Bizi Takip Edin

Asya

Çin’i ‘tehdit’ sayan Japonya savunma stratejisini ABD’yle uyumlulaştırdı

Yayınlanma

Japonya ‘dönüm noktası’ diye nitelendirdiği yeni savunma stratejisini açıkladı. Çin, teyakkuza geçerken, ABD kendi savunma stratejisiyle uyumlu ilerleyen Japon stratejisini memnuniyetle karşıladı.

Yeni belge ile altmış yıllık güvenlik politikasını alt üst eden Japonya İkinci Dünya Savaşından beri daha pasif bir savunma stratejisi takip etmesi ile biliniyordu. Bu savunma doktrini Japon anayasasının 9. maddesine dayanıyor: Bu maddeye göre, “Adalet ve düzene dayalı bir uluslararası barışa içtenlikle gönül veren Japon halkı; savaşı ulusal egemenlik hakkı, tehdidi ve güç kullanımını da uluslararası çatışmaların çözüm aracı olarak görmekten sonsuza kadar vazgeçmektedir. Bu paragrafta belirlenen amaca ulaşmak için kara, deniz, hava güçlerine ya da diğer potansiyel savaş kaynaklarına asla sahip olmayacaktır. Devlete hiçbir zaman savaşma hakkı tanınmayacaktır.”

1946’da Amerikan İşgal Kuvvetleri Komutanı General Douglas MacArthur’un emriyle hazırlatılan anayasanın bu maddesini, Japon siyasetçiler uzun süredir değiştirmeye çalışıyor.

Japonya, 1978’den beri ABD ile güvenlik anlaşması kapsamında, ülkedeki ABD askerinin hizmet, uygulama, iş gücü ve eğitim masraflarını karşılıyor. Ülkede, ABD Hint-Pasifik Kuvvetlerine bağlı (US Forces in Japan) yaklaşık 55 bin askeri personel bulunuyor.

Ülke dışında, en çok ABD askerinin konuşlandığı yer olan Japonya, öz savunma ile yetinmeyip, “karşı saldırı” kapasiteli bir donanıma da sahip olmak için özellikle 2000’li yıllardan itibaren kendi silahlı kuvvetlerini geliştirme yönünde adımlar attı. ABD’den askeri teknoloji transferi gerçekleştirerek, balistik füzeler ve füze savunma sistemleri konularında çalışmalar başlattı. Kendi bölgesinde daha etkin ve belirleyici bir güç olmak isteyen Japonya, ardından savunma bütçesini adım adım artırarak silah ihracatının da önünü açtı. Savunma alanında sadece ABD’ye bağımlı kalmak istemeyen Japonya, 4 yıl önce yayınlanan savunma programı ile uzay teknolojisi aracılığıyla yeni savunma kabiliyetleri oluşturmayı da hedefliyor.

Son dönemde ise Asya-Pasifik’te Çin’in etkisini artırması, Japonya’nın en güneybatısındaki Okinawa’dan sadece 160 kilometre uzaklıkta bulunan Tayvan’da ABD-Çin hattının ısınması ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin (KDHC) füze denemelerini yoğunlaştırması ve ABD’nin bölgede baskısını artırması ile Tokyo teyakkuza geçti.

Başbakan Fumio Kishida, Japonya’nın savaş sonrası güvenlik politikasında büyük bir değişikliğe gittiklerini açıkladı.

Çin, Rusya ve KDHC hedefte

16 Aralık’ta yayınlanan Japonya’nın yeni ulusal savunma stratejisi belgesinde, bugün uluslararası toplumun yeni bir kriz içerisinde olduğu ve ciddi zorluklarla karşı karşıya kaldığı vurgulanarak, savunma stratejisinin değiştirilmesini meşrulaştırmak adına şu örnekler sıralanıyor; “Çin’in Güney Çin Denizi ve Doğu Çin Denizinde statükoyu tek taraflı olarak değiştirme girişimlerinde bulunması”, “KDHC’nin balistik füze denemelerini yoğunlaştırması”, “Rusya’nın, Uzak Doğu’daki askeri faaliyetlerini sürdürürken Ukrayna’ya yönelik bir saldırı başlatması”.

ABD ve Japonya’nın stratejileri uyumlu hale getirilecek

Bu örnekler, Hint-Pasifik bölgesinde, özellikle Doğu Asya’da “istikrarlı uluslararası düzenin” temellerinin sarsılacağına dair ‘ciddi olaylar’ olarak tanımlanıyor ve Japonya’nın kendi egemenliğini ve bağımsızlığını ancak kendi çabalarıyla koruyabileceği vurgulanıyor. Ancak diğer yandan bugünün koşullarında hiçbir ülkenin tek başına kendi güvenliğini sağlayamayacağı kaydedilerek, Japonya için kritik öneme sahip müttefiklerle işbirliğini derinleştirme ve “Japon-ABD ittifakını güçlendirme” hedefine işaret ediliyor.

Metinde, ABD’nin de yakın zamanda ulusal savunma stratejisini yayınladığı belirtilerek, iki ülkenin stratejilerini uyumlu hale getirmesi ve savunma işbirliğini entegre bir şekilde geliştirmesi için uygun zaman olduğu kaydediliyor.

‘Dönüm noktası’

Savunma kabiliyetlerinin ve seviyesinin temelden değiştirileceği bu yeni politika bir “dönüm noktası” olarak tanımlanırken, vatandaşların “böylesine büyük bir dönüm noktasının önemini” kavramaları için hükümetin özel çaba sarf edeceği belirtiliyor.

Uluslararası toplumun savaş sonrası en büyük sınama ile karşı karşıya olduğu vurgulanırken, küresel güç dengelerinin önemli ölçüde değiştiği ve ABD-Çin rekabetinin artmasının beklendiği belirtiliyor.

‘Çin en büyük stratejik tehdit’

Önümüzdeki on yılın, ABD’nin de tanımladığı gibi, Çin ile rekabette belirleyici olacağı kaydedilirken, Çin’in her alanda özellikle de askeri alanda gelişen ve genişleyen kabiliyetlerine işaret ediliyor. Çin’in tüm bu kabiliyetlerle Japonya’yı çevrelediği ifade edilen metinde, Pekin’in mevcut dış politikasının ve gelişen askeri faaliyetlerinin “Japonya’nın ulusal güvenliğine ve uluslararası barışa yönelik en büyük stratejik tehdit olduğu” belirtilirken, Japonya’nın ise buna karşı savunma kabiliyeti dahil olmak üzere milli gücünü kapsamlı hale getirerek, müttefiklerle ve benzer düşünen ülkelerle işbirliği içinde yanıt vermesi gerektiği vurgulanıyor.

‘Rusya güçlü bir endişe kaynağı’

Ukrayna savaşı ile Avrupa’nın güvenliğini tehdit eden, diğer yandan Kuzeyde ve Uzak Doğu’da askeri tatbikatlarda bulunan Rusya’nın Çin ile işbirliğini güçlendirmesi de savunma açısından “güçlü bir endişe kaynağı” olarak tanımlanıyor.

‘KDHC en yakın tehdit’

Balistik füze denemelerini artıran ve nükleer kapasitesini geliştiren KDHC’nin askeri faaliyetlerinin, Japonya’nın ulusal varlığı için her zamankinden daha ciddi ve yakın bir tehdit oluşturduğu kaydediliyor.

Japonya’nın bu tür devletlere karşı kendisini koruyabilmesi ve statükodaki tek taraflı değişimlerin kolay olmayacağını anlamalarının sağlanabilmesi için “caydırıcılık kabiliyeti”ne sahip olması gerektiği vurgulanıyor.

Bu bağlamda  savunma hedeflerini gerçekleştirmek üzere öncelikli olarak Japonya’nın kendi ulusal savunma mimarisini güçlendirmeye odaklanılacağı, ikinci olarak da ABD-Japonya ittifakı ile ortak caydırıcılık ve müdahale kabiliyetini daha da güçlendirmeye odaklanılacağı belirtiliyor.

Japonya’nın uzak mesafe savunma yeteneklerini ve entegre hava ve füze savunma yeteneklerini, insanlı ve insansız hava araçlarını ve su altı ve üstü araçları geliştireceği, ayrıca sürdürülebilirliği, dayanıklılığı ve mobil konuşlandırma kabiliyetlerini güçlendireceği kaydediliyor.

Olası işgal senaryosu

Japonya’nın 2027 yılına kadar savunma kabiliyetini güçlendirme ve olası bir işgali püskürtme hedefiyle hareket edeceği, füze savunma ağını geliştireceği, ayrıca karşı saldırı kapasitesini güçlendireceği bildiriliyor. Bu bağlamda kara, deniz, hava, uzay ve siber alanları kapsayacak şekilde en son teknolojinin kullanılmasının hedeflendiği ifade ediliyor. Ülkenin, 2027 yılına kadar karadan ve denizden modeller olmak üzere stand off füze operasyonu kabiliyetini geliştireceği, ayrıca yine 2027 yılına kadar uzay altyapısının, siber altyapının ve yapay zeka çalışmalarının geliştirileceği bildiriliyor.

Balistik ve seyir füze kabiliyeti geliştirilecek

Metinde, Çin’in askeri üssünün olduğu Cibuti’deki uzun vadeli faaliyetlerin istikrarlı hale getirileceği de belirtiliyor.

Denizlerle çevirili bir ülke olarak tanımlanan Japonya’nın hava saldırılarına yanıt verebilmesinin hayati olduğu kaydedilirken, entegre hava ve füze savunmasını güçlendirmek için çalışılacağı, balistik ve seyir füze kabiliyetlerinin yanı sıra uyarı ve kontrol radarı yeteneklerinin de güçlendirileceği açıklanıyor.

Düşman füzelerinin, yabancı askeri üslerden fırlatılmadan önce etkisiz hale getirilmesini kapsayan teknolojinin geliştirilmesi hedefleniyor.

ABD ile ittifak ‘mihenk taşı’

Ulusal savunma stratejisi belgesinin her paragrafında ABD-Japonya ittifakı tekrar tekrar vurgulanıyor. İki ülke ittifakını daha da güçlendirmek temel hedeflerin başında yazılırken, Amerika Birleşik Devletleri ile ittifak, Japonya’nın güvenlik politikasının “mihenk taşı” olarak tanımlanıyor.

ABD-Japonya işbirliğinin yanı sıra Hint Pasifik’te ‘Özel Stratejik Ortaklık’ belgesi imzaladıkları Avustralya ile de farklı alanlarda yakın işbirliğinin inşa edileceği, ortak tatbikatlar düzenleneceği ve ayrıca ABD-Japonya-Avustralya üçlü işbirliğinin geliştirileceği belirtiliyor.

Hindistan ile ikili ve çok taraflı savunma alışverişlerini daha da derinleştirme, deniz güvenliği ve siber güvenlik dahil olmak üzere geniş bir alanda bilgi alışverişinde bulunma, eğitim ve tatbikatların yanı sıra savunma teçhizatı ve teknoloji işbirliğini teşvik etme hedefi de vurgulanıyor.

İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya ile Hint-Pasifik’te işbirliğini geliştirme isteği özel olarak belirtilirken, NATO ile ortak tatbikatlara da işaret ediliyor.

ASEAN ile ilişkilerin geliştirilmesine vurgu yapılırken, “bölgeyi istikrara kavuşturmak ve savunma yeteneklerini güçlendirmelerine katkıda bulunmak amacıyla” bu ülkelere savunma transferi sağlanacağı belirtiliyor.

Savunma sanayii adımları

Tüm bu hedefler doğrultusunda ulusal savunma sanayiinin geliştirilmesinin önemine işaret edilirken, savunma teknolojisi üssünün güçlendirileceği, üretim ve idamenin yanı sıra savunma teçhizatının bakım ve onarım kapasitesinin iyileştirileceği kaydediliyor. Ayrıca, bu alandaki tedarik zincirinin korunması için müttefiklerle ve benzer düşünen ülkelerle birlikte çalışılacağı vurgulanıyor.

312 milyar dolarlık bütçe

Belgenin sonunda ise bu stratejinin, yaklaşık on yıl sonrasını öngördüğü ancak yine uluslararası durum ve eğilimlerde büyük değişiklikler öngörüldüğü takdirde değiştirileceği ifade ediliyor.

Ayrıca Başbakan Fumio Kishida, 2023 yılından itibaren beş yıl boyunca savunma bütçesi için yaklaşık 43 trilyon yen (312 milyar dolar) tahsis etme talimatı verdi. Ülke yıllık savunma harcamalarını beş yıl içinde ikiye katlayacak. Böylece Japonya’da yıllık savunma harcamalarına Gayrisafi Yurt İçi Hasılasının (GSYH) yaklaşık yüzde 2’si ayrılacak. Bu oran NATO’nun üye devletler için belirlediği hedef ile de uyumlu.

Japonya, 1960’lardan beri GSYİH’nın yaklaşık yüzde 1’i kadar askeri harcama bütçesini koruyordu.

312 milyar dolarlık bu yeni bütçe ayrıca, ABD’den Tomahawk seyir füzeleri satın almayı, yerli karadan gemiye seyir füzelerinin menzilini genişletmeyi ve hipersonik silahlar geliştirmeyi içeriyor.

Pekin: Japonya gerçekleri çarpıtıyor

Japonya’nın ABD’yle uyumlu hale getireceği yeni ulusal savunma stratejisinin Çin’i doğrudan tehdit olarak algılayıp hedef alması Pekin’de tepki uyandırdı.

Çin’in Japonya büyükelçiliği diplomatik bir protestoda bulunduğunu söyledi ve Tokyo’yu “bölgede gerilimi ve çatışmayı kışkırtmakla” suçladı.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin, Pekin’de düzenlediği basın toplantısında, Çin’in Asya-Pasifik bölgesinde ve ötesinde barış ve istikrarın sürdürülmesini desteklediğini belirterek, “Japonya gerçekleri çarpıtıyor, iki ülke arasında ortak anlayıştan ayrılıyor ve Çin’in itibarını lekeliyor. Bunu kınıyoruz ve diplomatik olarak protesto ediyoruz” dedi.

Çin ve Japonya’nın iki yakın komşu ve bölgenin önemli ülkeleri olduğunu ifade eden Wang, “Japonya’ya iki ülke arasında dostluğu ve işbirliğini sürdürme, diplomatik ilişkilerin temelini oluşturan 4 Siyasi Belge’deki ilkelere bağlı kalma çağrısında bulunuyoruz. Çin ve Japonya, birbirini tehdit olarak değil işbirliği ortağı olarak görmeli. Asya ülkeleri, birbirlerinin güvenlik endişelerine saygı göstermeli” diye konuştu.

Savaş gemileriyle gözdağı

Diğer yandan, Tokyo yönetiminin yeni savunma stratejisini açıklamasının hemen ardından Çin savaş gemileri, Batı Pasifik’te Japon adalarına yakın boğazlardaki uluslararası sulardan geçti.

Japon Savunma Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Çin’in  uçak gemisi ve beraberindeki iki gelişmiş güdümlü füze destroyeri ve bir savaş destek gemisi Japonya’nın güneyindeki Osumi Boğazı’ndan geçti.

Çin gemilerinin, Japon savaş uçakları ve gemileri tarafından izlendiği kaydedildi.

Öte yandan savunma belgelerinin kabul edilmesinden önce Japon medyası, Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi’nin bu ayın sonunda Çin’i ziyaret edebileceğini ve Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüşebileceğini duyurmuştu.

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Wang Wenbin, Çin ve Japonya’nın bu ziyaretle ilgili temasta olduğunu söyledi. Ancak bu ziyaretin iki ülke arasındaki gerilimi düşürmede yeterli olmayacağı yorumu yapılıyor.

Rusya ve Çin’den ortak tatbikat

Rusya Savunma Bakanlığı ise, Rusya ve Çin’in 21-27 Aralık tarihlerinde Doğu Çin Denizi’nde Naval Interaction-2022 adlı ortak bir deniz tatbikatı gerçekleştireceğini açıkladı.

Tatbikatın ana hedefi “Rusya Federasyonu ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki deniz işbirliğini güçlendirmek ve Asya-Pasifik bölgesinde barış ve istikrarı korumak” olarak duyuruldu.

Ortak tatbikatın, Rusya ve Çin’in hedef alındığı Japon savunma belgesinin üzerine gelmesi dikkat çekti.

Washington: Cesur ve tarihi bir adım

Japonya’nın yeni politikasına Çin’den sözlü ve eylemli tepki gelirken, ABD ise bu politikayı selamladı.

ABD Başkanı Joe Biden Twitter paylaşımında, “Japonya’nın barış ve refaha katkılarını memnuniyetle karşılıyoruz” dedi.

ABD ulusal güvenlik danışmanı Jake Sullivan, Japonya’nın yeni stratejisini ‘özgür ve açık” Hint-Pasifik’i güçlendirmek ve savunmak için “cesur ve tarihi bir adım” olarak tanımladı.

Sullivan ayrıca savunma bütçesindeki artışı da överek, “ABD-Japonya ittifakını güçlendirecek ve modernize edecek” dedi.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin de, Pentagon’un Tokyo’nun karşı saldırı yeteneği de dahil olmak üzere “bölgesel caydırıcılığı güçlendiren” yeni yetenekler edinme kararını desteklediğini söyledi ve güncellenen belgelerin iki müttefikin güvenlik stratejilerindeki vizyonu ve öncelikleri arasındaki “önemli uyumu” yansıttığını vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanı Blinken, “Japonya’nın yeni belgeleri, ittifakımızın barışı teşvik etme ve Hint-Pasifik bölgesinde ve tüm dünyada kurallara dayalı düzeni koruma becerisini yeniden şekillendiriyor” dedi.

Güney Kore’den şiddetli kınama

Diğer yandan Japonya’nın strateji belgesine bir tepki de Güney Kore’den geldi.

Güney Kore, Tokyo’nun yeni ulusal savunma stratejisi belgesinde tartışmalı adalar üzerindeki toprak iddiasına karşı güçlü bir protesto yayınladı.

Güney Kore dışişleri bakanlığı cuma günü yaptığı açıklamada, Japonya’nın ulusal strateji belgelerinden toprak iddialarının derhal kaldırılmasını talep etti ve bu hareketin iki ülke arasında “geleceğe yönelik bir ilişki kurmaya hiçbir şekilde yardımcı olmayacağını” söyledi.

Güney Kore’nin Dokdo adını verdiği adacıklar Liancourt Kayalıkları olarak da biliniyor. Bu adalar, küçük bir sahil güvenlik birliği ile Seul tarafından kontrol ediliyor. Adaların çevresinde doğalgaz rezervi olduğu söyleniyor. Japonya ise Takeshima adını verdiği adalardan kendi toprağı olarak bahsediyor.

Diğer yandan Güney Kore dışişleri bakanlığı, KDHC’yi işaret ederek,  Kore yarımadasına yönelik herhangi bir saldırı kapasitesi tatbikatının Güney Kore ile “mutlaka yakın istişareler ve anlaşmalar içermesi gerektiğini” vurguladı.

Kim’den 2 füze

KDHC ise, Tokyo’nun yeni güvenlik stratejisine olası bir yanıt olarak Japonya’ya ulaşma kapasitesine sahip 2 füze ateşledi.

Japonya Savunma Bakan Yardımcısı Toshiro Ino, KDHC’yi Japonya’nın, bölgenin ve uluslararası toplumun güvenliğini tehdit etmekle eleştirdi. ABD Hint-Pasifik Komutanlığı da, ABD’nin Güney Kore ve Japonya’nın savunmasına yönelik taahhütlerinin “zorlu olmaya devam ettiğini” söyledi.

Batı ile uyumlu bir dil

Japan Times’a yeni savunma belgesini yorumlayan Japon güvenlik uzmanı Sendai Shirayuri, bu belge ile Japonya’nın güvenlik söyleminde kullanılan dilin Avrupa ve ABD’deki söylemle uyumlu hale getirildiğini kaydetti.

Financila Times’a konuşan Japonya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden Tetsuo Kotani ise, “Bir yıl önce, Japonya’nın başka bir ülkenin topraklarına doğrudan saldırma yeteneğine sahip olması veya böyle bir yeteneği elde etmek için bir bütçe sağlaması düşünülemezdi” dedi. Ancak karşı saldırı yeteneğinin, bir saldırıyı caydırmak için gerekli olacağını da sözlerine ekledi.

Asya

Hindistan, ABD ile ticaret görüşmelerinde daha iyi koşullar için direniyor

Yayınlanma

Yetkililer ve analistlere göre Hindistan, ABD ile son görüşmelerde hızlı bir ticaret anlaşmasını reddetti ve Başbakan Narendra Modi’nin yeni ticaret ortakları, azalan ekonomik riskler ve iç siyasette elde ettiği kazanımlardan aldığı güvenle daha iyi koşullar için beklemeyi tercih etti.

Aylar süren müzakerelerin ardından iki ülke, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın geçen ay Yeni Delhi’ye yaptığı ziyaret sırasında geçici bir ticaret anlaşmasını sonuçlandıramadı. Oysa her iki taraf da sınırlı kapsamlı bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğunu düşünüyordu.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir Hindistan hükümeti yetkilisi, Reuters’a, Washington’ın Yeni Delhi’nin temel talepleri konusunda güvence vermemesi nedeniyle uzlaşma sağlanamadığını söyledi. Bu talepler arasında Hindistan’a Çin gibi rakipleri karşısında tarife avantajı tanınması ve anlaşma sonrasında ABD tarafından yeni vergiler getirilmemesi bulunuyordu.

Yetkili, “Tutumumuz açık. Olumlu koşullar içermeyen bir anlaşmaya alelacele imza atmayı ya da tarım konusunda taviz vermek gibi kırmızı çizgilerimizden ödün vermeyi düşünmüyoruz” dedi.

Yetkililer ve analistlere göre Washington, Başkan Donald Trump’ın bu ayın ilerleyen günlerinde yürürlüğe girmesi beklenen yeni gümrük vergilerine hazırlandığı bir dönemde, stratejik ortağı Hindistan’dan hızlı ticari tavizler almayı umuyordu. Ancak Hindistan’ın direnmesi, ihracatına daha yüksek vergiler uygulanması ve şirketler açısından belirsizliğin uzaması riskini beraberinde getiriyor.

Greer ile yapılan görüşmelerin ertesi günü Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, Hindistan’a avantaj sağlamadığı sürece ABD ile anlaşmanın uygulamaya konulmayacağını söyledi. Bu açıklama, daha yüksek tarife ihtimaline rağmen Yeni Delhi’nin tutumunu sertleştirdiğini ve anlaşma konusunda acele etmediğini gösterdi.

Diğer birçok ülkede olduğu gibi Hindistan’dan gelen malların büyük bölümü şu anda ABD’de yüzde 10 gümrük vergisine tabi. Ancak Trump yönetiminin, aşırı sanayi kapasitesine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında bu ay daha yüksek tarifeler getirmesi bekleniyor. Hindistan ise ABD’nin kapasite fazlasına ilişkin suçlamalarını reddediyor.

Washington, zorla çalıştırılarak üretilen malların ticaretini engellemekte başarısız oldukları iddiasıyla aralarında Hindistan’ın da bulunduğu onlarca ülkeye yüzde 12,5’e varan yeni tarifeler uygulanmasını daha önce teklif etmişti.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir ABD kaynağının Reuters’a aktardığına göre Washington’ın tutumu, Hindistan’ın talep ettiği tercihli ticaret hükümlerinden yararlanabilmek için kendi tavizlerini vermesi gerektiği yönünde.

Müzakerelerin gizli olması nedeniyle Hindistanlı yetkili ile ABD’li kaynak isimlerinin açıklanmasını istemedi. Hindistan Ticaret Bakanlığı ile ABD Ticaret Temsilciliği, e-posta yoluyla gönderilen yorum taleplerine yanıt vermedi.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkili, Washington’ın Hindistan ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve hâlâ bir anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi ancak herhangi bir takvim paylaşmadı.

Yetkili, bununla birlikte Hindistan’ın müzakerelerde zaman zaman yavaş, bürokratik ve zorlu bir tutum sergilediğini belirterek hızlı bir anlaşma ihtimalinin düşük olduğu sinyalini verdi.

Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, görüşmelerdeki tıkanıklığa ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

“Trump yönetimi, Amerikalıları ve ‘Önce Amerika’ yaklaşımını merkeze alan tarihi bir ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için Hindistanlı yetkililerle verimli temaslarını sürdürüyor.”

Modi’nin üst düzey danışmanı: Hindistan yüzde 8 büyümeye çok yakın

Hindistan’ın ihracatı artıyor, ekonomik riskler azalıyor

Ticaret analistlerine göre ihracattaki artış, diğer ülkeler ve bloklarla imzalanan yeni ticaret anlaşmaları ve ekonomik risklerin azalması, Hindistan’ın elini güçlendirdi.

Yetkililerin verdiği bilgiye göre Hindistan’ın toplam mal ihracatı, İran’daki savaşın yol açtığı aksamalara rağmen nisan-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 15 arttı. Bu artışta, fiyatı yükselen petrol ürünleri sevkiyatları etkili oldu.

Tüccarların alternatif nakliye güzergâhlarına yönelmesinin ardından Körfez ülkelerine ihracat savaş öncesi seviyelere geri döndü. Mart ayında 2,62 milyar dolar olan ihracat mayısta 5,3 milyar dolara yükselirken, ABD’ye ihracat nisan ve mayıs aylarında 17,29 milyar dolara çıktı.

Hindistan ayrıca diğer gelişmiş pazarlara erişimini genişletiyor. İngiltere ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının bu ay yürürlüğe girmesi, Avrupa Birliği ile yapılacak anlaşmanın ise gelecek yılın başlarında tamamlanması bekleniyor.

Washington merkezli Asia Society Policy Institute’un kıdemli başkan yardımcısı ve eski ABD ticaret yetkilisi Wendy Cutler, “Hindistanlı müzakereciler, ülkenin güçlü ekonomisi, diğer ortaklarla yürüttüğü çeşitlendirme girişimleri ve dünyadaki stratejik konumu sayesinde görüşmelerde belirli bir manevra alanı kazandı” dedi.

Goldman Sachs ekonomisti Santanu Sengupta bir raporunda, ABD ile İran arasındaki geçici barış anlaşmasının petrol fiyatlarını düşürerek Hindistan’ın ekonomik görünümünü iyileştirdiğini belirtti.

Banka, Hindistan için 2026 büyüme tahminini yüzde 6,8’e yükseltirken, enflasyon ve cari açık tahminlerini düşürdü. Bu da Yeni Delhi’nin daha iyi koşullar elde etmek amacıyla beklemek için ekonomik açıdan daha geniş bir hareket alanına sahip olduğunu gösteriyor.

Rupinin değer kaybetmesi de ihracatçıların rekabet gücünü artırdı.

Washington’ı bekleme stratejisi

Bir başka Hindistanlı yetkiliye göre Yeni Delhi ayrıca ABD’nin bazı ticaret önlemlerinin hukuki ya da siyasi engellerle karşılaşabileceğini hesaplıyor.

Demokrat Parti’den 22 eyalet başsavcısından oluşan bir grup, Trump yönetiminin zorla çalıştırmaya ilişkin soruşturmalar kapsamında önerdiği tarifelere karşı şimdiden itirazda bulundu.

Ticaret analistlerine göre ABD tarifelerine ilişkin hukuki belirsizlikler ile Modi’nin son eyalet seçimlerindeki zaferleri, Hindistan’ın aceleye getirilmiş bir anlaşmaya direnmesine yardımcı oldu.

Modi’nin Bharatiya Janata Partisi’nin üst düzey yöneticileri, ticaret anlaşmalarının Hindistanlı çiftçileri ve küçük işletmeleri koruması gerektiğini kamuoyu önünde savundu. Yeni Delhi, siyasi açıdan etkili olan bu iki kesimi ticaret müzakerelerinde uzun süredir koruyor.

Eski ticaret müzakerecisi ve Global Trade Research Initiative’in kurucusu Ajay Srivastava, “Hindistan, aceleye getirilmiş bir anlaşmayı geciktirmenin, hatta tamamen terk etmenin; maliyeti geçici tarife avantajlarının çok ötesine geçebilecek yükümlülüklerin altına girmekten daha ihtiyatlı olabileceğinin farkında” dedi.

Hindistan’da Hamamböceği Partisi’nin protestoları sürüyor

Okumaya Devam Et

Asya

Çin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu

Yayınlanma

Fransız mutfağının simge gıdası kaz ciğeri üretiminde Çin, devlet destekli yatırımlarla küresel pazarın yüzde 45’ini ele geçirdi. Ülkede yılda 11 bin ton üretilen de lüks gıda maddesi, Fransız rakiplerine kıyasla yarı fiyatına alıcı buluyor.

Fransız mutfağının ve kültürünün dünya çapındaki en önemli simgelerinden biri olan kaz ciğeri (foie gras) üretiminde dengeler değişiyor.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Çin, gerçekleştirdiği büyük atılımla bu lüks gıda maddesinin küresel üretim merkezi haline geldi. Devlet kontrolündeki yatırım kuruluşu China International Capital tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre, Çin sınırları içinde her yıl 11 bin ton kaz ciğeri üretiliyor.

Bu hacim, Çinli üreticilerin şu anda küresel kaz ciğeri üretiminin yüzde 45 gibi büyük bir oranını tek başına karşıladığı anlamına geliyor.

The Wall Street Journal gazetesine değerlendirmelerde bulunan Çin tarım sektörü uzmanı Even Pei, Batı dünyasındaki algının dönüştüğünü vurguladı. Pei, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“On yıllar boyunca Batılı tüketicilerin gözünde ‘Çin Malı’ ibaresi ucuz, kalitesiz ve basit ürünlerle özdeşleşti. Ancak son on yılda, Çin’de üretilen ve yüksek kaliteyi daha düşük fiyata sunan çok sayıda yerli markanın yükselişine şahit oluyoruz.”

Kırsal kalkınma hamlesi sektörü büyüttü

Kaz ciğeri üretimindeki bu olağanüstü büyüme, Pekin yönetiminin kırsal bölgeleri kalkındırma stratejisinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Kentlere göç eden iş gücü nedeniyle boşalan kırsal yerleşim birimlerinde sürdürülebilir sanayi kolları yaratmak isteyen Çin hükümeti, bu sektörü hedef seçti.

Tarım uzmanı Even Pei, devletin üreticilere düşük faizli krediler sağlayarak ve pazarlama faaliyetlerine doğrudan destek vererek sektörün büyümesini hızlandırdığını ifade etti.

Günümüzde Çinli çiftçiler, ördek ve kazları ciğerlerini büyütecek şekilde özel besleme yöntemlerine tabi tutarak binlerce ton kaz ciğeri işleme kapasitesine sahip durumda.

Ülkedeki restoranlar ve gıda üreticileri de tüketimi artırmak amacıyla yaratıcı sunumlar geliştiriyor. Habere göre, piyasada kaz ciğerli dondurma, yaban mersini aromalı kaz ciğeri ve bu lezzeti barındıran suşi roll gibi alternatif ürünler yer alıyor.

Lüks tüketim sınıfındaki bu gıda maddesi Çin içinde halen ağırlıklı olarak büyük şehirlerde yaşayan varlıklı kesime hitap ediyor.

Bununla birlikte, Çin’de üretilen kaz ciğerinin satış fiyatı, Fransa’da üretilen muadillerine kıyasla neredeyse yarı yarıya daha düşük seviyede seyrediyor.

Avrupa pazarında rekabet endişesi

The Wall Street Journal gazetesinin dikkat çektiği bir diğer husus ise Avrupa Birliği’nin ithal ürünlere yönelik tedbirleri oldu. Avrupa Birliği, kaz ciğeri etiketleme kurallarını sıkılaştırarak yabancı üreticilerin ürünlerinde Fransa menşeini çağrıştıracak ibareler kullanmasını yasakladı.

Çin dışında üretilen kaz ciğerinin uluslararası satışı şu an için yalnızca birkaç küçük pazarla sınırlı kalıyor.

Öte yandan Fransa’daki sektör temsilcileri, Çin menşeli kaz ciğerinin Avrupa pazarına doğrudan girmesi durumunda, düşük fiyat avantajının tüketiciler nezdinde belirleyici unsur haline gelmesinden endişe ediyor.

Dünya gastronomi kültüründe kaz ciğeri, Fransa’nın en önemli marka değerleri arasında kabul ediliyor. Fransa, bu özel yemeğe yasal koruma altında olan kültürel ve gastronomik miras statüsü tanımış durumda.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşımasını protesto etti

Yayınlanma

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşıması ve bazı ülkelerle yayımladığı ortak bildiri nedeniyle sert girişimde bulundu.

Çin Dışişleri Bakanlığı Asya İşleri Dairesi’nden sorumlu bir yetkili, pazar günü Japonya’nın Çin Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı bakanlığa çağırdı. Görüşmede, Japonya Dışişleri Bakanı’nın, sözde “Güney Çin Denizi Tahkim Kararı”nı yayımlanmasının 10. yılında yeniden gündeme taşıması ve Japonya’nın bazı ülkelerle işbirliği içinde ortak bir bildiri yayımlaması nedeniyle sert girişimde bulunuldu; Çin’in güçlü memnuniyetsizliği ve protestosu iletildi.

Yetkili, Çin’in Japonya’nın “provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceğini”, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını “kesin biçimde koruyacağını” belirtti.

Çin Dışişleri Bakanlığına göre Çin tarafı, Japonya’nın Güney Çin Denizi ile bağlantılı tarihsel suçlarının hesabını açık biçimde vermediğini ve bu nedenle konu hakkında sorumsuzca açıklamalar yapma hakkına sahip olmadığını ifade etti.

Çin tarafı, Japonya’nın “bu çirkin söz ve eylemlerinin savaş sonrası uluslararası düzene ve uluslararası ilişkilerde hukukun üstünlüğüne meydan okuduğunu, çifte standart uyguladığını, ülkeler arasında ayrılık yaratmaya çalıştığını ve Güney Çin Denizi’ndeki barış ve istikrarı baltaladığını” bildirdi. Bu tutumun, bölge ülkelerinin ortak çıkarları ve beklentileriyle de çeliştiği kaydedildi.

Bakanlık, bu tür adımların Çin dahil uluslararası toplumda, Japonya’nın modern tarihteki saldırganlık eylemleri ve sömürgeci vahşeti konusunda tarihsel kaygıları yeniden canlandırdığını ve güçlü öfkeye yol açtığını açıkladı.

Açıklamada, Çin’in Japonya’nın provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceği, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kesin biçimde koruyacağı yinelendi.

Bakanlık ayrıca Çin tarafının, Japonya’yla bağlantılı çeşitli olumsuz gelişmeler konusunda da sert girişimlerde bulunduğunu bildirdi. Bunlar arasında, “Tayvan meselesi, Japonya’nın Çin’de bıraktığı terk edilmiş kimyasal silahlar, Japon parlamento üyelerinin Çin’in etnik politikalarına ilişkin uygunsuz açıklamaları ve Japonya’nın askeri ve güvenlik alanındaki olumsuz adımları” yer aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English