Avrupa
Gürcistan’ın ‘yabancı acenta’ yasası: Brüksel neden şeffaflığı sevmiyor?

Gürcistan, son aylarda ciddi bir sınav veriyor. Ülke parlamentosu, geçen yıl da gündeme getirilen ve tepkilerin ardından geçici olarak rafa kaldırılan ‘Yabancı Etkinin Şeffaflığı’ yasa tasarısını dün üçüncü ve son okumada kabul etti.
Ülkenin taşralı özü ne kadar belirgin olsa da son yaşananlar bazı risklere kapı aralıyor.
Gürcistan Başbakanı Irakli Kobahidze, pazartesi günü yaptığı açıklamada “Burası [2014’te devrilen Ukrayna Devlet Başkanı Viktor] Yanukoviç’in Ukrayna’sı değil, burası her türlü şiddet teşebbüsüne karşılık verecek, egemen bir devlettir,” demişti. Buradan da anlaşılacağı üzere, Gürcü Rüyası hükümeti bu işin nerelere varacağının çok iyi farkında.
Geçen yıl Gürcü Rüyası da aynı yasayı geçirmeye çalışmış ancak muhalefet ve Batı’nın baskısıyla geri adım atmıştı. Kobahidze’ye göre o zamandan bu yana muhalefet ciddi bir güç kaybı yaşadı ve ‘gözden düştü’.
Fakat Gürcü Rüyası, Brüksel’in AB üyelik müzakerelerini sona erdirme tehditlerini bariz biçimde hesaba almıyor; hatta ABD’nin Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı James O’Brien’ın Gürcü Rüyası’nın kurucusu Bidzina İvanişvili ile birebir bir görüşme talebi, tüm ısrarlara rağmen geri çevrilmişti.
Atlanmaması gereken bir diğer husus da ülkenin ekim ayında genel seçimlere gidecek olması. Batı, muhalefete ve sivil toplum kuruluşlarına devasa fonlar aktararak bu ayrık otundan kurtulmayı planlıyordu.
Sermayenin şeffaflıktan hazzetmediği hakikati burada da kendini ispat ediyor; ABD ve AB, her zamanki gibi gizli çalışma niyetinde ve bu kısmi şeffaflık öngören tasarının durumu tersine çevirmesine izin vermek istemiyor.
Yasa sadece ülkedeki Batı yanlısı siyasi hareketleri ve medya kuruluşlarını finanse eden ve Batı yanlısı partilere örgütsel destek sağlayan yabancı [yani öncelikle Batılı] STK’ların, gelirlerinin yüzde 20’sinden fazlasını yurt dışından elde etmeleri halinde devlete beyanda bulunma zorunluluğu kılıyor.
ABD ve İngiltere’den tehditler
Bu panik hali, tasarının kabul edilmesinden sonra derhal gelen yaptırım tehditlerinden de anlaşılabilir. Nitekim Beyaz Saray Sözcüsü Karine Jean-Pierre, dün düzenlediği basın toplantısında yasanın yürürlüğe girmesi halinde ABD’nin Gürcistan ile ilişkilerini ‘gözden geçireceğini’ bildirdi.
Ondan evvel ABD Kongresi de “Gürcistan’daki durum açıktır. Hükümet Gürcü halkının sesine kulak verebilir ya da Rus tarzı otoriterliğin karanlık yolunda ilerlemeye devam edebilir. Açıkça ifade ediyoruz ki ikincisini seçmek ABD’yi ilişkimizin doğasını temelden yeniden düşünmeye zorlayacaktır. Tıpkı Kongre’nin Belarus’un otoriterliğe kayışını dikkate alarak 2004 yılında partiler üstü Belarus Demokrasi Yasasını kabul ettiği gibi,” açıklamasını yaptı.
Tiflis’i ziyaret eden ABD’nin Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı James O’Brien, ‘ülkede demokrasinin altının oyulması halinde’ Gürcü yetkililere yaptırımlar uygulanabileceğini ifade etti. O’Brien, Washington yönetiminin yasa tasarısının AB normlarıyla koordinasyon sağlanmadan desteklenmesi, demokrasinin altının oyulması ve barışçıl protestoculara karşı şiddet uygulanması halinde tepki göstereceğini öne sürdü.
İngiltere Dışişleri Bakan Yardımcısı Nusrat Ghani de yasanın Gürcistan’ın NATO’ya katılma planlarına son verebileceği uyarısında bulundu:
“Gürcistan’da yaşananlara ilişkin görüntüler şoke edici ve Gürcistan’ın dostları olarak tüm taraflara sükûnet ve itidal çağrısında bulunuyoruz. Bugün Gürcistan parlamentosu bir kez daha yabancı etkinin şeffaflığına ilişkin yasa lehinde oy kullandı. Ortaklarımız gibi Birleşik Krallık da bu yasanın yürürlüğe girmesine şiddetle karşı çıkmaktadır. Yasa ve ona eşlik eden protestoculara yönelik sindirme hareketleri, NATO üyeliğini hedefleyen bir ülkenin demokratik değerleriyle bağdaşmamakta ve Gürcistan’ın transatlantik hedeflerini sona erdirme riski taşımaktadır.”
Ghani, durumu 14 Mayıs’ta Gürcistan Büyükelçisi ile görüştüğünü ve kendisine Londra’nın gelişmeleri “büyük bir endişeyle” takip ettiğini söylediğini ve Gürcistan hükümetini rotasını değiştirmeye ve bu yasayı geri çekmeye çağırdığını sözlerine ekledi.
Avrupa’nın kışkırtma hamleleri
13 Mayıs’ta Almanya, Polonya, Çekya, Letonya, Litvanya ve Estonya parlamentolarının dış ilişkiler komisyonlarının başkanları Gürcistan’a varmışlardı ancak Gürcistan hükümetinin temsilcileriyle herhangi bir görüşme yapılmadı. Avrupalı siyasetçiler, bunun yerine muhalefetle bir araya geldi.
Belki de en müstehcen eylem, Alman Federal Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı ve Sosyal Demokrat Partili (SPD) siyasetçi Michael Roth’un beraberindeki heyetle kargaşanın devam ettiği Tiflis sokaklarında arz-ı endam etmesi oldu.
Ülkenin kamu yayın kurumu 1TV’ye demeç veren Roth, “Hepimiz Gürcistan’ın dostlarıyız. Bizim iki görevimiz var. Birinci görevimiz, Avrupa değerlerimiz adına barışçıl bir şekilde sokaklarda gösteri yapan insanlarla dayanışma içinde olduğumuzu ifade etmektir. İkinci görevimiz ise birbirimizi dinlemektir,” dedi.
Geçen yıl Gürcistan’a adaylık statüsü verilmesi konusunda son derece kararlı olduklarını savunan Roth, şöyle devam etti: “Bu pek kolay olmadı, zira bu, hükümete verilmiş bir hediye değildi. Bu daha ziyade sivil topluma yönelik bir teşvikti, çünkü sivil toplumunuzla gurur duymalısınız. Sivil toplum düşman değildir ve ben Gürcistan’daki kadar Avrupa’ya ve Avrupa değerlerine bağlı bir toplum görmedim. Bununla gurur duyun. Bu insanlar düşman değil, ortaktır. İktidar partinizin toplumunuzdaki bu kutuplaşmanın üstesinden gelmek ve duyguları yatıştırmak için toplumla köprüler kurmasını bekliyorum.”
Aynı amanda Estonya, Letonya, Litvanya ve İzlanda dışişleri bakanları da bugün bir çalışma ziyareti için Gürcistan’a gitti ancak ziyaret, görünüşe göre kayıt altına alınmamış ya da Tiflis makamlarına bilgi verilmemiş. Bu eylemler, Batılı siyasetçilerin Aralık 2013’ten itibaren gidip göstericileri alkışladıkları Maydan’ı anımsatıyor.
Gürcistan hükümetinin de görüşü de bu yönde ki partiden bir milletvekili olan İrakli Kadagişvili, AB dışişleri bakanlarının durumu radikalleştirmek istediğini söyledi:
“Bağımsız bir devlet olarak Gürcistan’a karşı toplu bir saldırı var. Batılı siyasetçiler protestocuları desteklemek ve durumu radikalleştirmek için geliyorlar.”
Kadagişvili, Gürcistan hükümetinin ziyaretlerden haberdar bile edilmemesini eleştirdi.
Gürcistan’da yeni bir “Orbán” vakası mı?
Aceleci yorumlar, Gürcü Rüyası’nın artık Batı’nın bir ortak değil, bir düşman olduğunun farkına vardığı yönünde sığ değerlendirmelerle dolu.
Genel manada Batı yanlısı olmasına rağmen mevcut hükümetin Rusya’ya yaptırımlara katılmadığı ya da ülkeyi, Polonya gibi Ukrayna’ya askeri sevkiyatın geçiş güzergâhı haline getirmedikleri doğru. Ya da Washington ve Brüksel’in bunu ihanet olarak gördüğü de doğru.
Fakat diğer yandan Gürcistan’ın iktidar partisi, Macaristan’daki Viktor Orbán’dan ya da Erdoğan’dan çok da farklı bir pozisyonda değil. Bozuk saat günde iki kez doğruyu gösterir misali, Carnegie Endowment’ın bu konuda son derece haklı bir çıkarımı var.
Carnegie, geçen yılın ağustos ayında Thomas de Waal imzasıyla yayımladığı görüş yazısında şu ifadelere yer vermişti:
“Kıyıda köşede Rusya ile doğrudan bir ilişki var mı yok mu diye kaygılanmak yerine, halihazırda açıkta olan bir yabancı ortağa —Viktor Orbán’ın Macaristan’ı— dikkat kesilmek muhtemelen daha faydalı olacaktır. [Eski Başbakan İrakli] Garibaşvili, 4 Mayıs’ta Budapeşte’de Viktor Orbán’ın ev sahipliğinde düzenlenen ve dünya çapındaki aşırı muhafazakarların katıldığı Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı’nda (CPAC) bir konuşma yaptı. Konuşması oldukça açıklayıcıydı. Macaristan’ın ve özellikle Orbán’ın Gürcistan’ın Avrupa’daki önde gelen dostu olduğu iddia ediliyor. Rusya’yı kınayan ifadeler olsa da hedefin ‘barış’ olduğu belirtiliyor. Doğru Avrupa değerleri, ‘Hristiyan’ değerleri olarak tanımlanıyor: ‘Ana silahımız ve temelimiz geleneksel, Hristiyan, muhafazakâr, aile değerleridir. LGBTQ propagandası sahte bir özgürlüktür.’ Bu, Gürcistan’ın arzuladığı Avrupa. Orbán baş müttefik olabilir ancak AB Komisyonu’nun Komşuluk ve Genişlemeden Sorumlu üyesi Macar Olivér Várhelyi’nin de Brüksel’de bir diğer destekçi olduğu sır değil. Macaristan’ın Ukrayna ile iyice belirginleşmiş sorunları, bu figürlerin AB’nin Gürcistan yerine Ukrayna’yı ödüllendirmesinin çifte standart olduğunu savunacaklarını ima ediyor.”
Parlamento baskını
Tiflis’te hafta sonundan bu yana kalabalık [CNN’e göre yaklaşık 50 bin kişinin katıldığı] gösteriler var. 11 Mayıs Cumartesi günü Tiflis’in merkezinde ‘Avrupa Yürüyüşü’ adı altında bir miting gerçekleştirildi. Tiflis sakinlerinin yanı sıra Gürcistan’ın diğer şehirlerinden gelenler de eylemde yer aldı.
Gürcistan İçişleri Bakanlığı’na göre gözaltına alınanlar arasında Rusya ve ABD vatandaşları da vardı. Gösterilerin ilk günlerinde parlamento binasına baskın teşebbüsü de yaşandı.
Buradaki çifte standardı görmek zor değil; daha önce ABD yönetiminin Ocak 2021’in başlarında Kongre Binası’nın basılmasına nasıl tepki verdiğini hatırlayan olacaktır. Keza Alman hükümeti ve Batı basını, Ağustos 2020’de bazı göstericilerin Reichstag’ın merdivenlerine çıkmasını “skandal” olarak anmıştı.
Aynı şekilde ama farklı siyasi güdülerle hareket eden protestocular, son bir haftadır neredeyse her gün parlamentoyu kuşatmaya ve içeri girmeye çalışıyor.
Gerilimin artması yönünde her türlü belirti mevcut. Şu anda hapiste olan eski Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili tarafından kurulan ve parlamentoda 20 milletvekiliyle temsil edilen mevcut muhalefet partisi Birleşik Ulusal Hareket ve iki milletvekiline sahip “Gürcistan için Lelo” adlı STK, yasanın kabul edilmesinin ardından parlamento çalışmalarını boykot edeceklerini açıkladı:
“Birleşik Ulusal Hareket içindeki grubumuz ve muhalefetin çoğunluğu artık olağan şekilde çalışmaya devam etmeyecek. Boykot moduna geçiyoruz.”
Yasa tasarısının detayları
‘Yabancı Etkinin Şeffaflığı’ yasa tasarısı, kâr amacı gütmeyen tüm tüzel kişiliklerin ve yüzde 20’den fazlası yurt dışından finanse edilen medya kuruluşunun listeleneceği bir sicil oluşturulmasını öngörüyor.
7 Mart 2023 tarihinde Gürcistan parlamentosu, tasarıyı ilk okumada onaylamış, 8 Mart’ta eylemler başlamış ve 9 Mart sabahı Gürcü Rüyası ve Halkın Gücü hareketi tasarıyı çekmişti.
Buna rağmen, Nisan 2024 başında Gürcü Rüyası yasa tasarısını parlamentoya yeniden sundu. İlk versiyondan farklı olarak, nihai belgede ‘yabancı etki ajanı’ terimi yerine ‘yabancı çıkarlar peşinde koşan kuruluş’ ifadesini kullanılıyor.
Önemli meselelerden biri de yasanın Gürcistan’daki sivil toplum kuruluşlarına yapılan Batı yardımlarının boyutunu ve dağılımını açık bir şekilde ortaya koyabilen, sadece ilgili tarafların listesini değil, aynı zamanda bu yardımların harcanma şeklini de içeren bir şeffaflık sağlayacak olması. Başka bir deyişle, devlet yetkilileri, bir sivil toplum kuruluşunun aldığı yabancı kaynaklardan ne kadar para harcadığını ve yabancı yatırımcılarla birlikte ne kadarını “kestiğini” öğrenebilecekler.
Diğer taraftan, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, yasa tasarısının kabul edilmesinin Gürcistan’dan keskin bir sermaye çıkışına ve Batılı fonlar ve kuruluşlar tarafından Gürcü kuruluşlarına yapılan yatırımlarda ve genel manada finansmanda devasa bir azalmaya yol açacağı konusunda ısrarla uyarıyorlar. Zira, Batılı vakıflar, Gürcistan’daki kâr amacı gütmeyen kuruluşların çoğunu finanse ettiği için fon kesintileri ciddi bir iktisadi çöküşü de beraberinde getirebilir.
Cumhurbaşkanı Salome Zurabişvili, üçüncü okumada kabul edilmesi halinde tasarıyı veto etme sözü vermişti. İktidardaki Gürcü Rüyası partisi yine de parlamentoda cumhurbaşkanlığı vetosunu geçersiz kılmak için yeterli oya sahip.
Bu artık sık sık tekrarlansa da değinmekte fayda var; yasa Rusya’nın icadı değil, ABD’nin icadı.
ABD, FARA Yasasını (Yabancı Acentalar Kayıt Yasası) 1938 yılında yürürlüğe koymuştur. Yasaya göre, ABD’de yabancı fonlarla siyasi faaliyette bulunan ve “yabancı acenta” olarak kayıt yaptırmayan herkes para ve/veya hapis cezasıyla karşı karşıya kalıyor.
Buna ek olarak, “yabancı acentalar” yayınlarına “yabancı acenta” şeklinde etiket koyma yükümlülüğüne sahip. Diğer yandan FARA’nın hükümleri Rusya ve Gürcistan’daki muadillerinden çok daha ağır. 2018 yılında ABD’de 18 ay hapis cezasına çarptırılan Mariya Butina buna örnek.
Benzeri bir yasa, halihazırda Fransa’da da parlamentoya sunuldu ama pek gündem olmuşa benzemiyor.
Avrupa
İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.
Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.
Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.
Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.
Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.
İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.
İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.
Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.
Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler
Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.
Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.
Avrupa
Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.
Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.
Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.
Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.
Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.
Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.
Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.
Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.
Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.
Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.
S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.
PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.
Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.
Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.
Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.
Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:
“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”
ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.
Avrupa
Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.
Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.
Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.
Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.
Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.
Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.
Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:
“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”
Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.
Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.
Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.
Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor
Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.
Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.
ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.
Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.
Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.
Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.
Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.
Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum








