Avrupa

İran’a abluka Alman sanayisini daha da zor duruma düşürebilir

Yayınlanma

ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü iktisadi savaşın son dönemde tırmanması Alman sanayisinde ciddi üretim düşüşlerini artırabilir.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent pazartesi günü yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin İran’ı iktisadi olarak tamamen izole etmeyi ve ülkeyi iktisadi çöküşe sürüklemeyi amaçladığını duyurdu.

Bu durum, Hürmüz Boğazı’nın ticarete yeniden açılmasının pek olası olmadığını gösteriyor. 

German Foreign Policy’de yer alan analize göre Alman şirketleri, Körfez ülkelerinden gelen düşük maliyetli hammaddeler kullanılarak başka ülkelerde üretilen çok sayıda ara ürüne bağımlı durumda.

Hürmüz’deki abluka nedeniyle bu ara ürünler artık daha pahalı kaynaklar kullanılarak üretiliyor ve bu da Alman şirketleri için fiyat artışlarına yol açıyor.

Aynı zamanda, stok seviyeleri de çoğu zaman düşük: Hürmüz Boğazı’ndaki abluka nedeniyle ara ürünlerin teslimatı artık mümkün olmazsa, birçok Alman şirketi en fazla üç hafta içinde üretim durmasıyla karşı karşıya kalacak.

Yüksek doğalgaz fiyatları nedeniyle, gaz depolama tesisleri tarihsel olarak en düşük seviyelerde.

Hammaddeler gitgide daha da pahalı hale geldi

İran’da savaşın başlamasından bu yana, hammadde tedarik eden Alman şirketleri için artan riskler ve yükselen fiyatlara dair haberler art arda geliyor.

Tedarik danışmanlığı şirketi Inverto’nun analizine göre, Avrupa şirketlerinin Türkiye’den tedarik ettiği güneş enerjisi sistemleri için kullanılan alüminyum profiller buna bir örnek.

Türkiye’deki üreticiler, ham alüminyumun bir kısmını Körfez ülkelerinden temin ediyor. 

Mart ayında Hürmüz Boğazı’nın fiili ablukası nedeniyle bu ülkelerden yapılan ithalat kesintiye uğradığında, üreticiler daha yüksek fiyatlar talep eden diğer tedarikçilere yönelmek zorunda kalmıştı. Ardından bu fiyat artışlarını Avrupa’daki müşterilerine yansıtmışlardı.

Inverto’ya göre, bu müşteriler o zamandan beri birincil alüminyum için eskisine göre yüzde 10 ila 20 arasında daha fazla ödeme yapmak zorunda.

Üstelik bunlar münferit vakalar değil. Pazar araştırma şirketi Civey’in Handelsblatt adına 750 Alman işletme sahibi arasında gerçekleştirdiği bir ankete göre, katılımcıların yüzde 52’si, metaller veya yarı iletkenler gibi temel hammadde veya ara ürün fiyatlarında belirgin artışlar gözlemledi.

Katılımcıların yarısından fazlası, daha sonra bu yüksek fiyatları müşterilerine yansıtmak zorunda kaldı.

Ara ürün meselesi: Çin’den gelen tedariğe de Hürmüz darbesi

Kimya endüstrisi de başka bir örnek sunuyor. Çinli şirketler, birkaç yıldır Almanya’da her türlü kimyasal ve plastiği, köklü Alman şirketlerinden daha düşük fiyatlarla sunabiliyordu.

Bunun nedeni kısmen Çin’in devasa iç pazarının sağladığı ölçek ekonomisi olmakla birlikte, aynı zamanda Almanya’nın Rusya’dan siyasi nedenlerle kopması sonucu doğalgaz fiyatlarında yaşanan önemli artış da rol oynuyor.

Geçen yıl, Almanya’nın Çin’den kimyasal madde ve aktif ilaç bileşenleri ithalatı artmaya devam etti ve zaman zaman bir önceki yılın aynı ayına göre yaklaşık üçte bir oranında daha yüksek seviyelere ulaştı.

Fakat mart ayından bu yana bu ithalat tekrar düşüşe geçti; çünkü Çin sanayisi, Alman sanayisine kıyasla Körfez bölgesinden gelen hammaddelere çok daha fazla bağımlı ve dolayısıyla tedarik sorunlarıyla boğuşuyor.

Sonuç olarak, bu ön maddelere ihtiyaç duyan Alman şirketleri artık düşük maliyetli Çin ürünlerini temin edemiyor.

Şirketler bunun yerine Alman kimya şirketleri tarafından üretilen daha pahalı ürünlere güvenmek zorunda kalıyor. Bu durum, maliyetlerinin önemli ölçüde artmasına neden oluyor.

Kimya sektöründeki rahatlama geçici

Çin rekabeti nedeniyle satışlarında düşüş yaşayan BASF, Lanxess ve Evonik gibi şirketler, artık ürünlerini Almanya’da yüzde 30’a varan daha yüksek fiyatlarla tekrar satabiliyor.

Müşterileri zararları üstlenmek zorunda kalırken, bu şirketler 2026’nın ikinci çeyreğinde gelirlerinde önemli bir artış kaydetti: sırasıyla yüzde 7 (Lanxess), yüzde 11 (Evonik) ve yüzde 16 (BASF). 

Fakat bu kazançlar, İran ile savaşın yol açtığı sektöre özgü “canlanma” sona erdiğinde ortadan kalkacak “geçici etkiler” olarak görülüyor.

Örneğin Evonik CEO’su Christian Kullmann şu yorumu yaptı: “Bu durum… sektörümüzün karşı karşıya olduğu temel sorunları hiçbir şekilde değiştirmez.”

Büyük Alman şirketleri tedarik zinciri kesintilerine en fazla üç hafta dayanabilir

Handelsblatt’ta yer alan haberlere göre, bazı şirketler Hürmüz Boğazı’ndaki abluka nedeniyle teslimatlarda tam bir kesintiyle karşı karşıya kalıyor.

Ocak ayında, sebep ne olursa olsun hammadde temininde ciddi sorunlar yaşadığını belirten şirketlerin oranı oldukça ortalama bir seviye olan yüzde 5,8 iken, nisan ayında bu rakam yüzde 13,8’e fırladı; mayıs ayında ise yüzde 15,9’a ulaştı.

Temmuz ayında ise bu oran, İran ile savaşın ve bununla birlikte Hürmüz Boğazı’ndaki fiili ablukanın sona erme umuduyla birlikte yeniden yüzde 13,8’e geriledi.

Trump yönetimi tarafından İran’a karşı yürütülen iktisadi savaşın son dönemde tırmanması üzerine, bu umut bir kez daha sönüyor.

Buna ek olarak, birçok durumda Alman şirketlerinin stok seviyeleri, uzun süreli ve ciddi bir krizi atlatmaya yetmiyor.

Yukarıda bahsedilen Civey anketine göre, ankete katılan şirketlerin yalnızca yüzde 22’si, İran’daki savaşın başlamasından bu yana, tedarik açıklarını daha uzun bir süre kapatmak amacıyla daha fazla ara ürün ve hammadde stokladı.

Tedarik zinciri danışmanlık firması Proxima tarafından yapılan bir anket de, büyük Alman şirketlerinin yüzde 56’sının tedarik zincirindeki aksaklıklara en fazla üç hafta dayanabileceğini; bu sürenin ardından üretimlerinin durma noktasına geleceğini gösteriyor.

Kış aylarında doğalgaz sıkıntısı baş gösterebilir

Doğalgazda da bir kez daha sıkıntı yaşanması bekleniyor. Alman gaz depolama tesisleri şubat ayında zaten alışılmadık derecede boştu: Doluluk seviyesi sadece yüzde 20,5 idi.

28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a düzenlediği saldırının ardından doğalgaz fiyatları fırladığından beri işletmeciler depolama tesislerini normalden çok daha yavaş bir şekilde dolduruyor.

Avrupa için geçerli olan TTF vadeli işlem sözleşmesi şu anda megavat-saat başına 65 ile 69 avro arasında dalgalanıyor; şubat ayında ise 30 avro seviyesindeydi.

İşletmeler, sonbaharda savaşın sona ereceği umuduyla fiyatların düşeceği yönünde spekülasyon yapıyorlardı. Artık bunun gerçekleşmesi olası görünmüyor.

Şu anda depolama tesisleri sadece yüzde 50 oranında dolu; bu, istatistiklerin ilk kez derlendiği 2009 yılından bu yana en düşük seviye.

1 Kasım itibarıyla yasal olarak zorunlu kılınan yüzde 80 doluluk seviyesi, sektör çevrelerinde “pratikte ulaşılamaz” olarak görülüyor.

Alman Gaz İletim Sistemi İşletmecileri Birliği, mevcut enjeksiyon hızıyla depolama tesislerinin o tarihe kadar yüzde 70’in altında kalacağı konusunda uyarıyor.

Özel tüketiciler için bariz risklerin yanı sıra, Alman Mühendislik Federasyonu (VDMA) artık “önümüzdeki kışta yaşanacak arz darboğazları” endişesine dikkat çekiyor: “Fiziksel bir gaz kıtlığı ya da fiyatların tavan yapması, sanayi için ciddi bir tehdit oluşturacaktır.”

Aynı anda iki boğaza abluka Almanları zorluyor

Bu arada, genel durum daha da kritik bir hal alabilir. Tedarik danışmanlığı şirketi Proxima’dan bir uzman, Hürmüz Boğazı’na ek olarak, Bab el-Mendeb Boğazı’nın da Yemenli direnişçilerin saldırıları nedeniyle artık sorunsuz bir şekilde geçilemez hale geldiğine dikkat çekiyor.

Uzman, Hürmüz Boğazı’nda petrol ve gaz sevkiyatlarının engellenmesine atıfta bulunarak bir “enerji tehdidi” olduğunu açıklıyor.

Öte yandan Bab el-Mendeb’de ise bir “konteyner tehdidi” söz konusu; buradan tüketim malları, elektronik ürünler ve makine parçaları gibi çeşitli ürünler taşınıyor.

Proxima uzmanı, “Yeni olan şey, her iki boğazın da aynı anda kesintilerden etkilenmesi ve bu kesintilerin ilk kez birbirini pekiştirmesi,” diye açıklıyor.

Çok Okunanlar

Exit mobile version