Bizi Takip Edin

Avrupa

Brüksel’de ‘Taht Oyunları’nı andıran iktidar mücadelesi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikasından Sorumlu Yüksek Temsilci Kaja Kallas arasında Brüksel’de “Taht Oyunları” dizisini aratmayan bir yetki savaşı yaşanıyor. Fransız gazetesi Le Monde, von der Leyen’in savunma, istihbarat ve diplomasi gibi kritik alanlarda Kallas’ın yetkilerini sistematik olarak kendi bünyesinde topladığını ve onu etkisiz hale getirdiğini yazdı.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB’nin dış politika ve güvenlikten sorumlu ismi Kaja Kallas’ın yetkilerini giderek kendi bünyesinde toplıyor.

Fransız gazetesi Le Monde‘a konuşan bir kaynak, Brüksel’de yaşananları, “Bu hikâye ‘Taht Oyunları’na layık” sözleriyle anlattı.

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı ve Avrupa Dış İlişkiler Servisi (EEAS) Başkanı olan Kallas, geçen aralık ayındaki atamasından bu yana von der Leyen’in gölgesinden çıkmak için büyük bir mücadele veriyor.

Ancak Ukrayna, Orta Doğu ve Avrupa savunmasının geliştirilmesi gibi kilit konularda diplomatik ve askeri politikayı belirleyen isim von der Leyen olmaya devam ediyor.

Komisyon, Kallas’ın kurumlarını işlevsiz bırakıyor

Le Monde‘a konuşan bir AB diplomatı, Avrupa Komisyonunun, Kallas’ın başkanlık ettiği EEAS bünyesindeki tüm servisleri kendi içinde kopyalayarak kurumu etkisiz hale getirdiğini söyledi.

Aynı kaynağa göre, Kallas’ın bazı astları kendilerini “batan bir gemide” çalışıyor gibi hissediyor.

Özellikle Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla birlikte, daha önce EEAS’in denetiminde olan savunma konuları kısmen Komisyon Başkanı von der Leyen’e ve yeni Savunma Komiseri Andrius Kubilius’a devredildi.

Yakın zamanda kurulan Savunma Sanayii Genel Müdürlüğü de EEAS içinde aynı sektörle ilgilenen bir birim olmasına rağmen faaliyete geçti ve kurum içinde endişe yarattı.

İkinci bir istihbarat servisi kuruluyor

Daha da ötesi, EEAS’in yönetimi altında AB’nin dış istihbarat organı olan İstihbarat ve Durum Merkezi (INTCEN) bulunmasına rağmen, Avrupa Komisyonu doğrudan von der Leyen’e bağlı ikinci bir istihbarat birimi kurmak için çalışmalar yürütüyor.

Bu adım, Kallas’ın etki alanına yönelik en net hamlelerden biri olarak görülüyor.

Von der Leyen, kendisine bağlı istihbarat örgütü kurma peşinde

‘Berlaymont Canavarı’ hamlesi de engellendi

Kallas’ın von der Leyen karşısındaki bir diğer yenilgisi ise danışman ataması sırasında yaşandı. Kallas, eski Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker’in genel sekreteri olan ve Brüksel’de “Berlaymont Canavarı” ve “Rasputin” lakaplarıyla tanınan Martin Selmayr’ı “Jeoekonomi ve Kurumlararası İlişkiler” başlıklı yeni bir alanda danışmanı yapmak istedi.

Fakat Avrupa Komisyonu, Kallas’ın bu talebini geri çevirerek von der Leyen’in önerisiyle Selmayr’ı Dini Özgürlükler Komiserliği görevine getirdi.

Bir dönem Brüksel’in en etkili ismi olarak bilinen Selmayr’ın bu şekilde pasif bir göreve atanması, Kallas’ın bir hamlesinin daha boşa çıkarılması olarak yorumlandı.

“Komisyon yetkilerini sürekli artırmak istiyor”

Jacques Delors Enstitüsü özel danışmanı Sebastien Maillard, konuya ilişkin gazeteye yaptığı değerlendirmede, “Dış İlişkiler Servisi, komisyonun diplomatik girişimlerini, bu alanın münhasır yetki sahibi olan üye devletlerin kontrolünde tutma çabasıydı. Ancak komisyon sürekli olarak kendi pozisyonunu güçlendirmeye çalıştı. Komisyon, EEAS’i bir genel müdürlük haline getirmek istiyor fakat anlaşmalar buna izin vermiyor” diye konuştu.

Von der Leyen’in yetki aşımı ilk değil

Bloomberg‘in haberine göre, von der Leyen geçen yıl Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel tarafından da yetkilerini aşmakla suçlanmıştı.

Michel, Komisyon Başkanının İsrail-Hamas savaşı konusunda AB ülkelerinin ortak pozisyonunu dikkate almadığını belirtmişti.

İki lider arasındaki anlaşmazlık, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara’da yapılan görüşmelerde Komisyon Başkanı’na koltuk ayrılmaması ve kanepede oturmak zorunda kalmasıyla kamuoyuna yansımış ve “koltuk krizi” olarak adlandırılmıştı.

Michel, von der Leyen’in yeniden Komisyon Başkanı seçilmesini engellemeye çalışmış ancak bu mücadelesinde başarılı olamamıştı.

Avrupa

Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Yayınlanma

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.

Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.

The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.

Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.

Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.

Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.

Fransa’da okul boykotları yayılıyor

“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.

Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.

Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.

Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.

Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.

17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.

BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.

Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.

Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.

Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.

Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.

Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.

Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.

Bu kapsamda iki soru sorulacak:

  • Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
  • Beklentileriniz nelerdir?

Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.

Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Yayınlanma

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.

Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.

Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.

Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.

Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.

İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).

Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.

BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.

Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.

Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.

Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.

Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.

Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.

Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.

Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

Yayınlanma

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.

Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.

Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.

Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.

Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.

Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.

Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English