Ortadoğu
İran-Suud normalleşmesinde Çin etkisi: İsrail’de “ABD ittifakı” sorgulanıyor

İran ile Suudi Arabistan’ın Çin arabuluculuğunda normalleşme adımları atması İsrail’de endişeyle takip ediliyor. Tel Aviv yönetimi gayri resmî açıklamalarla hem kendinden önceki hükümeti hem de ABD’yi suçlarken İsrail basını Çin’in bölgede artan ağırlığına dikkat çekiyor: “Bunun, Amerika ile ittifakı bölgedeki konumunu doğrudan etkileyen İsrail’e yansımaları olacak.”
İran ile Suudi Arabistan, 7 yıl aradan sonra Çin arabuluculuğunda diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılması konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu. Anlaşma, İran’ı varoluşsal tehdit olarak gören ve ABD’nin desteğiyle Tahran’a karşı bölge ülkeleriyle ittifak kurmayı öncelikli hedef olarak belirleyen İsrail’de büyük hayal kırıklığı yarattı.
İsrail resmî kurumları anlaşmaya karşı sessizliği tercih ederken Başbakan Binyamin Netanyahu’nun Roma ziyareti sırada İsrail medyasına konuşan üst düzey bir hükümet yetkilisi anlaşmanın kendinden önceki hükümet döneminde filizlendiğini ve İsrail ve ABD’nin zayıf görünmesinden kaynaklandığını söyledi: “Batı ve İsrail’in zayıflığı İran’ın daha fazla tanınmasına yol açıyor. İsrail ve Amerikan gücü bunun olmasını engelleyebilir.”
Buna karşın muhalefet ise yüz binlerce kişinin katıldığı kitlesel protestolara yol açan yargıdaki yetkilerin kısıtlandığı Netanyahu hükümetinin yasal düzenlemelerinin, İran-Suud anlaşmasının önünü açtığı eleştirisini yöneltti. Ana muhalefet lideri Lapid, yaptığı yazılı açıklamada, Suud-İran yakınlaşmasını “İsrail hükümeti dış politikasının tehlikeli ve tam bir başarısızlığı, İran’a karşı inşa ettikleri bölgesel savunmanın çöküşü” olarak niteledi. Netanyahu hükümetinin yasal düzenlemelerine işaret eden Lapid, “İran için gerekeni yapmak, ABD ile ilişkileri güçlendirmek yerine hukuki çılgınlıklarla uğraşırsanız olacağı budur” ifadelerini kullandı. Eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett de anlaşmanın Tahran için siyasi bir başarı olduğunu kaydederek, “İsrail içinse ciddi ve tehlikeli bir gelişme. Bu İran karşıtı bölge kurma çabasına karşı ağır bir darbe” dedi.
“ABD geri adım attı”
Dünya basını, İran-Suud yakınlaşmasını, Tel Aviv yönetiminin Tahran’a karşı bölgesel bir ittifak kurma çabasına “ağır darbe” olarak yorumladı.
Reuters anlaşmayla ilgili, “İsrail için başarısızlık” dedi: “Suudi-İran yumuşaması, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Tahran’ı tecrit etme çabasını engelliyor, ancak bunun aynı zamanda Netanyahu’nun Riyad’a ulaşmasını veya İran’ın nükleer tesislerine yönelik herhangi bir askeri saldırı planlamasını da engelleyip engellemediğini zaman gösterecek. Bazı uzmanlara göre, İsrail için daha acil endişe, Çin’in aracılık ettiği anlaşmanın, tam da Netanyahu hükümetinin en çok ihtiyaç duyduğu anda ABD’nin bölgede geri adım attığını göstermesi.”
Haberde görüşlerine başvurulan ve şahin politikaları savunan Washinton merkezli düşünce kuruluşu Demokrasileri Koruma Vakfı’nın SEO’su Mark Dubowitz, “Bu (anlaşma) Çin ve İran’ın Suudi-İsrail normalleşmesini baltalamak için parlak bir darbe. Bu, krizin eşiğindeki Tahran’ı soğuktan kurtarmaya yardımcı oluyor ve ABD ile İsrail’in, nükleer silaha yaklaşan İran’a karşı bölgesel bir koalisyon kurma çabalarını baltalıyor” dedi.
‘ABD-İsrail koordinasyonunun değişikliğe ihtiyacı var’
Eski Askeri İstihbarat Şefi Amos Yadlin ise sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede anlaşmanın Netanahu hükümeti için uyarı işareti olması gerektiğini söyledi. Netanyahu’yu “ulusal güvenliği olağanüstü zarar vermekle” suçlayan Yadlin,“Hükümetin, ülkeyi parçalayan ve İsrail’i her boyutta zayıflatan yargı reformuna odaklanması, Netanyahu ile uluslararası jeopolitik eğilimler arasındaki derin kopukluğu yansıtıyor” dedi. Yadlin, hükümetin yargı reformunu rafa kaldırması ve İsrail-Suudi bağlarını nasıl geliştireceği ve İran’ın nükleer gelişimine karşı ortak mücadele konusunda Biden ile yakınlaşması gerektiğini sözlerine ekledi.
Netanyahu’nun eski Savunma Bakanı Ehud Barak da Yedioth Ahronoth’a verdiği demeçte İran’ın nükleer devlet olma yolunda emin adımlarla ilerlediğine dikkat çekti ve “ABD-İsrail koordinasyonu savunma alanında güçlü, ancak saldırıda zayıf ve değişikliğe ihtiyacı var gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.
Wall Street Journal ise “Anlaşma, Orta Doğu diplomasisinin artık yalnızca İsrail’in en büyük ve en önemli müttefiki olan ABD’nin hakimiyetinde olmadığını gösteriyor” yorumunda bulundu.
Anlaşmayı İsrail boyutundan ele alan WSJ’ye göre, anlaşma Netanyahu’nun temel dış politika hedefine darbe indiriyor: “İran’ı tecrit temelinde inşa edilmiş bölgesel ittifak yaratmak.”
WSJ, İsrail’in nükleer programı ve Hizbullah-Hamas gibi güçlere verdiği destek nedeniyle Tahran’ı en önemli düşmanı olarak gördüğünü hatırlattı ayrıca, Netanyahu’nun İran’a karşı Sünni Arap ülkeleri ile ilişkileri normalleştirmeyi ana hedef haline getirdiğine dikkat çekti. İsrail eski Genelkurmay Başkanı Aviv Bushinsky, WSJ’ye verdiği demeçte, “Netanyahu’nun öncelikli hedefleri İran’ı tecrit ve Arap ülkeleriyle normalleşmekti. Ve şu anda ikisinde de başarısız oldu” dedi.
Tel Aviv’de bulunan Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nden araştırmacı Yoel Guzansky de gazeteye verdiği demeçte, “Washington’ın ana rakibi Çin’in Suudi Arabistan ile İran arasındaki anlaşmayı müzakere etmesi İsrail’i endişelendirmeli” dedi ve ekledi: “Bölgede ABD’nin etkisi ne kadar az olursa, İsrail için o kadar kötü olur.”
‘ABD’nin eksikliğinin sonucu’
İsrail basını da anlaşmayı temelde İsrail için başarısızlık olarak gördü ancak ABD’nin Ortadoğu’da azalan etkisine dikkat çeken yorumlar öne çıktı. Konuyu başyazıda ele alan Jerusalem Post, “İran ve Suudi Arabistan ilişkileri yeniden kurduğunda ABD neredeydi” diye sordu ve İsrail’in Washington’daki müttefikleriyle konuşması, Biden yönetimini daha aktif olmaya zorlaması gerektiğini söyledi. “Her şeyden önce, Çin’in iki Orta Doğulu güç arasındaki bir anlaşmaya arabuluculuk yapması, ABD hakkında bir şeyler söylüyor” denilen başyazıda Amerika’nın rakibi olan Çin’in uzunca zamandır bölgede nüfuz kurmaya çalıştığına dikkat çekildi ve “Çin’in İran-Suudi açmazına girme yeteneği, ABD’nin bölgede angajman eksikliğinin yarattığı boşluğun bir sonucudur” ifadeleri kullanıldı.
Başyazıda özetle şu ifadelere yer verildi: “Biden ve ondan önceki Obama yönetiminin Ortadoğu’daki rollerini azaltmak istedikleri sır değil. Obama bunu, Suriye’de hiçbir zaman uygulanmayan kırmızı çizgiler belirleyerek ve Rusya’nın ülkeye girmesine izin vererek yaptı. Biden yönetimi de Suudilere ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne Yemen’de Husilerle mücadelede tek başlarına olduklarının sinyalini vererek aynısını yaptı.”
“Çin, Ortadoğu’da ABD’yi gölgede bıraktı ve bunun, Amerika ile ittifakı bölgedeki konumunu doğrudan etkileyen İsrail’e yansımaları olacak. Uzun süredir tartıştığımız gibi, ABD güçlü olduğunda ve bölgeye angaje olarak algılandığında, bu İsrail’i güçlendirir ve bunun tersi de geçerlidir.”
“Suudi Arabistan ile İran arasındaki anlaşma Ortadoğu’da önemli bir gelişme. İsrail’in Washington’daki müttefikleriyle konuşması ve Biden yönetimini daha aktif olmaya zorlaması gerekiyor. Kenarda oturmak akıllıca bir politika değil; diğer oyuncular boşluğu dolduruyor.”
Haaretz’den Amos Harel de kaleme aldığı makalede, iktidar ve muhalefetin birbirini suçlamasına rağmen anlaşmanın büyük orada İsrail’le ilgisi olmadığı görüşünde: “Uzlaşma, bir dereceye kadar, İsrail hükümetlerinden değil, dünya liderliğindeki değişiklikten kaynaklanıyor.”
Ortadoğu
İsrail basını: Suudiler, Husilere karşı İsrail’den istihbarat istedi

Yemen’deki Suudi destekli birliklerin Babülmendep Boğazı çevresinde Ensarullah karşısında mevzi kaybetmesi üzerine Riyad’ın İsrail’den yardım istediği iddia edildi. İsrail basınına göre Veliaht Prens Muhammed bin Selman, boğazdaki seyrüsefer güvenliği için Tel Aviv’den istihbarat desteği talep etti.
Yemen’de Suudi Arabistan’ın desteklediği hükümet güçlerinin Ensarullah (Husiler) karşısında ağır kayıplar vermesi üzerine Riyad yönetiminin İsrail’den destek arayışına girdiği öne sürüldü.
İsrail merkezli Israel Hayom gazetesinin haberine göre, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Ensarullah hareketine karşı bölge ülkelerine yardım çağrısı yaptı.
Girişim kapsamında Riyad yönetiminin diğer Körfez ülkeleri ile Mısır’a doğrudan temas kurduğu, İsrail’e ise ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) kanalıyla dolaylı yoldan ulaştığı aktarıldı.
Haberde, Suudi makamlarının İsrail’den özellikle Ensarullah güçlerinin Babülmendep Boğazı’nı denetim altına almasını önleyecek istihbarat paylaşımı ve muhtelif alanlarda destek talep ettiği kaydedildi.
Lübnan’da yayımlanan El-Ahbar gazetesi ise ABD’li diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Ensarullah’a karşı daha kapsamlı bölgesel askeri harekata dahil olma teklifi sunduğunu yazdı.
Netanyahu’nun Arap Yarımadası ülkelerine İsrail’in askeri kabiliyetlerini önerdiği, tasarlanan harekatın Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’ndaki deniz taşımacılığı rotalarını güvenceye almayı hedeflediği belirtildi.
El-Ahbar’ın haberinde bu önerinin münhasıran Suudi Arabistan’a iletildiğine dair kesin bir bilgi verilmedi. Ancak Israel Hayom, söz konusu haberden iki gün sonra yayımladığı ayrıntılarda, Riyad’ın CENTCOM üzerinden İsrail’den istihbarat ve operasyonel destek istediğini öne sürdü.
İsrail basınında yer alan bu iddialar, Ensarullah’ın Yemen’in batı sahil şeridinde hakimiyet kurduğu bir döneme denk geldi. Ensarullah güçleri stratejik Muha Limanı’nı kontrol altına aldı ve Babülmendep Boğazı’nda yer alan Perim (Mayyun) Adası’na ulaştı.
Gazete, Ensarullah’ın denizden düzenlediği intikalle Zukar Adası’nı da ele geçirdiğini, Suudi Arabistan destekli birliklerin ise birçok cephede kapsamlı geri çekilme süreci yürüttüğünü, kimi askerlerin esir düştüğünü aktardı.
Karadaki hareketlilik Suudi Arabistan topraklarına yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarıyla eş zamanlı ilerledi. Hamis Muşayt, Abha ve Cizan bölgelerindeki hava üsleri ile petrol altyapısı hedef olurken, Suudi Kraliyet Hava Kuvvetleri Yemen genelindeki hedeflere onlarca hava saldırısıyla karşılık verdi.
Israel Hayom’un aktardığına göre Muhammed bin Selman, Babülmendep Boğazı’nın kapanmasının sadece Suudi Arabistan’ı değil, bölge dengelerini ve küresel piyasaları da sarsacağını ifade etti.
Aden Körfezi’ni Kızıldeniz, Akabe Körfezi ve Süveyş Kanalı’na bağlayan boğaz; ticari kargo gemileri, petrol tankerleri ve sıvılaştırılmış doğalgaz taşımacılığı için hayati güzergah niteliği taşıyor.
Körfez ham petrolünü Avrupa’ya taşıyan deniz trafiğinin yanı sıra Suudi Arabistan’ın Yanbu Limanı’ndan Uzak Doğu pazarlarına yönelen tankerleri de bu geçitten faydalanıyor.
Boğaz hattındaki askeri hareketlilik nedeniyle Suudi tankerleri son haftalarda rotalarını Afrika kıtasını dolaşan daha uzun hatta çevirdi. Riyad ayrıca Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’na yönelik saldırıların ardından bu şebekeden yapılan sevkiyatı geçici olarak durdurdu.
Mısır makamlarına da boğazın ticarete kapanmasının, temel döviz girdilerinden Süveyş Kanalı’ndaki gemi trafiğini doğrudan baltalayacağı iletildi.
Gazeteye bilgi veren Körfez kaynakları, Kahire’nin bu ekonomik tehdit sebebiyle Riyad’ın askeri taleplerine arka çıktığını ve Suudi Arabistan’ın yardım çağrısına destek amacıyla Washington nezdinde girişimde bulunduğunu ileri sürdü.
Israel Hayom, yaklaşık bir ay önce Suudi Arabistan ile stratejik ortak savunma anlaşması imzalayan Türkiye ve Pakistan’ın sahadaki çatışmalardan uzak durduğunu ve yalnızca Ensarullah ile “arabuluculuk temasları” yürütmekle yetindiğini aktardı.
Haberde bu çekingen tutum, Ankara ve İslamabad’ın İran ile doğrudan karşı karşıya gelmekten kaçındığı ve anlaşmaya rağmen Muhammed bin Selman’ı askeri bakımdan yalnız bıraktığı şeklinde değerlendirildi.
Benzer bir savunma mekanizmasına dahil olmayı planlayan Mısır’ın ise Yemen’deki krizin ardından pozisyonunu yeniden gözden geçirdiği öne sürüldü.
Muhammed bin Selman, 14 Eylül’de Cidde’de CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper ile bir araya geldi.
Bu görüşme öncesinde Veliaht Prens’in ABD Başkanı Donald Trump ile iki kez telefon görüşmesi yaparak Ensarullah mevzilerine doğrudan hava saldırısı düzenlenmesini istediği, ancak Trump’ın bu talebi geri çevirdiği yönünde haberler yayımlanmıştı.
Amiral Cooper’ın, Suudi Arabistan destekli birliklerin Yemen’in batı kıyısında mevzi kaybettiği günlerde koordinasyon toplantıları yürütmek amacıyla Suudi Arabistan’a gittiği kaydedildi.
Habere göre Cooper, sahadaki askeri tabloyu yerinde incelemek ve Washington’ın lojistik desteğini artırmak maksadıyla görevlendirildi. Ülkede görev yapan onlarca ABD ordu mensubunun istihbarat paylaşımı ve operasyonel koordinasyon faaliyetlerine devam ettiği belirtildi.
Buna karşılık ABD Başkanı Donald Trump’ın doğrudan askeri müdahaleye sıcak bakmadığı, fakat Beyaz Saray’ın Babülmendep’e hakim tepelere mevzilenen Ensarullah mevzilerine yönelik hava harekatı seçeneğini masada tuttuğu aktarıldı.
Gazeteye konuşan bir yetkili, Ensarullah’ın bölgeye radar üniteleri veya füze bataryaları yerleştirmesi halinde ABD hava operasyonunun devreye girebileceğini söyledi.
İsrail televizyonu Kanal 12’ye konuşan İsrailli bir yetkili ise Ensarullah’ın Babülmendep Boğazı’nı kontrol etmesinin Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimden daha tehlikeli neticeler doğurabileceğini savundu.
Yetkili, boğazın dar yapısı dolayısıyla Ensarullah güçlerinin gelişmiş radar teknolojisine ihtiyaç duymadan ticari ve askeri gemileri çıplak gözle tespit edebileceğini ve tanksavar füzeleriyle vurabileceğini, bu kabiliyetin örgüte devasa bir operasyonel güç sağlayacağını ifade etti.
Israel Hayom, İsrail’in Ensarullah’a karşı yürütülecek çatışmalara doğrudan dahil olmakta aceleci davranmayabileceğini yazdı. Tel Aviv yönetiminin, Ensarullah’ın İsrail topraklarına yönelik füze ve İHA saldırılarını yeniden başlatmasından çekindiği aktarıldı.
Bununla birlikte haberde, muhtemel bir istihbarat desteğinin Suudi Arabistan ile diplomatik yakınlaşma sürecini hızlandırabileceği belirtildi.
İsrail’in bu hamleyle İran ve müttefiklerine karşı askeri kapasitesini Riyad’a kanıtlama imkanı bulacağı ve Muhammed bin Selman’a İsrail ile normalleşmeye karşı çıkan Suudi iç kamuoyuna sunabileceği meşru bir zemin yaratacağı savunuldu.
Haberde son olarak Riyad’ın bu arayışının, İsrail ile diplomatik bağ kurma şartını bağımsız Filistin devleti ve işgalin sona ermesine bağlayan resmi politikasında köklü bir esnemeye işaret ettiği yorumu yapıldı.
Ortadoğu
Suriye’de akaryakıt zamları hükümetin kalesi olan kentlerde halkı sokağa döktü

Şam yönetiminin akaryakıt fiyatlarına yüzde 40’a varan oranlarda zam yapması Suriye genelinde kitlesel protestoları tetikledi. İdlib’den Rakka’ya kadar pek çok kentte halk ana yolları trafiğe kapatırken, hükümet artışa gerekçe olarak küresel piyasalardaki yükselişi ve rafineri yenileme çalışmalarını gösterdi.
Şam yönetiminin 13 Eylül’de motorin fiyatına yüzde 40’a, benzin fiyatına ise yüzde 28’e varan oranlarda zam yapması Suriye genelinde kitlesel protestoları tetikledi.
Nüfusun büyük bölümünün yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi verdiği ülkede halk, eski Devlet Başkanı Beşar Esad yönetiminin 2024’te devrilmesinden bu yana hızla tırmanan enflasyon sebebiyle temel ihtiyaç maddelerine erişmekte güçlük çekiyor.
ABD’nin daha önce Esad yönetimini devirme hedefiyle yürürlüğe koyduğu ağır ekonomik yaptırımların kalkması da ekonomik toparlanma beklentilerini karşılamaya yetmedi.
İdlib, Halep, Hama, Deyrizor ve Rakka vilayetlerinde sokaklara dökülen halk zamları protesto etti. Sünni nüfusun ağırlıkta olduğu bu vilayetler, geçmişte El Kaide saflarında komutanlık yapan Ahmed Şara (Colani) liderliğindeki yeni Şam yönetiminin en güçlü toplumsal tabanı olarak görülüyor.
Sosyal medyaya yansıyan video kayıtları, İdlib’in güneyindeki Maarat el-Numan yakınlarında Şam ile Halep’i bağlayan uluslararası kara yolunun yerel halk tarafından trafiğe kapatıldığını ortaya koydu.
Şam yönetimi, fiyat artışlarına gerekçe olarak küresel enerji piyasalarındaki maliyet baskısını ve Banyas Rafinerisi’nde süren yenileme faaliyetlerini gösteriyor. Rafinerideki kapasite artırma çalışmalarıyla günlük üretimin 80 bin varilden 130 bin varile çıkarılması hedefleniyor.
Küresel enerji piyasalarında yaşanan yükseliş ise iki ana gelişmeyle bağlantılı seyrediyor.
Ukrayna Rus petrol rafinerilerine insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlerken, ABD ile İsrail’in şubat ayında İran’a yönelik başlattığı askeri harekat neticesinde Hürmüz Boğazı deniz ticaretine kapandı.
Boğazın kapanmasıyla beraber bazı Körfez ülkeleri petrolü tankerlerle Suriye üzerinden Banyas Limanı’na sevk etmeye başladı. Ancak bu sevkiyat Suriye’nin iç tüketimini karşılamayı değil, Avrupa ülkeleri ile diğer dış pazarlara ihracatı amaçlıyor.
Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir cumartesi günü yaptığı açıklamada, ülkenin petrol ihtiyacının yalnızca üçte birini yerli kaynaklardan temin edebildiğini söyledi.
Beşir, günlük petrol üretiminin 102 bin varil civarında kaldığını, iç tüketim ihtiyacının ise günlük yaklaşık 325 bin varil seviyesinde seyrettiğini kaydetti. Bakanlık, aradaki açığı doğrudan ithalat yoluyla kapatıyor.
Devlet haber ajansı SANA’nın aktardığı bilgilere göre Enerji Bakanlığı, küresel piyasalardaki seyre paralel olarak fiyat ayarlamalarına devam edeceğini, orta ve uzun vadede ise petrol rafinerisi ile depolama kapasitelerini artıracağını duyurdu.
Öte yandan, ülkenin kuzeyinde yer alan Kobani’de geçen hafta patlak veren gösteriler yerel halk ile güvenlik güçleri arasında çatışmaya dönüştü. Çatışmalar esnasında bir cezaevinde çıkan yangında sekiz kişi yaşamını yitirdi, 17 kişi yaralandı.
Kobani’deki gerginlik, Suriye Savunma Bakanlığı personeli Sami Hasu’nun kuzeydoğudaki Haseke vilayetinde kaçırılarak öldürülmesine tepki olarak başladı.
Ailesi, Hasu’nun kaçırıldıktan sonra başı kesilerek katledildiğini açıkladı. Hasu’nun cenazesine ait görüntülerin internet ortamında yayılması, bölgedeki Kürt nüfusta infiale yol açtı.
Hasu, Şam yönetimi ile varılan uzlaşı neticesinde lağvedilerek Suriye’nin yeni güvenlik teşkilatına entegre edilen PYD öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları arasında yer alıyordu.
Söz konusu entegrasyon anlaşması; Suriye güçlerinin kuzey ve kuzeydoğuda SDG denetimindeki yerleşimlere yönelik saldırılarının akabinde, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında ocak ayında imzalanmıştı.
Ortadoğu
İran’ın Ankara Büyükelçiliği aylık “İranname” dergisini yayımladı

İran’ın Ankara Büyükelçiliği Kültür Müsteşarlığı, iki ülke arasındaki ortak mirası ve güncel sanatsal üretimleri aktaran “İranname” dergisini yayımladı. İlk sayıda UNESCO listesine giren Alamut kalelerinden Türk edebiyatı uyarlamalarına kadar pek çok dosya yer alıyor.
İran İslam Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Kültür Müsteşarlığı, Türkiye ile İran arasındaki kültürel bağları güçlendirmek amacıyla “İranname” adlı aylık kültür sanat dergisini yayımlamaya başladı.
Ağustos 2026 tarihli ilk sayısıyla yayın hayatına giren dergi; edebiyat, sinema, bilim, tarih ve güncel diplomatik yayınları kapsayan geniş bir içerik sunuyor.
Kültür Müsteşarı Asger Farsi, derginin önsözünde kültürün milletler arasındaki en sahici bağ olduğuna dikkat çekerek iki ülkenin asırlar boyunca ortak bir medeniyet ufkunda yürüdüğünü ifade etti.
Farsi, yayının temel gayesini İran’ın düşünce ve sanat birikimini Türkiye’deki okurlara aktarmak ve gelişen ilişkilerin seyrini kayda geçirmek olarak açıkladı.
Dergide öne çıkan başlıklardan birini, Güney Kore’nin Busan kentinde toplanan 48. UNESCO Dünya Mirası Komitesi’nin kararı oluşturuyor.
Komite; Alamut, Lembeser, Nevzerşah, Şemskelaye, Kustinlar, Şirkûh ve İlan kalelerinden oluşan yedi tarihî tahkimatı “Alamut Kalesi ve Ona Bağlı Tahkimatlar” adıyla Dünya Mirası Listesi’ne kaydetti.
Kararda, kalelerin 11. yüzyıl sonlarından itibaren Nizârî İsmailîlerin yönetim, savunma ve bilim merkezi olmasının yanı sıra sarp coğrafyaya uyarlanan su depolama sistemleri gerekçe gösterildi.
Kültürel etkileşim alanında Türkiye ile ortak projelere yer verilen yayında, yönetmen Hasan Fethi’nin Mevlânâ ile Şems-i Tebrizî’nin hayatını anlatan ve Türkiye’de çekilen “Mest-i Aşk” filminin mini diziye dönüştürüleceği duyuruldu.
Yapımda Türk oyuncular Hande Erçel, İbrahim Çelikkol, Selma Ergeç, Bensu Soral ve Boran Kuzum rol alıyor. Ayrıca yönetmen Muhammed Hüseyin Mehdeviyan, Türk edebiyatçısı Ahmet Ümit’in “Sis ve Gece” romanını “Karga” adıyla İran televizyonuna uyarladı.
Yayıncılık bölümünde, sosyolog Hilmi Ziya Ülken’in “Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi” adlı 750 sayfalık klasik eserinin Mesut Sadrmohammadi çevirisiyle Şem’-i Suzan Yayınları tarafından Tahran’da Farsça basıldığı bilgisi veriliyor.
Tarih araştırmalarında ise Kaçar dönemi İran-Osmanlı sınır müzakerelerine ışık tutan ve Mirza Takî Han Ferahânî ekseninde hazırlanan Nasrullah Salihi imzalı “Sefâretnâme-i Erzurum” belgeseli öne çıkıyor.
Ayrıca eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ve Sasan Kerimi’nin Tahran Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan “İran İslam Cumhuriyeti Dış Politikasında Biliş ve Algı Sorunu” adlı incelemesi dergide tanıtılıyor.
Bilim ve teknoloji sayfalarında İran’ın, merkezi Şanghay’da yer alan Dünya Yapay Zekâ İş Birliği Örgütü’nün 29 kurucu ülkesi arasına girdiği, Tahran ve Hemedan Teknoloji üniversitelerindeki araştırmacıların düşük enerji tüketen hızlı transistörler geliştirdiği aktarılıyor.
Royan Araştırma Enstitüsü bünyesindeki ilk Ulusal Primat Laboratuvarı projesinin ise tamamlanma aşamasına geldiği kaydediliyor.
Çocuklar için hazırlanan “Simurgname” müzikali ile geleneksel çalgı ustası Sohrab Pournazeri’nin Grammy Akademisi üyeliğine seçilmesi müzik sayfalarında yer bulurken, Viyana’da “Civilizational Iranian Studies” dergisinin yayına başladığı ve 31 Ocak 2027’de “İran Medeniyetinde Kadının Rolü” başlıklı uluslararası konferansın düzenleneceği duyuruluyor.
Avrupa1 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa7 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa1 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya6 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Ortadoğu6 gün önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti










