Amerika
“Hint-Pasifik Stratejisi” ile genişleme planı: EDCA

“Hint-Pasifik” terimi artık bölgesel ve bölge dışı ülkelerdeki diplomatik sözlükte ve jeo-stratejik düşüncede yer bulup “Asya-Pasifik” kavramsallaştırmasının yerini almaya başladığı bir dönemde, terimin entelektüel kökleri 1920’lere kadar gitmekte ancak son yüzyılda büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından yeniden canlandırılması özel bir duruma işaret ediyor: Çin Halk Cumhuriyeti’nin yükselişi. Terimin tartışmalı yorumu, her ülkenin bu coğrafi alanı kendi ulusal çıkarlarının merceğinden nasıl gördüğünü ortaya koyarak, terimin ne kadar derinden politik olduğunu gösteriyor. Bu ne şaşırtıcı ne de uluslararası siyaset için yeni bir olay. Bununla birlikte, Washington “Hint-Pasifik” söyleminde, coğrafi bir alan ile öncelikle Çin’e yönelik bir “strateji”yi ortak çıkar haline getirme hedefi izlemiştir.
ABD dış politikası, Asya’yı bölgedeki çıkarlarını en iyi yansıtacak şekilde tanımlama konusunda mücadele etme yolunu seçti. ABD’nin 2. Dünya Savaşı sonrası bölgedeki planlamasına bakıldığında, bu kavramsallaştırmalar arasında bir süreklilik zincirinin hızlı şekilde arttığı görülüyor. ABD’nin bölgedeki etkisini azaltabilecek potansiyel sözde düşmanlar üzerinde kontrol arzusu bölgenin iki farklı kampa bölündüğü “Soğuk Savaş” süreci ile bölgesel aktörlerin dönüşümünü ortaya çıkardı. Washington’un “özgür ve açık Hint-Pasifik”inin normatif mantığı, Çin’i “stratejisinin” merkezine yerleştirerek tam Soğuk Savaş dönemi büyük güç çatışması adı altında bir tuzağı tetikledi.
Hint-Pasifik ile ilgili resmi söylem, Barack Obama yönetimi sırasında özellikle yetkililerin Avustralya ve Hindistan ile ilişkilerini açıklarken, Trump yönetimi altında ABD’nin Asya’ya yaklaşımını yansıttı. 2017’de Donald Trump, ülkeleri özgür ve açık bir dünya seçmeye çağırdığı “Hint-Pasifik rüyasını” duyurdu. Sırasıyla 2017 ve 2018’de yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejileri ve Ulusal Savunma Stratejilerinde hızla bu strateji benimsendi. Her iki belge de Çin’in bölgedeki rolü konusunda sert bir tavır aldı, onu stratejik bir rakip olarak açıkça kabul ederek Hint-Pasifik’te Çin’e karşı koymanın ABD stratejisinin mihenk taşı olacağını iddia etti. 2018’de Trump, ABD’nin bölgedeki askeri önceliklerini yansıtan sembolik bir jest olarak, Amerika’nın en eski ve en büyük askeri komutanlığı olan Pasifik Komutanlığı’nın adını Hint-Pasifik Komutanlığı olarak değiştirdi.
“Pasifik ortaklığımızı ciddiye alan bir Pasifik ülkesi olarak, aktif ve kalıcı varlığımızı geliştirmeye devam edeceğiz.”
-Dışişleri Bakanı John Kerry
Washington’un Çin’e karşı genel rekabet stratejisinin bir parçası olarak ABD Savunma Bakanlığı, Hint-Pasifik Stratejisini 2019’da yayınladı. Pentagon’un bölgeye bakışının bölgedeki Çin etkisini sınırlama arzusundan kaynaklandığı, 2018 Şubat tarihli gizli bir planlama belgesi olan ABD Hint-Pasifik için Stratejik Çerçevesi’nde açıklığa kavuşmuş durumdaydı. 2022 Hint-Pasifik Stratejisi, bölgeye “Amerika’nın odaklanmasını yoğunlaştırmanın” bir nedeni olarak “Çin tehdidi” iddiasını ortaya attı.
Geniş ve çeşitliliğe sahip bir bölgede Çin’e böylesine miyop bir odaklanmanın sonucu, ABD’nin bölgenin karmaşıklığı ve tarihsel dinamikleri konusundaki cehaletini ortaya koyuyor. ABD stratejileri, bölge ülkelerini birbirine bağlayan güçlü sosyal, ekonomik, siyasi ve medeniyet bağlarını hesaba katmakta başarısız kalacak tezler ile yüklü.
Bu strateji ile bölgede hızlı bir çevreleme politikası izleyen ABD, QUAD ile askeri iş birliği adımları izlerken bölgesel bağlar bazında ilk olumsuz tepkisini Hindistan’dan almıştı. Dönemde Donald Trump ile güçlü ilişkiler geliştiren Narendra Modi hükümeti, bölgesel diplomasi teamülleri ve ilişkiler gereği II. Dünya Savaşı ardından uyguladığı “Bağlantısızlar Hareketi”nde kalarak QUAD içerisinde aktif bir görünüm almamıştır.
Ancak bölgede ABD ile ortak duruş sergilemek isteyen diğer neoliberal ve muhafazakâr hükümetler Hint-Pasifik stratejisi için devlet politikalarında değişiklik yapacak kadar geniş manevra alanları yaratarak süreç yönetimine koyulmuştur.
Eski Japonya Başbakanı Shinzo Abe, QUAD’ın “özgür ve açık bir Hint-Pasifik” sağlama gücüne güçlü bir şekilde inanıyordu. Abe, Trump yönetimini Hint-Pasifik’teki bu koalisyon yaklaşımının değeri konusunda ikna etmeye çalıştı. Japonya, dünya ile ticaretinde büyük ölçüde açık deniz yollarına bağımlıdır. ABD ve Japon orduları halihazırda bölgede yakın bir şekilde çalışmaktadır ve Japonya’nın Öz Savunma Kuvvetleri, Avustralyalı ve Hintli muadilleriyle yavaş yavaş ilişkiler kurmuştur.
Kırılgan demokrasiye sahip olan Güney Kore’de muhafazakâr Yoon Suk-yeol yönetiminin başa gelmesiyle, Çin ve Kuzey Kore ilişkileri düzelme trendini kaybederek, ABD çıkarlarına hizmet edecek seviyeye ilerlemiştir. Hatta tarihsel sorunları içeren Kore-Japonya ilişkileri bir anda ortak bir vizyonda birleşerek (Hint Pasifik Stratejisi) ABD çatısı altında yeniden şekillenmeye başladı.
ABD bölgede Tayland’da dahil olmak üzere daha geniş askeri üsler kullanıma açmak için çeşitli savunma alanları arayışına devam ediyor.
EDCA anlaşması ve Tayvan stratejisi
Gelişmiş Savunma İş Birliği Düzenlemesi (EDCA) kapsamında dört yeni askeri üs içerecek şekilde genişleme Filipinler ile imzalandı. Bu anlaşmaya göre, Cagayan, Santa Ana’daki Camilo Osias Deniz Üssü; Gamu, Isabela’daki Melchor Dela Cruz Kampı; Palawan’daki Balabac Adası; ve Cagayan’daki Lal-lo Havaalanı ABD Ordularının kullanımına açılacak.
ABD Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre: Mevcut beş bölgeye ek olarak, bu yeni lokasyonlar ABD ve Filipin Silahlı Kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini güçlendirecek ve Hint-Pasifik bölgesindeki doğal ve insani afetler de dahil olmak üzere bir dizi ortak zorluğa birlikte daha sorunsuz bir şekilde yanıt verilmesini sağlayacaktır. Savunma Bakanlığı, bu lokasyonlardaki modernizasyon projelerini hızla sürdürmek için Filipinler Milli Savunma ve Silahlı Kuvvetler Bakanlığı ile birlikte çalışacak.
2014 yılında ABD Başkanı Barack Obama tarafından imzalanan EDCA, ABD’nin ortak eğitim, ekipmanın önceden konumlandırılması, yakıt depolama ve askeri konut gibi tesislerin inşası için Filipin üslerine erişmesine izin verirken kalıcı bir varlık olmadığı savunuluyor.
Washington, Çin’e karşı Filipinler’deki güvenlik seçeneklerini genişletmeye istekliyken, Manila Güney Çin Denizi’ndeki tartışmalı toprak iddiaları ve Tayvan Boğazı’ndaki olası bir gerginlik için savunmasını güçlendirmeyi hedefliyor.
Konuyla ilgili şubat ayında açıklama yapan bir Beyaz Saray yetkilisi, bu hamlenin Biden için çok önemli olduğunu vurgulayarak, “bölge çapındaki stratejik çabalarımızın bir parçası” dedi.
Filipinler, ABD’yi, bölgede Çin’e karşı çok önemli bir karşı ağırlık olarak görüyor ve Washington bu kapsamda Filipin kuvvetleri, gemileri veya uçakları tartışmalı sularda saldırıya uğrarsa Filipinler’i savunmaya gelme sözü vermişti.
Konuyla ilgili Çin, Luzon ve Palawan’ın, Çin’in Tayvan Adası ve askeri üs olarak kullanılan Nansha Adaları’na çok yakın olduğunun altı çizilerek, “Çin’i hedef alma niyeti bundan daha açık olamazdı” ifadesi kullanılıyor.
Askeri bakış açısından, ABD ordusunun Filipinler’de daha fazla üsse erişimi, Çin ile ABD arasında Tayvan sorunu veya Güney Çin Denizi’nde bir çatışma çıkması durumunda ABD kuvvetlerine daha fazla esneklik sağlayacaktır. Öte yandan konu hakkında konuşan Çin Dışişleri Bakanlığı, bu hamlenin gerilimi tırmandıracağı ve bölgedeki barış ve istikrarı tehlikeye atacağının altını çiziyor.
ABD’nin Hint-Pasifik stratejisi, hangi büyük gücün propagandasını yaptığına bakılmaksızın, dışlayıcı bir bölgesel düzen vizyonuna benimsiyor. Çin’in yükselişi şüphesiz Washington için bir meydan okumadır, ancak cevap Asyalı ortaklarını birbirine yabancılaştırma pahasına sıfır toplamlı bir rekabet olmamalıdır.
Amerika
Michigan Senato yarışında El-Sayed ve Rogers son kez karşılaştı

Michigan’daki kritik Senato koltuğu için yarışan Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers son münazarada karşı karşıya geldi. Kamuoyu yoklamalarında El-Sayed az farkla önde seyrederken tahmin modelleri Demokrat adaya yüzde 67 kazanma şansı veriyor.
ABD Senatosu’ndaki çoğunluğu belirleme potansiyeli taşıyan Michigan eyaletinde, Demokrat aday Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ikinci ve son televizyon münazarasında karşı karşıya geldi.
Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşalttığı koltuk için yarışan eski Wayne County sağlık yetkilisi El-Sayed ile eski Temsilciler Meclisi üyesi Rogers, ay başında yapılan ilk karşılaşmaya kıyasla daha sakin geçen oturumda siyasi geçmişleri ve bağlılıkları üzerinden keskin hatlar çizdi.
Kamuoyu yoklamaları El-Sayed’in az farkla önde olduğunu gösterirken, Decision Desk HQ tahminleri Demokrat adayın seçimi kazanma ihtimalini yüzde 67 olarak hesaplıyor.
Adaylar Müslüman Kardeşler suçlamaları üzerinden tartıştı
Münazarada Cumhuriyetçi Rogers, rakibi El-Sayed’i yeniden Müslüman Kardeşler teşkilatıyla ilişkilendirmeye çalıştı.
El-Sayed’in kampanyasına Hamas ve Hizbullah’ı destekleyen isimlerden bağış geldiğini öne süren Rogers, “Müslüman Kardeşler tarafından satın alınmak sorun değil mi? Birleşik Devletler Senatosu’na gidecekseniz bilmemiz gerekiyor: Amerika’nın yanında mısınız yoksa denizaşırı ülkelerdeki bu terör gruplarının mı?” diye sordu.
El-Sayed ise Cumhuriyetçi rakibinin anayasaya bağlılığını sorgulamasını sert sözlerle eleştirdi.
Hiçbir zaman parçası olmadığı bir örgütle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten El-Sayed, “Bunun hiçbir mantığı yok ve Mike, anayasaya olan sadakatimi sorgulaman senin seviyenin gerçekten çok altında kalıyor” dedi.
Seçim sürecinde Rogers cephesi, Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerden El-Sayed’e yapılan bağışlara işaret ederek Demokrat adayın örgüte destek sözü verdiğini iddia etti.
The New York Times haberine göre El-Sayed, teşkilat mensubu olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin seçilmesinin ardından 2012 yılında “medya ve polisin tasfiyesini” destekleyen bir açık mektuba imza attı. Demokrat aday, eski Başkan Donald Trump’ın geçen yıl terör örgütü listesine aldığı Müslüman Kardeşler ile bağını reddediyor.
Amerika’yla ve Amerikalı olmakla gurur duyduğunu vurgulayan El-Sayed, “Hepimize dilediğimiz gibi ibadet etme hakkı tanıyan anayasamızla gurur duyuyorum. Bunu sorman bence gerçekten utanç verici” ifadesini kullandı.
Rogers ile Trump arasındaki mesafe tartışma yarattı
Rogers, düşük kamuoyu onay oranlarına sahip Trump ile arasına mesafe koyma çizgisini münazarada da sürdürdü. Daha önce İran savaşına ve Trump’ın Kanada ile girdiği ticaret savaşına derhal son verilmesi çağrısında bulunan Rogers, Kanada gümrük vergilerinin “iyi düşünülmediğini” dile getirdi.
El-Sayed ise Trump’ın Rogers’a verdiği desteği kampanyanın merkezine yerleştirmeye çalıştı.
Trump’ın pazar günü Michigan’a yapacağı ziyareti hatırlatan El-Sayed, “Donald Trump buraya gelip senin için miting yapmadan bu yarışı kazanamazsın. Gelmesi için ona bu yüzden yalvardın” diye konuştu.
El-Sayed, izleyicilere “MAGA tombalası” oynamalarını önererek Trump destekçilerinin dikkat dağıtmak amacıyla sürekli hazır sloganlar kullandığını öne sürdü.
Rogers bu suçlamaya tepki göstererek rakibinin yalnızca Trump’a odaklandığını savundu.
Rogers, “Tombala oyunu, son 30 dakikada verdiği her yanıta kaç kez Trump kelimesini sıkıştırdığı üzerinden oynanmalı; bu gülünç” diyerek yarışın Michigan için en doğru yolu seçmekle ilgili olduğunu kaydetti.
Rogers ılımlı Demokrat seçmene seslendi
Rogers kapanış konuşmasında, Demokrat Parti ön seçiminde ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı destekleyen seçmenlere yöneldi.
Stevens’ı tercih eden ve El-Sayed’i “fazla aşırı” bulan seçmenlere seslenen Rogers, “Bizim yanımızda size de yer var” çağrısında bulundu.
El-Sayed, ABD’nin İsrail politikasının belirleyici olduğu çekişmeli ağustos ön seçiminde Stevens’ı yalnızca bir puan farkla mağlup etmişti.
Sahada “Mike Rogers İçin Demokratlar” adıyla bir koalisyon kuran Cumhuriyetçi aday, rakibini Amerika Demokratik Sosyalistleri grubuyla ilişkilendirmeye çalıştı. El-Sayed bu grubun üyesi olmasa da Herkes İçin Sağlık Sigortası (Medicare for All) gibi kuruluşun desteklediği politikaları savunuyor.
Eyalet genelinde El-Sayed’in politikalarını aşırı bulan çok sayıda yetkili olduğunu savunan Rogers, “Lafı gediğine koymakta çok başarılı ama mesele siyasete ve politikalara gelince o kadar iyi değil” dedi.
Amerika
Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.
Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.
Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.
Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.
Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.
İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.
Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.
Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.
Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor
Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı
Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.
Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.
Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.
Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.
Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.
Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.
Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.
Amerika
Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.
Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.
Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.
ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.
Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.
Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.
Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.
Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.
Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.
Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.
İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.
Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor
Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.
Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.
Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.
Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.
Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.
Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.
Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.
Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.
Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti
Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.
Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.
San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.
Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.
Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.
Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.
Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.
Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.
Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum









