Avrupa
Gürcistan’ın ‘yabancı acenta’ yasası: Brüksel neden şeffaflığı sevmiyor?

Gürcistan, son aylarda ciddi bir sınav veriyor. Ülke parlamentosu, geçen yıl da gündeme getirilen ve tepkilerin ardından geçici olarak rafa kaldırılan ‘Yabancı Etkinin Şeffaflığı’ yasa tasarısını dün üçüncü ve son okumada kabul etti.
Ülkenin taşralı özü ne kadar belirgin olsa da son yaşananlar bazı risklere kapı aralıyor.
Gürcistan Başbakanı Irakli Kobahidze, pazartesi günü yaptığı açıklamada “Burası [2014’te devrilen Ukrayna Devlet Başkanı Viktor] Yanukoviç’in Ukrayna’sı değil, burası her türlü şiddet teşebbüsüne karşılık verecek, egemen bir devlettir,” demişti. Buradan da anlaşılacağı üzere, Gürcü Rüyası hükümeti bu işin nerelere varacağının çok iyi farkında.
Geçen yıl Gürcü Rüyası da aynı yasayı geçirmeye çalışmış ancak muhalefet ve Batı’nın baskısıyla geri adım atmıştı. Kobahidze’ye göre o zamandan bu yana muhalefet ciddi bir güç kaybı yaşadı ve ‘gözden düştü’.
Fakat Gürcü Rüyası, Brüksel’in AB üyelik müzakerelerini sona erdirme tehditlerini bariz biçimde hesaba almıyor; hatta ABD’nin Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı James O’Brien’ın Gürcü Rüyası’nın kurucusu Bidzina İvanişvili ile birebir bir görüşme talebi, tüm ısrarlara rağmen geri çevrilmişti.
Atlanmaması gereken bir diğer husus da ülkenin ekim ayında genel seçimlere gidecek olması. Batı, muhalefete ve sivil toplum kuruluşlarına devasa fonlar aktararak bu ayrık otundan kurtulmayı planlıyordu.
Sermayenin şeffaflıktan hazzetmediği hakikati burada da kendini ispat ediyor; ABD ve AB, her zamanki gibi gizli çalışma niyetinde ve bu kısmi şeffaflık öngören tasarının durumu tersine çevirmesine izin vermek istemiyor.
Yasa sadece ülkedeki Batı yanlısı siyasi hareketleri ve medya kuruluşlarını finanse eden ve Batı yanlısı partilere örgütsel destek sağlayan yabancı [yani öncelikle Batılı] STK’ların, gelirlerinin yüzde 20’sinden fazlasını yurt dışından elde etmeleri halinde devlete beyanda bulunma zorunluluğu kılıyor.
ABD ve İngiltere’den tehditler
Bu panik hali, tasarının kabul edilmesinden sonra derhal gelen yaptırım tehditlerinden de anlaşılabilir. Nitekim Beyaz Saray Sözcüsü Karine Jean-Pierre, dün düzenlediği basın toplantısında yasanın yürürlüğe girmesi halinde ABD’nin Gürcistan ile ilişkilerini ‘gözden geçireceğini’ bildirdi.
Ondan evvel ABD Kongresi de “Gürcistan’daki durum açıktır. Hükümet Gürcü halkının sesine kulak verebilir ya da Rus tarzı otoriterliğin karanlık yolunda ilerlemeye devam edebilir. Açıkça ifade ediyoruz ki ikincisini seçmek ABD’yi ilişkimizin doğasını temelden yeniden düşünmeye zorlayacaktır. Tıpkı Kongre’nin Belarus’un otoriterliğe kayışını dikkate alarak 2004 yılında partiler üstü Belarus Demokrasi Yasasını kabul ettiği gibi,” açıklamasını yaptı.
Tiflis’i ziyaret eden ABD’nin Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı James O’Brien, ‘ülkede demokrasinin altının oyulması halinde’ Gürcü yetkililere yaptırımlar uygulanabileceğini ifade etti. O’Brien, Washington yönetiminin yasa tasarısının AB normlarıyla koordinasyon sağlanmadan desteklenmesi, demokrasinin altının oyulması ve barışçıl protestoculara karşı şiddet uygulanması halinde tepki göstereceğini öne sürdü.
