Bizi Takip Edin

Avrupa

Berlin’deki savaş karşıtı mitinge Sahra Wagenknecht partisi damga vurdu

Yayınlanma

Almanya’nın başkenti Berlin’de, geçen cumartesi (25 Kasım) önemli ve kalabalık bir miting düzenlendi.

Mitingin çağrıcısı ‘Savaşa Hayır – Silahları Bırakın!’ girişimiydi. Miting bildirisine imza atanlar arasında Sol Partililer (Die Linke) de vardı. Bununla birlikte, organizatörlerin iddiasında göre biraz iyimser bir tahminle 20 bin, o kadar da iyimser olmayan bir tahminle 15 bin kişinin bir araya geldiği eyleme damgasını Sahra Wagenknecht vurdu. Alanda konuşma fırsatı bulduğumuz eski Sol Partili, yeni Sahra Wagenknecht taraftarı çoğu kimseye göre, Sol Parti yeni partinin kopmasıyla birlikte eyleme mesafe koymuş ve kendisini geri çekmişti.

Örneğin Gregor Gysi ve Dietmar Bartsch gibi partinin ağır topları mitingde yer almadı, sadece akşam faslında, kapanış gösterisinde Ateş Gürpınar bir konuşma yaptı. tagesschau’nun iddiasına göre her ikisi de Sahra Wagenknecht’in destekçileri olan eski Sol Parti politikacıları Diether Dehm ve Bijan Tavassoli liderliğindeki bir grup da konuşmayı engellemeye çalıştı. Mitinge Alman Komünist Partisi (DKP) gibi partilerin yanı sıra Türkiye kökenli bazı örgütler de katıldı.

“Julian Assange: Bir yalan savaş başlatabilir; gerçek olabilir barışı yaratmak.”

Dolayısıyla, barış mitinginin Sahra Wagenknecht partisinin yola çıkış etkinliğine dönüştüğünü söylemek abartılı sayılmaz. Katılımcılar arasında Sevim Dağdelen, Zaklin Nastic gibi Sol’dan kopan önemli isimlerin de bulunduğunu not edelim. Bu isimlerin yanı sıra Almanya’nın önde gelen Rusya uzmanlarından, tarihçi ve siyasi danışman Alexander Rahr, ABD’nin Avrupa üzerindeki hegemonyasını eleştiren bir kitap yazdığı için ‘Putin’in trolü’ olmakla suçlanan ve bir linç kampanyasına maruz bırakılıp ‘intihal’ suçlaması ile görevine son verilen Bonn Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Ulrike Guérot ve eski Sol Parti Bundestag milletvekili, besteci ve yazar Diether Dehm gibi siyasetçiler ve bilim insanlarının katılımı da Almanya için önemli sayılıyor.

Şu anda henüz resmen parti statüsünde olmayan Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) – Akıl ve Adalet İçin’in ocak ayında partileşmesi ve 2024 yılında yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerine katılması bekleniyor. BSW mensupları, resmi parti kurulunca Sol Parti’den kopuşların artacağını da düşünüyor.

“Kuzey Akım 2 örtbas edildi, arkadaş yalanlarının ikiyüzlülüğünü ortaya çıkarır”

Bir başka konu da Almanya için Alternatif (AfD) ile ilişkiler meseleydi. Örneğin miting organizasyonunda görev alanlar, sağ-AfD bağlantılı medya ile işbirliği yapmayacaklarını belirttiler. Şubat ayında Sahra Wagenknecht ve Alice Schwarzer tarafından örgütlenen bir önceki barış mitingine sağcı bazı grupların da katılması tartışma yaratmıştı. Yeni partinin, bu tip bir yan yana gelişten kaçınmak için azami çaba gösterdiği anlaşılıyor.

Miting, ‘Savaşa Hayır – Silahları Bırakın!’ girişimi adına, barış hareketinin tanınmış siması Reiner Braun’un coşkulu konuşmasıyla başladı. Ama elbette tüm gözler Sahra Wagenknecht’teydi. Etkili bir hatip olduğu aşikar olan Wagenknecht, ölçülü ama sert konuşmasında esas olarak Alman hükümetinin silahlanmasını eleştirdi ve Savunma Bakanı Boris Pistorius’un Almanya’nın ‘savaşa hazır hale gelmesi gerektiği’ne yönelik sözlerine karşılık “Bu düpedüz delilik,” diye çıkıştı.

Sahra Wagenknecht

Savaş karşıtı mitingin belki de en ilginç kısımları, Aksa Tufanı operasyonu sonrasında İsrail’in Gazze’ye yönelik başlattığı acımasız işgal savaşına yönelik tutumdu. Oldukça manidar bir şekilde, alanda tek bir Filistin bayrağı bile göremediğimizi not etmeliyiz. Bazı BSW taraftarları, mitingin Aksa Tufanı’ndan önce örgütlendiğini ve bu nedenle temanın Ukrayna savaşı olduğuna işaret ettiler.

Yine de, aynı ölçülü tutumun bu meselede ortaya çıktığını söylemek mümkün. Wagenknecht konuşmasında Almanya’nın Yahudi yaşamına karşı özel bir sorumluluğu olduğundan bahsetti; ama bir yandan da bu sorumluluğun ‘Netanyahu hükümetinin acımasız savaşını meşru müdafaa olarak görmezden gelmeyi ve desteklemeyi gerektirmeyeceğini’ söyledi. Gazze’nin bombalanmasının Yahudilerin hayatını korumadığını, aksine ‘İslamcı terörü güçlendirdiğini’ savunan Alman siyasetçi, diğer taraftan da ‘hiçbir şeyin Hamas tarafından işlenen vahşeti haklı gösteremeyeceğini’ söyledi ve şöyle dedi: “Sanırım meydandaki herkes adına konuşabilirim. Hepimiz 7 Ekim günü İslamcı Hamas tarafından gerçekleştirilen korkunç katliamlar, masum sivillerin, kadınların ve çocukların öldürülmesi karşısında dehşete düştük ve şok olduk.”

Sahra Wagenknecht ve Sol Parti’den kopan milletvekili Zaklin Nastic

Ama Wagenknecht’e göre, ‘Filistinli kadın ve çocukların ölümleri karşısında da aynı şekilde şoke olmak ve dehşete düşmek’ gerekiyor. “Eğer masum insanlar ölüyorsa bu bir suçtur ve durdurulmalıdır,” diyen eski Sol Partili siyasetçi, her şeye rağmen Almanya’daki ana akım İsrail yanlısı söylemin kısmen dışına çıktı. Nitekim ertesi gün, Almanya’nın Bulvar gazetesi Bild, Wagenknecht’in insanları İsrail’e karşı ‘kışkırtmaya’ çalıştığını manşetine taşıyarak bunun sağlamasını yaptı.

Öte yandan Wagenknecht’in Alman hükümetine yönelik eleştirilerle birlikte İsrail’e yönelik bu tutumu pek şaşırtıcı olmayabilir. Nitekim 12 Ekim’de Sol Parti’nin o dönemde Wagenknecht İttifakı milletvekillerini de içeren parlamento grubunun lideri Dietmar Bartsch, AfD de dahil diğer tüm partiler gibi İsrail’e destek verip Hamas’ı kınamış, hatta Berlin’in İran politikasına dahi artık gözden geçirmesi gerektiğini söylemişti. 22 Kasım’da Ausburg’da düzenlenen ve birçok BSW üyesinin koptuğu Sol Parti kongresinde de ‘İsrail’in kendisini savunma hakkı’na vurgu yapıldı.

“Barışı sağla, silahlar olmadan!”

‘İsrail’in varlık ve kendini savunma hakkı’ söz konusu olduğunda, Alman müesses nizamı ‘çıt çıkmaması’ için bir hayli çaba sarf ediyor. Miting ve mitinge yapılan konuşmalar, tüm ölçülü tavırlara rağmen bu cenderenin dışına çıkma cesaretini gösterdi.

Ukrayna savaşı söz konusu olduğunda ise Wagenknecht’in daha net ve doğrudan konuştuğu söylenebilir. Ukrayna’da ‘silaha değil, acil müzakerelere ihtiyaç’ olduğunu savunan Wagenknecht, Alman hükümetini ‘acınası’, SPD liderleri Klingbeil ve Esken’i ‘üzücü figürler’ ve Yeşiller’i ‘savaş sarhoşu bir grup’ olarak nitelendirdi. Wagenknecht, konuşmasını bitirir bitirmez alandan ayrıldı.

Mitingi düzenleyen organizasyon adına ilk konuşmayı yapan tanınmış barış aktivisti Reiner Braun Harici’ye konuştu

Ukrayna söz konusu olduğunda hedef açık görünüyor: Savaşı durdurmak ve müzakerelere başlamak. Öte yandan trafik lambası koalisyonunun buna ne gücü ne niyeti var. Nitekim Harici’ye verdiği demeçte Braun, nice kötü hükümetler gördüğünü, ama SPD-Yeşiller-FDP iktidarının ‘gördüklerinin en kötüsü’ olduğunu söyledi. Braun, müzakerelere odaklanmak gerektiğini vurguladı ve daha ilginç bir iddiada bulundu: Mart 2022’deki müzakereler alternatif bir çözüm yolunun olduğunu göstermişti; fakat bu yollar, eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson’ın Ukrayna’ya giderek muhataplarına “Size her şeyi sağlayacağız, savaşa devam edin, siz kazanacaksınız,” demesiyle paramparça edildi.

Braun içeride ise Alman hükümetinin ‘kendi halkına karşı toplumsal bir savaş yürüttüğünü’ savundu. Ona göre Berlin, Alman halkına Rus halkından çok daha fazla zarar veren, nüfusun bir bölümünü yoksullaştıran bir yaptırım politikası bu ve daha önce hayal bile edilemeyecek bir ölçekte silahlanıyor.

Alman devlet televizyonu ARD’nin eski Moskova muhabiri Gabriele Krone Schmalz

Mitingi ilginç kılan unsurlardan biri de Ukrayna savaşı ile birlikte marjinalleştirilen eski ‘ana akım’ın kendisini daha ‘sol’a atmasıydı. Örneğin kürsüye çıkan devlet televizyonu ARD’nin eski Moskova muhabiri Gabriele Krone Schmalz, daha önce mitinglerde hiç konuşma yapmadığını, ama son 1,5 yılda yaşananlar nedeniyle bu fikrinden vazgeçtiğini söyledi. Schmalz, ironik bir biçimde, ‘propagandanın yalnızca Putin’e has bir şey olmadığını’ söyledi.

Eski ana akım siyasetçilerin ve gazetecilerin, Ukrayna savaşından sonra daha önce hiç karşılaşmadıkları türden bir ‘görünmez baskı’ ile karşı karşıya olduklarını söylemeleri düşünüldüğünde, cumartesi günkü mitingin küçük de olsa bir hava kanalı açtığı söylenebilir. Konuştuğumuz bazı BSW üyeleri, ‘yokluktan’ AfD’ye oy vermiş bazı seçmenlerin yeni parti ile birlikte rahatlayacağını düşünüyor. Bu, elbette azımsanamayacak bir ihtimal; bununla birlikte bir başka kuvvetli ihtimal de, Alman ana akım siyasetinin AfD’leşmesi. 

Avrupa

Avrupa’daki orman yangınları 3,1 milyar avro hasara yol açtı

Yayınlanma

Financial Times, Fransa, İspanya, Portekiz, Yunanistan ve Romanya’yı etkileyen orman yangınları ile aşırı sıcakların 2026 yangın sezonunun ilk iki ayında 3,1 milyar avro ekonomik kayba neden olduğunu bildirdi. Gazete, bu rakamın yanan alanların eski haline getirilmesi maliyetini yansıttığını ve nihai hasarın çok daha yüksek olacağını belirtti.

Financial Times (FT), Fransa, İspanya ve Avrupa’nın diğer bölgelerini etkisi altına alan orman yangınları ile aşırı sıcakların, 2026 yılı yangın sezonunun ilk iki ayında 3,1 milyar avroluk ekonomik kayba neden olduğunu bildirdi.

Gazete, Avro Bölgesi’nde en çok etkilenen beş ülke olan Fransa, İspanya, Portekiz, Yunanistan ve Romanya’daki olağanüstü yüksek sıcaklıklar ile orman yangınlarının yol açtığı hasarı hesapladı.

FT, 3,1 milyar avroluk rakamın yanan alanların önceki durumlarına getirilmesi için gereken restorasyon maliyetine ilişkin bir tahmin olduğunu belirtti.

Elde edilen rakam, Avrupa Komisyonu’nun metodolojisine dayanıyor ve Fransız hükümetinin hesaplamalarıyla örtüşüyor; ancak Avrupa Komisyonu’nun tüm AB için yıllık ortalama hasarı 2,5 milyar avro olarak öngören tahmininden farklılık gösteriyor. Yayında, nihai hasar tespitinin çok daha yüksek çıkacağı ifade edildi.

Fransa’nın savunma ve havacılık sanayisinin merkezi konumundaki Gironde bölgesinde çıkan yangınlar, jet motoru üreticisi Safran, havacılık şirketi Dassault Aviation ve roket üreticisi ArianeGroup gibi şirketleri üretimi durdurmaya ve personeli tahliye etmeye zorladı.

Kuraklık nükleer santralleri ve nehir taşımacılığını vurdu

FT, kuraklığın yarattığı ekonomik sonuçlara da dikkat çekti. Romanya’da Temmuz ayı sonunda Tuna Nehri’ndeki su seviyesinin rekor düzeyde düşmesi nedeniyle Çernavoda Nükleer Santrali’nin birinci ünitesi devreden çıkarıldı.

Macaristan’da ise 2 Ağustos’ta Tuna’nın sığlaşması sebebiyle ülkenin tek nükleer santrali olan Paks tamamen durduruldu.

Macaristan Başbakanı Péter Magyar, enerji sistemi üzerindeki büyük yük nedeniyle halkın “en kritik beş günü” yaşayacağı uyarısında bulundu.

Yayında ayrıca kuraklığın Ren Nehri’ndeki su seviyesini de düşürdüğü belirtildi. Tuna’daki sığlaşmayla birlikte bu durum, mal tedarikinde aksamalara ve üretimde kesintilere yol açtı.

Avrupa iklim servisi Copernicus’un verilerine göre Haziran 2026, Batı Avrupa’da kayıt tutulan en sıcak haziran ayı oldu.

Robert Koch Enstitüsü’nün tahminlerine göre, 2026’nın başından bu yana Almanya’da aşırı sıcaklar 5 bin 120 kişinin ölümüne neden oldu; ölümlerin çoğu Haziran sonuna rastladı. Bu bilgileri Reuters aktardı.

Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 30 Temmuz itibarıyla derlediği verilere göre, yıl başından bu yana Avrupa Birliği ülkelerinde 434 bin 976 hektar alan yandı.

Bu rakam, geçen yılın aynı dönemindeki 346 bin 836 hektarlık yanmış alan miktarının üzerinde.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Sadiq Khan, Palantir’i “ihale kurallarına uymamak” ile suçladı

Yayınlanma

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan adına çalışan avukatlar, başkent polisinin, Palantir ile işbirliğinde ihale kurallarını ihlal ettiğini iddia etti.

Teknoloji şirketi, Khan’ın belediye başkan yardımcısının, yapay zeka ve veri analizi hizmeti sağlanması amacıyla Metropolitan Polisi ile yapılan 50 milyon sterlinlik sözleşmeyi onaylamayı reddetmesinin ardından, haziran ayında Yüksek Mahkeme’de Belediye Başkanı’nın Polislik ve Suçla Mücadele Ofisi aleyhine dava açtı.

Palantir, belediye başkanının sözcüsüne atfedilen ve şirketin belirtilmeyen “değerleri ve etik ilkeleri”ne atıfta bulunan açıklamaları gerekçe göstererek, Khan’ın ofisinin sözleşmeyi hukuka aykırı ve “mantıksız” bir şekilde engellediğini iddia ediyor.

Palantir’in Birleşik Krallık CEO’su Louis Mosley, Khan’ın kararının siyaseti Londralıların güvenliğinin üstünde tuttuğunu savunurken, Metropolitan Polis Komiseri Mark Rowley ise polis teşkilatının Palantir teknolojisine erişememesinin, teşkilatın bütçesindeki kesintilerin etkisini daha da kötüleştireceğini belirtti.

Geçen perşembe günü sunulan ve POLITICO tarafından incelenen duruşma öncesi savunma beyanında, belediyenin polis departmanı MOPAC’ın avukatları Palantir’in iddiasının “haksız olduğunu ve reddedilmesi gerektiğini” belirterek, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün “hukuka aykırı bir ihale süreci yürüttüğünü” savundu.

Açıklamada, Londra Emniyet Müdürlüğü ile Palantir’in 2025 yılında teknolojinin bir pilot uygulamasını tasarladıkları ve böylece tutarın, MOPAC onayı gerektirecek 500.000 sterlinlik eşiğin altında kalmasının sağlandığı belirtildi.

Khan’ın emniyet ve suçla mücadele alanından sorumlu belediye başkan yardımcısının liderliğindeki MOPAC, Londra Emniyet Müdürlüğü’nü denetliyor.

Açıklamaya göre, söz konusu pilot projenin Nisan 2026’da sona ermesinden önce, Londra Emniyet Müdürlüğü ve Palantir, pilot projenin süresini uzatmak üzere Palantir’e çok daha büyük bir sözleşmeyi doğrudan vermek üzere görüşmelere başladı.

Açıklamada, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün “her aşamada” daha büyük sözleşmeyi Palantir’e verme niyetinde olduğu belirtilirken, bu yaklaşımın şirket tarafından “desteklendiği/teşvik edildiği/yardımcı olunduğu” da eklendi.

Khan’ın avukatları, bunun kasıtlı bir “Palantir stratejisi”ni yansıttığını savunuyor. Bu stratejiye göre şirket, genellikle pilot proje olarak adlandırılan düşük maliyetli kamu sözleşmelerine, “etkili ve şeffaf rekabet ve/veya ihale kanunu gerekliliklerinden kaçınmak niyetiyle, amacı ve/veya etkisiyle” giriyor ve ardından kamu kurumunu “etkili ve şeffaf bir rekabet yürütmeden ve/veya ihale kanununa uymadan” daha fazla sözleşme vermeye “etkilemeye” çalışıyor.

Açıklamada ayrıca, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün ihale stratejisi için MOPAC’tan onay almayı kasıtlı olarak kaçındığı ve Palantir dışındaki firmaların da yarışta olduğu izlenimini vermek amacıyla MOPAC’a defalarca “yanıltıcı ve/veya tutarsız” bilgiler sağladığı belirtiliyor.

Açıklamada, bu faktörlerin yetkililerin Khan’ın yardımcısına sözleşmenin paranın karşılığını verdiğini bildirememelerine neden olduğu ifade ediliyor.

Bir Palantir sözcüsü, savunma açıklamasını “yanlış” olarak nitelendirdi ve açıklamanın hem pilot uygulamanın sonuçlarını hem de hükümetin dış kaynak kullanımı kılavuzunu göz ardı ettiğini söyledi.

Met, devam eden dava hakkında yorum yapmayı reddetti. Dava dilekçesinde taraf olarak adı geçmemekle birlikte, davaya bir cevap sunduğunu doğruladı.

Davanın 2027 yılının Ocak ayında mahkemeye taşınması bekleniyor.

MOPAC, Met Polisi ile işbirliği yaparak, Palantir’in de teklif verebileceği, talep gören yapay zeka ve veri yetenekleri için rekabetçi bir ihale tasarlayacağını açıkladı.

Bu arada Met Polisi, teşkilat içindeki suistimalleri tespit etmek için Palantir’in yazılımını kullanan önceki pilot uygulamayı uzattı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

NATO, Avrupa’daki nükleer silah yığınağını artıyor

Yayınlanma

NATO, Avrupa’da nükleer silahlanmayı daha da artırmaya hazırlanıyor ve Rusya sınırına yakın bölgelerde nükleer silah konuşlandırılmasını değerlendiriyor.

Geçen hafta, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa kıtasına ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasını ihtimal dışı bırakmadı.

German Foreign Policy’nin aktardığı uzmanlara göre, yeni ABD nükleer bombaları Birleşik Krallık’ta halihazırda konuşlandırılmış durumda.

Finlandiya ve Litvanya da dahil olmak üzere Rusya sınırında veya sınırına yakın ülkeler, olası ek konuşlandırma yerleri olarak gündeme getiriliyor.

Bunu mümkün kılmak için Litvanya anayasasında değişiklik yapıyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise kısa süre önce bu adımı onayladığını belirtti.

Rutte, “nükleer silaha sahip Rusya” göz önüne alındığında planın oldukça “hassas” olduğunu kamuoyuna açıkça kabul etti.

ABD, Büchel’de depolanan bombaları, “taktik” amaçlarla kullanılabilen yeni B61-12 modeliyle değiştirerek nükleer savaş eşiğini düşürdü.

Büchel’in nükleer kapasitesini modernize etmek için gerekli yenileme çalışmaları milyarlarca dolara mal oluyor.

Aynı zamanda Fransa da Almanya ile koordineli olarak ulusal nükleer kapasitesini geliştiriyor.

Rutte’den nükleer caydırıcılık vurgusu

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 21–22 Nisan tarihlerinde İstanbul’da üye ülkelerden yaklaşık 150 uzmanı bir araya getiren bu yılki NATO Nükleer Politika Sempozyumu’nda, NATO’nun sadece konvansiyonel değil, nükleer yeteneklerini de geliştirmeye devam edeceğini zaten ima etmişti.

Rutte o sırada, “büyük istikrarsızlık dönemlerinde nükleer caydırıcılığın öneminin arttığını” söylemiş, bu nedenle caydırıcılığın “inandırıcı, güvenli ve etkili” kalmasının sağlanması gerektiğine işaret etmişti.

Bu bağlamda, “NATO’nun nükleer duruşunun kötüleşen güvenlik ortamına nasıl daha fazla uyum sağlaması gerektiği de dahil olmak üzere” “önemli kararlar” alınması gerekeceğini belirtmişti.

Rutte, o dönemde NATO’nun modernizasyonu kapsamında nükleer konulara ilişkin çalışmaların halihazırda devam ettiğini kaydetmiş; “nükleer silaha sahip Rusya” ile çatışmanın “tırmanma” riski göz önünde bulundurulduğunda bunun özellikle “hassas” bir konu olduğunu ifade etmişti.

İki ay sonra, 18 Haziran’da Brüksel’de düzenlenen olağan yıllık toplantının ardından NATO Nükleer Planlama Grubu, şu anda “NATO’nun nükleer yeteneklerini modernize etme” ve “nükleer planlama yeteneklerini güçlendirme” sürecinde olduğunu yeniden teyit etti.

Grup, gerekli “yeteneklere” bu doğrultuda “yatırım” yapacağını da ekledi.

Nükleer yeteneklerin modernizasyonu: Savaş riski arttı

Halihazırda devam etmekte olan modernizasyon, bir yandan “nükleer paylaşım” kapsamında beş Avrupa ülkesinde depolanan eski ABD nükleer bombalarının yenileriyle değiştirilmesini içeriyor.

Üst düzey askeri yetkililerin açıklamalarının da gösterdiği ve uzmanların da doğruladığı üzere, bu süreç artık tamamlandı.

Spesifik olarak, eski B61 bombaları yeni B61-12 modelleriyle değiştirilmiş durumda.

B61-12’ler, önceki modellere kıyasla önemli ölçüde daha isabetli; ayrıca ölçeklendirilebilir, yani farklı patlayıcı güç seviyelerinde konuşlandırılabilir.

Uzmanların da doğruladığı üzere, bu durum prensipte bu bombaların “taktik” amaçlarla da kullanılabileceği anlamına gelir.

Yani örneğin, düşman komuta merkezlerini ve diğer askeri altyapıyı imha etmek için olduğu kadar, düşman kuvvetlerinin yoğunlaştığı bölgeleri de yok etmek için kullanılabilirler.

Prensipte savaş alanında kullanılması bile düşünülebilir. Bu durum, bombaların kullanım eşiğini düşürüyor ve nükleer savaş riskini artırıyor.

Söz konusu ABD bombaları, Eifel bölgesindeki Büchel’deki hava üslerinde, Belçika’daki Kleine Brogel’de, Hollanda’daki Volkel’de, İtalya’daki Aviano ve Ghedi’de ve Türkiye’deki İncirlik’te konuşlandırılmış durumda.

Uzmanlara göre, şu anda herhangi bir anda kullanıma hazır toplamda yaklaşık 100 nükleer bomba bulunuyor. Büchel için şu ana kadar belirtilen rakam 20

Nükleer bomba modernizasyonunda F-35 faktörü

Yeni B61-12 bombalarına geçiş, başka modernizasyon önlemleriyle birlikte gerçekleşiyor. Bunlar arasında özellikle yeni ABD yapımı F-35 avcı uçaklarına geçiş yer alıyor.

Nükleer paylaşım programına dahil olan tüm silahlı kuvvetler halihazırda F-35 uçaklarına sahip ya da bunları edinme sürecinde.

Buna, 10 milyar avro karşılığında 35 adet F-35 uçağı satın alan Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) de dahil.

F-35’leri işletmek için Büchel Hava Üssü’nün kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmesi gerekiyor.

Diğer hususların yanı sıra, görev kontrolü için tamamen yeni bir altyapıya ihtiyaç duyuluyor. Yenileme çalışmalarının en geç 2027 yılına kadar tamamlanması planlanıyor.

Yoğun zaman baskısı ve ABD’nin belirli güvenlik şartları (örneğin, Çin’de üretilen çeliğin bile kullanılamaması gibi) şu anda maliyetleri hızla artırıyor.

İlk planlarda maliyetin 700 milyon avronun biraz üzerinde olacağı öngörülürken, kısa sürede bu rakam 1,1 milyar avroya çıktı.

Geçen temmuz ayında Savunma Bakanlığı, nihai maliyetin muhtemelen iki milyar avroya kadar çıkabileceğini kabul etti.

Haziran ayında, inşaat çalışmaları nedeniyle geçici olarak Nörvenich’e taşınan Tornado jetleri Büchel’e geri dönebildi.

Haberlere göre, yenileme çalışmalarının 2030 yılına kadar tamamen tamamlanması beklenmiyor.

Rusya sınırına NATO nükleer silahları gidebilir

Cuma günü bildirildiği üzere, NATO devam eden nükleer silahlanma çabalarının bir parçası olarak yeni konuşlandırma üsleri kurmayı da değerlendiriyor.

Birleşik Krallık’ta bu planın halihazırda uygulamaya konulduğu bildiriliyor. Daha geçen yaz, silah karşıtı aktivistler, B61-12 bombalarının Cambridge’in kuzeydoğusundaki Lakenheath Hava Üssü’ne nakledildiğine dair net kanıtlara sahip olduklarını belirtmişlerdi.

Bu, 2008’den bu yana ilk kez Birleşik Krallık’ta ABD nükleer silahlarının depolandığı anlamına geliyor.

Uzmanlar artık genel olarak ABD nükleer bombalarının Lakenheath’e ulaştığını varsayıyor.

2021 yılında bu hava üssü, Avrupa’da ABD’ye ait F-35 savaş uçaklarını barındıran ilk üs olmuştu. Yeni B61-12’lerle birlikte Birleşik Krallık, Avrupa’da ABD nükleer bombalarını depolayan altıncı ülke konumuna geldi.

NATO Genel Sekreteri Rutte’nin dpa’ya verdiği röportajda bu olasılığı açıkça dışlamaması nedeniyle, diğer ülkeler de bu örneği takip edebilir.

Bahsedilen olası yerler arasında Finlandiya, Litvanya ve Polonya bulunuyor; bu ülkelerin tümü Rusya sınırında ya da sınırına yakın konumda yer alıyor.

Litvanya kısa süre önce anayasasından nükleer silah konuşlandırma yasağını kaldıracağını duyurdu.

Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda, temmuz ayı başında Berlin’de yaptığı açıklamada, amacın “nükleer caydırıcılık için tüm seçenekleri kullanmak” olduğunu belirtti.

Şansölye Friedrich Merz de bu adımı onayladığını belirtti.

Avrupa’ya ilave 100 ila 150 B61-12 nükleer bombası konuşlandırılacak

Uzmanlar, Avrupa’da toplam 100 ila 150 adet ek B61-12 nükleer bombasının konuşlandırılabileceğini tahmin ediyor.

Aynı zamanda Fransa da nükleer silah stokunu artırma planlarını açıkladı. Paris, Rusya’yı “karanlıkta bırakmak” amacıyla kesin sayıyı açıklamak istemiyor.

Haberlere göre NATO da planlanan nükleer silahlanma konusunda ayrıntı vermemeyi düşünüyor. Bunun nedeni de yine Moskova’da belirsizlik yaratmak olarak gösteriliyor.

Bu durum stratejik bir avantaj olarak lanse ediliyor olsa da, aslında Avrupa’daki belirsizliği daha da artırıyor. Çünkü Rusya’nın Batı Avrupa’ya daha yakın yerlere nükleer silah konuşlandırarak aynı şekilde karşılık vermesi ve dolayısıyla Batı’yı da karanlıkta bırakması son derece muhtemel.

Bu durum, ABD’nin tüm ilgili anlaşmaların süresinin dolmasına izin vererek nükleer silah kontrolünü sistematik olarak baltalamasının ardından yaşanıyor.

Son olarak, bu yıl 5 Şubat’ta resmi olarak yürürlükten kalkan Yeni START Anlaşması da buna dahil.

Nükleer Silahların Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Kampanya (ICAN) temsilcisi Alistair Burnett, “Artık yürürlükte olan tek bir nükleer silah kontrol anlaşması bile yok,” diyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English