu durmuş gibi görünüyor. Aynı zamanda hem ABD hem de Avrupa’da Ukrayna’ya askeri ve iktisadi destek sağlamayı sürdürme konusundaki siyasi isteklilik de aşınmaya başladı. Bu koşullar, Ukrayna ve ortaklarının izlediği mevcut stratejinin kapsamlı bir şekilde yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor.
Bu tür bir yeniden değerlendirme rahatsız edici bir hakikati (Ukrayna ve Batı’nın sürdürülemez bir yörüngede olduğu, amaçlar ve mevcut araçlar arasında bariz bir uyumsuzluk olduğu) ortaya çıkarıyor. Kiev’in savaş hedefleri —Rus kuvvetlerinin Ukrayna topraklarından çıkarılması ve Kırım da dahil olmak üzere toprak bütünlüğünün tam olarak yeniden tesis edilmesi— hukuki ve siyasi anlamda tartışılmaz olmaya devam ediyor. Ancak stratejik anlamda, kesinlikle yakın gelecekte ve büyük ihtimalle daha da ötesinde, ulaşılamaz durumdalar.
Washington’un ulaşılabilir hedefler belirleyen ve araçlarla amaçları aynı hizaya getiren yeni bir politika oluşturma çabalarına öncülük etmesinin zamanı geldi. ABD, Ukrayna ve Avrupalı ortaklarıyla, Ukrayna’nın Rusya ile ateşkes müzakerelerine hazır olmasını ve eş zamanlı olarak askeri ağırlığını saldırıdan savunmaya çevirmesini merkeze alan bir strateji üzerinde istişarelere başlamalı. Kiev toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmekten ya da Rusya’yı saldırganlığından dolayı iktisadi ve hukuki olarak sorumlu tutmaktan vazgeçmeyecektir ama kısa vadedeki önceliklerinin daha fazla toprağı kurtarmaya çalışmaktan ülkenin halihazırda kontrolü altında olan yüzde 80’inden fazlasını korumaya ve onarmaya kayması gerektiğini kabul edecektir.
Rusya Ukrayna’nın ateşkes teklifini pekâlâ reddedebilir. Fakat Kremlin’in uzlaşmazlığı kanıtlansa bile Ukrayna’nın saldırıdan savunmaya geçmesi, devam eden asker kayıplarını sınırlayacak, uzun vadeli savunma ve yeniden yapılanmaya daha fazla kaynak aktarmasını sağlayacak ve Kiev’in ulaşılabilir hedeflere yönelik uygulanabilir bir stratejisi olduğunu göstererek Batı’nın desteğini artıracaktır. Uzun vadede bu stratejik eksen kayması Rusya’ya, Ukrayna’dan ve Batı’nın Kiev’e destek sunma isteğinden daha uzun süre dayanmayı umamayacağını açıkça gösterecektir. Bu farkındalık nihayetinde Moskova’yı savaş alanından müzakere masasına geçmeye ikna edebilir ki bu da Ukrayna’nın nihai yararına olacaktır zira diplomasi sadece savaşı değil, uzun vadede Rusya’nın Ukrayna topraklarındaki işgalini de sona erdirme konusunda en gerçekçi yolu sunuyor.
Çıkmaz
Savaş alanındaki mevcut durum bardağın yarısı dolu, yarısı boş bir tablo ortaya koyuyor. Ukrayna, Rusya’nın boyun eğdirme teşebbüsünü reddetmekle kalmayıp geçen yıl Rusya tarafından ele geçirilen toprakların kayda değer bir bölümünü geri alarak şaşırtıcı bir kararlılık ve beceri gösterdi. Bardağın diğer tarafında ise savaşın muazzam insani ve iktisadi maliyeti ile Rusya’nın en azından şimdilik Ukrayna topraklarının önemli bir bölümünü güç kullanarak ele geçirmeyi başarmış olduğu hakikati yer alıyor. Ukrayna’nın fazlaca methedilen karşı taarruzuna rağmen Rusya, aslında 2023 yılı boyunca Ukrayna’dan daha fazla toprak kazandı. Genel olarak, her iki taraf da ciddi ilerlemeler kaydetmedi. Ukrayna ve Rus kuvvetleri etkili bir şekilde durma noktasına kadar savaştı ve çıkmaza girildi.
O halde ne yapılmalı? Batı açısından alternatiflerden biri, Ukrayna’ya muazzam miktarda silah sağlamayı sürdürerek, bu sayede Ukrayna kuvvetlerinin eninde sonunda Rusya’yı mağlup edebileceğini ummak. Sorun şu ki, Ukrayna ordusu ne kadar uzun ve sert savaşırsa savaşsın, Rusya’nın zorlu savunmasını aşabileceğine dair hiçbir işaret göstermiyor. Savunma, saldırıya göre daha avantajlı olma eğilimindedir ve Rus kuvvetleri kilometrelerce uzunluktaki mayın tarlaları, siperler, tuzaklar ve tahkimatların arkasına sığınmış durumda. Batı daha fazla tank, uzun menzilli füzeler ve nihayetinde F-16 savaş uçakları gönderebilir. Fakat savaş alanındaki gidişatı değiştirebilecek sihirli bir değnek yok. Ukrayna’nın en üst düzey generali Valeriy Zalujnıy’ın kısa süre önce itiraf ettiği üzere, “Büyük olasılıkla derin ve güzel bir atılım olmayacak.” Ukrayna’da savaş alanında bulunduğumuz konum en iyi ihtimalle maliyetli bir çıkmaz gibi görünüyor.
Yüksek yoğunluklu bir savaşın sonsuza kadar sürmesi halinde rüzgâr Ukrayna’dan yana esmeyecektir. Rusya’nın ekonomisi ve savunma sanayi üssü savaşa hazır durumda. Moskova, ayrıca Kuzey Kore ve İran’dan silah ithal ediyor ve askeri kullanım için yeniden tasarlayabileceği teknolojiyi içeren tüketici ürünlerine erişimi mevcut. Rusya’nın Ukrayna’daki askeri varlığını güçlendirmesi gerekirse, yararlanabileceği büyük bir insan gücü havuzu var. Rusya, ayrıca enerjisi için yeni pazarlar bulurken, yaptırımların ülke ekonomisi üzerinde yalnızca mütevazı bir etkisi oldu. Putin, siyasi olarak güvende ve ordu ve güvenlik servislerinden medya ve kamuoyu söylemine kadar tüm güç unsurlarının kontrolünü elinde tutuyor gibi görünüyor.