İngiltere Dışişleri Bakan Yardımcısı Nusrat Ghani de yasanın Gürcistan’ın NATO’ya katılma planlarına son verebileceği uyarısında bulundu:
“Gürcistan’da yaşananlara ilişkin görüntüler şoke edici ve Gürcistan’ın dostları olarak tüm taraflara sükûnet ve itidal çağrısında bulunuyoruz. Bugün Gürcistan parlamentosu bir kez daha yabancı etkinin şeffaflığına ilişkin yasa lehinde oy kullandı. Ortaklarımız gibi Birleşik Krallık da bu yasanın yürürlüğe girmesine şiddetle karşı çıkmaktadır. Yasa ve ona eşlik eden protestoculara yönelik sindirme hareketleri, NATO üyeliğini hedefleyen bir ülkenin demokratik değerleriyle bağdaşmamakta ve Gürcistan’ın transatlantik hedeflerini sona erdirme riski taşımaktadır.”
Ghani, durumu 14 Mayıs’ta Gürcistan Büyükelçisi ile görüştüğünü ve kendisine Londra’nın gelişmeleri “büyük bir endişeyle” takip ettiğini söylediğini ve Gürcistan hükümetini rotasını değiştirmeye ve bu yasayı geri çekmeye çağırdığını sözlerine ekledi.
Avrupa’nın kışkırtma hamleleri
13 Mayıs’ta Almanya, Polonya, Çekya, Letonya, Litvanya ve Estonya parlamentolarının dış ilişkiler komisyonlarının başkanları Gürcistan’a varmışlardı ancak Gürcistan hükümetinin temsilcileriyle herhangi bir görüşme yapılmadı. Avrupalı siyasetçiler, bunun yerine muhalefetle bir araya geldi.
Belki de en müstehcen eylem, Alman Federal Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı ve Sosyal Demokrat Partili (SPD) siyasetçi Michael Roth’un beraberindeki heyetle kargaşanın devam ettiği Tiflis sokaklarında arz-ı endam etmesi oldu.
Ülkenin kamu yayın kurumu 1TV’ye demeç veren Roth, “Hepimiz Gürcistan’ın dostlarıyız. Bizim iki görevimiz var. Birinci görevimiz, Avrupa değerlerimiz adına barışçıl bir şekilde sokaklarda gösteri yapan insanlarla dayanışma içinde olduğumuzu ifade etmektir. İkinci görevimiz ise birbirimizi dinlemektir,” dedi.
Geçen yıl Gürcistan’a adaylık statüsü verilmesi konusunda son derece kararlı olduklarını savunan Roth, şöyle devam etti: “Bu pek kolay olmadı, zira bu, hükümete verilmiş bir hediye değildi. Bu daha ziyade sivil topluma yönelik bir teşvikti, çünkü sivil toplumunuzla gurur duymalısınız. Sivil toplum düşman değildir ve ben Gürcistan’daki kadar Avrupa’ya ve Avrupa değerlerine bağlı bir toplum görmedim. Bununla gurur duyun. Bu insanlar düşman değil, ortaktır. İktidar partinizin toplumunuzdaki bu kutuplaşmanın üstesinden gelmek ve duyguları yatıştırmak için toplumla köprüler kurmasını bekliyorum.”
Aynı amanda Estonya, Letonya, Litvanya ve İzlanda dışişleri bakanları da bugün bir çalışma ziyareti için Gürcistan’a gitti ancak ziyaret, görünüşe göre kayıt altına alınmamış ya da Tiflis makamlarına bilgi verilmemiş. Bu eylemler, Batılı siyasetçilerin Aralık 2013’ten itibaren gidip göstericileri alkışladıkları Maydan’ı anımsatıyor.
Gürcistan hükümetinin de görüşü de bu yönde ki partiden bir milletvekili olan İrakli Kadagişvili, AB dışişleri bakanlarının durumu radikalleştirmek istediğini söyledi:
“Bağımsız bir devlet olarak Gürcistan’a karşı toplu bir saldırı var. Batılı siyasetçiler protestocuları desteklemek ve durumu radikalleştirmek için geliyorlar.”
Kadagişvili, Gürcistan hükümetinin ziyaretlerden haberdar bile edilmemesini eleştirdi.
Gürcistan’da yeni bir “Orbán” vakası mı?
Aceleci yorumlar, Gürcü Rüyası’nın artık Batı’nın bir ortak değil, bir düşman olduğunun farkına vardığı yönünde sığ değerlendirmelerle dolu.
Genel manada Batı yanlısı olmasına rağmen mevcut hükümetin Rusya’ya yaptırımlara katılmadığı ya da ülkeyi, Polonya gibi Ukrayna’ya askeri sevkiyatın geçiş güzergâhı haline getirmedikleri doğru. Ya da Washington ve Brüksel’in bunu ihanet olarak gördüğü de doğru.
Fakat diğer yandan Gürcistan’ın iktidar partisi, Macaristan’daki Viktor Orbán’dan ya da Erdoğan’dan çok da farklı bir pozisyonda değil. Bozuk saat günde iki kez doğruyu gösterir misali, Carnegie Endowment’ın bu konuda son derece haklı bir çıkarımı var.
Carnegie, geçen yılın ağustos ayında Thomas de Waal imzasıyla yayımladığı görüş yazısında şu ifadelere yer vermişti:
“Kıyıda köşede Rusya ile doğrudan bir ilişki var mı yok mu diye kaygılanmak yerine, halihazırda açıkta olan bir yabancı ortağa —Viktor Orbán’ın Macaristan’ı— dikkat kesilmek muhtemelen daha faydalı olacaktır. [Eski Başbakan İrakli] Garibaşvili, 4 Mayıs’ta Budapeşte’de Viktor Orbán’ın ev sahipliğinde düzenlenen ve dünya çapındaki aşırı muhafazakarların katıldığı Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı’nda (CPAC) bir konuşma yaptı. Konuşması oldukça açıklayıcıydı. Macaristan’ın ve özellikle Orbán’ın Gürcistan’ın Avrupa’daki önde gelen dostu olduğu iddia ediliyor. Rusya’yı kınayan ifadeler olsa da hedefin ‘barış’ olduğu belirtiliyor. Doğru Avrupa değerleri, ‘Hristiyan’ değerleri olarak tanımlanıyor: ‘Ana silahımız ve temelimiz geleneksel, Hristiyan, muhafazakâr, aile değerleridir. LGBTQ propagandası sahte bir özgürlüktür.’ Bu, Gürcistan’ın arzuladığı Avrupa. Orbán baş müttefik olabilir ancak AB Komisyonu’nun Komşuluk ve Genişlemeden Sorumlu üyesi Macar Olivér Várhelyi’nin de Brüksel’de bir diğer destekçi olduğu sır değil. Macaristan’ın Ukrayna ile iyice belirginleşmiş sorunları, bu figürlerin AB’nin Gürcistan yerine Ukrayna’yı ödüllendirmesinin çifte standart olduğunu savunacaklarını ima ediyor.”
Parlamento baskını
Tiflis’te hafta sonundan bu yana kalabalık [CNN’e göre yaklaşık 50 bin kişinin katıldığı] gösteriler var. 11 Mayıs Cumartesi günü Tiflis’in merkezinde ‘Avrupa Yürüyüşü’ adı altında bir miting gerçekleştirildi. Tiflis sakinlerinin yanı sıra Gürcistan’ın diğer şehirlerinden gelenler de eylemde yer aldı.
Gürcistan İçişleri Bakanlığı’na göre gözaltına alınanlar arasında Rusya ve ABD vatandaşları da vardı. Gösterilerin ilk günlerinde parlamento binasına baskın teşebbüsü de yaşandı.
Buradaki çifte standardı görmek zor değil; daha önce ABD yönetiminin Ocak 2021’in başlarında Kongre Binası’nın basılmasına nasıl tepki verdiğini hatırlayan olacaktır. Keza Alman hükümeti ve Batı basını, Ağustos 2020’de bazı göstericilerin Reichstag’ın merdivenlerine çıkmasını “skandal” olarak anmıştı.
Aynı şekilde ama farklı siyasi güdülerle hareket eden protestocular, son bir haftadır neredeyse her gün parlamentoyu kuşatmaya ve içeri girmeye çalışıyor.
Gerilimin artması yönünde her türlü belirti mevcut. Şu anda hapiste olan eski Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili tarafından kurulan ve parlamentoda 20 milletvekiliyle temsil edilen mevcut muhalefet partisi Birleşik Ulusal Hareket ve iki milletvekiline sahip “Gürcistan için Lelo” adlı STK, yasanın kabul edilmesinin ardından parlamento çalışmalarını boykot edeceklerini açıkladı:
“Birleşik Ulusal Hareket içindeki grubumuz ve muhalefetin çoğunluğu artık olağan şekilde çalışmaya devam etmeyecek. Boykot moduna geçiyoruz.”
Yasa tasarısının detayları
‘Yabancı Etkinin Şeffaflığı’ yasa tasarısı, kâr amacı gütmeyen tüm tüzel kişiliklerin ve yüzde 20’den fazlası yurt dışından finanse edilen medya kuruluşunun listeleneceği bir sicil oluşturulmasını öngörüyor.
7 Mart 2023 tarihinde Gürcistan parlamentosu, tasarıyı ilk okumada onaylamış, 8 Mart’ta eylemler başlamış ve 9 Mart sabahı Gürcü Rüyası ve Halkın Gücü hareketi tasarıyı çekmişti.
Buna rağmen, Nisan 2024 başında Gürcü Rüyası yasa tasarısını parlamentoya yeniden sundu. İlk versiyondan farklı olarak, nihai belgede ‘yabancı etki ajanı’ terimi yerine ‘yabancı çıkarlar peşinde koşan kuruluş’ ifadesini kullanılıyor.
Önemli meselelerden biri de yasanın Gürcistan’daki sivil toplum kuruluşlarına yapılan Batı yardımlarının boyutunu ve dağılımını açık bir şekilde ortaya koyabilen, sadece ilgili tarafların listesini değil, aynı zamanda bu yardımların harcanma şeklini de içeren bir şeffaflık sağlayacak olması. Başka bir deyişle, devlet yetkilileri, bir sivil toplum kuruluşunun aldığı yabancı kaynaklardan ne kadar para harcadığını ve yabancı yatırımcılarla birlikte ne kadarını “kestiğini” öğrenebilecekler.
Diğer taraftan, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, yasa tasarısının kabul edilmesinin Gürcistan’dan keskin bir sermaye çıkışına ve Batılı fonlar ve kuruluşlar tarafından Gürcü kuruluşlarına yapılan yatırımlarda ve genel manada finansmanda devasa bir azalmaya yol açacağı konusunda ısrarla uyarıyorlar. Zira, Batılı vakıflar, Gürcistan’daki kâr amacı gütmeyen kuruluşların çoğunu finanse ettiği için fon kesintileri ciddi bir iktisadi çöküşü de beraberinde getirebilir.
Cumhurbaşkanı Salome Zurabişvili, üçüncü okumada kabul edilmesi halinde tasarıyı veto etme sözü vermişti. İktidardaki Gürcü Rüyası partisi yine de parlamentoda cumhurbaşkanlığı vetosunu geçersiz kılmak için yeterli oya sahip.
Bu artık sık sık tekrarlansa da değinmekte fayda var; yasa Rusya’nın icadı değil, ABD’nin icadı.
ABD, FARA Yasasını (Yabancı Acentalar Kayıt Yasası) 1938 yılında yürürlüğe koymuştur. Yasaya göre, ABD’de yabancı fonlarla siyasi faaliyette bulunan ve “yabancı acenta” olarak kayıt yaptırmayan herkes para ve/veya hapis cezasıyla karşı karşıya kalıyor.
Buna ek olarak, “yabancı acentalar” yayınlarına “yabancı acenta” şeklinde etiket koyma yükümlülüğüne sahip. Diğer yandan FARA’nın hükümleri Rusya ve Gürcistan’daki muadillerinden çok daha ağır. 2018 yılında ABD’de 18 ay hapis cezasına çarptırılan Mariya Butina buna örnek.
Benzeri bir yasa, halihazırda Fransa’da da parlamentoya sunuldu ama pek gündem olmuşa benzemiyor.
Avrupa
Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.
Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.
The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.
Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.
Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.
Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.
“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.
Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.
Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.
Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.
Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.
17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.
BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.
Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.
Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.
Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.
Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.
Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.
Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.
Bu kapsamda iki soru sorulacak:
- Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
- Beklentileriniz nelerdir?
Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.
Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.
Avrupa
Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.
Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.
Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.
Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.
Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.
İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).
Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.
BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.
Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.
Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.
Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.
Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.
Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.
Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.
Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.
Avrupa
AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.
Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.
Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.
Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.
Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.
Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.
Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









