Avrupa
DGAP, Berlin’de “Hindistan Merkezi” açıyor

Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP), Berlin’de yeni bir Hindistan Merkezi kuruyor ve böylelikle Alman hükümetinin ABD ve Çin dışına açılma çabalarını destekliyor.
German Foreign Policy’nin aktardığına göre bu yılın üçüncü çeyreğinde açılması beklenen yeni merkez, Hindistan’ın jeopolitik ve jeoekonomik konumunun analizi, AB için tedarik zincirinin dayanıklılığının güçlendirilmesi ve inovasyon ile teknoloji alanlarındaki araştırmalar dahil olmak üzere altı “öncelikli alan”a odaklanacak.
Yeni merkezin kurulması, Hindistan’ın geleneksel başlıca müttefiki ABD ile ilişkilerinin bozulduğu bir dönemde gerçekleşiyor.
Hindistan ve AB ise bu yılın başlarında bir serbest ticaret anlaşması imzaladı ve bu anlaşmayı temel alarak çok daha yakın bir işbirliği kurmayı planlıyor.
Buna ek olarak, Alman savunma şirketleri Hindistan ile daha yoğun bir işbirliği arayışında. Hindistan, 2029 yılına kadar silah ihracatını 5 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.
DGAP’ın yeni Hindistan Merkezi’nin yıllık maliyetinin yaklaşık 500.000 avro olduğu tahmin ediliyor.
Almanya’daki Hindistan algısını değiştirme hedefi
DGAP’de Kıdemli Araştırmacı olarak merkezin kurulma sürecinde görev alan Stefan Halusa “Hindistan Merkezi’nin amacı, Almanya’da Hindistan hakkında kapsamlı, objektif ve güncel bir anlayışın gelişmesine katkıda bulunmak,” diyor.
Daha önce Mumbai dahil olmak üzere Asya’daki çeşitli Alman dış ticaret odalarında görev yapmış olan Halusa, birçok Almanın Hindistan hakkındaki algısının “genellikle modası geçmiş, klişeleşmiş ve parçalı” olduğunu ve “Hindistan’ın jeopolitik ve jeoekonomik bir faktör olarak önemini tam olarak yansıtmadığını” düşünüyor.
Merkezle ilgili bir konsept belgesine göre, Hindistan, “stratejik bağımlılıkların, özellikle de Çin ve ABD’ye olan bağımlılıkların” azaltılması bağlamında Almanya için muazzam bir potansiyel barındıran bir “jeopolitik ve ekonomik ağır toplu” olarak kabul edilecek.
Müdürlük pozisyonunu doldurmak için seçim süreci şu anda devam ediyor. Yeni merkezin kurulması, daha önce Avrupa Parlamentosu Başkanlığı ofisi de dahil olmak üzere çeşitli görevlerde bulunmuş olan gazeteci Leo Wigger tarafından yönetiliyor.
Yeni merkez altı alana odaklanacak
Merkez altı “ana alana” odaklanacak. Birincisi, Hindistan’ın Asya’daki konumu ve Çin ile ilişkilerine odaklanan jeopolitik.
Bunu, Hindistan’ın küresel tedarik zincirlerindeki rolünü ele alan jeoekonomi izliyor.
Üçüncü öncelikli alan, yeşil teknolojilerin geliştirilmesinde Hindistan ile Almanya ve AB arasında potansiyel işbirliğini de içeren yeşil enerji ve iklim koruma.
Dördüncü alan ise tedarik zincirinin dayanıklılığı ve kritik altyapının korunmasına yönelik araştırmaların teşvik edilmesine odaklanan iktisadi güvenlik.
Beşinci olarak, mevcut serbest ticaret anlaşmasının yanı sıra ikili ve çok taraflı ticaret platformlarına özel önem verilerek ticari işbirliği incelenecek.
Altıncı odak (“İnovasyon ve Teknoloji Ekonomisi”), siber güvenlik, yapay zeka geliştirme ve dijital dönüşüm gibi alanlarda Hindistan, Almanya ve AB arasındaki işbirliğini ele alacak.