Bu arada Ukrayna’da hem askerler hem de siviller ciddi sayıda hayatını kaybetmeye devam ediyor, ordu silah stoklarını tüketiyor ve ekonomi yaklaşık üçte bir oranında küçüldü (büyüme belirtileri göstermeye başlasa da). Ukrayna’nın Batılı destekçileri arasında Ukrayna yorgunluğu, Kiev’e destek akışını sürdürmeye hazır olma hallerine zarar vermeye başlıyor. ABD, Batı’nın Ukrayna’ya sağladığı yardımın merkezinde yer almaya devam ediyor, ancak Cumhuriyetçi Parti’de, Biden yönetiminin yeni bütçe taleplerini engelleyen, büyük miktarlarda yeni yardımlar sağlamaya dönük muhalefet artıyor. Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adaylığı için yarışan eski Başkan Donald Trump’ın geçmişinde Rusya’nın yanında yer almak ve Ukrayna da dahil olmak üzere ABD’nin ortaklarıyla arasına mesafe koymak var. Trump’ın kilit eyaletlerdeki anketlerde Biden’ın önünde yer alması, ABD politikasının gidişatına ilişkin belirsizliği artırıyor. ABD’nin Ukrayna’ya desteğindeki yalpalama, bir AB üyesi olan Slovakya’nın Kiev’e askeri yardım sağlamayı durdurma kararı aldığı Avrupa’daki yalpalamayı da artıracaktır.
Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği saldırı ve ardından Gazze’de yaşanan çatışmalar da dünyanın dikkatini çekerek Ukrayna’daki savaşı ikinci plana itti. Mesele sadece Washington’un dikkatinin dağılmış olması değil; ABD ordusunun kaynakları sınırlı ve ABD savunma sanayi altyapısının üretim kapasitesi çok kısıtlı. ABD, sıcak savaşa girmiş iki ortağını desteklerken epey zorlanıyor. Savunma analistleri daha şimdiden ülkenin savunma stratejisinin, RAND’ın yakın tarihli çalışmasında ifade edildiği üzere “iflas ettiğini” ifade ediyor; diğerleri ise ABD’nin dikkatini ve kaynaklarını Hint-Pasifik’teki stratejik meydan okumalara ayırması gerektiğini savunuyor.
Ne Ukrayna ne de Batı açısından bu ciddi stratejik gerçeklerle yüzleşmek siyasi açıdan kolay olmayacaktır. Ancak hem Kiev hem de destekçileri için amaç ve araçları yeniden dengeye oturtacak yeni bir stratejiyi benimsemek, çıkmaza sürükleyen ve çok geçmeden Batı’nın Ukrayna’ya verdiği desteğin keskin bir şekilde azalmasına yol açabilecek bir rotayı izlemeye devam etmekten çok daha tercih edilir durumda.
Akıntıyı tersine çevirmek
Washington’un Ukrayna ve Batılı müttefikleriyle istişareler başlatarak Kiev’i saldırı stratejisinden savunma stratejisine geçerken ateşkes teklif etmeye ikna etmeye öncülük etmesi gerekiyor. Batı, Ukrayna’ya 1991 sınırlarını yeniden tesis etmekten ya da işgalinin yol açtığı ölüm ve yıkımdan Rusya’yı sorumlu tutmaktan vazgeçmesi için baskı yapmamalı. Fakat Ukraynalıları bu hedeflere ulaşma konusunda yeni bir strateji benimsemeleri gerektiğine ikna etmeye çalışmalı.
Bir ateşkes hayat kurtaracak, iktisadi yeniden yapılanmanın başlamasına imkân tanıyacak ve Ukrayna’nın Batı’dan gelen silahları çıkmaza girmiş bir savaş alanında hızla harcamak yerine uzun vadeli güvenliğine yatırım yapmaya ayırmasını sağlayacaktır. Ateşkesin kesin şartları —zamanlama, temas hattının tam yeri, silahların ve güçlerin geri çekilmesi prosedürleri, gözlem ve uygulama hükümleri— büyük ihtimalle Birleşmiş Milletler ya da Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) himayesinde geniş bir uluslararası gözetim altında belirlenmeli.
Ateşkes ancak Ukrayna ve Rusya’nın şartları kabul etmesi halinde yürürlüğe girecektir. Moskova’nın buna uyması söz konusu değil. Rus kuvvetleri savaş alanında ağır kayıplar veriyor ve Kremlin’in saldırganlık eylemi NATO’yu, transatlantik eşgüdümü ve Ukrayna’nın Rusya’nın nüfuz alanından sonsuza dek kurtulma kararlılığını güçlendirerek açıkça geri tepti. Putin, akan kanı durdurmak ve durumu kabul etmek için bu fırsatı değerlendirebilir.
Yine de Moskova’nın ateşkes önerisini reddetmesi çok daha muhtemel. Putin hala Ukrayna’da geniş kapsamlı savaş hedefleri taşıyor ve ülkenin Ukrayna’dan daha fazla dayanma gücüne sahip olduğuna inanıyor gibi görünüyor. ABD’de Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün gerçekçi bir ihtimal olduğunu gösteren kamuoyu yoklamalarını yakından takip ettiğine şüphe yok; bu sonuç ABD’nin Ukrayna’ya desteğini sona erdirmese de kesinlikle zayıflatacaktır. Kremlin, ateşkes önerisinin itibar maliyetinden kaçınmak için doğrudan reddetmekten kaçınmak istese bile, Ukrayna ve Batı için kabul edilemez olacağı net olan şartlarla karşı koyabilir.
Fakat nihayetinde Kiev ile Moskova arasında bir ateşkese aracılık etmeye çalışmak, başaracaklarından ziyade ortaya çıkaracakları açısından denemeye değer. Rusya önerilen ateşkesi reddetse bile, Kiev’in masaya bir ateşkes koyması yine de mantıklı olacaktır. Bunu yapmak Ukrayna’nın siyasi inisiyatifi ele geçirmesini sağlayacak, Batı’daki ve ötesindeki kamuoylarına bu savaşın Rus saldırganlığı olduğunu hatırlatacaktır. Kremlin’in ateşkesi reddetmesi, Batılı hükümetlerin Rusya’ya dönük yaptırımları sürdürmesine ve sıkılaştırmasına yardımcı olacak ve Ukrayna’nın uzun vadeli askeri ve iktisadi destek almasına yardımcı olacaktır.
Ateşkes sağlansa da sağlanmasa da Ukrayna’nın mevcut saldırı stratejisinden uzaklaşarak savunma stratejisine dönmesi gerekiyor. Kiev’in mevcut yaklaşımı yüksek maliyetli ve düşük beklentili bir yaklaşım ve Ukraynalıları başarı şansı azalan bir çaba adına ucu açık Batı yardımı istemek gibi garip bir duruma sokuyor. Bunun yerine Ukrayna, şu anda kontrol ettiği bölgeyi elinde tutmaya ve yeniden inşa etmeye odaklanmalı, saldırı-savunma denklemini tersine çevirmeli ve Rusya’yı iyi konuşlanmış Ukrayna kuvvetlerine ve genişletilmiş hava savunmasına karşı taarruz harekâtları yürütmenin fahiş maliyetlerine katlanmak zorunda bırakmalı. Ukrayna, cephe hatlarında savunma stratejisine geçse bile, arka bölgelerdeki ve Kırım’daki Rus mevzilerini vurmak için uzun menzilli silahlar, deniz varlıkları ve gizli harekatlara başvurmaya devam edebilir ve işgalin devam etmesinin maliyetini artırabilir. Rusya’nın askeri kapasitesinin ya da iradesinin zayıfladığına dair açık kanıtlar ortaya çıkarsa, Ukrayna daha saldırı odaklı bir stratejiye dönme alternatifini elinde tutacaktır.
Bu doğrultuda bir strateji değişikliği Rusya’nın durumunu tersine çevirecek ve kuvvetlerinin şimdiye kadar beceremediklerini gösterdikleri bir şeyi —etkili birleşik silahlı taarruz harekâtları— başarmalarını gerektirecektir. Aynı zamanda bu değişim Ukrayna’nın hayatından ve parasından tasarruf etmesini sağlayacak ve Batı’dan savunma ihtiyacını azaltacaktır ki bu da ABD desteğinin kesilmesi ve yükün Avrupa’ya kalması halinde elzem hale gelebilecek bir şey. Ukrayna, gelen kaynakları savaş alanında çok az kazanç için harcamak yerine uzun vadeli güvenlik ve refahına ayırmakla akıllıca davranmış olacaktır.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ve Ukrayna halkını rotayı değiştirmeye ikna etmek, davalarının haklılığı ve halihazırda feda edilenler göz önüne alındığında kolay bir iş olmayacaktır. Ancak gerçek şu ki, Ukrayna açısından bir mecburi olarak başlayan savaş —hayatta kalma mücadelesi— bir seçim savaşına, Kırım’ı ve Ukrayna’nın doğusundaki Donbass bölgesinin çoğunu yeniden ele geçirme mücadelesine dönüştü. Bu yalnızca kazanılması mümkün olmayan bir savaş değil, aynı zamanda zaman içinde Batı’nın desteğini kaybetme riski taşıyan da bir savaş. Ukrayna için Kiev’in kontrolü altındaki ülkenin büyük kısmının müreffeh ve güvenli bir demokrasi olarak ortaya çıkmasını sağlamak, ülkenin geleceğini hala Rusya’nın kontrolü altında olan toprakları geri almak konusunda uzun soluklu bir askeri çabayla riske atmaktan çok daha mantıklı. Ukrayna’nın kendini savunabilen başarılı ve dirençli bir demokrasi olarak ortaya çıkması, Rusya’nın hırsının büyük bir yenilgiye uğratılması anlamına gelecektir.
Daha iyi bir kumar
Ukrayna’nın Batılı dostları, Ukraynalılar için acı bir ilaç olacak bu durumu tatlandırabilir ve tatlandırmalıdır da. ABD ve seçkin NATO mensupları (Ukrayna’nın dostları koalisyonu) sadece uzun vadeli iktisadi ve askeri yardım değil aynı zamanda Ukrayna’nın bağımsızlığını teminat altına alma taahhüdünde de bulunmalı. Bu taahhüt, bir üyenin “toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı veya güvenliği” tehdit edildiğinde derhal istişarelerde bulunulmasını öngören NATO Antlaşmasının 4. maddesine dayandırılabilir. Kısa bir süre önce Kiev ile katılım müzakerelerine başlama niyetini açıklayan Avrupa Birliği, Ukrayna için üyelik takvimini hızlandırmalı ve bu arada Ukrayna’ya geçici ve özel bir AB düzenlemesi teklif etmeli. Batılı müttefikler ayrıca Rusya’ya dönük yaptırımların çoğunun Rus güçleri Ukrayna’yı terk edene kadar yürürlükte kalacağını ve müzakere masasında Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmesine yardımcı olacaklarını açıkça belirtmeli.
ABD’de 2024’te düzenlenecek olan başkanlık seçimlerinden sonra, karşılıklı mutabık kalınacak bir ateşkes ve toprak konusunda devam edecek müzakereler için beklentilerin belirgin bir şekilde iyileşmesi kuvvetle muhtemel. Seçimin galibi transatlantik dayanışmanın devamı ve Ukrayna’nın güvenliği ve egemenliğinin sağlanması konusunda daha fazla çaba gösterilmesi konusunda kararlıysa, Putin’in rüzgârın Rusya’dan yana estiğini düşünmesi için çok az nedeni olacaktır. Fakat ABD seçimlerine daha bir yıl var ve bu seçimler Ukrayna’yı zor durumda bırakacak bir sonuca yol açabilir. Ne Washington ne de Kiev bu riski göze almalı. ABD’nin askeri ve siyasi gerçekleri yansıtan yeni bir stratejiye geçmek için Ukrayna ile birlikte çalışması gerekiyor. Aksini yapmak Ukrayna’nın istikbali üzerinde pervasızca kumar oynamak demektir.
Dünya Basını
Ray Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi

Dünyanın en büyük hedge fonu Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio, YouTube yayınında Steven Bartlett’a açıklamalarda bulundu. Dalio, yapay zeka teknolojilerindeki aşırı değerlemelerin bir yatırım balonuna dönüştüğünü ve küresel ekonomide tarihi bir kırılma yaşandığını bildirdi.
Dünyanın en büyük hedge fonu olan Bridgewater Associates’i 1975 yılında iki odalı bir dairede kuran ve kurumsal yatırımcılara 53 milyar doları aşkın kümülatif net kazanç sağlayan ünlü küresel makro yatırımcı Ray Dalio, “A Diary of a CEO” adlı söyleşi programında Steven Bartlett’ın sorularını yanıtladı.
2008 küresel finans krizini öngören az sayıdaki fon yöneticisinden biri olan ve S&P 500 endeksinin yüzde 40’a yakın değer kaybettiği o dönemde Bridgewater bünyesinde yüzde 9,5 pozitif getiri elde eden Dalio, güncel piyasa dinamikleri, yapay zeka yatırımları ve küresel ekonomi hakkındaki tespitlerini paylaştı.
Yatırımcı Jeremy Grantham’ın “tarihin en büyük yatırım balonuyla karşı karşıya olunduğu” yönündeki görüşünün hatırlatılması üzerine Dalio, bu değerlendirmeye katıldığını belirtti. Piyasalardaki mevcut durumu analiz eden Dalio, “Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum” dedi.
“Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum”
Tarihteki borsa balonlarının oluşum ve patlama mekanizmalarını detaylandıran Dalio, devrim niteliğindeki yeni teknolojilerin piyasalarda aşırı coşku yarattığını söyledi.
1929 Büyük Buhranı öncesinde evlere ilk kez elektrik, aydınlatma, buzdolabı girmesinin, otomobillerin, uçakların ve radyonun yaygınlaşmasının büyük bir gelecek beklentisi oluşturduğunu hatırlatan Dalio, 2000 yılındaki internet balonu sürecinde de benzer bir dinamiğin yaşandığına dikkat çekti.
Yapay zeka teknolojisinin insan vücudunun fiziksel işlevlerinin yanı sıra zihnin düşünme ve muhakeme süreçlerini de ikame etmeye başladığını kaydeden Dalio, yatırımcıların gelecekteki kârlılığı gözetmeksizin piyasaya akın ettiğini vurguladı.
Dalio, “İnsanlar mucizevi bir teknoloji gördüklerinde ona yatırım yaparlar, hatta borç para alarak bahis oynarlar. Ancak varlığın fiyatının önemli olduğunu gözden kaçırırlar. Şu anda yapay zeka konusunda çok heyecanlıyız ve heyecanlı olmalıyız da çünkü devrim niteliğinde değişimler getirecektir” değerlendirmesinde bulundu.
“Servet ile para aynı şey değildir”
Finansal balonların teknik arka planını açıklayan Dalio, servet ile nakit para arasındaki farka işaret etti. Muhasebe üzerindeki değerlemelerin harcanabilir nakit olmadığını belirten Dalio, “Servet ile para aynı şey değildir. Birçok insanın zenginleştiğini görürsünüz ancak bu serveti doğrudan harcayamazsınız. Harcama yapabilmek için serveti satıp paraya çevirmeniz gerekir” dedi.
Şirketlerin finansman sağlama süreçlerini örnek gösteren Dalio, 50 milyon dolar sermaye toplayan bir girişimcinin şirket değerlemesini 1 milyar dolara çıkarabileceğini, kağıt üzerinde milyarder olabileceğini ancak gerçekte harcanan paranın yalnızca 50 milyon dolar kaldığını vurguladı. Balonların patlama tetikleyicilerini sıralayan Dalio, şu ifadeleri kullandı:
“Balonu patlatan şey genellikle insanların borçlarını ödemek veya vergi yükümlülüklerini karşılamak için ellerindeki varlıkları satıp paraya çevirme ihtiyacı duymasıdır. Bu durum çoğunlukla faiz oranlarının yükselmesiyle gerçekleşir. Enflasyon baskısı arttığında merkez bankaları frene basmak ister. Faizler yükseldiğinde borcu olanlar daha fazla nakit bulmak zorunda kalır. Satışlar başladığında süreç tersine işler. Varlık fiyatları düşer, teminatlar erir, borçları ödemek için daha fazla satış yapılır ve bu da tüketim harcamalarının kesilmesine yol açar.”
Bartlett’ın sunduğu senaryoyu doğrulayan Dalio, piyasada zayıf ve tecrübesiz yatırımcıların borçla veya kaldıraçlı borsa yatırım fonları üzerinden pozisyon almasının balona işaret eden en belirgin göstergelerden biri olduğunu söyledi.
Yapay zeka şirketlerinin gelecekte elde edecekleri gelirleri kesin olarak öngöremediğini belirten Dalio, firmaların ya yetersiz yatırım yaparak rekabette geride kalma ya da aşırı yatırım yaparak maliyet baskısı altında kalma dilemmasıyla karşı karşıya olduğunu kaydetti.
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
“Nakitte kalmak enflasyon karşısında en kötü yatırımdır”
Bireysel yatırımcıların ve girişimcilerin olası bir ekonomik çöküşe karşı nasıl hazırlanması gerektiğine değinen Dalio, piyasaları zamanlamanın son derece güç olduğunu, en etkili yöntemin portföy çeşitlendirmesi olduğunu vurguladı.
Parasını mevduat hesabında veya para piyasası fonlarında tutan kişilerin güvende olmadığını savunan Dalio, “İnsanlar parayı bankada tutmanın en güvenli liman olduğunu düşünür. Bu doğru değildir. Uzun vadede enflasyon karşısında erimeye mahkum en kötü yatırımdır. Yıllık yüzde 3,5 ila 4 seviyesindeki enflasyon paranın alım gücünü eksiltir. Alınan faizden ödenen vergiler de düşüldüğünde reel getiri oldukça zayıf kalır” dedi.
Çeşitlendirilmiş bir varlık sepetinin önemine değinen Dalio; hisse senetleri, tahviller, gayrimenkul, altın ve kripto varlıklar arasındaki ilişkiyi aktardı. Portföyünde yüzde 1 oranında Bitcoin bulundurduğunu belirten Dalio, altın tercihini şu sözlerle açıkladı:
“Sert para kategorisinde portföylerin yüzde 5 ila 15’inin bu tür varlıklara ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Ben külçe altını Bitcoin’e tercih ediyorum. Altın basılamayan bir paradır. 1971 yılına kadar resmi para sisteminin merkezindeydi ve halen merkez bankalarının en büyük ikinci rezerv varlığıdır. Altın başkasının yükümlülüğü olmayan tek finansal varlıktır. Bitcoin ise basılamayan bir diğer tür para olmakla birlikte kuantum bilgisayarlar gibi teknolojik risklere, hükümetlerin düzenleme, vergilendirme ve yasaklama baskılarına açıktır. Merkez bankaları işlemlerinin gizli ve kendi kontrollerinde kalmasını istedikleri için önemli miktarda Bitcoin tutmayacaktır.”
“Aklınız ve bedeniniz ikame edildiğinde satacak neyiniz kalır?”
Yapay zeka ve robotik teknolojilerin istihdam piyasası üzerindeki etkilerini değerlendiren Dalio, otomasyonun tarihsel gelişimini özetledi.
İnsanlığın tarım toplumundan sanayi devrimine geçişinde makinelerin kas gücünün yerini aldığını, günümüzde ise yapay zekanın insan zihninin üst düzey düşünme ve muhakeme yetilerini üstlendiğini dile getirdi.
Bu dönüşümün sermaye sahipleri ile çalışanlar arasındaki gelir dağılımı makasını daha da açacağını belirten Dalio, “İşletmelerin elde ettiği gelirden çalışanlara giden pay azalırken iş yeri sahiplerine giden pay artmaktadır. İnsan bedeninin ve zihninin yerini makineler aldığında insanların satacak neyi kalacak sorusuyla yüzleşeceğiz. İnsana özgü kalan unsurlar duygular ve sezgilerdir” dedi.
Yapay zeka devriminden yalnızca en üstteki yüzde 0,1 ile yüzde 10’luk dilimde yer alan, bu teknolojiyi kullanabilen yetenekli grubun kazançlı çıkacağını ifade eden Dalio, üniversite mezunlarının dahi iş bulmakta zorlandığı bir döneme girildiğini belirtti. Birçok işletme için yeni mezun yetiştirmenin maliyetli hale geldiğini, bu görevlerin yapay zeka vasıtasıyla hızla tamamlanabildiğini aktardı.
Gençlere ve gelecek nesillere tavsiyelerde bulunan Dalio, şunları kaydetti:
“Tarih göstermiştir ki en başarılı olanlar en zeki olanlar ya da en çok çalışanlar değil, değişime en iyi uyum sağlayanlardır. Geleceğin ne getireceğini kesin olarak bilemezsiniz. Kodlama öğrenmenin çözüm olduğu söyleniyordu ancak yapay zeka modelleri artık kodlama yapabiliyor. Önemli olan insanın kendi doğasını tanıması, yapay zeka araçlarını en üst düzeyde kullanmayı öğrenmesi ve adaptasyon kabiliyetini geliştirmesidir.”
“Büyük bir borç krizinin ve çöküş döneminin içindeyiz”
Ekonomik hareketlerin arkasındaki yapısal mekanizmaları “Büyük Döngü” kavramıyla açıklayan Dalio, yaklaşık 80 yıllık bir insan ömrüne karşılık gelen uzun vadeli borç ve güç döngülerinin son safhasına gelindiğini belirtti.
1945 yılında kurulan dünya düzeninin para, iç siyaset ve jeopolitika alanlarında kırılma yaşadığını savundu.
ABD ve İngiltere gibi ülkelerin aşırı borçlandığını, kamu bütçe açıkları verdiğini ve gelir eşitsizliğinin hat safhaya ulaştığını kaydeden Dalio, İngiltere’deki siyasi tabloyu örnek gösterdi.
İngiltere’de son yedi yılın altısında yeni bir başbakanın göreve geldiğini hatırlatan Dalio, “İngiltere aşırı borçlanmış, üretkenliği düşmüş ve seçenekleri tükenmiş klasik bir döngü örneğidir. Yeterli para olmadığında vaatler tutulamaz, liderler sürekli değişir. Zenginler yüksek vergi bölgelerinden kaçar. Bütçe açıklarını finanse edecek alacaklı bulmak zorlaşır” dedi.
Connecticut eyaletindeki sosyo-ekonomik durumu da paylaşan Dalio, eyaletin kişi başına düşen gelirde ABD’nin en zengin ikinci bölgesi olmasına rağmen lise öğrencilerinin yüzde 22’sinin okulu bıraktığını veya devamsızlık yaptığını, çete ve uyuşturucu sorunları nedeniyle hapishane bütçesinin eğitim bütçesini aştığını ifade etti.
Sistemlerin toplumun geneli için çalışmadığı dönemlerde iç çatışmaların arttığını vurgulayan Dalio, ABD ve Çin arasındaki küresel güç dengesine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“İçinde bulunduğumuz evre bir gerileme ve çöküş dönemidir. Tarihte tek bir hakim gücün düzeni sağladığı dönemler daha barışçıl olmuştur. Bugün Çin, birçok ülke için ABD’den daha büyük bir ticaret ortağı konumundadır. Orta Doğu’daki ve İran civarındaki gelişmeler, ABD toplumunun uzun süreli kara savaşlarına veya benzin fiyatlarındaki artışlara tahammülünün olmadığını göstermiştir. Bu durum ABD’nin küresel güç kullanma ve caydırıcılık kabiliyetinin sınırlarını ortaya koymakta, İngiliz İmparatorluğu’nun Süveyş Krizi sonrası yaşadığı güç kaybına benzer bir kaymaya işaret etmektedir.”
Küresel ekonomideki mevcut zorlukların aşılması için partiler üstü, ekonomik gerçekleri kavrayan yapılar tarafından zorlu yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ray Dalio, genç girişimcilerin sınır bağımlı kalmadan eğitim, üretkenlik ve toplumsal huzurun yüksek olduğu küresel merkezlerde varlık göstermeleri gerektiğini sözlerine ekledi.
İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

Tesla ve SpaceX’in CEO’su Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği özel mülakatta yapay zeka teknolojilerinin beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını geride bırakacağını açıkladı. İnsan benzeri robotların ve dijital süper zekanın üretimi devasa boyutlara ulaştıracağını belirtilen ünlü iş insanı, önümüzdeki 10 yıl içinde paranın tüm anlamını yitireceğini ve küresel ekonomide benzeri görülmemiş bir bolluk çağının başlayacağını savundu.
Tesla ve SpaceX’in CEO’su olan Amerikalı milyarder Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği kapsamlı video mülakatta açıklamalarda bulundu.
Tesla’nın Teksas’taki dev tesislerinde gerçekleşen söyleşide Musk, yapay zeka gelişiminin durdurulamaz bir hıza ulaştığını ve önümüzdeki beş ila 10 yıl içinde dünyada taşların yerinden oynayacağını ilan etti.
Sunucunun “Önümüzdeki 10 yıl içinde, yani 2036 yılında başarmayı hedeflediğiniz dünya nasıl bir yer olacak?” sorusunu yanıtlayan Elon Musk, “10 yıl sonrasından, yani 2036 yılından bahsediyoruz. Büyük ihtimalle her ikimiz de o günleri göreceğiz. Yapay zekanın ezici bir üstünlük kurmadığı bir gelecek hayal etmek imkansız. 10 yıl içinde yapay zekanın tüm insanların toplam zekasından katbekat üstün olmasını bekliyorum. Hatta bence yapay zeka yaklaşık beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını aşacak” dedi.
“Yapay zeka beş yıl içinde tüm insanların toplam zekasını geçecek”
Gelişimin boyutlarını tarif eden Musk, “İnsan olmak dışında yapay zekanın insanlardan daha iyi yapamayacağı hiçbir şey kalmayacak. En olası senaryo, herkesin aklına gelen her şeye sahip olabileceği inanılmaz bir bolluk çağıdır. Bu kulağa çılgınca gelebilir ama işte 2026 yılındayız, 2036’da nerede olacağımızı göreceğiz. Tabii ki küresel bir nükleer savaş gibi felaketler bu süreci rayından çıkarabilir. Ancak Üçüncü Dünya Savaşı çıkmadığını varsayarsak, muazzam bir bolluk çağına doğru ilerliyoruz. Bu, geleceğe dair bir iyimserlik ve heyecan mesajıdır” ifadelerini kullandı.
Şirketlerinin gelecekte nasıl para kazanacağına ilişkin soru üzerine ekonomi tanımını yeniden yapan Elon Musk, dijital zekanın hızlı ilerleyişine karşın fiziksel dünyada varlık göstermesi için robotlara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Musk, “Ekonomiyi dijital ve fiziksel zeka olarak düşünebilirsiniz. Şu an dijital zeka neredeyse her geçen hafta yeni bir kırılmayla ilerliyor. Ancak henüz dijital aleme sıkışmış durumda. Mekanik tutuculara, yani insan benzeri robotlara ihtiyacınız var. Kısacası çok sayıda robota ihtiyacınız var” açıklamasını yaptı.
“2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak”
Ekonominin mal üretimi ve hizmet sunumu olduğunu vurgulayan ünlü girişimci, “Muazzam miktarda dijital zekaya sahip devasa sayıda robotunuz olduğunda, bir bakıma sonsuz bir ekonomiye ulaşırsınız. Gelecek geçmişten çok ama çok farklı olacak. Yaşayacağımız değişimin büyüklüğünü anlatabilecek hiçbir benzetme ya da mecaz yok. Şirketlerimin nasıl para kazanacağına gelince, başka bir tahminde daha bulunayım: 2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak” dedi.
Sunucunun hisse hissedarlarının para kazanma beklentisini hatırlatması üzerine Musk, “Gıda, barınma, ulaşım ve eğlence için paraya ihtiyaç duyarsınız. Eğer robotlar ve yapay zeka herhangi bir insanın tüketebileceğinden çok daha fazla mal ve hizmet üretiyorsa, o zaman paraya neden ihtiyaç duyasınız ki?” cevabını verdi.
“İnsanların kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız”
Süper zeki sistemlerin insan kontrolünden çıkacağını iddia eden Musk, “İnsanların 10 yıl içinde kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız. Yapay zeka ile insan arasındaki zeka farkı, insan ile şempanze arasındaki zeka farkından katbekat fazla olduğunda, şempanzelerin kontrolü elinde tutmasını hayal etmek zordur. Bizler esasen evrimleşmiş şempanzeleriz. Çok değil, kısa süre önce ormanda ağaçlarda sallanıp muz yiyorduk” şeklinde konuştu.
“Süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek kibir olur”
Gelecekte devasa bir yapay zekayı yönlendirme iddiasında olmadığını belirten Musk, “Benden katbekat akıllı olan süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek benim açımdan bir kibir gösterisi olur. Yapmamız ve denememiz gereken tek şey, yapay zekanın iyi değerlere sahip olmasını, insanlığı önemsemesini, mutlu olmamızı ve gelişmemizi istemesini sağlamaktır. Biyolojik sinir ağımın bana söylediği şey, yapay zeka güvenliği için en önemli unsurun azami düzeyde hakikat arayışında bulunması ve meraklı olması gerektiğidir. Eğer durum buysa, insanlığı besleyip koruyacaktır” dedi.
“Katil robotların insanlığı yok etme riski yüzde 10 ila 20 arasında”
Daha önce yaptığı uyarılara değinen Musk, “Yapay zeka ve robotlarla ilgili halen risk olduğunu düşünüyorum, bu risk sıfır değil. Geçmişte katil robotların insanlığı yok etme olasılığının yüzde 10 ila 20 arasında olduğunu söylemiştim. Felsefi olarak olumlu tarafa bakma kararı aldım. Yapay zeka ve robotların bu inanılmaz ivmesini gerçekten durdurmanın bir yolunu göremiyorum” ifadelerini kullandı.
“Çılgın akışı durduramam, o yüzden yolculuğun tadını çıkarmaya bakıyorum”
Musk, teknolojik gidişata ilişkin duruşunu şu sözlerle özetledi: “Durdurma düğmesi olsaydı bile muhtemelen ona basmamalıydık, çünkü en olası sonuç herkes için inanılmaz bir bolluk çağıdır. Benim felsefem şu an için ‘yolculuğun tadını çıkaralım’ noktasına geldi. Dürüst olmak gerekirse burada durdurulamaz bir ilerleme var. Durdurmak istesem bile bunu başaramam. Evrenin sonu fizik kurallarına göre kademeli bir soğuma, yani ısı ölümüyle bitecek. Eğer nihai varış noktası korkunçsa, o zaman her şey yolculuğun kendisiyle ilgilidir.”
“Rakip teknoloji devleri birbirini denetleyip dürüst tutmalı”
Yapay zeka güvenlik risklerinin azaltılması için teknoloji devlerinin işbirliği yapması gerektiğini savunan Tesla CEO’su, Google DeepMind CEO’su Demis Hassabis ile yaptığı görüşmeyi aktardı.
Musk, “En önde gelen yapay zeka şirketlerinin birkaç haftada bir toplanıp güvenlik konularını tartışması kısa vadede atılacak en hızlı adımdır. Mevcut sistemlerden çok daha akıllı yeni bir öncü model piyasaya sürülmeden önce, rakip yapay zeka şirketlerinin bu modeli zararlı etkilere karşı test etmesine ve güvenlik sorunlarını gidermek için erteleme tavsiyesinde bulunmasına fırsat tanınmalıdır. Hükümette derin teknik bilgisi olmayan kişilerin bir modelin yayınlanıp yayınlanmaması gerektiğine karar vermesi zordur. Ancak rakipler kendilerine bir iki hafta süre verildiğinde sorunları vurgulayabilir. Rakiplerin birbirini dürüst tutma teşviki vardır” değerlendirmesinde bulundu.
İçerik denetiminde film derecelendirme sistemine benzer bir sektör grubu modelini öneren Musk, “Eğer bir şirket çok tehlikeli bir şey yapıyor ve tehlikeyi azaltmak için adım atmayı reddediyorsa, işte o zaman hükümetin müdahale etmesi gereklidir” dedi. Amazon’un Anthropic üretimi Mythos modeli hakkındaki siber güvenlik endişeleri üzerine Beyaz Saray’ı aramasını bu duruma örnek gösterdi.
“Çin elektriğe sahip ama çip sıkıntısı çekiyor”
Sektördeki küresel rekabeti değerlendiren Musk, Çin merkezli teknoloji firmalarının başarısına dikkat çekti. Çin’in Kimi K3 modelinin Anthropic’in Fable modeline yaklaştığını belirten Musk, jeopolitik dengeler hakkında şunları söyledi: “Çinli yapay zeka şirketleri nispeten küçük bir hesaplama gücüyle çok iyi iş çıkarıyor. Büyük bir hesaplama gücüne sahip olurlarsa lider konuma geçme şansları yüksek. Yapay zekanın önündeki kısıtlamalar elektrik ve yapay zeka çipleridir. Çin, ABD, Avrupa ve Hindistan’ın toplamından daha fazla elektriğe sahip. ABD’nin çip ihracatı kısıtlamaları nedeniyle Çin şu an çip sıkıntısı çekiyor. Çin dışındaki dünyada ise kısıtlayıcı unsur elektrik ve soğutma kapasitesidir. Çin ayrıca litografi sorununu çözmeye ve devasa hacimlerde çip üretmeye tahmin edilenden daha yakın. Fiziksel yapay zeka alanında da çok iyi robot şirketlerine sahipler.”
Çin’deki robot dövüşü etkinliklerini eğlenceli bulduğunu söyleyen Musk, kafası koptuğu halde dövüşmeye devam eden bir robot izlediğini belirtti.
Rakipleriyle olan ilişkilerine değinen Musk, OpenAI CEO’su Sam Altman’a yönelik eleştirilerini yineledi. Musk, “Sam Altman’ın hayranı değilim. Kar amacı gütmeyen, açık kaynaklı ve dünyaya ait olması gereken bir şirket kuruyorsunuz, sonra bu şirket bir şekilde 800 milyar dolarlık kapalı kaynaklı, kar amacı güten bir şirkete dönüşüyor. Bence bu, para bağışlama amacıma tamamen zıt bir durum. Anthropic Kurucusu Dario Amodei de Sam Altman’a güvenmediği için ekibiyle OpenAI’dan ayrıldı. Dario ilkeli bir insandır. Dünyanın iyiliği için kişisel farklılıklarımızı bir kenara bırakıp konuşmamız gerekiyorsa konuşuruz” dedi.
İstihdam piyasasındaki dönüşüme işaret eden Musk, yapay zekanın tüm masa başı işleri insanlardan daha iyi yapacağını vurguladı. Musk, “Yazılım mühendisliğinde yapay zeka, profesyonel yazılım mühendislerinin en az yüzde 90’ından daha iyi kod yazıyor. Yakında bu oran yüzde 99’a çıkacak ve rekabet etmek imkansız hale gelecek. Bu durum Stockfish satranç programının seviyesine ulaşmaya benziyor. Stockfish satrançta o kadar iyi ki, küçük bir bilgisayarda hatta telefonunuzda çalıştırıp Magnus Carlsen’i rahatça yenebilirsiniz. Yazılımda da durum bu olacak” uyarısında bulundu.
“Çalışmak tıpkı bahçe bakımı gibi isteğe bağlı bir hobiye dönüşecek”
Gelecekte çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkacağını savunan Musk, “Çalışmak isteğe bağlı hale gelecek. Bunu bahçe bakımına benzetebiliriz. Bahçenizde sebze yetiştirmek zorunda değilsiniz, markete gidip kusursuz sebzeler alabilirsiniz. Bahçenizdeki domatesler markettekiler kadar sulu ve düzgün olmaz ama kendi ürettiğiniz için hoş bir dokunuştur. İş hayatı da tıpkı böyle bir hobiye dönüşecek” ifadelerini kullandı.
“İnsanlara karşılıksız para dağıtılmalı, enflasyon değil deflasyon çıkacak”
İşini kaybeden kitlelerin yaşam standartlarına dair ekonomi teorisini açıklayan Musk, “Hazine insanlara doğrudan karşılıksız para çekleri dağıtmalıdır. Para, mal ve hizmetlerin paraya oranıdır. Üretim miktarı yüzde 1000 oranında artarsa, veri tabanında para oluştursanız bile mal ve hizmet üretimi para arzından daha hızlı artacağı için enflasyon değil deflasyon yaşanacaktır. Önümüzdeki dönemin ana sorunu enflasyon değil deflasyon olacak” açıklamasında bulundu.
Kendi serveti ve vergi yükümlülüklerine dair rakamlar veren Musk, “Tarihte bir insan tarafından ödenen en yüksek vergiyi ödeyerek rekor kırdım. Federasyona yüzde 40, California eyaletine yüzde 15 olmak üzere toplamda yaklaşık yüzde 45 vergi ödüyorum. Öldüğümde kalan servetimden bir yüzde 45 daha vergi alınacak. Trilyonlarca dolar vergi ödeyeceğim ve bundan rahatsız değilim. Şirketler üzerindeki oy kontrolüm (SpaceX’te yüzde 80 civarında) bana sadece beş ila 10 yıllık uzun vadeli yatırımlara, Ay ve Mars üslerine odaklanma imkanı tanıyor. Aksi takdirde borsa analistlerinin çeyrek dönemlik kar baskılarına maruz kalırsınız” dedi.
Uzay projelerine ilişkin tutkusunu dile getiren ünlü iş insanı, “Altı yaşındayken sinemada izlediğim ilk film Yıldız Savaşları olmuştu ve aklımı başımdan almıştı. Bilinci dünya ötesine taşımak ve Yıldız Görevi tarzı bir geleceği gerçek kılmak istiyorum. Yıldız Gemisi füzesini günde birden fazla kez fırlatmayı hedefliyoruz. Bazen hayatım o kadar gerçek dışı geliyor ki bir simülasyonun içinde olduğumuza inanıyorum” sözlerini sarf etti.
Starlink uydu ağının jeopolitik rolüne ve Ukrayna savaşına değinen Musk, cephe hatlarının iki yılı aşkın süredir değişmediğini belirterek pragmatik bir barış anlaşmasının şart olduğunu söyledi.
Musk, “Diplomatlar lüks mekanlarda yedi kap yemek yerken cephede her gün insanlar ölüyor. Rusya geri çekilmeyecek, bu gerçekçi değil. Pragmatik davranıp barış yapmalıyız” ifadelerini kullandı.
“Hükümet harcamalarındaki devasa israfı engellemek için siyasete girdim”
ABD siyasetine ve Hükümet Verimliliği Departmanı bünyesindeki çalışmalarına ilişkin özeleştiride bulunan Musk, “Siyasete biraz fazla karıştım, kendimi kaptırdım. Amacımız devasa boyutlara ulaşan bütçe açığıyla mücadele etmekti. ABD’de borç faiz ödemeleri, Savunma Bakanlığı ve istihbarat bütçesinin toplamını aştı. Afrika’ya yardım adı altında istenen paraların Washington’daki adreslere yönlendirildiğini gördük. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı fonlarının kesilmesi nedeniyle kimsenin öldüğüne inanmıyorum, Gates Vakfı gibi dev özel vakıflar bu kaynakları karşılayabilir” şeklinde konuştu.
“Sınırların korunmasını ve güvenli şehirler istemek aşırı sağcılık değildir”
Avrupa siyasetine dair görüşlerini savunan ve kendisine yönelik aşırı sağcılık suçlamalarını reddeden Elon Musk, “Güvenli sınırlar, güvenli şehirler ve mantıklı kamu harcamaları istemek aşırı sağcılık değil, normal insanların talepleridir. İngiltere’de mevcut nüfus artışı ve Batı değerlerine tamamen karşıt görüşlerin yayılması devam ederse önümüzdeki 20 yıl içinde bir iç savaş kaçınılmaz hale gelebilir. Sosyal refah devletleri, yaşam standardı düşük insanları çekerek ekonomik bir güç oluşturuyor. Sadece topluma faydalı olacak, dürüst göçmenlerin kabul edildiği kontrollü göçü destekliyorum” dedi.
Yapay zeka devriminin siyasi çatışmalardan çok daha hızlı gerçekleşeceğini belirten Musk, söyleşiyi “İngiltere’deki olası bir iç savaş 20 yıl uzaklıktaysa, yapay zeka tekilliği 10 yıl uzaklıktadır. Yapay zeka ve robotik devrimi her şeyi domine edecektir” diyerek noktaladı.
Dünya Basını
Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.
Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.
Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.
Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.
Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”
Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.
Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.
Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.
Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”
“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”
Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.
Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.
Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.
“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”
Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.
Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”
“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”
Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.
Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Avrupa7 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı










