Bizi Takip Edin

Avrupa

Gürcistan’ın ‘yabancı acenta’ yasası: Brüksel neden şeffaflığı sevmiyor?

Yayınlanma

Gürcistan, son aylarda ciddi bir sınav veriyor. Ülke parlamentosu, geçen yıl da gündeme getirilen ve tepkilerin ardından geçici olarak rafa kaldırılan ‘Yabancı Etkinin Şeffaflığı’ yasa tasarısını dün üçüncü ve son okumada kabul etti.

Ülkenin taşralı özü ne kadar belirgin olsa da son yaşananlar bazı risklere kapı aralıyor.

Gürcistan Başbakanı Irakli Kobahidze, pazartesi günü yaptığı açıklamada “Burası [2014’te devrilen Ukrayna Devlet Başkanı Viktor] Yanukoviç’in Ukrayna’sı değil, burası her türlü şiddet teşebbüsüne karşılık verecek, egemen bir devlettir,” demişti. Buradan da anlaşılacağı üzere, Gürcü Rüyası hükümeti bu işin nerelere varacağının çok iyi farkında.

Geçen yıl Gürcü Rüyası da aynı yasayı geçirmeye çalışmış ancak muhalefet ve Batı’nın baskısıyla geri adım atmıştı. Kobahidze’ye göre o zamandan bu yana muhalefet ciddi bir güç kaybı yaşadı ve ‘gözden düştü’.

Fakat Gürcü Rüyası, Brüksel’in AB üyelik müzakerelerini sona erdirme tehditlerini bariz biçimde hesaba almıyor; hatta ABD’nin Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı James O’Brien’ın Gürcü Rüyası’nın kurucusu Bidzina İvanişvili ile birebir bir görüşme talebi, tüm ısrarlara rağmen geri çevrilmişti.

Atlanmaması gereken bir diğer husus da ülkenin ekim ayında genel seçimlere gidecek olması. Batı, muhalefete ve sivil toplum kuruluşlarına devasa fonlar aktararak bu ayrık otundan kurtulmayı planlıyordu.

Sermayenin şeffaflıktan hazzetmediği hakikati burada da kendini ispat ediyor; ABD ve AB, her zamanki gibi gizli çalışma niyetinde ve bu kısmi şeffaflık öngören tasarının durumu tersine çevirmesine izin vermek istemiyor.

Yasa sadece ülkedeki Batı yanlısı siyasi hareketleri ve medya kuruluşlarını finanse eden ve Batı yanlısı partilere örgütsel destek sağlayan yabancı [yani öncelikle Batılı] STK’ların, gelirlerinin yüzde 20’sinden fazlasını yurt dışından elde etmeleri halinde devlete beyanda bulunma zorunluluğu kılıyor.

ABD ve İngiltere’den tehditler

Bu panik hali, tasarının kabul edilmesinden sonra derhal gelen yaptırım tehditlerinden de anlaşılabilir. Nitekim Beyaz Saray Sözcüsü Karine Jean-Pierre, dün düzenlediği basın toplantısında yasanın yürürlüğe girmesi halinde ABD’nin Gürcistan ile ilişkilerini ‘gözden geçireceğini’ bildirdi.

Ondan evvel ABD Kongresi de “Gürcistan’daki durum açıktır. Hükümet Gürcü halkının sesine kulak verebilir ya da Rus tarzı otoriterliğin karanlık yolunda ilerlemeye devam edebilir. Açıkça ifade ediyoruz ki ikincisini seçmek ABD’yi ilişkimizin doğasını temelden yeniden düşünmeye zorlayacaktır. Tıpkı Kongre’nin Belarus’un otoriterliğe kayışını dikkate alarak 2004 yılında partiler üstü Belarus Demokrasi Yasasını kabul ettiği gibi,” açıklamasını yaptı.

Tiflis’i ziyaret eden ABD’nin Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı James O’Brien, ‘ülkede demokrasinin altının oyulması halinde’ Gürcü yetkililere yaptırımlar uygulanabileceğini ifade etti. O’Brien, Washington yönetiminin yasa tasarısının AB normlarıyla koordinasyon sağlanmadan desteklenmesi, demokrasinin altının oyulması ve barışçıl protestoculara karşı şiddet uygulanması halinde tepki göstereceğini öne sürdü.

İngiltere Dışişleri Bakan Yardımcısı Nusrat Ghani de yasanın Gürcistan’ın NATO’ya katılma planlarına son verebileceği uyarısında bulundu:

“Gürcistan’da yaşananlara ilişkin görüntüler şoke edici ve Gürcistan’ın dostları olarak tüm taraflara sükûnet ve itidal çağrısında bulunuyoruz. Bugün Gürcistan parlamentosu bir kez daha yabancı etkinin şeffaflığına ilişkin yasa lehinde oy kullandı. Ortaklarımız gibi Birleşik Krallık da bu yasanın yürürlüğe girmesine şiddetle karşı çıkmaktadır. Yasa ve ona eşlik eden protestoculara yönelik sindirme hareketleri, NATO üyeliğini hedefleyen bir ülkenin demokratik değerleriyle bağdaşmamakta ve Gürcistan’ın transatlantik hedeflerini sona erdirme riski taşımaktadır.”

Ghani, durumu 14 Mayıs’ta Gürcistan Büyükelçisi ile görüştüğünü ve kendisine Londra’nın gelişmeleri “büyük bir endişeyle” takip ettiğini söylediğini ve Gürcistan hükümetini rotasını değiştirmeye ve bu yasayı geri çekmeye çağırdığını sözlerine ekledi.

Avrupa’nın kışkırtma hamleleri

13 Mayıs’ta Almanya, Polonya, Çekya, Letonya, Litvanya ve Estonya parlamentolarının dış ilişkiler komisyonlarının başkanları Gürcistan’a varmışlardı ancak Gürcistan hükümetinin temsilcileriyle herhangi bir görüşme yapılmadı. Avrupalı siyasetçiler, bunun yerine muhalefetle bir araya geldi.

Belki de en müstehcen eylem, Alman Federal Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı ve Sosyal Demokrat Partili (SPD) siyasetçi Michael Roth’un beraberindeki heyetle kargaşanın devam ettiği Tiflis sokaklarında arz-ı endam etmesi oldu.

Ülkenin kamu yayın kurumu 1TV’ye demeç veren Roth, “Hepimiz Gürcistan’ın dostlarıyız. Bizim iki görevimiz var. Birinci görevimiz, Avrupa değerlerimiz adına barışçıl bir şekilde sokaklarda gösteri yapan insanlarla dayanışma içinde olduğumuzu ifade etmektir. İkinci görevimiz ise birbirimizi dinlemektir,” dedi.

Geçen yıl Gürcistan’a adaylık statüsü verilmesi konusunda son derece kararlı olduklarını savunan Roth, şöyle devam etti: “Bu pek kolay olmadı, zira bu, hükümete verilmiş bir hediye değildi. Bu daha ziyade sivil topluma yönelik bir teşvikti, çünkü sivil toplumunuzla gurur duymalısınız. Sivil toplum düşman değildir ve ben Gürcistan’daki kadar Avrupa’ya ve Avrupa değerlerine bağlı bir toplum görmedim. Bununla gurur duyun. Bu insanlar düşman değil, ortaktır. İktidar partinizin toplumunuzdaki bu kutuplaşmanın üstesinden gelmek ve duyguları yatıştırmak için toplumla köprüler kurmasını bekliyorum.”

Aynı amanda Estonya, Letonya, Litvanya ve İzlanda dışişleri bakanları da bugün bir çalışma ziyareti için Gürcistan’a gitti ancak ziyaret, görünüşe göre kayıt altına alınmamış ya da Tiflis makamlarına bilgi verilmemiş. Bu eylemler, Batılı siyasetçilerin Aralık 2013’ten itibaren gidip göstericileri alkışladıkları Maydan’ı anımsatıyor.

Gürcistan hükümetinin de görüşü de bu yönde ki partiden bir milletvekili olan İrakli Kadagişvili, AB dışişleri bakanlarının durumu radikalleştirmek istediğini söyledi:

“Bağımsız bir devlet olarak Gürcistan’a karşı toplu bir saldırı var. Batılı siyasetçiler protestocuları desteklemek ve durumu radikalleştirmek için geliyorlar.”

Kadagişvili, Gürcistan hükümetinin ziyaretlerden haberdar bile edilmemesini eleştirdi.

Gürcistan’da yeni bir “Orbán” vakası mı?

Aceleci yorumlar, Gürcü Rüyası’nın artık Batı’nın bir ortak değil, bir düşman olduğunun farkına vardığı yönünde sığ değerlendirmelerle dolu.

Genel manada Batı yanlısı olmasına rağmen mevcut hükümetin Rusya’ya yaptırımlara katılmadığı ya da ülkeyi, Polonya gibi Ukrayna’ya askeri sevkiyatın geçiş güzergâhı haline getirmedikleri doğru. Ya da Washington ve Brüksel’in bunu ihanet olarak gördüğü de doğru.

Fakat diğer yandan Gürcistan’ın iktidar partisi, Macaristan’daki Viktor Orbán’dan ya da Erdoğan’dan çok da farklı bir pozisyonda değil. Bozuk saat günde iki kez doğruyu gösterir misali, Carnegie Endowment’ın bu konuda son derece haklı bir çıkarımı var.

Carnegie, geçen yılın ağustos ayında Thomas de Waal imzasıyla yayımladığı görüş yazısında şu ifadelere yer vermişti:

“Kıyıda köşede Rusya ile doğrudan bir ilişki var mı yok mu diye kaygılanmak yerine, halihazırda açıkta olan bir yabancı ortağa —Viktor Orbán’ın Macaristan’ı— dikkat kesilmek muhtemelen daha faydalı olacaktır. [Eski Başbakan İrakli] Garibaşvili, 4 Mayıs’ta Budapeşte’de Viktor Orbán’ın ev sahipliğinde düzenlenen ve dünya çapındaki aşırı muhafazakarların katıldığı Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı’nda (CPAC) bir konuşma yaptı. Konuşması oldukça açıklayıcıydı. Macaristan’ın ve özellikle Orbán’ın Gürcistan’ın Avrupa’daki önde gelen dostu olduğu iddia ediliyor. Rusya’yı kınayan ifadeler olsa da hedefin ‘barış’ olduğu belirtiliyor. Doğru Avrupa değerleri, ‘Hristiyan’ değerleri olarak tanımlanıyor: ‘Ana silahımız ve temelimiz geleneksel, Hristiyan, muhafazakâr, aile değerleridir. LGBTQ propagandası sahte bir özgürlüktür.’ Bu, Gürcistan’ın arzuladığı Avrupa. Orbán baş müttefik olabilir ancak AB Komisyonu’nun Komşuluk ve Genişlemeden Sorumlu üyesi Macar Olivér Várhelyi’nin de Brüksel’de bir diğer destekçi olduğu sır değil. Macaristan’ın Ukrayna ile iyice belirginleşmiş sorunları, bu figürlerin AB’nin Gürcistan yerine Ukrayna’yı ödüllendirmesinin çifte standart olduğunu savunacaklarını ima ediyor.”

Parlamento baskını

Tiflis’te hafta sonundan bu yana kalabalık [CNN’e göre yaklaşık 50 bin kişinin katıldığı] gösteriler var. 11 Mayıs Cumartesi günü Tiflis’in merkezinde ‘Avrupa Yürüyüşü’ adı altında bir miting gerçekleştirildi. Tiflis sakinlerinin yanı sıra Gürcistan’ın diğer şehirlerinden gelenler de eylemde yer aldı.

Gürcistan İçişleri Bakanlığı’na göre gözaltına alınanlar arasında Rusya ve ABD vatandaşları da vardı. Gösterilerin ilk günlerinde parlamento binasına baskın teşebbüsü de yaşandı.

Buradaki çifte standardı görmek zor değil; daha önce ABD yönetiminin Ocak 2021’in başlarında Kongre Binası’nın basılmasına nasıl tepki verdiğini hatırlayan olacaktır. Keza Alman hükümeti ve Batı basını, Ağustos 2020’de bazı göstericilerin Reichstag’ın merdivenlerine çıkmasını “skandal” olarak anmıştı.

Aynı şekilde ama farklı siyasi güdülerle hareket eden protestocular, son bir haftadır neredeyse her gün parlamentoyu kuşatmaya ve içeri girmeye çalışıyor.

Gerilimin artması yönünde her türlü belirti mevcut. Şu anda hapiste olan eski Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili tarafından kurulan ve parlamentoda 20 milletvekiliyle temsil edilen mevcut muhalefet partisi Birleşik Ulusal Hareket ve iki milletvekiline sahip “Gürcistan için Lelo” adlı STK, yasanın kabul edilmesinin ardından parlamento çalışmalarını boykot edeceklerini açıkladı:

“Birleşik Ulusal Hareket içindeki grubumuz ve muhalefetin çoğunluğu artık olağan şekilde çalışmaya devam etmeyecek. Boykot moduna geçiyoruz.”

Yasa tasarısının detayları

‘Yabancı Etkinin Şeffaflığı’ yasa tasarısı, kâr amacı gütmeyen tüm tüzel kişiliklerin ve yüzde 20’den fazlası yurt dışından finanse edilen medya kuruluşunun listeleneceği bir sicil oluşturulmasını öngörüyor.

7 Mart 2023 tarihinde Gürcistan parlamentosu, tasarıyı ilk okumada onaylamış, 8 Mart’ta eylemler başlamış ve 9 Mart sabahı Gürcü Rüyası ve Halkın Gücü hareketi tasarıyı çekmişti.

Buna rağmen, Nisan 2024 başında Gürcü Rüyası yasa tasarısını parlamentoya yeniden sundu. İlk versiyondan farklı olarak, nihai belgede ‘yabancı etki ajanı’ terimi yerine ‘yabancı çıkarlar peşinde koşan kuruluş’ ifadesini kullanılıyor.

Önemli meselelerden biri de yasanın Gürcistan’daki sivil toplum kuruluşlarına yapılan Batı yardımlarının boyutunu ve dağılımını açık bir şekilde ortaya koyabilen, sadece ilgili tarafların listesini değil, aynı zamanda bu yardımların harcanma şeklini de içeren bir şeffaflık sağlayacak olması. Başka bir deyişle, devlet yetkilileri, bir sivil toplum kuruluşunun aldığı yabancı kaynaklardan ne kadar para harcadığını ve yabancı yatırımcılarla birlikte ne kadarını “kestiğini” öğrenebilecekler.

Diğer taraftan, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, yasa tasarısının kabul edilmesinin Gürcistan’dan keskin bir sermaye çıkışına ve Batılı fonlar ve kuruluşlar tarafından Gürcü kuruluşlarına yapılan yatırımlarda ve genel manada finansmanda devasa bir azalmaya yol açacağı konusunda ısrarla uyarıyorlar. Zira, Batılı vakıflar, Gürcistan’daki kâr amacı gütmeyen kuruluşların çoğunu finanse ettiği için fon kesintileri ciddi bir iktisadi çöküşü de beraberinde getirebilir.

Cumhurbaşkanı Salome Zurabişvili, üçüncü okumada kabul edilmesi halinde tasarıyı veto etme sözü vermişti. İktidardaki Gürcü Rüyası partisi yine de parlamentoda cumhurbaşkanlığı vetosunu geçersiz kılmak için yeterli oya sahip.

Bu artık sık sık tekrarlansa da değinmekte fayda var; yasa Rusya’nın icadı değil, ABD’nin icadı.

ABD, FARA Yasasını (Yabancı Acentalar Kayıt Yasası) 1938 yılında yürürlüğe koymuştur. Yasaya göre, ABD’de yabancı fonlarla siyasi faaliyette bulunan ve “yabancı acenta” olarak kayıt yaptırmayan herkes para ve/veya hapis cezasıyla karşı karşıya kalıyor.

Buna ek olarak, “yabancı acentalar” yayınlarına “yabancı acenta” şeklinde etiket koyma yükümlülüğüne sahip. Diğer yandan FARA’nın hükümleri Rusya ve Gürcistan’daki muadillerinden çok daha ağır. 2018 yılında ABD’de 18 ay hapis cezasına çarptırılan Mariya Butina buna örnek.

Benzeri bir yasa, halihazırda Fransa’da da parlamentoya sunuldu ama pek gündem olmuşa benzemiyor.

Avrupa

Çekya’da NATO zirvesine kim katılacak krizi

Yayınlanma

Çekya Başbakanı Andrej Babiš, ülkesinin cumhurbaşkanının önümüzdeki ay Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine katılımını engelledi.

Bu durum, Prag’ı yurtdışında temsil etme yetkisine kimin sahip olduğu konusunda anayasal bir tartışmaya yol açtı.

Eski bir NATO komutanı ve Ukrayna’nın sadık bir destekçisi olan Cumhurbaşkanı Petr Pavel, salı günü yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanının yetkilerini ihlal eden ve “benzeri görülmemiş ve son derece talihsiz bir adım” olarak nitelendirdiği bu durumla ilgili olarak anayasa mahkemesine başvuracağını söyledi.

Bu çatışma, Pavel ile Babiš arasındaki iktidar mücadelesinde yaşanan en son tırmanışı işaret ediyor.

Trump’ın da müttefiki olan milyarder başbakan Babiš, Çek vatandaşlarının Ukrayna’nın silah masraflarını karşılamasına karşı kampanya yürüttükten sonra aralık ayında yeniden göreve dönmüştü.

Pavel, 2023’teki cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinde Babiš’i mağlup etmişti. Fakat Babiš, geçen yıl ANO partisinin parlamento seçimlerini kazanmasının ardından koalisyon hükümetinin başında yeniden iktidara gelmişti.

Prag’daki bu gergin ortak yaşam ortamına rağmen Pavel, NATO zirvesindeki temsil konusunda hükümetle “aylarca sürecek kamuoyu önünde tartışmaları” önlemek için defalarca çaba gösterdiğini belirtti.

Her ikisinin de Ankara’ya gidebileceğini, kendisinin gayri resmi bir akşam yemeğine katılmakla yetineceğini, resmi müzakereleri ise Babiš’e bırakacağını önerdi.

Pavel şunları söyledi:

“Bu anlaşmazlık aslında tek bir dış toplantıdaki tek bir koltukla ilgili değil. Bu, cumhurbaşkanını, silahlı kuvvetlerin başkomutanını ve eski bir NATO yüksek temsilcisini, Çek Cumhuriyeti’nin ve vatandaşlarının güvenliği yararına hayat boyu edindiği uzmanlığını kullanabileceği bir zamanda ittifakın zirvesinden dışlamak için hükümetin bilinçli olarak aldığı bir kararla ilgilidir.”

Pavel, Anayasa Mahkemesi’nden zirveye katılım konusunda kimin karar verebileceğini netleştirmesini ve hükümete cumhurbaşkanını engellememesini, bunun yerine onunla işbirliği yapmasını emretmesini istedi.

Ayrıca, Çek cumhurbaşkanlarının sağlık sorunları nedeniyle bir kez hariç, son 20 NATO zirvesinin 19’unda ülkeyi temsil ettiklerini de belirtti.

Pavel salı günü yaptığı açıklamada şöyle devam etti:

“Bu gelenek herhangi bir nedenle değişecekse, bu yine müzakereler ve mutabakat yoluyla gerçekleşmeli, hükümetin tek taraflı bir kararıyla değil. Başbakan Andrej Babiš geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanının kendisinin üstü olmadığını söyledi. Bu konuda haklı. Ben sadece bunun tersinin de geçerli olduğunu eklemek isterim.”

Babiš, dışişleri ve savunma bakanlarıyla birlikte Ankara’ya gelmeye hazırlanıyor. Çek lider, Prag’ın NATO savunma harcamaları hedeflerini tutturamaması nedeniyle ABD başkanının öfkesinden kaçınmak için Trump’a olan yakınlığına güveniyor.

Babiš geçen ay Financial Times’a verdiği demeçte, hükümetinin bu yıl GSYİH’nın yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini “muhtemelen” tutturamayacağını ama bölgedeki ABD başkanını açıkça destekleyen son liderlerden biri olmanın “avantajına” güvendiğini söylemişti.

Çek başbakanı, Ukrayna’yı silahlandırma konusunda da daha az kararlı bir tutum sergiliyor. Oysa Pavel, 2024 yılında Prag öncülüğünde Kiev’e top mermisi sağlayan uluslararası bir girişimin başlatılmasına yardımcı olmuştu.

Babiš, projeye finansman sağlamayı durdurdu ve projeye katılan ülke sayısı geçen yıldan bu yana yarı yarıya azaldı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Aşırı sıcaklar Avrupa genelinde uyarıları artırdı

Yayınlanma

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın birçok ülkesini etkisi altına alırken, Fransa, İspanya ve İtalya’da yetkililer alarm seviyelerini yükseltti. Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, son beş günde ülkede 40 kişinin boğularak hayatını kaybettiğini açıkladı. Bazı ülkelerde okullar ve belirli işyerleri faaliyetlerini durdurdu.

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın çeşitli ülkelerini etkisi altına alırken, Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu salı günü yaptığı açıklamada, ülkede son beş gün içinde 40 kişinin aşırı sıcakların yaşandığı dönemde boğularak hayatını kaybettiğini bildirdi.

Avrupa’daki birçok ülkenin yetkilileri tehlike uyarıları yayımlarken, bazı okullar ve işyerleri faaliyetlerini durdurdu.

Dünya Meteoroloji Örgütüne göre Avrupa kıtası, küresel ortalamaya kıyasla iki kat daha hızlı ısınıyor. Bu durum, uzun süreli sıcak hava dalgalarının daha sık görülme olasılığını artırıyor.

Meteorologlar, mevcut sıcak hava dalgasının “omega blokajı” olarak bilinen atmosferik basınç sistemiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor.

Adını şeklinin Yunan alfabesindeki omega harfine benzemesinden alan bu yapıda, yüksek basınç merkezinde sıcak hava bulunurken iki yanında daha serin hava kütleleri yer alıyor.

Meteorologların aktardığına göre bu durum, Batı ve Orta Avrupa üzerinde sıcak havanın hapsolduğu bir “ısı kubbesi” oluşturdu. Hapsolan sıcak hava nedeniyle sıcaklıklar her gün daha da yükseliyor.

Meteo France verilerine göre Fransa’nın neredeyse tamamında sıcak hava uyarısı yürürlükte bulunuyor. Ülkenin batısındaki bazı bölgelerde sıcaklığın 43 dereceye kadar çıkması bekleniyor.

İtalya Sağlık Bakanlığı, 15 kent için en yüksek alarm seviyesini ilan etti. Ülkedeki bazı üretim tesislerinde çalışmalar durduruldu.

Birleşik Krallık Meteoroloji Servisi, salı günü İngiltere’nin güneyinde sıcaklığın 37 dereceye ulaşacağını ve sonraki iki gün içinde daha da yükseleceğini öngördü.

Kuruma göre bu durum, haziran ayı için yeni bir sıcaklık rekoruna yol açabilir.

İspanya Devlet Meteoroloji Ajansı ise bazı bölgelerde kırmızı alarm ilan etti. Bu bölgelerde hava sıcaklığının 44 dereceye kadar yükselmesi beklenirken, Andujar belediyesinde pazartesi günü sıcaklık 45 dereceyi aştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman istihbarat teşkilatı BND yeniden yapılandırılıyor

Yayınlanma

Almanya’nın dış istihbarat servisi BND, “Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak” amacıyla daha etkili bir hizmet vermek istiyor.

Financial Times’ta (FT) yer alan habere göre siyasetçiler ve hatta BND personeli, 6.500 çalışanı bulunan bu kurumun, İngiltere’nin SIS’i, ABD’nin CIA’i ve Fransa’nın DGSE’si gibi “et yiyen” muadillerine kıyasla “vejetaryen” olduğunu esprili bir şekilde dile getiriyorlardı.

2022’de ise BND, Rusya konusunda o kadar geride kalmıştı ki, Kiev’e bombalar düşmeye başladığında kurumun o dönemki başkanı şehirde mahsur kaldı ve Polonya sınırına ulaşması iki gün sürdü. Buna karşılık, CIA ve SIS bir saldırı olacağı konusunda uyarıda bulunmuştu.

Dört yıl sonra, Avrupa liderlerinin artık ABD’ye bu kadar fazla güvenemeyeceklerine karar verdikleri bir dönemde Almanya, Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak için BND’yi daha modern ve etkili bir istihbarat servisi haline getirmeye çalışıyor.

Ukrayna savaşının ardından Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) hızla yeniden silahlanırken, hükümet BND’nin de yeniden donatılması, genişletilmesi ve savaş hazırlığına geçirilmesi zamanının geldiğine inanıyor.

Berlin, hem istihbarat yetkilileri hem de askerleri için bir Zeitenwende (“dönüm noktası”) planlıyor.

Almanya’da baskı artıyor: BND yasası değiştirilecek

Şansölye Friedrich Merz geçen sonbaharda yaptığı bir konuşmada, “Avrupa’da üstlendiğimiz sorumluluk, büyüklüğümüz ve ekonomik gücümüz göz önüne alındığında, BND’nin istihbarat alanında en üst düzeyde faaliyet göstermesi hedefimizdir,” demişti.

Hükümet, bu yıl BND’nin bütçesini yaklaşık yüzde 25 artırarak 1,51 milyar avroya çıkardı ve sonbahara kadar kurumla ilgili yeni bir yasa tasarısını Federal Meclis’e sunması bekleniyor.

Sızan ilk taslaklar, BND’nin 70 yıllık tarihindeki en önemli reformlar olacak ve kuruma önemli yeni yetkiler kazandıracak kapsamlı bir reform paketine işaret ediyor.

Merz’in 2025 yılında atadığı BND Başkanı Martin Jäger, nisan ayında kapalı kapılar ardında yaptığı bir konuşmada çalışanlara, “Almanya’nın ilk savunma hattı olmalıyız ve olacağız,” dedi.

Fakat FT’nin siyasetçiler, yetkililer ve BND’nin eski ve mevcut çalışanlarıyla yaptığı bir dizi mülakat, bu girişimin hâlâ Alman devletinin pek çok kesimini etkileyen bürokrasi ve yasalcılıkla  ve ayrıca kurumun kendi zihniyetiyle engellenebileceğini gösteriyor.

Hükümetin önerdiği yeni yasa, BND’nin şu anda tabi olduğu siyasi ve hukuki denetim sistemini ortadan kaldıracak ve kimin gözetim altına alınabileceği, kimin alınamayacağına ilişkin kuralları değiştirecek.

Bir Alman diplomat ise, “Yeni bir yasa taslağı hazırlamak, bir soruna çok ‘Alman’ bir çözüm. Asıl sorun . . . [ise] siyasi kültürle ilgili,” diyerek, ülkede özellikle Soğuk Savaş sonrasında hassas bir konu olan “gözetim” alerjisine dair kamuoyu hafızasına işaret ediyor.

BND’de deneyimi olanlar, değişimin sadece gerekli değil, aynı zamanda acil olduğunu ileri sürüyor.

Örneğin eski bir BND yetkilisi şunları söylüyor:

“Gerçek şu ki, son yirmi yılın büyük bir bölümünde, dünya daha istikrarsız hale gelip Almanya’ya yönelik tehditler artarken, BND’nin [müdahale kuralları] giderek daha katı hale geldi. Ya radikal bir adım atarız ya da sonuçlarına gerçekten katlanırız diye bir kırılma noktasına geldik.”

Öte yandan BND’nin geçmişi pek de temiz değil. Bu kurumun öncülü, Nazi rejiminden gelen eski Alman askeri istihbarat ajanlarından oluşan ve ABD tarafından desteklenen bir ağ olan “Gehlen Örgütü” idi.

Almanya, istihbarat teşkilatına geniş yetkiler vermeyi planlıyor

1956’da örgütün ilk başkanı olan Reinhard Gehlen, İkinci Dünya Savaşı sırasında Wehrmacht’ın doğu cephesindeki casusluk şefi olarak görev yapmıştı.

Soğuk Savaş döneminde de BND özellikle CIA ile birlikte çalışarak adından söz ettirdi. On yıllar boyunca, CIA ile birlikte, İsviçre merkezli Crypto AG adlı, ticari açıdan dünyanın en başarılı şifreleme şirketinin gizli sahibi de BND idi. 1980’lere gelindiğinde, küresel diplomatik iletişimin tahmini olarak yüzde 40’ı Crypto AG makineleri kullanılarak gönderiliyordu. CIA ve BND bu iletişimin tamamını okuyabiliyordu.

Soğuk Savaş sonrasında ise BND biraz daha geri plana itildi. 2013 yılında eski ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden tarafından sızdırılan belgeler, ABD istihbarat kurumlarının Alman topraklarında BND ile el ele yürüttüğü kitlesel gözetim faaliyetlerini ortaya çıkarmış ve bu durum, zaten var olan güvensizliği daha da derinleştirmişti.

Bu ifşaatlara yanıt olarak Almanya, BND’yi düzenleyen BND Kanunu’nu sıkılaştırarak yeni kısıtlamalar getirdi.

Ama 2022 başlayan Ukrayna savaşından bu yana durum değişti. BND’nin çalışmalarını denetleyen güçlü Bundestag komitesinin CDU’lu başkanı Marc Henrichmann bu konuda şunları söylüyor:

“İnsanlar artık, bu ülkeyi son yıllarda yapabildiğimizden daha iyi korumamız gerektiğini fark ettikleri bir noktaya geldi. Artık burada siber saldırıların ne kadar sık gerçekleştiğinin farkında olmayan tek bir girişimciye bile rastlamıyorum. Herkes havaalanında insansız hava araçlarını gördü. Herkes haberlerde ya da başka yerlerde ‘gölge filo’ tankerlerini görüyor.”

BND’nin artık bilgi almak için ABD istihbarat kurumlarına güvenemeyeceği düşüncesi birçok Alman’da yankı buldu.

Mart 2025’te Donald Trump yönetimi Ukrayna ile istihbarat paylaşımını kısa süreliğine askıya aldığında, bir Avrupalı istihbarat yetkilisi bunun kıtadaki herkesin dikkatini çektiğini söyledi.

Merz hükümeti, yeni BND yasasının bu sorunu çözeceğini savunuyor. Yeni yasanın ayrıntıları hâlâ üzerinde çalışılıyor olsa da, BND ve Şansölyelik yetkilileri, yasanın dört alanı kapsamayı hedeflediğini belirtiyor: sinyal istihbaratı, yapay zeka ve teknolojinin kullanımı, kurumun düşmanlara “karşılık verebilmesi” için yeni yetkiler ve BND’nin denetimi.

Henrichmann, yasanın ilk taslaklarının bu yıl sızdırılması üzerine, kamuoyundaki tepkilerin reform sürecini bozacağını ya da en azından yeniden gözden geçirilmesine yol açacağını düşündüğünü söylüyor.

Fakat Henrichmann’a göre, “Tepkiler çok hafifti… Bana yazanların çoğu, ‘Nihayet bir şeyler oluyor’ dedi.”

2020 yılında, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, Snowden’ın ifşaatlarından bu yana BND’nin gözetim uygulamalarına karşı mücadele eden bir grup sivil haklar savunucusunun lehine tarihi bir karar vermişti.

Mahkemenin, BND’nin gözetleme faaliyetlerini denetlemek ve onaylamak üzere bir yargıçlar konseyi kurmasını öngören kararının etkisi, 332 maddelik kararın birinci maddesinde şu şekilde ifade edildi: “Alman Anayasası’nın . . . gözetleme faaliyetlerine karşı savunma hakkı olarak sağladığı korumalar, yurtdışındaki yabancı uyruklular için de geçerlidir.”

BND şu anda en az dört ayrı kurum tarafından denetleniyor. 2020 tarihli kararla kurulan konseye ek olarak, BND, çoğunlukla gizli toplantılar düzenleyen ve ABD Kongresi’ndeki istihbarat komiteleri gibi geniş denetim ve kontrol yetkilerine sahip olan Henrichmann’ın komitesi tarafından da denetleniyor.

Ayrıca, komite tarafından atanan ve BND’nin gözetleme faaliyetlerini geriye dönük olarak izleyen, uzmanlar ve eski milletvekillerinden oluşan 10 kişilik bir komisyon da bulunuyor.

Bu komisyon da endişe duyduğu konuları, geniş yaptırım yetkilerine sahip olan Almanya Federal Veri Koruma ve Bilgi Özgürlüğü Komiserine havale edebilir.

Dünyanın en büyük iletişim merkezlerinden biri olan Frankfurt’taki DE-CIX internet değişim noktasından BND, günlük yaklaşık 1,2 trilyon iletişim verisini süzüp Münih yakınlarındaki Pullach’taki teknik merkezine kopyalayabilir.

Bu, kurumun temel görevlerinden biri. Fransa’nın DGSE’si gibi, telekom ağlarından gelen dijital verilerin toplu olarak dinlenmesi ve analizinden, bilgisayar korsanlığı faaliyetlerinden ve elde edilen veri setlerinden sorumlu.

Bu işler ABD ve Birleşik Krallık’ta sırasıyla NSA ve GCHQ tarafından yürütülüyor.

Ancak şu anda, katı kurallar bu bilgi hazinesinin nasıl kullanılacağını sınırlıyor. Verileri filtrelemek için, ayrıntılı bir dizi yasal gereklilikle gerekçelendirilmiş bir arama terimi veya terim grubu kullanması gerekir.

Kurum , Alman vatandaşları veya gazetecilerle ilgili verilere ya da cinsel mahremiyet içeren veya bir kişinin dini inançlarına atıfta bulunan herhangi bir bilgiye erişemez.

FT’ye göre bundan dolayı, “Kremlin’in kontrolündeki medya kuruluşlarından birinde gazeteci olarak çalışan şüpheli bir Rus casusu, Alman anayasası sayesinde gözetimden korunuyor.”

Veri saklama konusunda da sıkı kısıtlamalar bulunuyor. Bazen BND, veri setlerini sadece iki hafta sonra silmek zorunda kalır.

Bu durum, ipuçlarını araştırmak için daha uzun süreye ihtiyaç duyan analistleri zor durumda bırakıyor.

Bilgilerin saklanmasına izin verildiği durumlarda bile, 2020 tarihli anayasa kararının gerektirdiği çok sayıda onay ve güvenlik önlemi, analiz sürecini yavaşlatıyor.

Bir kıdemli subay şaka yollu olarak, kurumun Berlin veya müttefikleri için “anlık istihbarat” hazırladığında, bunu alan herkesin önce “bu bir BND dakikası mı, yoksa gerçek bir dakika mı?” diye sorması gerektiğini söylüyor.

Yeni yasa, bu tür sorunları gidermeyi amaçlıyor. Hükümet, denetimi geri çekmeyi değil, daha yönetilebilir hale getirmeyi hedeflediğini belirtiyor.

Örneğin, kurumun filtrelerinden geçen belirli verilerin ve meta verilerin saklanma süresini mevcut altı aylık üst sınırın çok ötesine uzatarak.

BND ayrıca, her gün yakaladığı filtrelenmemiş çevrimiçi bilgilerin tamamını çok daha uzun süre saklamayı umuyor. Bu veriler şu anda sadece birkaç gün boyunca tutuluyor.

Bu önemli bir husus çünkü şu anda Almanya ticari kuruluşlardan verileri saklamalarını zorunlu kılmıyor.

BND, arama emri olsa bile, internet şirketleri bu verileri silmiş oldukları için genellikle değerli bilgilere erişemiyor.

Buna karşılık örneğin Birleşik Krallık, telekom ve internet servis sağlayıcılarından verileri bir yıla kadar saklamalarını talep edebiliyor.

BND’ye, dinleme merkezlerinden topladığı büyük veri yığınını daha uzun süre (meta veriler için 15 aya kadar) saklama konusunda yasal yetki vermek, BND jargonunda kurumun “soğuk başlangıç” yeteneği olarak bilinen şey için hayati önem taşıyor.

Beklenmedik bir durum meydana geldiğinde, geriye dönük olarak taranabilecek depolanmış bir veri “tamponu” (küresel internet trafiğinin bir anlık görüntüsü) ipuçları bulmak için hayati öneme sahip olabilir.

Fakat CIA gibi istihbarat teşkilatlarının işkence ve olağandışı teslim (extraordinary rendition) gibi eylemlere karıştığı bir yüzyılda, birçok yorumcu denetim ve incelemenin önemini vurguluyor.

Ayrıca yeni yasa ile BND’nin yalnızca bilgi toplayan bir istihbarat servisi olmaktan çıkarak kendi operasyonlarını da yürüten bir kurum haline gelmesi hedefleniyor.

Örneğin Alman istihbarat yetkilileri, hedeflerine karşı “karşılık olarak siber saldırı” düzenleyebilecek.

Ajansın bir yetkilisi, örneğin BND’nin kötü amaçlı yazılım kullanarak Rus insansız hava aracı fabrikalarına fiziksel hasar verememesinin nedenini sorguluyor.

Bunun yanı sıra, BND yetkililerinin hesaplı riskler almayı düşünmeye ve daha proaktif olmaya teşvik edildiği daha geniş kapsamlı bir kültürel dönüşümü desteklemek de amaçlanıyor.

Çalışanlar, şu anda kurumun operasyonlarının ajanlar yerine avukatlar tarafından tasarlandığı izlenimini veriyor.

Bununla birlikte, BND’nin kültürünü değiştirmek için yeni bir yasadan fazlası gerekebilir. Eski bir yetkiliye göre sorun, BND’den ziyade Alman devletinin kendisiyle ilgili.

ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’da, dış istihbarat servisleri cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığın yetki ve nüfuzunun temel bileşenleri iken Almanya’da, BND genellikle başbakanlar ve bakanları tarafından potansiyel bir siyasi yükümlülük kaynağı olarak görülür.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English