Amerika
Eski ABD Hazine Bakanı: Çin politikası işe yaramıyor

Eski ABD Hazine Bakanı Henry M. Paulson (2006-2009), Foreign Affairs dergisinde “Amerika’nın Çin Politikası İşe Yaramıyor” başlıklı bir makale kaleme aldı.
ABD’nin kapsamlı ayrışma (decoupling) politikasının tehlikelerini yazan Paulson, 2022’nin 2008 ile çarpıcı benzerlikler taşıdığını söylüyor: “Rusya’nın Gürcistan işgali, İran ve Kuzey Kore ile gerilimler, dünyada küresel ekonomik zorluklar.”
Paulson bu benzerliklere rağmen iki dönem arasında önemli bir farklılık olduğuna dikkat çekiyor: Çin-ABD ilişkisi.
Paulson, 2008’de, siyasi ve ideolojik farklılıklara, çatışan güvenlik çıkarlarına ve Çin’in para biriminin değerlemesi ve endüstriyel sübvansiyonları da dahil olmak üzere küresel ekonomi hakkındaki farklı görüşlere rağmen “çıkarcı işbirliği”nin mümkün olduğunu kaydediyor. Paulson kendisinin de, Hazine Bakanı olarak 2008 mali krizi sırasında, krizin yayılmasını önlemek, krizin en kötü etkilerini hafifletmek ve makroekonomik istikrarı yeniden sağlamak için Çinli liderlerle birlikte çalıştığını hatırlatıyor.
Bugün ise böyle bir işbirliğinin düşünülemeyeceğini vurgulayan Paulson, 2008 mali krizinin aksine, COVID-19 salgınının ABD-Çin işbirliğini ateşleyemediğini ve hatta düşmanlığı daha da derinleştirdiğini söylüyor.
Çin’in artık eski Çin olmadığını, çok farklı ve daha iddialı bir liderliğe sahip olduğunu belirten Paulson, ABD’nin Çin’e yönelik tutumunun da, “tıpkı Washington’daki siyaset gibi” keskin bir şekilde olumsuza döndüğünü kaydediyor ve uyarıyor “Ancak değişmeyen şu ki, ABD ile Çin arasında ortak çıkarlar üzerinde işbirliğinin mümkün olduğu istikrarlı bir ilişki olmadan dünya çok tehlikeli ve daha az müreffeh bir yer olacak.”
Paulson, 2023’te her iki ülkenin de 2008’den farklı olarak, istihdam yaratan yatırımlar veya çığır açan teknolojilerde ortak inovasyon gibi bir zamanlar olumlu olarak görülen konulara bile, ulusal güvenlik prizmasından baktığını belirtiyor:
“Pekin, ABD’nin teknolojilerini korumayı amaçlayan ihracat kontrollerini Çin’in gelecekteki büyümesi için bir tehdit olarak görüyor; Washington, Çin’in teknolojik kapasitesini geliştirebilecek her şeyi, stratejik bir rakibin yükselişini mümkün kılmak ve Pekin’in agresif askeri yığınağına yardımcı olmak olarak görüyor.”
Çin’e karşı koalisyon stratejisi çalışmıyor
Çin ve ABD ilişkilerinin, rekabetçi ama bazen işbirlikçi bir ilişkiden, neredeyse her açıdan çatışmacı bir ilişkiye doğru apaçık bir düşüş içinde olduğunu vurgulayan Paulson’a göre bu durum, Amerikan şirketlerini müttefiklerine göre dezavantajlı duruma getirebilir ve yenilikleri ticarileştirme yeteneğini sınırlayabilir ve ABD, üçüncü ülkelerde pazar payını kaybedebilir.
Amerika Birleşik Devletleri’nin, Çin’i dengelemek ve baskı altına almak için benzer düşünen ülkelerden, özellikle Asya ve Avrupa demokrasilerinden oluşan bir koalisyon kurmaya çalıştığını söyleyen Paulson’a göre, “bu strateji çalışmıyor; Çin’e olduğu kadar ABD’ye de zarar veriyor; ve uzun vadede Amerikalılara Çinlilerden daha fazla zarar vermesi muhtemeldir.”
Paulson, belirli alanlarda Çin ile işbirliği yapmanın veya tamamlayıcı şekillerde çalışmanın ve dünyanın en büyük ikinci ekonomisiyle yararlı bir ekonomik ilişki sürdürmenin açıkça Washington’un çıkarına olduğunu vurguluyor.
Pek çok ülkenin Çin konusunda Washington ile aynı endişeleri paylaşmasına rağmen onun stratejisini takip etmediğini belirten Paulson, “Washington’ın en yakın stratejik ortakları bile Çin’le ABD kadar geniş çapta yüzleşmeye, onu kontrol altına almaya veya ekonomik olarak parçalamaya hazır değil” diyor.
Çip ve ileri teknoloji rekabetine değinen Paulson, birçok ülkenin, Çin ile ekonomik olarak ayrışmak yerine, iş operasyonlarını çeşitlendirerek, üçüncü ülkelerde yeni tedarik zincirleri inşa ederek ve en hassas alanlardaki riskleri azaltarak “potansiyel Çin baskısına karşı önlem aldığını”, ancak bunu yaparken bile Çin ile ticareti derinleştirdiğini kaydediyor.
Pekin serbest ticareti geliştirirken, Washington korumacılığa yöneliyor
Paulson’a göre, belki de bu nedenle, 2020’de, “yıllarca süren Amerikan uyarılarına rağmen Çin, Avrupa Birliği’nin en büyük ticaret ortağı olarak ABD’yi geride bıraktı. Hem AB’nin Çin’e ihracatı hem de Çin’den ithalatı 2022’de arttı. Ve Almanya Şansölyesi Olaf Scholz’un Kasım 2022’de Pekin’e yaptığı ziyaretin teşvik ettiği Asyalı ve Avrupalı liderler, şimdi Filipin gezileriyle Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in kapısına giden yolu açmaya hazır görünüyorlar. Başkan Marcos, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni muhtemelen daha geniş bir eğilime yön verecek.”
Paulson, Washington’ın yaklaşımının, küresel Güney’de daha da kötü durumda olduğunu söylüyor: “Çin-Afrika ticareti 2021’de tarihi bir zirveye ulaştı ve 2020’ye göre yüzde 35 arttı. ABD’nin Huawei gibi Çinli teknoloji firmalarını telekomünikasyon mimarisinin dışına itmeye yönelik yoğun kampanyası, Avrupa ve Hindistan’da nispeten iyi, ancak neredeyse her yerde başarısız oldu. Suudi Arabistan’ı ele alalım. En büyük ticaret ortağı Çin’dir ve Vizyon 2030 reform planı, yapay zeka ve bulut hizmetleri gibi Washington’un hedefinde yer alan hassas alanlarda bile, Alibaba ve Huawei dahil olmak üzere büyük ölçüde Çinli teknoloji şirketleriyle işbirliğine dayanmaktadır. Washington’un Çin etkisini dengelemek için kur yaptığı devasa bir Asya demokrasisi olan Endonezya, aslında Huawei’yi siber güvenlik çözümleri ve hatta hükümet sistemleri için tercih edilen ortak haline getirdi.”
ABD’nin bu çabalarının, Çin yeniden açılıyorken daha da az başarılı olacağını kaydeden Paulson, Pekin’in, kısıtlayıcı COVID-19 politikalarını tersine çevirdiğine, sınırlarını yeniden açtığına, yabancı liderlere kur yaptığına ve ekonomisini yeniden canlandırmak için yabancı sermaye ve yatırım aradığına dikkat çekiyor.
Yeniden açılma sonrası Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in yurtdışı gezilerine işaret eden Paulson, “Xi, üç yıllık bir aradan sonra şimdi yeniden dünyayı dolaşırken, her durakta yenilenen Çin yatırımı, altyapısı ve ticareti taahhütlerini dağıtırken, yakında hayal kırıklığına uğrayabilecek olan Pekin değil, Washington’dur” ifadelerini kullanıyor.
Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Trans-Pasifik Ortaklığından (TPP) çekildiğini, Pekin’in ise Trans-Pasifik Ortaklığı için Kapsamlı ve Aşamalı Anlaşma’ya (CPTPP) katılmak üzere başvurduğunu hatırlatan Paulson, Çin’in Ekvador’dan Yeni Zelanda’ya kadar ülkelerle yeni serbest ticaret anlaşmalarını yükselttiğini veya yeni serbest ticaret anlaşmaları başlattığını vurguluyor ve ekliyor: “Çin artık dünyanın en büyük ticaret ülkesi. Tüm ülkelerin yaklaşık üçte ikisi Çin ile ABD’den daha fazla ticaret yapıyor.”
ABD’nin ise aksine korumacılığa çok benzeyen ve “işçi-merkezli” bir ticaret politikası izlediğini söyleyen Paulson, Washington’ın “ekonomik yerçekimine karşı baskı yapma riski aldığı” yorumunu yapıyor.
Amerikalı işletmeler ve tüketiciler zarar görüyor
ABD’nin Çin’i devre dışı bırakmaya yönelik bu çabalarının kesinlikle Çin’e zarar vereceğini belirten Paulson, ancak ABD’ye de zarar vereceğini vurguluyor. Amerikan işletmelerinin büyük bir rekabet dezavantajına maruz kaldığını ve bedelini de ABD’li tüketicilerin ödediğini kaydeden Paulson, “Çin’e zarar verdiler, ancak Çinli tedarikçilere bağımlı olan, çok az geçici çözümü olan ve enflasyonun ve yüksek enerji faturalarının ağırlığı altında ezilen sıradan şirketler de dahil olmak üzere ABD’li iş yaratıcılarına da zarar verdiler” ifadesini kullanıyor.
Paulson’a göre, “ABD ticarette lider olmalı, Çin’in katılmak için başvurduğu paktlardan çekilmemeli ve ABD’li işçilerin ihracat fırsatlarından mahrum bırakılmamalı.”
Washington’un katı ama adil olması, diyaloğa açık olması ve Çin’le çıkarcı koordinasyonu sürdürmek için zorlu ve uzun bir çabaya hazırlıklı olması gerektiğinin altını çizen Paulson, yeni mali krizlerin kaçınılmaz olduğunu belirtirken, en büyük iki ekonominin bozulmasını önlemek için iletişim ve koordinasyon içinde olmasının önemini vurguluyor. Paulson, bunun hem Çin’in hem de ABD’nin yararına olduğunu söylüyor ve şu öneriyi yapıyor:
“ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in Çin Devlet Müşaviri Wang Yi ile yapacağı görüşme iyi bir başlangıç noktası. Yellen, Çin’in yeni ekonomik çarı He Lifeng ile düzenli olarak görüşüyor olmalı. Federal Rezerv Başkanı Jerome Powell da Çin’in en iyi merkez bankacısı ile konuşmalı.”
Tamamen ayrışma politikası ABD’ye zarar verir
Belli bir düzeyde ayrışmanın kaçınılmaz olduğunu, özellikle de yüksek teknolojiler söz konusu olduğunda, kesinlikle gerekli olacağını savunan Paulson, ancak toptan bir ayrışmanın bir anlamı olmadığını söylüyor:
“Amerikalılar dünyaya erişimden yararlanıyor ve Çin, Amerikalıların ya katılabilecekleri ya da rakiplerine bırakabilecekleri devasa bir pazar olmaya devam edecek. Çin, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi, en büyük üreticisi ve en büyük tüccarıdır. Önümüzdeki on yıllar boyunca küresel finansal tablonun büyük bir parçası olacak. Washington, ekonomik bir demir perdenin inmesini kaderci bir şekilde kabul etmek yerine, kendi pazarında Amerikalılara fırsatlar yaratmak için Çin ile agresif bir şekilde müzakere etmelidir.”
ABD’deki Çin karşıtı siyasi rüzgarın çok güçlü olduğunu ve Çin’i ABD’nin pahasına bile olsa cezalandırma arzusunun Kongre’deki pek çok kişiyi harekete geçirdiğini söyleyen Paulson’a göre, “Biden’ın bu zorluklar karşısında akıllı ve cesur olmak için çok fazla cesarete ihtiyacı olacak.”
Amerika
New York eyaleti Kalshi platformuna 36 milyar dolarlık dava açtı

ABD’de New York Eyaleti Başsavcısı Letitia James, tahmin pazarı platformu Kalshi’ye lisanssız ve yasa dışı kumar oynattığı gerekçesiyle dava açtı. Eyalet yönetimi, şirketin New York’taki faaliyetlerinin yasaklanmasını, kullanıcılara fonlarının iade edilmesini ve en az 36 milyar dolar ceza ödenmesini talep ediyor.
New York Eyaleti Başsavcısı Letitia James, en büyük tahmin pazarı platformlarından biri olan Kalshi’ye karşı lisanssız yasa dışı şans oyunları düzenlediği suçlamasıyla dava açtı.
Eyalet yetkilileri, servisin eyaletteki faaliyetlerinin yasaklanmasını, kullanıcılara fonlarının geri ödenmesini ve şirketten en az 36 milyar dolar tahsil edilmesini talep ediyor.
New York yetkililerinin değerlendirmesine göre Kalshi, eyalet sakinlerinin eyalet şans oyunları komisyonundan lisans almadan spor, kültür olayları ve seçimler üzerine bahis oynamasına izin verdi.
Dava dilekçesinde ayrıca şirketin yasalarla öngörülen vergileri ödemediği ileri sürülüyor.
Tahmin pazarları (prediction markets), kullanıcıların “evet” veya “hayır” jeton-bahisleri satın alarak spor, siyaset ve daha birçok olayın sonucu üzerine bahis oynadığı platformlar olarak tanımlanıyor.
Bahsin piyasa fiyatı, olasılığa dair kolektif değerlendirmeyi yansıtıyor. Örneğin 0,20 dolar, olayın gerçekleşme şansının yüzde 20 olduğunu gösteriyor.
Kazanan jetonlar her biri için 1 dolar kazandırırken, kaybeden jetonlar sıfırlanıyor. Jetonlar, sonuç gerçekleşene kadar platformların içinde bir borsadaki gibi takas edilebiliyor.
Kalshi ve Polymarket bu alandaki en büyük iki platform konumunda. Kalshi, ABD Emtia Vadeli Ticaret Komisyonu (CFTC) lisansına, New York Menkul Kıymetler Borsasının (NYSE) işletmeci şirketinin desteğine ve televizyon kanalları, medya, spor birlikleri ile büyük kripto borsalarıyla ortaklıklara sahip.
Blokzincir üzerinde çalışan Polymarket ise başlangıçta kripto para ortamından çıktı. Her iki servis de milyarlarca dolarlık değerlemelere ve onlarca milyon dolarlık yatırımlara sahip.
New York yetkilileri davayla eş zamanlı olarak mahkemeden, yargılama sona erene kadar Kalshi’nin eyalet sakinlerine ilgili olay sözleşmelerini sunmasının yasaklanmasını istedi.
Eyalet yönetimi ayrıca, şirketin kullanıcılara fonlarını tamamen tazmin etmesini, bu ürünlerden elde edilen tüm geliri iade etmesini, yasa dışı yollardan elde edilen hasılatın üç katı tutarında ceza ve bu tür sözleşmelerin her bir teklifi için 100 bin dolar ödemesini talep ediyor.
Mahkeme belgelerine göre, talep edilen toplam tazminat miktarı en az 36 milyar doları bulabilir. Nihai miktar, tam finansal hesaplamanın ardından belirlenecek.
New York Eyaleti Valisi Kathy Hochul konuya ilişkin açıklamasında, “Kalshi, tüketicileri koruyan, sorunlu kumarın gelişmesini önleyen, önemli devlet programlarının finansmanını sağlayan ve tüm şirketlerin tek bir kurala göre çalışmasını garanti eden New York’un kumar yasalarını göz ardı etmeyi seçti” dedi.
CoinDesk’in hesaplamalarına göre, son Dünya Kupası sırasında Kalshi, Polymarket ve onların daha küçük ölçekli rakipleri 50 milyar dolardan fazla bahis işledi.
Bu miktar, tüm Amerikalı bahis şirketlerinin toplamından katbekat fazla bir büyüklüğe karşılık geliyor.
New York eyaletinin davası, düzenleyici kurum CFTC’nin mahkeme yoluyla ayrı eyaletlerin yetkililerinin CFTC onaylı tahmin pazarı platformlarına karşı tedbir uygulamasının yasaklanmasını talep etmesinin ertesi günü açıldı.
Daha önce ABD’nin diğer eyaletlerinin yetkilileri de Kalshi ve Polymarket ile mahkemelik olmuştu.
Tahmin pazarlarındaki kripto para bahisleri son iki yılda büyük popülerlik kazandı. Ancak ülkeler birbiri ardına tahmin pazarlarını yasa dışı kumar kapsamına alıyor.
Bu tür bahislerin yasa dışı olduğunu belirten ve Polymarket’i engelleyen son ülkelerden biri Çekya oldu.
Daha önce benzer tedbirler Almanya, Belçika, Romanya, İsviçre, Polonya, Yunanistan, Kıbrıs, Portekiz, İspanya ve Ukrayna tarafından alındı.
Hollanda, Fransa ve Birleşik Krallık da platformun faaliyetlerinin kumar mevzuatına girebileceğini bildirdi.
Amerika
Cumhuriyetçi senatörler Trump’ın Adalet Bakanı adayı Blanche’a karşı

ABD’de Cumhuriyetçi Senatörler John Cornyn ve Thom Tillis, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması planlanan fonun iptal edildiğine dair yazılı garanti verilene kadar Todd Blanche’ın adalet bakanlığı adaylığını desteklemeyeceklerini bildirdi. İki senatörün muhalefeti üzerine Senato Yargı Komisyonundaki oylama iptal edilirken ABD Başkanı Donald Trump adaylığı geri çekebileceğini açıkladı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bir sonraki adalet bakanı olarak belirlediği ve halen bakan vekili olarak görev yapan Todd Blanche’ın adaylığı, Senato Yargı Komisyonundaki iki Cumhuriyetçi üyenin muhalefeti nedeniyle belirsizliğe girdi.
Teksas Senatörü John Cornyn ve Kuzey Karolina Senatörü Thom Tillis, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması önerilen “hukukun araçsallaştırılmasına karşı mücadele” fonunun tamamen kaldırıldığına dair yazılı bir garanti talep ediyor.
Senato Yargı Komisyonunda yer alan Cornyn veya Tillis’ten gelecek tek bir “hayır” oyu, Blanche’ın adaylık sürecini engelleme gücüne sahip bulunuyor. Komisyon, iki senatörün karşı duruşu nedeniyle perşembe sabahı yapılması planlanan oylamayı iptal etti.
İki senatörün Trump ile görüş ayrılığı yaşadığı tek konu Blanche’ın adaylığı değil. Kongre’den ayrılmaya hazırlanan ve Trump yönetimiyle sorun yaşayan diğer bazı Cumhuriyetçi milletvekilleri de başkanın çeşitli pozisyonlarına karşı tavır alıyor.
“YOLO” grubu ve Kongre’deki dengeler
Kongre çevrelerinde şakayla karışık “YOLO” grubu olarak adlandırılan bu yapı, ocak ayında görev süreleri dolacak olan ve artık Trump’a siyasi bir bağımlılığı kalmadığı belirtilen Cumhuriyetçilerden oluşuyor.
İngilizce “sadece bir kez yaşarsın” (you only live once) ifadesinin kısaltması olan “YOLO”, gelecekteki sonuçları önemsemeden hareket eden tavırları tanımlamak için kullanılıyor.
Bu gruptaki isimlerin bir kısmı emekli olmayı tercih ederken, bir kısmı ise Cumhuriyetçi Parti içindeki ön seçimlerde Trump’ın desteklediği adaylara karşı kaybetti.
Senatoda bu grupta yer alan isimler arasında, bu yılki ön seçimleri kaybeden Teksas Senatörü Cornyn ve Louisiana Senatörü Bill Cassidy ile Trump’ın “Tek Büyük, Güzel Yasa” tasarısı nedeniyle başkanla ters düşerek geçen yıl emekli olacağını açıklayan Kuzey Karolina Senatörü Tillis bulunuyor. Her üç isim de önemli konularda başkanla görüş ayrılığı yaşadı.
Temsilciler Meclisinde ise Trump’ın müttefiki bir adaya ön seçimi kaybeden Kentakki Temsilcisi Thomas Massie ile yıl sonunda emekliye ayrılacak olan Nebraska Temsilcisi Don Bacon bu grupta yer alıyor.
Trump adaylığı geri çekebileceğini belirtti
YOLO grubunun farklı üyeleri başka konularda Trump’a karşı gelse de Blanche’ın adaylığının onaylanmasında kilit rolü Cornyn ve Tillis elinde tutuyor.
Senato Yargı Komisyonu Başkanı Chuck Grassley’nin, Blanche’ın Adalet Bakanlığına kalıcı olarak atanmasını değerlendirmek üzere yapılması planlanan toplantıyı iptal etmesinin ardından Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada adaylığı geri çekmeyi değerlendireceğini söyledi.
Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda Cornyn ve Tillis’in Blanche’ın adaylığı konusunda net bir tutum sergilemekten kaçındığını vurguladı.
Trump paylaşımında, “Todd Blanche bir YILDIZ ve herkes bunu biliyor! Tüm zamanların en büyük adalet bakanlarından biri olma potansiyeline sahip” ifadelerini kullandı.
Açıklamasına devam eden Trump, “Ancak Teksaslı John Cornyn ve Kuzey Karolina’dan Thom Tillis -ki her ikisini de desteklemeyi reddettim ve siyasi kariyerleri benim bu hareketimle sona erdi- her durumda bakan vekili olarak kalacak olan bu harika adaya oy vermeyi reddediyorlar” diye yazdı.
1,8 milyar dolarlık fon tartışması
İki senatörün muhalefetinin merkezinde, Adalet Bakanlığının “taraflı tutumunun” mağduru olduğunu iddia eden kişilere ödeme yapması öngörülen 1,8 milyar dolarlık “adaletin araçsallaştırılmasına karşı mücadele” fonu yer alıyor.
Kongre’deki her iki partiden eleştirmenler, bu fonun 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınına katılanlar da dahil olmak üzere Trump’ın müttefiklerine para aktarma aracı olacağını belirterek fona karşı çıkıyor.
Trump, Adalet Bakanlığı ve ABD İç Gelir Servisi (IRS) arasındaki bir uzlaşmanın parçası olarak gündeme gelen fon hakkında Blanche, konunun artık “hükümsüz” olduğunu ve fonun gündemden kalktığını savundu. Ancak Cornyn, bu ayın başlarında Yargı Komisyonundaki onay oturumunda Blanche’ın bu iddiasına şüpheyle yaklaştı.
Cornyn, 15 Temmuz’da oturum salonunun dışında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Uzlaşma anlaşması tarafların yazılı izni olmadan değiştirilemez. Tarafların böyle bir yazılı izni yok ve kendisi de bunun bir sözleşme unsuru olarak yürürlüğe konulabileceğini kabul etti” dedi.
Teksas senatörü sözlerini şöyle sürdürdü: “Düzeltmeye çalıştığım kayıtlara geçmesi açısından bunun gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum. Sorularıma dürüstçe yanıt verdi ancak bu yanıtlar inevitably konunun kapandığı sonucuna varılmasını sağlamıyor. İleride tekrar gündeme getirilebilir.”
Cornyn, bu yılın başlarında Teksas’taki Cumhuriyetçi ön seçiminde Trump’ın desteklediği Teksas Başsavcısı Ken Paxton’a kaybettikten sonra Beyaz Saray’a yönelik eleştirilerini daha yüksek sesle dile getirmeye başladı.
Komisyondaki diğer Cumhuriyetçi senatör Tillis ise Blanche’ın adaylığına karşı çıkmasının Trump ile yaşadığı anlaşmazlıklardan kaynaklandığı yönündeki iddiaları reddetti.
The Independent gazetesinin haberine göre Kuzey Karolina senatörü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gerçek şu ki, başkandan hiçbir zaman destek talep etmedim, buna rağmen bana destek verdi. Başkan bu tür bir aracı kullandığı anda karşısında Tillis’in yanıtını bulurdu ama bunu hiçbir zaman yapmadı” diye konuştu.
Her iki senatör de fonun resmi ve kalıcı olarak iptal edildiğine dair güvence almadıkları sürece Blanche’ın komisyondan geçmesi yönünde oy kullanmayacaklarını bildirdi.
Blanche komisyondan geçse dahi göreve atanabilmek için Senato genel kurulunda basit çoğunluğun desteğine ihtiyaç duyacak.
Adalet Bakanlığına yönelik eleştiriler sürüyor
Senatör Cassidy, perşembe günü CBS News’ten Nikole Killion’a yaptığı açıklamada, Adalet Bakanlığının mevcut tutumundan “büyük endişe duyduğunu” belirtti. Cassidy, eski Beyaz Saray çalışanı ve 6 Ocak olaylarının kilit tanıklarından Cassidy Hutchinson hakkında soruşturma yürütmek üzere bir büyük jüri oluşturulduğuna dikkati çekti.
Cassidy, “Her Amerikalı Adalet Bakanlığının bir silah gibi kullanılmasından korkmamalı mı? Buna tatmin edici yanıtlar verilemiyorsa, o zaman muhtemelen başka birinin bu göreve gelmesi gerekir” dedi. Cassidy, Blanche’ın “iyi yanıtlar verebilmesi, Tillis ve Cornyn’e bu taahhüdü sunabilmesi ve Hutchinson’a bu süreçlerin neden yürütüldüğünü açıklayabilmesi durumunda yola devam edilebileceğini” ekledi.
Mayıs ayında yapılan ön seçimlerde Trump’ın desteklediği Temsilciler Meclisi Üyesi Julia Letlow’a kaybeden Cassidy, yenilgisinden bu yana geçen aylarda Trump yönetimini ve karşı çıktığı bazı Cumhuriyetçi politikaları açıkça eleştiriyor.
Louisiana senatörü, Blanche’ın adaylığına destek verip vermeyeceği konusunda renk vermeyerek perşembe günü gazetecilere “halen bilgi toplama aşamasında olduğunu” söyledi.
Diğer bazı Cumhuriyetçi senatörler de bu hafta yaptıkları değerlendirmelerde, tartışmanın ön planında Cornyn ve Tillis yer alsa da kendilerinin de adaylık ve fon konusunda endişeleri bulunduğunu bildirdi.
Cornyn ve Tillis perşembe günü Blanche ile bir görüşme gerçekleştirdi, bu nedenle taraflar arasında bir uzlaşma sağlanabileceği belirtiliyor.
Ancak Trump’ın adaylığı geri çekme düşüncesini hayata geçirmesi ihtimaline değinen Cornyn, ön seçimi kazanan Paxton’ın kasım ayındaki genel seçimi kazanmasının kesin olmadığını hatırlattı. Teksas Başsavcısı Paxton, seçilmesi halinde Trump yönetiminin yasama önceliklerine güçlü destek vereceğini taahhüt etmişti.
Buna karşın Paxton, kasım ayındaki seçimlerde Demokrat Eyalet Temsilcisi James Talarico karşısında zorlu bir yarışla karşı karşıya bulunuyor. Cook Political Report, Cornyn’in mayıs ayındaki ikinci tur yenilgisinin ardından bu yarışa ilişkin değerlendirmesini “Muhtemel Cumhuriyetçi” seviyesinden “Cumhuriyetçilere Kayıyor” seviyesine revize etti. Son anketlerde Demokrat adayın farkı açtığı görülüyor.
Cornyn perşembe günü yaptığı açıklamada, “Yani bizi istediği noktada getirdiğini düşünebilir. Ancak gerçek şu ki, Senatör Tillis ve benim yerimizi kimin alacağına dair bir garanti yok. Gelecek yıl elindeki kozlar şu ankinden daha zayıf olabilir. Bu talihsiz bir durum çünkü biz bu kavgayı büyütmemeye çalıştık” ifadelerini kullandı.
Kendi koltuğu “Demokratlara kayıyor” kategorisinde değerlendirilen Tillis de benzer bir uyarıda bulunarak sürecin ters tepebileceğini söyledi.
Tillis, fonun artık yürürlükte olmadığına dair beklentilerin karşılanması durumunda kendisini onaylamaya hazır bir grupla çalışmak yerine, Trump’ın bir sonraki Kongre’deki sandık sayılarını hesaba katması gerektiğini vurguladı.
Amerika
Minnesota’da 30’dan fazla su tesisine siber saldırı

ABD’deki siber güvenlik yetkilileri, Minnesota eyaletinde 30’dan fazla belediye su tesisini hedef alan koordine siber saldırıları araştırıyor. İncelemelerde olası İranlı bilgisayar korsanlarına ait ayrıntılara ulaşıldığı bildirildi. Eyalet ve federal kurumlar, kamu hizmetlerinin aksamaması ve sistemlerin emniyete alınması için ortak çalışma yürütüyor.
ABD’deki siber güvenlik yetkilileri, Minnesota eyaletinde 30’dan fazla belediye su tesisini hedef alan koordine siber saldırıları inceliyor. Soruşturmada olası İranlı bilgisayar korsanlarına ait ayrıntıların yer aldığı belirtildi.
Minnesota Bilişim Teknolojileri (MNIT) kurumu Salı günü saldırılara ilişkin bir uyarı yayımladı.
Kurum; ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA), ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve Federal Soruşturma Bürosu (FBI) dahil olmak üzere federal kurumlarla koordineli bir inceleme yürüttüklerini duyurdu.
Uyarda yer alan bilgilere göre yetkililer, devam eden soruşturma nedeniyle “faaliyeti henüz belirli bir aktöre bağlamadıklarını” veya saldırıların tek bir aktöre atfedilemeyeceğini kaydetti.
Araştırmacılar, Minnesota genelindeki vakalar arasında saldırı zamanlamaları ve “kullanılan teknoloji türleri” de dahil olmak üzere benzerlikler tespit etmeyi başardı.
MNIT, Minnesota Sağlık Bakanlığının yerel su sistemleri üzerindeki etkileri araştırdığını ekledi. Kurum, şehirlerden “içme suyu kullanımlarını değiştirme” yönünde gelen “herhangi bir aktif talep” bulunmadığını bildirdi.
Pazar ve Pazartesi günleri gerçekleşen saldırılarda, operatörlerin kullandığı bilgisayar ekranları olan “programlanabilir mantıksal denetleyiciler” (PLC) ile “insan-makine arayüzleri” (HMI) hedef alındı.
Minnesota Bilgi Güvenliği Başkanı John Israel, eyaletin bilgileri federal kurumlara ilettiğini ve bu kurumların “bu faaliyeti daha geniş bir ulusal bağlamda değerlendirdiğini” söyledi.
CISA, FBI ve diğer federal kurumlar tarafından 22 Temmuz’da yayımlanan ortak bir uyarıda, İranlı bilgisayar korsanlarının su sistemlerini ve diğer PLC’leri hedef aldığı konusunda uyarıda bulunulmuştu.
Açıklamada ayrıca operasyonel teknoloji (OT) sahipleri ve operatörlerinin “doğrudan internet erişimini sınırlandırmalarının ve güvenli PLC kurulumunu sağlamalarının” önemi vurgulanmıştı.
FBI Siber Bölümü Direktör Yardımcısı Brett Leatherman söz konusu uyarıda, İranlı aktörlerin “ABD’nin kritik altyapısını hedef almaya” ve “Amerikalıların bağımlı olduğu temel hizmetleri aksatmaya devam ettiğini” ifade etmişti.
Bu durum, İran savaşı sırasında ABD’nin ülkedeki kritik altyapıyı hedef alan saldırılarını takip ediyor. ABD ordusu İran’daki bir liman tesisine, enerji altyapısına ve köprülere saldırılar düzenlemişti.
MNIT; su ve atıksu sistemlerine, internetten erişilebilen operasyonel teknolojileri tespit etmeleri ve tesislerdeki uzaktan erişim imkanlarını kontrol etmek gibi adımları derhal atarak sistem güvenliğini sağlamaları tavsiyesinde bulundu.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