Merkez, akademik yayınlar hazırlayacak, etkinliklere ev sahipliği yapacak ve Almanya’daki Hindistan Büyükelçiliği ile işbirliği içinde “Hindistan’dan Almanya’ya Tur” gibi faaliyetler düzenleyecek.
Buna ek olarak, bir ağ platformu kurmayı ve diğer uluslararası düşünce kuruluşlarıyla bağlantılar kurmayı hedefliyor.
AB-Hindistan ticaret anlaşması ilişkilerin gelişmesinde kritik önemde
AB, Hindistan’ın en büyük ticaret ortaklarından biri: 2024 yılında mal ve hizmetler alanındaki ikili ticaret hacmi yaklaşık 208 milyar dolara ulaşmıştı.
Bu yılın Ocak ayında, her iki taraf da Hindistan tarihinin en büyük serbest ticaret anlaşması olarak nitelendirilen bir anlaşma imzalamıştı.
AB ihracatını 19,2 milyar dolar artıracağı öngörülen anlaşmanın sonuçlandırılması neredeyse yirmi yıl sürdü.
Hindistan, otomobiller, makineler, alkol ve işlenmiş gıdalar dahil olmak üzere AB ülkelerinden ithal edilen malların yüzde 96’sından fazlasındaki gümrük vergilerini kaldıracak veya azaltacak.
AB ise ayakkabı, giyim, değerli taşlar, mücevher ve deniz ürünleri dahil olmak üzere Hindistan’dan yaptığı ithalatın yüzde 99,5’indeki gümrük vergilerini düşürecek.
Fakat anlaşma, sert eleştirilere maruz kaldı. Örneğin, Hindistan’ın önde gelen muhalefet partilerinden biri olan ve yakın zamana kadar güney Hindistan’daki Kerala eyaletinde iktidar partisi konumunda bulunan Hindistan Komünist Partisi (Marksist), anlaşmayı “Hindistan’ın iktisadi çıkarlarının Avrupa Birliği’ne topyekûn teslim edilmesi” olarak nitelendirmişti.
Parti, AB mallarına uygulanan gümrük vergilerinin düşürülmesinin, öncelikle emek yoğun sektörleri etkileyeceği için Hindistan’da geçim kaynaklarının büyük ölçüde yitirilmesine yol açacağı konusunda uyarıda bulunuyor.
Tarım ürünleri ve süt ürünleri, Hintli çiftçilerin baskısı nedeniyle genel olarak anlaşmanın dışında tutulmuş olsa da Yeni Delhi bir dizi tarım ürününü muaf tutmayı ve bunlara uygulanan gümrük vergilerini kademeli olarak indirmeyi kabul etti.
Alman-Hint savunma işbirliği büyüyor
Serbest ticaret anlaşmasına ek olarak, Alman hükümeti son dönemde savunma sektöründe Hindistan ile işbirliğini yoğunlaştırdı.
Örneğin, geçen yılın Haziran ayında Diehl Defence, Hindistan’da hassas güdümlü 155 mm’lik Vulcano mühimmatının üretimi konusunda Hintli savunma şirketi Reliance Defense ile stratejik bir işbirliği anlaşması imzaladı.
Bundan kısa bir süre önce, Rheinmetall ve Reliance, Reliance’ın Rheinmetall için orta ve büyük kalibreli mühimmatlara yönelik patlayıcılar ve itici yakıtlar üreteceği başka bir stratejik ortaklık duyurmuştu.
Bu bağlamda, Rheinmetall önemli hammaddelere erişim elde edecek ve tedarik zincirlerini istikrara kavuşturabilecek.
Bu tür sözleşmeler, Hindistan’ın Rusya’dan silah ithalatına olan ağır bağımlılığını azaltmak için Almanya’nın 2022 yılından bu yana sürdürdüğü çabaların da bir parçası.
Daha 2023 Haziranında, dönemin Savunma Bakanı Boris Pistorius, Hindistan ziyareti sırasında şöyle demişti: “Hindistan’ın uzun vadede Rusya’dan silah teslimatlarına bağımlı kalması Almanya’nın çıkarına değil.”
Ayrıca, Alman savunma şirketleri, Hintli silah üreticileriyle kurdukları ortaklıklar aracılığıyla, Hindistan hükümetinin 2029 yılına kadar 5 milyar dolarlık silah ihracatı hedefinden yararlanmayı amaçlıyor.
Berlin, Washington-Yeni Delhi geriliminden yararlanmak istiyor
DGAP’ın yeni Hindistan Merkezi, Hindistan ile ABD arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde kuruluyor.
Merkezin kurulmasında görev alan Leo Wigger, kısa süre önce DGAP dergisi Internationale Politik’te şöyle yazmıştı:
“Uzun süredir Yeni Delhi’nin önceliği olan ABD ile daha derin bir işbirliği, kısmen Pakistan’a yönelik Amerikan politikasının yeni öngörülemezliği nedeniyle siyasi açıdan değerlendirilmesi daha zor hale geldi. Avrupa bu fırsatı değerlendirdi.”
Wigger, Hindistan’ın bir “pazar” olarak Alman sanayisini ve hatta Avrupa dış politikasını krizden çıkarma potansiyeline sahip olduğunu ileri sürüyor.
Öte yandan Avrupa ve Almanya perspektifinden bakıldığında “zorluklar” olduğunu da kabul ediyor. Bunlar arasında Rusya’ya yönelik farklı dış politika duruşları, Hindistan’ın kendi ulusal sanayi kapasitelerini güçlendirmeye odaklanması ve Yeni Delhi’nin korumacı önlemleri yer alıyor.
Wigger ayrıca, Alman sanayisinin son yıllarda Hindistan’daki göreceli pazar payını kaybettiğini vurguluyor.
Örneğin, Avrupalı otomobil üreticileri şu anda Hindistan otomotiv pazarının toplamının yüzde üçünden azını oluşturuyor.
Wigger, buna rağmen AB’nin Çin’e olan iktisadi bağımlılığına karşı bir “denge unsuru” olarak Hindistan’a ihtiyaç duyduğunu savunuyor.
Avrupa
AB, Putin ile kimin görüşeceğine karar veremiyor

ABD, Ukrayna ile Rusya arasındaki görüşmelere arabuluculuk etmeye devam ederken, AB içerisinde masaya kimin oturacağı tartışması sürüyor.
Önümüzdeki hafta Abu Dabi’de ABD’nin arabuluculuğunda gerçekleştirilecek Rusya ile Ukrayna arasındaki görüşmeler, Avrupa’nın katılımı olmadan yapılacak.
Bir ilerleme kaydedileceğine dair beklent şu anda yok ama bu durum, AB’de temsil konusundaki çekişmelerini engellemedi.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, dün (5 Kasım) AB’nin “farklı yönlere doğru ilerleyen bir Avrupa izlenimi verdiğini” belirterek yeni bir tartışma konusu ekledi.
Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’ya yazdığı mektupta, AB’nin 27 liderinin yıl sonuna kadar bir temsilci arkasında birleşmesi gerektiğini savundu.
Rapporteur’e göre E2, E3, E5 veya CoW (İstekli Ülkeler Koalisyonu) gibi diplomatik formatların oluşturduğu bir “alfabe çorbası”, Ukrayna’nın geleceğine dair görüşmelerde ön plana çıkmak için birbiriyle yarışıyor.
Gelecek yıl seçmenlerin karşısına çıkacak olan Meloni, savaşı sona erdirmek ve kıtanın gelecekteki güvenlik mimarisini belirlemek konusunda Avrupa’nın çıkarlarını temsil etme çabalarında, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 formatının sergilediği iddialı tavra uzun süredir tepki gösteriyor.
Geçen ay İtalyan lider şöyle konuşmuştu:
“Eğer Fransa, Almanya ve Büyük Britanya, o meşhur E3 formatı kapsamında, hepimizin birlikte başarabileceğimizden daha fazlasını tek başlarına başarabileceklerini düşünüyorlarsa, o zaman en azından bunu herkesin adına, tüm tarafların resmi yetkisiyle yapmalılar.”
Bir AB diplomatı, “E3’ten bahsettiğimizde, jeopolitik nüfuzdan, askeri ve mali güçten söz ediyoruz. Bu, İtalya’nın dışlanması anlamına gelmez ama Roma açıkça masada bir koltuğu olması gerektiğini düşünüyor,” dedi.
Meloni, bir başka güçlü askeri güç olan ve Ukrayna ile sınırı paylaşan tek diğer büyük AB ülkesi olan Polonya’nın desteğine sahip.
Fakat mevkidaşı Donald Tusk, üst düzey görüşmelerde yer almak istediği konusunda daha az açık sözlü davrandı.
Tusk perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bildiğiniz gibi, birçok farklı formatımız var. AB olarak, İstekli Koalisyon olarak net bir tutumumuz var. Bu süreçlere tam olarak dahilim,” dedi.
Gelgelelim Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski daha da açık sözlü konuştu. “En son istediğimiz şey, Batı Avrupa’nın Doğu Avrupalıları devre dışı bırakarak Rusya ile muhatap olması,” diyen Sikorski, 1930’lara ve ardından 1945’teki Yalta Konferansına atıfta bulundu:
“Doğu Avrupa ve İskandinavya’yı bu görüşmelerin dışında bırakamazsınız. Yaklaşık 120 milyon insanız. Finlandiya Rusya’ya, Norveç Rusya’ya, Baltık ülkeleri Rusya’ya ve Polonya hem Rusya’ya hem de Ukrayna’ya sınır komşusu.”
Berlin ise Almanya, Fransa ve İngiltere’nin Ukrayna’ya verilecek gelecekteki güvenlik garantilerini üstlenecek en güçlü üç askeri güç olduğu göz önüne alındığında, E3 formatının en doğal temsil grubu olduğunu savunuyor.
İtalya gibi Polonya da Varşova ve Roma’nın katılımına olanak tanıyacak E5 formatını destekliyor.
Fakat Sikorski, Putin ile görüşebilecek liderlerden oluşan başka bir kombinasyonu da gündeme getirdi: António Costa, AB dış politika şefi Kaja Kallas ve Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham.
Sikorski, Costa-Kallas ikilisinin AB antlaşmaları uyarınca bloğu temsil etme konusunda yasal yetkiye sahip olduğunu savundu.
AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas, perşembe günü Lizbon’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Başbakan Meloni ile aynı fikirdeyim; farklı seslerle konuşmamalıyız. Rusya’nın istediği bu konuların Avrupa’nın da kararını gerektirdiğini söylemek için birleşik kalmalıyız,” dedi.
AB’nin tutumundaki bölünmeleri vurgulayan tek kişi Meloni değil. Geçen hafta, Danimarka Başbakanı ve Avrupa Konseyi’nde Meloni’nin yakın müttefiki olan Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç liderlerinin Putin’e yaptığı çağrıyı sorguladı ve onların gerçekte neyi başarmayı umduklarını sordu.
Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, bu görüşmeyi Kiev ile tam bir koordinasyon içinde gerçekleştirilen yararlı bir adım olarak savundu.
Bir AB yetkilisine göre, ikili, Ukrayna özel temsilcisi atanması konusunu görüşmekten “büyük memnuniyet duyacak.”
Fakat bu yetkili, söz konusu çağrının Stubb ve Støre’yi bu pozisyona getirmek için “bir girişim” olmadığını vurguladı.
Her halükarda, Avrupalılar Ukrayna’ya finansman sağlamak için yeni yollar bulmaya çalışırken, savaşın bu kış sona erme ihtimali pek yok.
Donald Tusk, “Barış görüşmeleri konusunda gerçekçi olmalıyız ve Rusya’nın gerçek niyetleri konusunda çok dikkatli olmalıyız. Kış aylarında Putin’in bir anlaşmaya varmak için daha az motivasyonu olabilir,” dedi.
Avrupa
AB’den vatandaşlara krizin ilk 72 saati için acil durum hazırlığı çağrısı

Avrupa Komisyonu, olası krizlerde devlet yardımı ulaşana kadar vatandaşların ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için acil durum çantası ve temel gıda stoku hazırlamalarını önerdi. Birlik içinde güvenlik hazırlıkları hız kazanırken Moskova yönetimi bu adımların askeri tırmanışı tetikleyeceği uyarısında bulundu.
Avrupa Birliği (AB) vatandaşlarının, acil durumlarda kamu hizmetleri yardım organize edene kadar ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılamaya hazır olmaları gerektiği bildirildi.
Avrupa Komisyonunun eşitlik, kriz yönetimi ve hazırlıktan sorumlu üyesi Hadja Lahbib, tavsiye niteliğindeki ve bağlayıcılığı bulunmayan yeni rehberi Avrupa Sivil Koruma Forumu kapsamında sundu.
Lahbib, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bir felaket meydana geldiğinde ilk saatler hayati önem taşıyabilir. Her Avrupalı ne yapacağını, ailesini nasıl koruyacağını ve başkalarına nasıl yardım edeceğini bilmelidir. Hazırlık evlerimizde, okullarımızda ve topluluklarımızda başlar” ifadelerini kullandı.
Brüksel yönetimi yeni tedbirlerin gerekçesini, Avrupa’nın giderek daha sık ve karmaşık krizlerle karşılaşmasıyla açıkladı.
Avrupa Komisyonu, tavsiyeler kapsamında vatandaşların temel ihtiyaç maddeleri stoklamasını ve önceden hazırlanmış acil durum çantaları bulundurmasını önerdi.
Bu önlemlerin, kamu yardımı harekete geçene kadar vatandaşların krizin ilk üç gününde temel gereksinimlerini tek başlarına karşılamalarını sağlamayı amaçladığı belirtildi.
Tavsiyeler çocukların acil durumlara hazırlanması, güvenlik önlemlerinin engelli bireyler için erişilebilir kılınması ve halkın tehditler konusunda daha iyi bilgilendirilmesi olmak üzere üç başlığı daha kapsıyor.
Avrupa Komisyonu ayrıca, AB Sivil Koruma Mekanizmasının 2001’deki kuruluş yıl dönümüne atıfla, 2027 yılından itibaren her yıl 23 Ekim tarihinin “AB Hazırlık Günü” ilan edilmesini önerdi.
Politico’nun Avrupalı diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, AB ülkeleri can kayıplarına yol açabilecek kapsamlı bir hibrit saldırı senaryosuna hazırlanıyor.
Haberde, birliğin güvenlik konularında üstleneceği rol ve NATO’nun işlevlerini mükerrer kılıp kılmadığı konusunda AB içinde görüş ayrılıklarının çıktığı aktarıldı.
Aynı habere göre, 27 AB ülkesinin büyükelçileri acil müdahale ekiplerinin konuşlandırılması ve etkilenen ülkeye AB fonlarından kaynak ayrılması başlıklarına odaklanan basına kapalı toplantılar gerçekleştirdi.
Ukrayna’daki çatışmaların 2022’de başlamasının ardından AB ve NATO, Rusya ile olası bir askeri çatışmaya yönelik hazırlıklarını artırdı.
Avrupa Komisyonunun Mart 2025’te sunduğu “Avrupa Savunması Beyaz Kitabı – Hazırlık 2030” belgesinde Rusya, Avrupa güvenliğine yönelik temel tehditlerden biri olarak tanımlandı.
Belge savunma üretiminin artırılmasını, hava ve füze savunmasının, insansız sistemlerin ve askeri hareketliliğin geliştirilmesini öngörüyor.
Estonya, Letonya ve Litvanya ise yüz binlerce sivilin tahliyesini de içeren olası bir Rusya saldırısına karşı eylem planları hazırlamaya başladı.
Bu üç ülke Mayıs 2025’te sivil savunma alanında işbirliği yapma kararı aldı.
Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Christian Freuding de Berlin’in 2029 yılına kadar veya daha erken bir tarihte bir Rus saldırısına hazırlanması gerektiğini dile getirdi.
Diğer taraftan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, eylül ayında yaptığı açıklamada Moskova’nın Avrupa ile savaşa hazırlanmadığını vurgulamıştı.
Putin, Moskova’nın bu tür planları olmadığını, Avrupa ile durumu tırmandırmak için hiçbir gerekçe ve gerçek bir neden bulunmadığını belirtti.
Avrupa ülkelerinin Rusya tehdidine ve savaşa hazırlanma gereğine dair söylemlerini “provokasyon” ve “durumun kasıtlı olarak kışkırtılması” şeklinde nitelendiren Putin, Avrupa’nın bu tutumuna tepki gösterdi.
Kremlin de AB’nin ekonomilerini silahlandırmak için devasa bütçeler harcayarak “askeri-siyasi-ekonomik bir bloğa dönüştüğünü” kaydetti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, AB ülkelerinin Rusya ile savaş riski açıklamalarının Avrupa’nın silahlanmasına yol açtığını ve bunun nihayetinde “kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete” dönüşebileceği uyarısında bulundu.
Lavrov daha önce yaptığı açıklamada ise “Eğer Avrupa Rusya Federasyonu’na saldırırsa, bu tamamen farklı bir savaş olur ve çok kısa sürer” değerlendirmesini yapmıştı.
Avrupa
Polonya: ABD’nin bizi Rus gazına zorlaması “gerçeklikten kopuk”

Polonya enerji bakanı, ABD’nin Avrupa’yı daha fazla Rus gazı satın almaya zorlama girişiminin Kremlin’i güçlendireceği uyarısında bulundu.
Miłosz Motyka, “Eğer birisi Rus gazı satın alarak zaman kazanabileceğini düşünerek kendini kandırıyorsa, bu çok pahalı ve dar görüşlü bir oyun olur,” dedi.
Avrupa’da gaz fiyatlarının Ekim ayında son üç yılın en yüksek seviyesine ulaşmasıyla birlikte, kimi politikacılar Rus gazına geri dönülmesi gerektiğini savunuyor.
Örneğin Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, seçilirse Moskova’dan gaz alacağını söyledi.
Motyka’nın açıklamaları, Wall Street Journal’ın haberine göre, ABD’li temsilcilerin Ukrayna’da kısmi bir ateşkes sağlanması amacıyla bir Amerikan aracı vasıtasıyla Avrupa’ya Rus gazı satılmasını araştırdıkları ortaya çıktıktan sonra geldi.
Polonyalı bakan perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu, önce Avrupa’yı, ardından NATO’yu vuracak ve tüm bunlar Avro-Atlantik ilişkilerini sarsacak bir öneri,” dedi.
Polonya’nın Świnoujście limanında bir adet yüzer LNG terminali bulunuyor ve Gdańsk yakınlarında bir tane daha inşa ediliyor.
Her ikisi de ağırlıklı olarak ABD’den gelen süper soğutulmuş gaz ithal ediyor.
Böyle bir girişimin hem Kremlin’in gelirlerini artıracağını hem de savaşı sona erdiremeyeceğini savunan Motyka, “Avrupa’nın Rus gazına geri dönmesi halinde savaşın durdurulabileceği” iddiasının Moskova’dan gelen bir “serap” olduğunu söyledi.
2026 yılının ilk üç çeyreğinde Avrupa, 16 milyar metreküp (bcm) Rus LNG’si ithal etti. Bu ithalatın 1 Ocak 2027’den itibaren yasa ile yasaklanması öngörülüyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan LNG ithalatı ise 63 bcm’ye ulaştı.
Varşova’daki üst düzey yetkililere göre, Polonya yeni LNG terminallerinin yanı sıra Norveç’e boru hattıyla bağlı olduğundan, topraklarından geçen ve şu anda kapalı olan Rus Yamal boru hattı gereksiz hale geld,.
Motyka, “Enerji şantajına maruz kalmamak için çeşitli kaynaklardan ithalat yapmak istiyoruz,” dedi.
Diplomasi2 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Asya2 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Dünya Basını2 hafta önceGünah keçisi olarak Netanyahu
Ortadoğu2 hafta önceYBŞ, Irak ordusuna katılacak
Avrupa2 hafta önceSırbistan seçimleri: Dört sütunlu illüzyonun dağılışı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Dr. Hudson: Trump aynı anda iki petrol cephesinde savaşamaz
Asya2 hafta önceÇin, ticari sırlarını ‘yabancı kuruluşlara’ karşı korumak için yeni kurallar hazırladı
Ortadoğu2 hafta önceRiyadh Air seferleri durdurdu: Uçaklar Riyad yerine El-Kasım’a inecek









