Bizi Takip Edin

ASYA

Çin’i ‘tehdit’ sayan Japonya savunma stratejisini ABD’yle uyumlulaştırdı

Yayınlanma

Japonya ‘dönüm noktası’ diye nitelendirdiği yeni savunma stratejisini açıkladı. Çin, teyakkuza geçerken, ABD kendi savunma stratejisiyle uyumlu ilerleyen Japon stratejisini memnuniyetle karşıladı.

Yeni belge ile altmış yıllık güvenlik politikasını alt üst eden Japonya İkinci Dünya Savaşından beri daha pasif bir savunma stratejisi takip etmesi ile biliniyordu. Bu savunma doktrini Japon anayasasının 9. maddesine dayanıyor: Bu maddeye göre, “Adalet ve düzene dayalı bir uluslararası barışa içtenlikle gönül veren Japon halkı; savaşı ulusal egemenlik hakkı, tehdidi ve güç kullanımını da uluslararası çatışmaların çözüm aracı olarak görmekten sonsuza kadar vazgeçmektedir. Bu paragrafta belirlenen amaca ulaşmak için kara, deniz, hava güçlerine ya da diğer potansiyel savaş kaynaklarına asla sahip olmayacaktır. Devlete hiçbir zaman savaşma hakkı tanınmayacaktır.”

1946’da Amerikan İşgal Kuvvetleri Komutanı General Douglas MacArthur’un emriyle hazırlatılan anayasanın bu maddesini, Japon siyasetçiler uzun süredir değiştirmeye çalışıyor.

Japonya, 1978’den beri ABD ile güvenlik anlaşması kapsamında, ülkedeki ABD askerinin hizmet, uygulama, iş gücü ve eğitim masraflarını karşılıyor. Ülkede, ABD Hint-Pasifik Kuvvetlerine bağlı (US Forces in Japan) yaklaşık 55 bin askeri personel bulunuyor.

Ülke dışında, en çok ABD askerinin konuşlandığı yer olan Japonya, öz savunma ile yetinmeyip, “karşı saldırı” kapasiteli bir donanıma da sahip olmak için özellikle 2000’li yıllardan itibaren kendi silahlı kuvvetlerini geliştirme yönünde adımlar attı. ABD’den askeri teknoloji transferi gerçekleştirerek, balistik füzeler ve füze savunma sistemleri konularında çalışmalar başlattı. Kendi bölgesinde daha etkin ve belirleyici bir güç olmak isteyen Japonya, ardından savunma bütçesini adım adım artırarak silah ihracatının da önünü açtı. Savunma alanında sadece ABD’ye bağımlı kalmak istemeyen Japonya, 4 yıl önce yayınlanan savunma programı ile uzay teknolojisi aracılığıyla yeni savunma kabiliyetleri oluşturmayı da hedefliyor.

Son dönemde ise Asya-Pasifik’te Çin’in etkisini artırması, Japonya’nın en güneybatısındaki Okinawa’dan sadece 160 kilometre uzaklıkta bulunan Tayvan’da ABD-Çin hattının ısınması ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin (KDHC) füze denemelerini yoğunlaştırması ve ABD’nin bölgede baskısını artırması ile Tokyo teyakkuza geçti.

Başbakan Fumio Kishida, Japonya’nın savaş sonrası güvenlik politikasında büyük bir değişikliğe gittiklerini açıkladı.

Çin, Rusya ve KDHC hedefte

16 Aralık’ta yayınlanan Japonya’nın yeni ulusal savunma stratejisi belgesinde, bugün uluslararası toplumun yeni bir kriz içerisinde olduğu ve ciddi zorluklarla karşı karşıya kaldığı vurgulanarak, savunma stratejisinin değiştirilmesini meşrulaştırmak adına şu örnekler sıralanıyor; “Çin’in Güney Çin Denizi ve Doğu Çin Denizinde statükoyu tek taraflı olarak değiştirme girişimlerinde bulunması”, “KDHC’nin balistik füze denemelerini yoğunlaştırması”, “Rusya’nın, Uzak Doğu’daki askeri faaliyetlerini sürdürürken Ukrayna’ya yönelik bir saldırı başlatması”.

ABD ve Japonya’nın stratejileri uyumlu hale getirilecek

Bu örnekler, Hint-Pasifik bölgesinde, özellikle Doğu Asya’da “istikrarlı uluslararası düzenin” temellerinin sarsılacağına dair ‘ciddi olaylar’ olarak tanımlanıyor ve Japonya’nın kendi egemenliğini ve bağımsızlığını ancak kendi çabalarıyla koruyabileceği vurgulanıyor. Ancak diğer yandan bugünün koşullarında hiçbir ülkenin tek başına kendi güvenliğini sağlayamayacağı kaydedilerek, Japonya için kritik öneme sahip müttefiklerle işbirliğini derinleştirme ve “Japon-ABD ittifakını güçlendirme” hedefine işaret ediliyor.

Metinde, ABD’nin de yakın zamanda ulusal savunma stratejisini yayınladığı belirtilerek, iki ülkenin stratejilerini uyumlu hale getirmesi ve savunma işbirliğini entegre bir şekilde geliştirmesi için uygun zaman olduğu kaydediliyor.

‘Dönüm noktası’

Savunma kabiliyetlerinin ve seviyesinin temelden değiştirileceği bu yeni politika bir “dönüm noktası” olarak tanımlanırken, vatandaşların “böylesine büyük bir dönüm noktasının önemini” kavramaları için hükümetin özel çaba sarf edeceği belirtiliyor.

Uluslararası toplumun savaş sonrası en büyük sınama ile karşı karşıya olduğu vurgulanırken, küresel güç dengelerinin önemli ölçüde değiştiği ve ABD-Çin rekabetinin artmasının beklendiği belirtiliyor.

‘Çin en büyük stratejik tehdit’

Önümüzdeki on yılın, ABD’nin de tanımladığı gibi, Çin ile rekabette belirleyici olacağı kaydedilirken, Çin’in her alanda özellikle de askeri alanda gelişen ve genişleyen kabiliyetlerine işaret ediliyor. Çin’in tüm bu kabiliyetlerle Japonya’yı çevrelediği ifade edilen metinde, Pekin’in mevcut dış politikasının ve gelişen askeri faaliyetlerinin “Japonya’nın ulusal güvenliğine ve uluslararası barışa yönelik en büyük stratejik tehdit olduğu” belirtilirken, Japonya’nın ise buna karşı savunma kabiliyeti dahil olmak üzere milli gücünü kapsamlı hale getirerek, müttefiklerle ve benzer düşünen ülkelerle işbirliği içinde yanıt vermesi gerektiği vurgulanıyor.

‘Rusya güçlü bir endişe kaynağı’

Ukrayna savaşı ile Avrupa’nın güvenliğini tehdit eden, diğer yandan Kuzeyde ve Uzak Doğu’da askeri tatbikatlarda bulunan Rusya’nın Çin ile işbirliğini güçlendirmesi de savunma açısından “güçlü bir endişe kaynağı” olarak tanımlanıyor.

‘KDHC en yakın tehdit’

Balistik füze denemelerini artıran ve nükleer kapasitesini geliştiren KDHC’nin askeri faaliyetlerinin, Japonya’nın ulusal varlığı için her zamankinden daha ciddi ve yakın bir tehdit oluşturduğu kaydediliyor.

Japonya’nın bu tür devletlere karşı kendisini koruyabilmesi ve statükodaki tek taraflı değişimlerin kolay olmayacağını anlamalarının sağlanabilmesi için “caydırıcılık kabiliyeti”ne sahip olması gerektiği vurgulanıyor.

Bu bağlamda  savunma hedeflerini gerçekleştirmek üzere öncelikli olarak Japonya’nın kendi ulusal savunma mimarisini güçlendirmeye odaklanılacağı, ikinci olarak da ABD-Japonya ittifakı ile ortak caydırıcılık ve müdahale kabiliyetini daha da güçlendirmeye odaklanılacağı belirtiliyor.

Japonya’nın uzak mesafe savunma yeteneklerini ve entegre hava ve füze savunma yeteneklerini, insanlı ve insansız hava araçlarını ve su altı ve üstü araçları geliştireceği, ayrıca sürdürülebilirliği, dayanıklılığı ve mobil konuşlandırma kabiliyetlerini güçlendireceği kaydediliyor.

Olası işgal senaryosu

Japonya’nın 2027 yılına kadar savunma kabiliyetini güçlendirme ve olası bir işgali püskürtme hedefiyle hareket edeceği, füze savunma ağını geliştireceği, ayrıca karşı saldırı kapasitesini güçlendireceği bildiriliyor. Bu bağlamda kara, deniz, hava, uzay ve siber alanları kapsayacak şekilde en son teknolojinin kullanılmasının hedeflendiği ifade ediliyor. Ülkenin, 2027 yılına kadar karadan ve denizden modeller olmak üzere stand off füze operasyonu kabiliyetini geliştireceği, ayrıca yine 2027 yılına kadar uzay altyapısının, siber altyapının ve yapay zeka çalışmalarının geliştirileceği bildiriliyor.

Balistik ve seyir füze kabiliyeti geliştirilecek

Metinde, Çin’in askeri üssünün olduğu Cibuti’deki uzun vadeli faaliyetlerin istikrarlı hale getirileceği de belirtiliyor.

Denizlerle çevirili bir ülke olarak tanımlanan Japonya’nın hava saldırılarına yanıt verebilmesinin hayati olduğu kaydedilirken, entegre hava ve füze savunmasını güçlendirmek için çalışılacağı, balistik ve seyir füze kabiliyetlerinin yanı sıra uyarı ve kontrol radarı yeteneklerinin de güçlendirileceği açıklanıyor.

Düşman füzelerinin, yabancı askeri üslerden fırlatılmadan önce etkisiz hale getirilmesini kapsayan teknolojinin geliştirilmesi hedefleniyor.

ABD ile ittifak ‘mihenk taşı’

Ulusal savunma stratejisi belgesinin her paragrafında ABD-Japonya ittifakı tekrar tekrar vurgulanıyor. İki ülke ittifakını daha da güçlendirmek temel hedeflerin başında yazılırken, Amerika Birleşik Devletleri ile ittifak, Japonya’nın güvenlik politikasının “mihenk taşı” olarak tanımlanıyor.

ABD-Japonya işbirliğinin yanı sıra Hint Pasifik’te ‘Özel Stratejik Ortaklık’ belgesi imzaladıkları Avustralya ile de farklı alanlarda yakın işbirliğinin inşa edileceği, ortak tatbikatlar düzenleneceği ve ayrıca ABD-Japonya-Avustralya üçlü işbirliğinin geliştirileceği belirtiliyor.

Hindistan ile ikili ve çok taraflı savunma alışverişlerini daha da derinleştirme, deniz güvenliği ve siber güvenlik dahil olmak üzere geniş bir alanda bilgi alışverişinde bulunma, eğitim ve tatbikatların yanı sıra savunma teçhizatı ve teknoloji işbirliğini teşvik etme hedefi de vurgulanıyor.

İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya ile Hint-Pasifik’te işbirliğini geliştirme isteği özel olarak belirtilirken, NATO ile ortak tatbikatlara da işaret ediliyor.

ASEAN ile ilişkilerin geliştirilmesine vurgu yapılırken, “bölgeyi istikrara kavuşturmak ve savunma yeteneklerini güçlendirmelerine katkıda bulunmak amacıyla” bu ülkelere savunma transferi sağlanacağı belirtiliyor.

Savunma sanayii adımları

Tüm bu hedefler doğrultusunda ulusal savunma sanayiinin geliştirilmesinin önemine işaret edilirken, savunma teknolojisi üssünün güçlendirileceği, üretim ve idamenin yanı sıra savunma teçhizatının bakım ve onarım kapasitesinin iyileştirileceği kaydediliyor. Ayrıca, bu alandaki tedarik zincirinin korunması için müttefiklerle ve benzer düşünen ülkelerle birlikte çalışılacağı vurgulanıyor.

312 milyar dolarlık bütçe

Belgenin sonunda ise bu stratejinin, yaklaşık on yıl sonrasını öngördüğü ancak yine uluslararası durum ve eğilimlerde büyük değişiklikler öngörüldüğü takdirde değiştirileceği ifade ediliyor.

Ayrıca Başbakan Fumio Kishida, 2023 yılından itibaren beş yıl boyunca savunma bütçesi için yaklaşık 43 trilyon yen (312 milyar dolar) tahsis etme talimatı verdi. Ülke yıllık savunma harcamalarını beş yıl içinde ikiye katlayacak. Böylece Japonya’da yıllık savunma harcamalarına Gayrisafi Yurt İçi Hasılasının (GSYH) yaklaşık yüzde 2’si ayrılacak. Bu oran NATO’nun üye devletler için belirlediği hedef ile de uyumlu.

Japonya, 1960’lardan beri GSYİH’nın yaklaşık yüzde 1’i kadar askeri harcama bütçesini koruyordu.

312 milyar dolarlık bu yeni bütçe ayrıca, ABD’den Tomahawk seyir füzeleri satın almayı, yerli karadan gemiye seyir füzelerinin menzilini genişletmeyi ve hipersonik silahlar geliştirmeyi içeriyor.

Pekin: Japonya gerçekleri çarpıtıyor

Japonya’nın ABD’yle uyumlu hale getireceği yeni ulusal savunma stratejisinin Çin’i doğrudan tehdit olarak algılayıp hedef alması Pekin’de tepki uyandırdı.

Çin’in Japonya büyükelçiliği diplomatik bir protestoda bulunduğunu söyledi ve Tokyo’yu “bölgede gerilimi ve çatışmayı kışkırtmakla” suçladı.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin, Pekin’de düzenlediği basın toplantısında, Çin’in Asya-Pasifik bölgesinde ve ötesinde barış ve istikrarın sürdürülmesini desteklediğini belirterek, “Japonya gerçekleri çarpıtıyor, iki ülke arasında ortak anlayıştan ayrılıyor ve Çin’in itibarını lekeliyor. Bunu kınıyoruz ve diplomatik olarak protesto ediyoruz” dedi.

Çin ve Japonya’nın iki yakın komşu ve bölgenin önemli ülkeleri olduğunu ifade eden Wang, “Japonya’ya iki ülke arasında dostluğu ve işbirliğini sürdürme, diplomatik ilişkilerin temelini oluşturan 4 Siyasi Belge’deki ilkelere bağlı kalma çağrısında bulunuyoruz. Çin ve Japonya, birbirini tehdit olarak değil işbirliği ortağı olarak görmeli. Asya ülkeleri, birbirlerinin güvenlik endişelerine saygı göstermeli” diye konuştu.

Savaş gemileriyle gözdağı

Diğer yandan, Tokyo yönetiminin yeni savunma stratejisini açıklamasının hemen ardından Çin savaş gemileri, Batı Pasifik’te Japon adalarına yakın boğazlardaki uluslararası sulardan geçti.

Japon Savunma Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Çin’in  uçak gemisi ve beraberindeki iki gelişmiş güdümlü füze destroyeri ve bir savaş destek gemisi Japonya’nın güneyindeki Osumi Boğazı’ndan geçti.

Çin gemilerinin, Japon savaş uçakları ve gemileri tarafından izlendiği kaydedildi.

Öte yandan savunma belgelerinin kabul edilmesinden önce Japon medyası, Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi’nin bu ayın sonunda Çin’i ziyaret edebileceğini ve Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüşebileceğini duyurmuştu.

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Wang Wenbin, Çin ve Japonya’nın bu ziyaretle ilgili temasta olduğunu söyledi. Ancak bu ziyaretin iki ülke arasındaki gerilimi düşürmede yeterli olmayacağı yorumu yapılıyor.

Rusya ve Çin’den ortak tatbikat

Rusya Savunma Bakanlığı ise, Rusya ve Çin’in 21-27 Aralık tarihlerinde Doğu Çin Denizi’nde Naval Interaction-2022 adlı ortak bir deniz tatbikatı gerçekleştireceğini açıkladı.

Tatbikatın ana hedefi “Rusya Federasyonu ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki deniz işbirliğini güçlendirmek ve Asya-Pasifik bölgesinde barış ve istikrarı korumak” olarak duyuruldu.

Ortak tatbikatın, Rusya ve Çin’in hedef alındığı Japon savunma belgesinin üzerine gelmesi dikkat çekti.

Washington: Cesur ve tarihi bir adım

Japonya’nın yeni politikasına Çin’den sözlü ve eylemli tepki gelirken, ABD ise bu politikayı selamladı.

ABD Başkanı Joe Biden Twitter paylaşımında, “Japonya’nın barış ve refaha katkılarını memnuniyetle karşılıyoruz” dedi.

ABD ulusal güvenlik danışmanı Jake Sullivan, Japonya’nın yeni stratejisini ‘özgür ve açık” Hint-Pasifik’i güçlendirmek ve savunmak için “cesur ve tarihi bir adım” olarak tanımladı.

Sullivan ayrıca savunma bütçesindeki artışı da överek, “ABD-Japonya ittifakını güçlendirecek ve modernize edecek” dedi.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin de, Pentagon’un Tokyo’nun karşı saldırı yeteneği de dahil olmak üzere “bölgesel caydırıcılığı güçlendiren” yeni yetenekler edinme kararını desteklediğini söyledi ve güncellenen belgelerin iki müttefikin güvenlik stratejilerindeki vizyonu ve öncelikleri arasındaki “önemli uyumu” yansıttığını vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanı Blinken, “Japonya’nın yeni belgeleri, ittifakımızın barışı teşvik etme ve Hint-Pasifik bölgesinde ve tüm dünyada kurallara dayalı düzeni koruma becerisini yeniden şekillendiriyor” dedi.

Güney Kore’den şiddetli kınama

Diğer yandan Japonya’nın strateji belgesine bir tepki de Güney Kore’den geldi.

Güney Kore, Tokyo’nun yeni ulusal savunma stratejisi belgesinde tartışmalı adalar üzerindeki toprak iddiasına karşı güçlü bir protesto yayınladı.

Güney Kore dışişleri bakanlığı cuma günü yaptığı açıklamada, Japonya’nın ulusal strateji belgelerinden toprak iddialarının derhal kaldırılmasını talep etti ve bu hareketin iki ülke arasında “geleceğe yönelik bir ilişki kurmaya hiçbir şekilde yardımcı olmayacağını” söyledi.

Güney Kore’nin Dokdo adını verdiği adacıklar Liancourt Kayalıkları olarak da biliniyor. Bu adalar, küçük bir sahil güvenlik birliği ile Seul tarafından kontrol ediliyor. Adaların çevresinde doğalgaz rezervi olduğu söyleniyor. Japonya ise Takeshima adını verdiği adalardan kendi toprağı olarak bahsediyor.

Diğer yandan Güney Kore dışişleri bakanlığı, KDHC’yi işaret ederek,  Kore yarımadasına yönelik herhangi bir saldırı kapasitesi tatbikatının Güney Kore ile “mutlaka yakın istişareler ve anlaşmalar içermesi gerektiğini” vurguladı.

Kim’den 2 füze

KDHC ise, Tokyo’nun yeni güvenlik stratejisine olası bir yanıt olarak Japonya’ya ulaşma kapasitesine sahip 2 füze ateşledi.

Japonya Savunma Bakan Yardımcısı Toshiro Ino, KDHC’yi Japonya’nın, bölgenin ve uluslararası toplumun güvenliğini tehdit etmekle eleştirdi. ABD Hint-Pasifik Komutanlığı da, ABD’nin Güney Kore ve Japonya’nın savunmasına yönelik taahhütlerinin “zorlu olmaya devam ettiğini” söyledi.

Batı ile uyumlu bir dil

Japan Times’a yeni savunma belgesini yorumlayan Japon güvenlik uzmanı Sendai Shirayuri, bu belge ile Japonya’nın güvenlik söyleminde kullanılan dilin Avrupa ve ABD’deki söylemle uyumlu hale getirildiğini kaydetti.

Financila Times’a konuşan Japonya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden Tetsuo Kotani ise, “Bir yıl önce, Japonya’nın başka bir ülkenin topraklarına doğrudan saldırma yeteneğine sahip olması veya böyle bir yeteneği elde etmek için bir bütçe sağlaması düşünülemezdi” dedi. Ancak karşı saldırı yeteneğinin, bir saldırıyı caydırmak için gerekli olacağını da sözlerine ekledi.

ASYA

Tayvan muhalefeti Lai’ye karşı tartışmalı yasa tasarılarını geçirmeye hazırlanıyor

Yayınlanma

Tayvan parlamentosunda yasama organındaki çoğunluğu elinde bulunduran muhalefetin bazı yasa tasarılarını geçirmeye hazırlanması kriz yarattı. İktidarı elinde bulunduran Demokratik İlerleme Partisi (DPP) ve eski ABD’li yetkililer “endişelerini” dile getirdi.

DPP mecliste protesto örgütlerken, çoğunluğa sahip olan ana muhalefet Kuomintang (KMT) ve Tayvan Halk Partisi (TPP) milletvekilleri, Meclis Başkanı Han Kuo-yu’nun kürsüsünün etrafındaki alanı, işlemleri kesintisiz olarak ilerletebilmesini sağlamak için ele geçirdi. Cuma günü de milletvekilleri arasında fiziksel kavga çıkmıştı.

Tayvan, Demokratik İlerleme Partisi’nden Çin karşıtı ve “bağımsızlık yanlısı” yeni başkan Lai Ching-te’nin görevine başlamasıyla birlikte siyasi kargaşaya sürüklendi. KMT ve TPP, Lai Ching-te’nin başkanlığına yönelik erken bir tehdit olarak, parlamentonun yetkilerini önemli ölçüde genişletecek ve bütçenin büyük bir bölümünü kontrol altına alacak yasaları geçirmeye çalışıyor. Sürece yakın kaynakların Nikkei Asia’ya aktardığına göre, oylamayı salı gecesine kadar tamamlamaya çalışabilecekleri tahmin ediliyor.

Tayvan’da başkanın yasama organı tarafından kabul edilen kanun tasarılarını veto etme yetkisi bulunmuyor.

Tekliflere göre hükümet yetkilileri, meclis oturumları sırasında yasa koyucuların gerçekleri gizlediğini ya da yanlış olduğunu düşündükleri açıklamalar nedeniyle bir yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilecek. İncelenen yetkililerin kendi sorularıyla cevap vermeleri halinde altı aya kadar hapis cezası uygulanabilir.

ABD uyardı: Anayasaya aykırı

ABD’li eski elçiler ise muhalefet partilerinin planlarının “potansiyel olarak anayasaya aykırı” olduğunu savundu.

ABD resmi olarak Tayvan’ı tanımamasına ve ‘tek Çin’ ilkesini kabul etmesine rağmen, adada fiilen “büyükelçi” olarak görev yapan iki emekli ABD’li diplomat William Stanton ve Stephen Young, devlet başkanının yasa koyuculara rapor vermesi ve onlardan soru alması zorunluluğu ve yasama organının soruşturma yetkilerinin genişletilmesi olmak üzere kapsamlı yasa tasarılarını eleştirdi.

Stanton, Young başka eski diplomatların ve akademisyenlerin imzaladığı ortak bildiride, reformların “hükümet yetkililerinin sadece oturumlarda soru sordukları için hapse atılmalarına izin vermek de dahil olmak üzere, diğer anayasal demokrasilerin çoğunda bulunan parlamento yetkisinin kapsamını ve gücünü aştığı” belirtildi.

Açıklamada, parlamentoya saygısızlık suçlamalarının diğer demokrasilerde de mevcut olduğu, ancak bunların genellikle yasal olarak emredilen mahkeme celplerine karşı gelmek ya da adli soruşturmalar sırasında yalan söylemek için uygulandığı belirtildi. Açıklamada, “Hiçbir demokraside, normal duruşmalar sırasında görevlerini yerine getirmeyen ya da sadece ‘cevap veren’ yetkililer hakkında parlamentoya saygısızlık suçlaması uygulanmamıştır” denildi.

İmzacılar, tasarıların “Tayvan’ın iyi yönetişim imajını zedelediği ve Pekin’in artan zorlukları ve karmaşıklıkları göz önüne alındığında bunu göze alamayacağı bir zamanda siyasi çatlaklar yarattığı” uyarısında bulundu.

Lai’nin planlarını uygulaması kolay olmayacak

Eleştirilere rağmen muhalefet devam etmeye kararlı görünüyor.

Salı günü öğle saatlerinde, yaklaşık bin kadar bir gösterici meclisin yakınında toplanarak yasa tasarısını protesto etti. DPP milletvekilleri de muhalefet koalisyonunu demokrasiyi baltalamakla suçladı.

Uzmanlara göre bu durum, Lai’nin ilk dönemindeki etkinliğini önemli ölçüde azaltabilir ve Lai’nin Tayvan’da çok yüksek ev fiyatları ve durgun ücret artışı gibi gündemde olan iç meseleleri ele alma kabiliyeti üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilir. Lai’nin muhalefete rağmen istediği planları uygulamasının kolay olmayacağı değerlendirmesi yapılıyor.

Çin kamuoyu Lai’yi ‘nefreti körüklemekle’ eleştirdi

Okumaya Devam Et

ASYA

Çin kamuoyu Lai’yi ‘nefreti körüklemekle’ eleştirdi

Yayınlanma

Çin devlet medyası Tayvan lideri William Lai Ching-te’yi göreve başlama konuşmasında çatışmayı kışkırtmak ve “açıkça Tayvan bağımsızlığını teşvik etmekle” suçladı.

People’s Daily ve People’s Liberation Army Daily salı günü birer sayfalarını Lai’nin bir önceki gün yaptığı “bağımsızlık” yanlısı konuşmaya karşı çeşitli anakara yetkililerinden gelen yanıt ve eleştirilere ayırdı.

Tayvan’ın yeni lideri Lai, Çin’e karşı sert bir tonla yemin etti

People’s Daily, Lai’yi konuşmasını “Tayvan bağımsızlık bayrağı etrafında toplanmak” ve “Çin halkına karşı nefreti körüklemek” için kullanmakla suçladı.

Lai’nin “ayrılıkçı safsataları şiddetle desteklediği, Tayvan Boğazı boyunca çatışma ve düşmanlığı kışkırttığı”, konuşmasının “provokatif söylemlerle dolu olduğu belirtildi.

Daha önce birçok üst düzey Çinli yetkili Lai’yi konuşmasında “tehlikeli sinyaller” gönderdiği için eleştirmiş, devlet haber ajansı Xinhua ise yemin töreninden saatler sonra “ateşle oynayanların kendilerini yakacakları” yorumunu yapmıştı.

Lai’nin konuşması, selefi Tsai Ing-wen’in 2016’daki ilk döneminin başında yaptığı konuşmadan daha çatışmacıydı.

Pekin ve Taipei arasında tek bir Çin olduğunu söyleyen 1992 mutabakatını kabul eden ancak ancak Tayvan Boğazı’nın her iki tarafının da ‘Çin’i neyin oluşturduğuna dair kendi yorumlarına sahip olabileceğini savunan Tsai’nin aksine Lai mutabakattan bahsetmedi bile.

Bunun yerine Pekin’in “Çin Cumhuriyeti’nin (Tayvan için kullanılıyor) varlığı gerçeğiyle yüzleşmesi” gerektiğini, “Çin Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin birbirine tabi olmadığını” söyledi.

Lai’nin sözleri anakarada Tayvan’ın bağımsızlığı için açık bir eylem çağrısı olarak yorumlandı – Pekin’e göre bu kırmızı çizgi aşılmamalı.

Daha önce kendisini “Tayvan’ın bağımsızlığı için çalışan pragmatik bir işçi” olarak tanımlayan Lai, Pekin tarafından “ayrılıkçı bir baş belası” olarak görülüyor ve gözlemciler Lai’nin başkanlığının Tayvan Boğazı’ndaki gerilimi tırmandırabileceğinden endişe ediyor.

People’s Daily’de yer alan yorumda, “Lai’nin sözleri, bağımsızlığı dış yollardan elde etmeye ve bunu başarmak için askeri güç kullanmaya yönelik kötü niyetlerle dolu ve ‘Tayvan’ın bağımsızlığı’ konusundaki inatçı tutumunu bir kez daha ortaya koyuyor” denildi.

Makalede ayrıca Lai’nin sözlerinin Tayvan’ı anakaradan daha fazla ayırmaya ve iki taraf arasındaki gerilimi tırmandırmaya hizmet edeceği uyarısında bulunuldu.

People’s Daily, Lai’nin statükoyu korumak için çaba göstereceğine dair sözünü “tam bir maskaralık” olarak nitelendirdi ve “uzun süredir ayrılıkçı faaliyetlerde bulunuyor ama bir barış savunucusu gibi davranıyor. Bu en utanmaz ve vicdansız harekettir” dedi.

Yorumda Tayvan halkının çoğunun savaş, gerileme ve ayrılıkçılık değil, barış, kalkınma ve işbirliği istediği belirtildi.

Makalede, Çin ulusunun “topraklarının bölünemeyeceği, devletinin kaotik olamayacağı, halkının dağılamayacağı ve medeniyetinin bozulamayacağı” konusunda ortak bir inanca sahip olduğu belirtildi ve Çin’in tarihsel ve kaçınılmaz olarak yeniden birleşmeye gideceği vurgulandı.

Ordunun gazetesi PLA Daily’de yayınlanan bir dizi makalede de üst düzey yetkililer Lai’nin konuşmasını bir “provokasyon” ve “bölgesel barış ve istikrara yönelik bir tehdit” olarak eleştirerek Lai’yi “Çin’i bölmeye” ve “bölgede kaos yaratmaya” çalışmakla suçladı.

Okumaya Devam Et

ASYA

Wang Yi Orta Asya turunda

Yayınlanma

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısı Astana’da başladı. Kazakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Murat Nurtleu’nun başkanlık ettiği toplantıya ŞİÖ Genel Sekreteri ve ŞİÖ Bölgesel Terörle Mücadele Yapısı İcra Komitesi Direktörü de katılıyor.

Katılımcılar, bu yıl temmuz ayının başında Astana’da düzenlenmesi planlanan ŞİÖ Üye Devlet Başkanları Konseyi toplantısına yönelik hazırlıkların gidişatını değerlendirecek.

Heyet başkanları uluslararası ve bölgesel durum, güvenlik konuları ve ŞİÖ bünyesinde siyasi, ticari, ekonomik, kültürel ve insani alanlarda işbirliğinin geliştirilmesi konularında görüş alışverişinde bulunacak.

Temmuz ayında yapılması planlanan ŞİÖ Zirvesi’nin nihai belgelerine ilişkin bir dizi kararın imzalanması ve bir Bilgilendirme Mesajı’nın kabul edilmesi planlanıyor.

Toplantı öncesi Kazakistan’da mevkidaşı ve ardından Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev ile görüşen Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Çin’deki elektrikli araç üreticilerinin Orta Asya ülkesine tanıtılması gibi alanlarda daha geniş işbirliğine değindi.

Pazartesi günü Wang ile görüşen Cumhurbaşkanı Tokayev, Çin’in diplomasisinin küresel politikadaki önemli rolüne dikkat çekti. Tokayev’e göre Çin’in girişimleri uluslararası barış ve istikrarın korunmasına büyük katkı sağlamaktadır.

Wang’ın pazartesi günü Astana’da Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Murat Nurtleu ile yaptığı görüşmenin ardından Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan basın açıklamasında, Kazakistan’ın Tayvan’ın Çin topraklarının devredilemez bir parçası olduğunu kabul ederek tek Çin ilkesine bağlılığını bir kez daha teyit ettiği belirtildi.

Açıklamada, “Çin ve Kazakistan karşılıklı siyasi güveni derinleştirmeye, temel çıkarlarını ilgilendiren konularda birbirlerini desteklemeye ve bir taraf zorluklarla karşılaştığında güçlü yardım sağlamaya devam ediyor” denildi. Çin ve Kazakistan uzun zamandır “ortak bir geleceğe sahip fiili bir topluluk” olarak nitelendirildi.

Gündem elektrikli araçlar

Pazartesi günü Wang ile yaptığı görüşmenin ardından Nurtleu, Kazakistan’ın Çin’in ülkede elektrikli araç üretmesini desteklediğini ve Çinli şirketleri nadir toprak minerallerini ortaklaşa geliştirmeye davet ettiğini söyledi. Haber ajansının bildirdiğine göre, iki taraf dijital teknolojiler ve yapay zeka alanlarında da işbirliğine açık.

Nurtleu, Kazakistan ve Çin arasında bir inovasyon ve tarım alt komitesi kurma anlaşmasının, tarım ürünleri üretimi ve işlenmesi alanında karşılıklı yarar sağlayan projelerin geliştirilmesinde daha fazla iş desteği için temel oluşturacağını söyledi.

Şanghay merkezli Çin-ŞİÖ Uluslararası Değişim ve İşbirliği Enstitüsü’nden akademisyen Cui Heng pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, elektrikli araçların Kazakistan’da üretilmesi halinde Rusya, Belarus ve Avrasya Ekonomik Birliği’nin (AEB) diğer üyelerine yapılacak ihracatın uygun vergi politikalarından yararlanabileceğini kaydetti.

Bunun, Çin’in elektrikli araçları için pazarın genişlemesine yardımcı olacağını ve Kazakistan’ın da Çin’den gelen elektrikli araçların artan popülaritesinin meyvelerini toplayacağını söyledi.

Cui ayrıca, Wang’ın ziyaretinin “Orta Koridor” olarak bilinen Trans-Hazar Uluslararası Ulaşım Rotası konusundaki görüşmeleri daha da ileriye taşımasının beklendiğini söyledi.

ŞİÖ işbirliği

Wang’ın ziyareti sırasında diğer ŞİÖ üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarıyla da temaslarda bulunduğu belirtildi.

ŞİÖ açısından, Kazakistan’ın da aralarında bulunduğu Orta Asya ülkeleri, özellikle birkaç genişleme turundan sonra, örgüt içindeki girişimlerin yönlendirilmesinde giderek daha önemli bir rol oynuyor. Uzmanlar, Kazakistan’ın hem ikili anlaşmalar hem de çok taraflı düzeylerde ŞİÖ zirve hazırlıklarına da katıldığını söyledi.

Basında çıkan haberlere göre ayrıca Belarus temmuz ayında ŞİÖ’ye tam üye olmayı planlıyor ve Suudi Arabistan kabinesi de geçen yıl ŞİÖ’ye katılma kararını onayladı.

Wang Yi pazartesi günü Astana’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile de bir görüşme gerçekleştirdi ve bu görüşmede Wang, mevcut durumda kazan-kazan sonuçlarını gözeten, sıkı bir şekilde birleşmiş ve işbirliğine dayalı bir ŞİÖ’nün sadece tüm üye ülkelerin ortak çıkarlarıyla örtüşmekle kalmayıp aynı zamanda dünyanın çok kutupluluğu eğilimine de uygun olduğunun altını çizdi.

Wang, Çin’in ŞİÖ’yü doğru yönde yönlendirmek, bölgesel güvenlik, istikrar ve kalkınmayı ortaklaşa korumak ve küresel yönetişimi daha adil ve makul bir yöne doğru teşvik etmek için Rusya ve diğer üye devletlerle yakın bir şekilde çalışmaya istekli olduğunu vurguladı.

Kazakistan ziyareti öncesinde Wang, Tacikistan’a gitti ve Tacik mevkidaşı Sirojiddin Muhriddin ile “samimi ve derinlemesine” görüş alışverişinde bulundu.

Wang, ŞİÖ çerçevesinde Çin’in Duşanbe’de bir ŞİÖ uyuşturucuyla mücadele merkezi kurulmasını desteklediğini ve Tacikistan’ı Birleşmiş Milletler ve ŞİÖ dahil olmak üzere çok taraflı çerçevelerde Çin ile koordinasyonu güçlendirmeye teşvik ettiğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English