Avrupa
Berlin’deki savaş karşıtı mitinge Sahra Wagenknecht partisi damga vurdu

Almanya’nın başkenti Berlin’de, geçen cumartesi (25 Kasım) önemli ve kalabalık bir miting düzenlendi.
Mitingin çağrıcısı ‘Savaşa Hayır – Silahları Bırakın!’ girişimiydi. Miting bildirisine imza atanlar arasında Sol Partililer (Die Linke) de vardı. Bununla birlikte, organizatörlerin iddiasında göre biraz iyimser bir tahminle 20 bin, o kadar da iyimser olmayan bir tahminle 15 bin kişinin bir araya geldiği eyleme damgasını Sahra Wagenknecht vurdu. Alanda konuşma fırsatı bulduğumuz eski Sol Partili, yeni Sahra Wagenknecht taraftarı çoğu kimseye göre, Sol Parti yeni partinin kopmasıyla birlikte eyleme mesafe koymuş ve kendisini geri çekmişti.
Örneğin Gregor Gysi ve Dietmar Bartsch gibi partinin ağır topları mitingde yer almadı, sadece akşam faslında, kapanış gösterisinde Ateş Gürpınar bir konuşma yaptı. tagesschau’nun iddiasına göre her ikisi de Sahra Wagenknecht’in destekçileri olan eski Sol Parti politikacıları Diether Dehm ve Bijan Tavassoli liderliğindeki bir grup da konuşmayı engellemeye çalıştı. Mitinge Alman Komünist Partisi (DKP) gibi partilerin yanı sıra Türkiye kökenli bazı örgütler de katıldı.

“Julian Assange: Bir yalan savaş başlatabilir; gerçek olabilir barışı yaratmak.”
Dolayısıyla, barış mitinginin Sahra Wagenknecht partisinin yola çıkış etkinliğine dönüştüğünü söylemek abartılı sayılmaz. Katılımcılar arasında Sevim Dağdelen, Zaklin Nastic gibi Sol’dan kopan önemli isimlerin de bulunduğunu not edelim. Bu isimlerin yanı sıra Almanya’nın önde gelen Rusya uzmanlarından, tarihçi ve siyasi danışman Alexander Rahr, ABD’nin Avrupa üzerindeki hegemonyasını eleştiren bir kitap yazdığı için ‘Putin’in trolü’ olmakla suçlanan ve bir linç kampanyasına maruz bırakılıp ‘intihal’ suçlaması ile görevine son verilen Bonn Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Ulrike Guérot ve eski Sol Parti Bundestag milletvekili, besteci ve yazar Diether Dehm gibi siyasetçiler ve bilim insanlarının katılımı da Almanya için önemli sayılıyor.
Şu anda henüz resmen parti statüsünde olmayan Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) – Akıl ve Adalet İçin’in ocak ayında partileşmesi ve 2024 yılında yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerine katılması bekleniyor. BSW mensupları, resmi parti kurulunca Sol Parti’den kopuşların artacağını da düşünüyor.

“Kuzey Akım 2 örtbas edildi, arkadaş yalanlarının ikiyüzlülüğünü ortaya çıkarır”
Bir başka konu da Almanya için Alternatif (AfD) ile ilişkiler meseleydi. Örneğin miting organizasyonunda görev alanlar, sağ-AfD bağlantılı medya ile işbirliği yapmayacaklarını belirttiler. Şubat ayında Sahra Wagenknecht ve Alice Schwarzer tarafından örgütlenen bir önceki barış mitingine sağcı bazı grupların da katılması tartışma yaratmıştı. Yeni partinin, bu tip bir yan yana gelişten kaçınmak için azami çaba gösterdiği anlaşılıyor.
Miting, ‘Savaşa Hayır – Silahları Bırakın!’ girişimi adına, barış hareketinin tanınmış siması Reiner Braun’un coşkulu konuşmasıyla başladı. Ama elbette tüm gözler Sahra Wagenknecht’teydi. Etkili bir hatip olduğu aşikar olan Wagenknecht, ölçülü ama sert konuşmasında esas olarak Alman hükümetinin silahlanmasını eleştirdi ve Savunma Bakanı Boris Pistorius’un Almanya’nın ‘savaşa hazır hale gelmesi gerektiği’ne yönelik sözlerine karşılık “Bu düpedüz delilik,” diye çıkıştı.

Sahra Wagenknecht
Savaş karşıtı mitingin belki de en ilginç kısımları, Aksa Tufanı operasyonu sonrasında İsrail’in Gazze’ye yönelik başlattığı acımasız işgal savaşına yönelik tutumdu. Oldukça manidar bir şekilde, alanda tek bir Filistin bayrağı bile göremediğimizi not etmeliyiz. Bazı BSW taraftarları, mitingin Aksa Tufanı’ndan önce örgütlendiğini ve bu nedenle temanın Ukrayna savaşı olduğuna işaret ettiler.
Yine de, aynı ölçülü tutumun bu meselede ortaya çıktığını söylemek mümkün. Wagenknecht konuşmasında Almanya’nın Yahudi yaşamına karşı özel bir sorumluluğu olduğundan bahsetti; ama bir yandan da bu sorumluluğun ‘Netanyahu hükümetinin acımasız savaşını meşru müdafaa olarak görmezden gelmeyi ve desteklemeyi gerektirmeyeceğini’ söyledi. Gazze’nin bombalanmasının Yahudilerin hayatını korumadığını, aksine ‘İslamcı terörü güçlendirdiğini’ savunan Alman siyasetçi, diğer taraftan da ‘hiçbir şeyin Hamas tarafından işlenen vahşeti haklı gösteremeyeceğini’ söyledi ve şöyle dedi: “Sanırım meydandaki herkes adına konuşabilirim. Hepimiz 7 Ekim günü İslamcı Hamas tarafından gerçekleştirilen korkunç katliamlar, masum sivillerin, kadınların ve çocukların öldürülmesi karşısında dehşete düştük ve şok olduk.”

Sahra Wagenknecht ve Sol Parti’den kopan milletvekili Zaklin Nastic
Ama Wagenknecht’e göre, ‘Filistinli kadın ve çocukların ölümleri karşısında da aynı şekilde şoke olmak ve dehşete düşmek’ gerekiyor. “Eğer masum insanlar ölüyorsa bu bir suçtur ve durdurulmalıdır,” diyen eski Sol Partili siyasetçi, her şeye rağmen Almanya’daki ana akım İsrail yanlısı söylemin kısmen dışına çıktı. Nitekim ertesi gün, Almanya’nın Bulvar gazetesi Bild, Wagenknecht’in insanları İsrail’e karşı ‘kışkırtmaya’ çalıştığını manşetine taşıyarak bunun sağlamasını yaptı.
Öte yandan Wagenknecht’in Alman hükümetine yönelik eleştirilerle birlikte İsrail’e yönelik bu tutumu pek şaşırtıcı olmayabilir. Nitekim 12 Ekim’de Sol Parti’nin o dönemde Wagenknecht İttifakı milletvekillerini de içeren parlamento grubunun lideri Dietmar Bartsch, AfD de dahil diğer tüm partiler gibi İsrail’e destek verip Hamas’ı kınamış, hatta Berlin’in İran politikasına dahi artık gözden geçirmesi gerektiğini söylemişti. 22 Kasım’da Ausburg’da düzenlenen ve birçok BSW üyesinin koptuğu Sol Parti kongresinde de ‘İsrail’in kendisini savunma hakkı’na vurgu yapıldı.

“Barışı sağla, silahlar olmadan!”
‘İsrail’in varlık ve kendini savunma hakkı’ söz konusu olduğunda, Alman müesses nizamı ‘çıt çıkmaması’ için bir hayli çaba sarf ediyor. Miting ve mitinge yapılan konuşmalar, tüm ölçülü tavırlara rağmen bu cenderenin dışına çıkma cesaretini gösterdi.
Ukrayna savaşı söz konusu olduğunda ise Wagenknecht’in daha net ve doğrudan konuştuğu söylenebilir. Ukrayna’da ‘silaha değil, acil müzakerelere ihtiyaç’ olduğunu savunan Wagenknecht, Alman hükümetini ‘acınası’, SPD liderleri Klingbeil ve Esken’i ‘üzücü figürler’ ve Yeşiller’i ‘savaş sarhoşu bir grup’ olarak nitelendirdi. Wagenknecht, konuşmasını bitirir bitirmez alandan ayrıldı.

Mitingi düzenleyen organizasyon adına ilk konuşmayı yapan tanınmış barış aktivisti Reiner Braun Harici’ye konuştu
Ukrayna söz konusu olduğunda hedef açık görünüyor: Savaşı durdurmak ve müzakerelere başlamak. Öte yandan trafik lambası koalisyonunun buna ne gücü ne niyeti var. Nitekim Harici’ye verdiği demeçte Braun, nice kötü hükümetler gördüğünü, ama SPD-Yeşiller-FDP iktidarının ‘gördüklerinin en kötüsü’ olduğunu söyledi. Braun, müzakerelere odaklanmak gerektiğini vurguladı ve daha ilginç bir iddiada bulundu: Mart 2022’deki müzakereler alternatif bir çözüm yolunun olduğunu göstermişti; fakat bu yollar, eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson’ın Ukrayna’ya giderek muhataplarına “Size her şeyi sağlayacağız, savaşa devam edin, siz kazanacaksınız,” demesiyle paramparça edildi.
Braun içeride ise Alman hükümetinin ‘kendi halkına karşı toplumsal bir savaş yürüttüğünü’ savundu. Ona göre Berlin, Alman halkına Rus halkından çok daha fazla zarar veren, nüfusun bir bölümünü yoksullaştıran bir yaptırım politikası bu ve daha önce hayal bile edilemeyecek bir ölçekte silahlanıyor.

Alman devlet televizyonu ARD’nin eski Moskova muhabiri Gabriele Krone Schmalz
Mitingi ilginç kılan unsurlardan biri de Ukrayna savaşı ile birlikte marjinalleştirilen eski ‘ana akım’ın kendisini daha ‘sol’a atmasıydı. Örneğin kürsüye çıkan devlet televizyonu ARD’nin eski Moskova muhabiri Gabriele Krone Schmalz, daha önce mitinglerde hiç konuşma yapmadığını, ama son 1,5 yılda yaşananlar nedeniyle bu fikrinden vazgeçtiğini söyledi. Schmalz, ironik bir biçimde, ‘propagandanın yalnızca Putin’e has bir şey olmadığını’ söyledi.
Eski ana akım siyasetçilerin ve gazetecilerin, Ukrayna savaşından sonra daha önce hiç karşılaşmadıkları türden bir ‘görünmez baskı’ ile karşı karşıya olduklarını söylemeleri düşünüldüğünde, cumartesi günkü mitingin küçük de olsa bir hava kanalı açtığı söylenebilir. Konuştuğumuz bazı BSW üyeleri, ‘yokluktan’ AfD’ye oy vermiş bazı seçmenlerin yeni parti ile birlikte rahatlayacağını düşünüyor. Bu, elbette azımsanamayacak bir ihtimal; bununla birlikte bir başka kuvvetli ihtimal de, Alman ana akım siyasetinin AfD’leşmesi.
Avrupa
Avrupa’da sıcak dalgası binlerce can kaybına yol açtı

Avrupa genelinde 22-28 Haziran tarihleri arasındaki aşırı sıcak dalgası esnasında 10 bin 650 fazla ölüm kaydedildi. Ölüm izleme sistemi EuroMOMO verilerine göre bu can kayıplarının 9 binden fazlası 65 yaş üstü kişilerden oluşuyor. Kuraklık ve yüksek sıcaklıklar nehirlerdeki su seviyelerini düşürerek enerji üretimi ile nehir taşımacılığını da sekteye uğratıyor.
Avrupa ülkelerinde 22-28 Haziran tarihleri arasındaki rekor sıcaklıkların yaşandığı haftada, 10 bin 650 fazla ölüm vakası kaydedildi.
Ölüm izleme sistemi EuroMOMO verilerine göre bu ölümlerin 9 binden fazlası 65 yaş ve üzerindeki kişilerden oluşuyor.
Reuters haber ajansının aktardığı veriler, 27 Avrupa ülkesindeki genel ölüm oranlarını analiz eden EuroMOMO tarafından paylaşıldı.
EuroMOMO çalışmalarını koordine eden Danimarka Devlet Serum Enstitüsü Başhekimi Lasse Vestergaard, mevcut durumu emsalsiz olarak nitelendirdi.
Vestergaard, “Yılın bu zamanında bu düzeyde bir fazla ölüm oranı olağan dışı bir durumdur. Bu oran çok yüksek” dedi.
Vestergaard, ölüm oranlarındaki bu ani yükselişin ekstrem sıcaklıklar dışında hiçbir gerekçeyle açıklanamayacağını ifade etti.
Sıcak dalgasından önceki sekiz haftalık süreçte Fransa, İspanya ve Birleşik Krallık’taki haftalık ölüm oranları, normal seviyenin ortalama 500 vaka altında seyrediyordu.
EuroMOMO verileri, Belçika’da fazla ölüm oranının 2000 yılından bu yana kayıtların tutulduğu dönemdeki en yüksek seviyeye ulaştığını gösteriyor.
Fransa’da haziran ayı, kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana en sıcak ikinci haziran ayı olarak kayıtlara geçti. Fransa Halk Sağlığı Kurumu (Santé publique France) tarafından yapılan ön değerlendirmelere göre, ülkede 24 Haziran’da başlayan sıcak dalgası ilk birkaç günde binin üzerinde ek can kaybına yol açmış olabilir.
Aşırı sıcaklardan özellikle Paris metropolü ile Pays de la Loire bölgesi etkilendi.
Fransa’da Loire Nehri’nin bazı bölümleri kuruma noktasına geldi. Ülke genelindeki 96 departmanın 94’ünde kuraklık nedeniyle uyarılar veya kısıtlamalar yürürlükte yer alıyor.
Birçok bölgede sakinlerin bahçe sulaması, havuz doldurması ve araç yıkaması yasaklandı.
Bloomberg’ün değerlendirmesine göre kuraklık, Fransa’nın bazı bölgelerinde tarımsal rekoltede üçte bire varan kayıplara yol açtı.
Ekstrem sıcaklıklar can kayıplarının yanı sıra Avrupa’nın enerji ve taşımacılık altyapısını da olumsuz etkiliyor. Fransa’da enerji şirketi EDF, nehir sularının nükleer santrallerin güvenli şekilde soğutulması için fazla ısınması sebebiyle üç nükleer reaktörü durdurmak ve diğer bazılarının kapasitesini düşürmek zorunda kaldı.
Almanya’da ise Ren Nehri’nin su seviyesi temmuz ayında normalde sonbahar başında görülen seviyelere geriledi. Bu durum yük gemilerinin kapasitelerinin ancak üçte biriyle yüklenebilmesine neden oluyor.
Alman İç Su Yolları Taşımacılığı Kooperatifi (DTG) Yönetim Kurulu Üyesi Roberto Spranzi de DW’ye yaptığı açıklamada Ren Nehri’ndeki su seviyesinin ciddi şekilde düştüğünü doğruladı.
Spranzi, durumun ilerleyen süreçte daha da kötüleşebileceğini ifade etti. Spranzi, Reuters haber ajansına yaptığı değerlendirmede ise “45 yıllık çalışma hayatımda su seviyesinin bu kadar erken bir dönemde bu kadar düştüğünü hiç görmedim” dedi.
Avrupa
AfD’nin Kuzey Ren-Vestfalya kongresinde kaos

AfD Kuzey Ren-Vestfalya kongresi, eyalet seçimleri liste belirleme sürecindeki darp ve tehdit suçlamaları nedeniyle kaosa sahne oldu. Marl kentindeki toplantıda, aşırı sağcı milletvekili Matthias Helferich ile parti içi rakipleri karşılıklı olarak yargıya başvurdu. Delegelere baskı uygulandığı iddiaları, partinin Federal Meclis grubu ve eyalet teşkilatı düzeyinde derin çatlaklar olduğunu ortaya koydu.
Almanya için Alternatif (AfD) partisinin Kuzey Ren-Vestfalya eyalet kongresi pazar günü kaotik biçimde sona erdi.
Kongrede gelecek yıl düzenlenecek eyalet seçimleri için aday listesinin 22. sırasının belirlenmesi esnasında, aşırı sağcı Federal Meclis Milletvekili Matthias Helferich’in kampına mensup delegeler, 100’den fazla aday önerdi.
Bu adımın, Marl kentindeki liste oylamasını bloke ederek sonraki sıralar için pazarlık yapılması amacıyla atıldığı bildirildi.
Aday belirleme sürecinde daha önce, parti içi ılımlı kanadı temsil eden Eyalet Eş Başkanı ve liste başı adayı Martin Vincentz’ın destekçileri üstünlük sağladı.
Helferich’e yakınlığıyla bilinen Zacharias Schalley’nin Vincentz kanadından bir adaya karşı kaybetmesi, partinin radikal kanadında büyük rahatsızlığa yol açtı.
Helferich destekçilerinin delegelerin yaklaşık yüzde 40’ını temsil etmesi sebebiyle, yeni kurulacak eyalet meclisi grubunda güçlü bir temsil hakkı talep ettiği kaydedildi.
Milletvekili Matthias Helferich, kongre sırasında Vincentz kampından Federal Meclis Milletvekili Knuth Meyer-Soltau’nun kendisine fiziki saldırı uyguladığını iddia etti. Pazar günü WELT gazetesine konuşan 37 yaşındaki Helferich, olayı şu sözlerle aktardı:
“Meyer-Soltau benim oturduğum sıradan geçiyordu. Başka bir üyeyle tartışıyordu. Geriye döndüğünde, sandalyemde oturduğum sırada beni omuzlayarak ‘Kapa çeneni, seni aptal!’ diye bağırdı.”
Helferich ayrıca şunları kaydetti:
“Beni sandalyeden düşürmek isteyip istemediğini bilmiyorum. Ancak öfkeyle bana hakaret ettiği için bunun kasıtlı bir saldırı olma ihtimalini dışlamıyorum.”
Helferich’in pazartesi günü suç duyurusu yaptığı, Federal Yönetim Kuruluna ve eyalet yönetimine gönderdiği e-posta yazışmalarında ortaya çıktı.
“Meyer-Soltau kasıtlı ya da ihmal yoluyla sandalyeme ve gövdeme çarptı”
Helferich’in sunduğu suç duyurusu dilekçesinde, “Meyer-Soltau kasıtlı veya ihmal yoluyla sandalyeme ve gövdemin üst kısmına sert şekilde çarptı; düşmekten ancak masa kenarına tutunarak kurtulabildim” ifadeleri yer aldı. Dilekçede iki tanık ismi de belirtildi.
Helferich, parti yönetimine gönderdiği yazıda ise şu ifadeleri kullandı:
“Eyalet seçim kurultayında seçim hukuku açısından önem taşıyan çok sayıda benzer olay yaşandığından, parti düzenini koruma görevinin Federal Yönetim Kuruluna düştüğüne inanıyorum.”
Kendisi de Helferich gibi avukat olan 61 yaşındaki Meyer-Soltau suçlamaları reddetti. Pazar günü WELT’e açıklama yapan milletvekili, “Yöneltilen suçlamayı reddediyorum” dedi.
Meyer-Soltau, Helferich’in kendisini güçlü bir rakip olarak gördüğünü, çünkü daha önce partinin Federal Tahkim Mahkemesinde görülen Helferich’i ihraç davasında eyalet yönetiminin müzakereciliğini üstlendiğini belirtti. Söz konusu parti mahkemesi, yakın zamanda ihraç talebini reddetmişti.
Meyer-Soltau, “Bu durumun aramızdaki ilişkiyi olumlu etkilemediği açık” dedi. “Sayın Helferich, ağır bir yenilgi aldığı aday belirleme toplantısının ardından belli ki başka yollarla tatmin arayışına girdi. Konuyu avukatıma devredeceğim ve adli mercilere başvuracağım.”
Meyer-Soltau’nun avukatı tarafından Helferich’e gönderilen ve basına yansıyan yazıda, “Müvekkilim size hiçbir zaman hakaret etmemiş ve fiziki saldırı uygulamamıştır” denildi.
Yazıda Helferich’ten bu iddiayı tekrarlamaktan vazgeçmesi ve cezai şart içeren bir taahhütname imzalaması talep edildi.
Ayrıca Meyer-Soltau’nun avukatı, iftira suçlamasıyla Dortmund Başsavcılığına suç duyurusu yaptı.
Savcılığa sunulan dilekçede, “Fiziki saldırı suçlaması son derece onur kırıcı olup müvekkilimin kamuoyundaki itibarını kalıcı olarak zedelemeye ve kendisini sosyal olarak itibarsızlaştırmaya elverişlidir” ifadelerine yer verildi.
Kongrede delegelere şantaj yapıldığı iddiaları öne sürüldü
Marl’daki eyalet kongresinde delegelere yönelik tehdit iddiaları da gündeme geldi. Helferich, aday listesinin 13. sırası için Vincentz’ın yakın çalışma arkadaşı Klaus Esser’e karşı yarıştı.
İlk turda seçilmesi için sadece bir oya ihtiyaç duyan Esser, ancak ikinci tur oylamada çoğunluğu sağlayabildi.
Sonuçların açıklanmasının ardından kürsüye çıkan bir delege, Vincentz kampından bir eyalet yönetim kurulu üyesinin ikinci tur öncesinde Wuppertal ilçe teşkilatı sıralarına giderek, Esser için gereken oyun çıkmaması halinde Wuppertalli bir eyalet milletvekilinin gruptan ihraç edileceği tehdidini savurduğunu öne sürdü.
Delege, bu konuda suç duyurusu yapılacağını bildirdi.
AfD Eş Genel Başkanı Alice Weidel’ın sözcüsü, konuya ilişkin “The Pioneer” yayın organına yaptığı açıklamada, “Weidel bu durumu onaylamıyor. Böyle şeylerin yaşanmaması gerekir” dedi.
Kongre süresince salondaki mikrofonlardan başka tehdit iddiaları da dile getirildi. Bir delege, adaylardan birinin bir ilçe belediye meclisi üyesi ve ilçe başkanı tarafından tehdit edildiğini savundu.
Delegelerden biri, “Kendisine adaylıktan çekilmemesi durumunda bu partide geleceğinin kalmayacağı söylendi. Bunu doğrulayacak çok sayıda tanık var” iddiasını paylaştı.
Başka bir delege ise genç bir kadının, bir ilçe başkanı tarafından “bu oyuna alet olup şantaja boyun eğip eğmeyeceği” sorularıyla baskı altına alındığını ve durumun kendisi için “ilçe teşkilatında sonuçları olacağı” şeklinde tehdit edildiğini aktardı.
Düsseldorf AfD Başkan Yardımcısı ve Helferich’e yakın bir isim olan Marco Vogt ise adaylık konuşmasında, liste kargaşasına katılan genç üyelerin salondaki işverenleri tarafından tehdit edildiğini söyledi.
Würselen Belediye Meclis Üyesi olan bir diğer aday da Aachen bölgesinden bir ilçe yöneticisinin, adaylıktan çekilmemesi halinde kendi teşkilatında çok sayıda düşman edineceğini söyleyerek kendisine yönelik örtülü tehdit savurduğunu belirtti.
Adaylardan Leon Biallawons ise doğrudan Milletvekili Knuth Meyer-Soltau’yu hedef alarak, “Sana açıkça söylüyorum sevgili Knuth, senin tarafından tehdit edilmeme izin vermeyeceğim. Çünkü sevgili Knuth, bu partide kimin başarılı olacağına sen değil taban karar verecek ve taban uzun vadede kendi iradesini kabul ettirecek” dedi.
Meyer-Soltau ise bu iddialar karşısında yorum yapmaktan kaçınarak, “Bu tür asılsız iddialara dair açıklama yapmak istemiyorum” değerlendirmesini yaptı.
Pazar günkü kongrede süreci yavaşlatmak için başka yöntemlere de başvuruldu. Bir delege, “dışarıda dondurma arabası olduğu” gerekçesiyle kongreye 30 dakika ara verilmesini talep etti ancak bu talep reddedildi.
Toplantı yöneticisi Julian Flak’ın bir delegeye, “O bahçe mobilyalarını hemen dışarı çıkarın!” diye seslendiği duyuldu.
Cumartesi günü Vincentz’a yakın bir sohbet grubunda paylaşılan mesajda, “kendini vatansever ilan eden grubun” kongreyi tamamen kilitlemekle tehdit ettiği belirtilmişti.
Helferich liderliğindeki çekirdek kadronun, pazarlık masasına oturmaya zorlamak amacıyla kongre akışını kasten engellemeyi planladığı öne sürüldü.
Chat grubunda Alice Weidel’a yıpratma suçlaması yöneltildi
Pazar günü aynı sohbet grubunda, sabotaj eyleminin Federal Başkan Yardımcısı Sven Tritschler ve Helferich tarafından koordine edildiği yazıldı.
Mesajda, Tritschler’in bu adımı “patronu Alice Merkel” ile görüştüğüne dair ifadeler yer alırken, AfD lideri Alice Weidel kastedilerek “Bu net bir yıpratma operasyonudur. Bir Alice Merkel’e boyun eğmeyeceğiz” denildi.
Pazartesi gecesi itibarıyla 22. sıra adaylığı için oy pusulasında 81 adayın ismi yer aldı. Adaylıklarını açıklayan bazı isimler konuşmalarından önce geri çekildi. Sonuçların önümüzdeki hafta sonu açıklanması bekleniyor.
Kuzey Ren-Vestfalya AfD teşkilatı, aday belirleme toplantıları için toplam dört hafta sonu ayırdı. Kamuoyu yoklamalarına göre eyalet meclisinde 30 ila 40 sandalye kazanması beklenen partide, listenin üst sıraları için yoğun bir mücadele yürütülüyor.
Helferich’e yakın bir Telegram kanalında pazartesi günü yayımlanan “AfD-NRW Tabanı Kartel Partileşmeye Karşı Direniyor” başlıklı yazıda, yaşananlar bir “kahramanlık eylemi” ve “uyanık, idealist tabanın etkileyici bir tepkisi” olarak nitelendirildi.
Toplu adaylık süreci ise “Carl Schmitt’in partizan teorisi ile AfD tarihinde eşi benzeri görülmemiş demokratik bir kurtuluş hamlesinin birleşimi” olarak tanımlandı.
Yazıda ayrıca, liste başı adayı Vincentz’ın anketlerdeki başarıyı iyi bir seçim sonucuna dönüştürmek istemesi halinde partiyi birleştirmesi, yani Helferich taraftarlarına listede seçilebilecek sıralar vermesi gerektiği savunuldu.
Avrupa
Macaristan’da Fidesz döneminin izlerini silen reform

Macaristan Parlamentosu, eski Başbakan Viktor Orbán tarafından atanan Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok ile Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt’un görevden alınmasını öngören kapsamlı anayasa değişikliğini kabul etti. Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Tisza partisinin hazırladığı tasarı, iktidardan düşen Fidesz ve müttefiki KDNP’nin boykot ettiği oylamada 139 oya karşı 6 oyla yasalaştı.
Macaristan Parlamentosu pazartesi günü, Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt’un görevden alınmasının önünü açan kapsamlı bir anayasa değişikliğini kabul etti.
Anayasa değişikliği için gereken üçte iki çoğunluğu rahatlıkla geride bırakan 17. anayasa değişikliği paketi, 6 oya karşı 139 oyla meclisten geçti.
Eski Başbakan Viktor Orbán’ın partisi Fidesz ile müttefiki Hristiyan Demokrat Halk Partisi (KDNP) ise pazartesi günü yapılan oylamayı boykot etti.
Kabul edilen yasa, Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Tisza partisinin, on yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten Fidesz partisinin bürokrasideki ağırlığını azaltma girişimlerinin bir parçası olarak nitelendiriliyor.
Magyar, Cumhurbaşkanı Sulyok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Polt’un Fidesz’e sadık isimler olduğunu savunuyor.
Pazartesi günü parlamentoda bir konuşma yapan Başbakan Magyar, “Tamás Sulyok, anayasal ilkeler ile Fidesz’in çıkarları arasında seçim yapmak zorunda kaldığı her seferinde, defalarca Fidesz’in çıkarlarını tercih etti ve bugün de bunu yapmaya devam ediyor” dedi.
Cumhurbaşkanı Sulyok’un anayasa değişikliğini imzalayarak yasalaştırması için beş günlük süresi var. Magyar, Sulyok’un yasayı imzalamaması halinde cumhurbaşkanını parlamentoda azil süreciyle görevden alacağını açıkladı.
Macaristan anayasasındaki 17. değişiklik, Magyar’ın seçim kampanyasındaki en önemli vaatlerinden birini yerine getirmeyi amaçlıyor.
Başbakan, bu adımla selefi Viktor Orbán’ın 16 yıllık iktidarı boyunca oluşturduğu ve “mafya” olarak adlandırdığı yapıyı tasfiye etmek istiyor.
Görevde kalacağını savunan Cumhurbaşkanı Sulyok ise Politico’ya verdiği mülakatta bağımsız olduğunu belirterek, zorla görevden alınmasının bir “anayasa krizi” yaratacağını öne sürdü.
Kabul edilen reform paketi, cumhurbaşkanının görevden alınmasının yanı sıra milletvekilleri için 12 yıllık görev süresi sınırı getiriyor ve yolsuzluk davalarını takip etmek üzere bir Ulusal Varlık Geri Kazanım ve Koruma Ofisi kurulmasını öngörüyor.
Sınırlı hukuki denetim imkanı
Yasa, imzalanması için Sándor Sarayı’na, yani cumhurbaşkanlığı makamına gönderilecek. Sulyok’un yasayı imzalamak dışındaki diğer seçeneği ise değişikliği Anayasa Mahkemesine taşımak.
Sivil toplum kuruluşu Macar Helsinki Komitesi, Orbán’ın 16 yıllık yönetimi sırasında bu mahkemeyi kendi yandaşlarıyla doldurduğunu iddia ediyor.
Ancak bu yolun cumhurbaşkanına sağlayacağı denetim alanı oldukça dar; çünkü mahkeme yasanın esasına girip anayasaya aykırılık kararı veremiyor, yalnızca usul yönünden bir inceleme yapabiliyor.
Macaristan Yüksek Mahkemesi daha önce bu konuya müdahale etme fırsatını bir kez geri çevirmişti. Haziran ayında Sulyok, kendisinin görevden alınmasıyla sonuçlanabilecek “kişiye özel yasaların” yasallığını mahkemenin önceden değerlendirmesini talep etmişti.
Ancak yedi anayasa mahkemesi üyesi, “konuyla kişisel ve doğrudan ilişkileri olduğunu” gerekçe göstererek davadan çekildi ve mahkemenin başvuruyu karara bağlamasını imkansız hale getirdi.
Yeni anayasa değişikliği ayrıca tüm Anayasa Mahkemesi yargıçları için 70 yaş zorunlu emeklilik sınırını geri getiriyor.
Bu düzenleme, aralarında mahkeme başkanı Polt’un da yer aldığı mevcut dört yargıcın görevine son verilmesi anlamına geliyor.
Cumhurbaşkanı Sulyok, haziran ayında kendisini görevden alan bir anayasa değişikliğini imzalayıp imzalamayacağı sorulduğunda Politico’ya, “Bir yasayı imzalayıp imzalamayacağımı önceden asla kesin olarak söyleyemem” yanıtını vermişti.
Pazartesi sabahı ise Başbakan Magyar, Orbán’ın partisi Fidesz’i, Sulyok’un değişikliği imzalamasını önceden engellemekle suçladı.
Magyar, “Fidesz, Sándor Sarayı’nda doğrudan kontrolü ele geçirdi” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Sulyok pazartesi günü yaptığı açıklamada Magyar’ın bu iddialarını yalanlayarak, Başbakan’ın “kamuoyunu manipüle etmeye ve cumhurbaşkanının özerk kararı üzerinde baskı kurmaya çalıştığını” dile getirdi.
Daha önce Orbán döneminde Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan Sulyok, eski başbakan tarafından 2024 yılında cumhurbaşkanlığına aday gösterilerek göreve getirilmişti.
Sulyok, Orbán ile olan yakın ilişkisi nedeniyle ülkede Soğuk Savaş sonrası dönemin en düşük destek oranına sahip cumhurbaşkanlarından biri olarak kabul ediliyor.
Gelişmeleri değerlendiren Başbakan Magyar parlamentodaki konuşmasını, “Birkaç hafta içinde, Sayın Cumhurbaşkanı, Macaristan’ın yeni bir Cumhurbaşkanı olacak” sözleriyle tamamladı.
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik









