Bizi Takip Edin

Avrupa

İran’a abluka Alman sanayisini daha da zor duruma düşürebilir

Yayınlanma

ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü iktisadi savaşın son dönemde tırmanması Alman sanayisinde ciddi üretim düşüşlerini artırabilir.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent pazartesi günü yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin İran’ı iktisadi olarak tamamen izole etmeyi ve ülkeyi iktisadi çöküşe sürüklemeyi amaçladığını duyurdu.

Bu durum, Hürmüz Boğazı’nın ticarete yeniden açılmasının pek olası olmadığını gösteriyor. 

German Foreign Policy’de yer alan analize göre Alman şirketleri, Körfez ülkelerinden gelen düşük maliyetli hammaddeler kullanılarak başka ülkelerde üretilen çok sayıda ara ürüne bağımlı durumda.

Hürmüz’deki abluka nedeniyle bu ara ürünler artık daha pahalı kaynaklar kullanılarak üretiliyor ve bu da Alman şirketleri için fiyat artışlarına yol açıyor.

Aynı zamanda, stok seviyeleri de çoğu zaman düşük: Hürmüz Boğazı’ndaki abluka nedeniyle ara ürünlerin teslimatı artık mümkün olmazsa, birçok Alman şirketi en fazla üç hafta içinde üretim durmasıyla karşı karşıya kalacak.

Yüksek doğalgaz fiyatları nedeniyle, gaz depolama tesisleri tarihsel olarak en düşük seviyelerde.

Hammaddeler gitgide daha da pahalı hale geldi

İran’da savaşın başlamasından bu yana, hammadde tedarik eden Alman şirketleri için artan riskler ve yükselen fiyatlara dair haberler art arda geliyor.

Tedarik danışmanlığı şirketi Inverto’nun analizine göre, Avrupa şirketlerinin Türkiye’den tedarik ettiği güneş enerjisi sistemleri için kullanılan alüminyum profiller buna bir örnek.

Türkiye’deki üreticiler, ham alüminyumun bir kısmını Körfez ülkelerinden temin ediyor. 

Mart ayında Hürmüz Boğazı’nın fiili ablukası nedeniyle bu ülkelerden yapılan ithalat kesintiye uğradığında, üreticiler daha yüksek fiyatlar talep eden diğer tedarikçilere yönelmek zorunda kalmıştı. Ardından bu fiyat artışlarını Avrupa’daki müşterilerine yansıtmışlardı.

Inverto’ya göre, bu müşteriler o zamandan beri birincil alüminyum için eskisine göre yüzde 10 ila 20 arasında daha fazla ödeme yapmak zorunda.

Üstelik bunlar münferit vakalar değil. Pazar araştırma şirketi Civey’in Handelsblatt adına 750 Alman işletme sahibi arasında gerçekleştirdiği bir ankete göre, katılımcıların yüzde 52’si, metaller veya yarı iletkenler gibi temel hammadde veya ara ürün fiyatlarında belirgin artışlar gözlemledi.

Katılımcıların yarısından fazlası, daha sonra bu yüksek fiyatları müşterilerine yansıtmak zorunda kaldı.

Ara ürün meselesi: Çin’den gelen tedariğe de Hürmüz darbesi

Kimya endüstrisi de başka bir örnek sunuyor. Çinli şirketler, birkaç yıldır Almanya’da her türlü kimyasal ve plastiği, köklü Alman şirketlerinden daha düşük fiyatlarla sunabiliyordu.

Bunun nedeni kısmen Çin’in devasa iç pazarının sağladığı ölçek ekonomisi olmakla birlikte, aynı zamanda Almanya’nın Rusya’dan siyasi nedenlerle kopması sonucu doğalgaz fiyatlarında yaşanan önemli artış da rol oynuyor.

Geçen yıl, Almanya’nın Çin’den kimyasal madde ve aktif ilaç bileşenleri ithalatı artmaya devam etti ve zaman zaman bir önceki yılın aynı ayına göre yaklaşık üçte bir oranında daha yüksek seviyelere ulaştı.

Fakat mart ayından bu yana bu ithalat tekrar düşüşe geçti; çünkü Çin sanayisi, Alman sanayisine kıyasla Körfez bölgesinden gelen hammaddelere çok daha fazla bağımlı ve dolayısıyla tedarik sorunlarıyla boğuşuyor.

Sonuç olarak, bu ön maddelere ihtiyaç duyan Alman şirketleri artık düşük maliyetli Çin ürünlerini temin edemiyor.

Şirketler bunun yerine Alman kimya şirketleri tarafından üretilen daha pahalı ürünlere güvenmek zorunda kalıyor. Bu durum, maliyetlerinin önemli ölçüde artmasına neden oluyor.

Kimya sektöründeki rahatlama geçici

Çin rekabeti nedeniyle satışlarında düşüş yaşayan BASF, Lanxess ve Evonik gibi şirketler, artık ürünlerini Almanya’da yüzde 30’a varan daha yüksek fiyatlarla tekrar satabiliyor.

Müşterileri zararları üstlenmek zorunda kalırken, bu şirketler 2026’nın ikinci çeyreğinde gelirlerinde önemli bir artış kaydetti: sırasıyla yüzde 7 (Lanxess), yüzde 11 (Evonik) ve yüzde 16 (BASF). 

Fakat bu kazançlar, İran ile savaşın yol açtığı sektöre özgü “canlanma” sona erdiğinde ortadan kalkacak “geçici etkiler” olarak görülüyor.

Örneğin Evonik CEO’su Christian Kullmann şu yorumu yaptı: “Bu durum… sektörümüzün karşı karşıya olduğu temel sorunları hiçbir şekilde değiştirmez.”

Büyük Alman şirketleri tedarik zinciri kesintilerine en fazla üç hafta dayanabilir

Handelsblatt’ta yer alan haberlere göre, bazı şirketler Hürmüz Boğazı’ndaki abluka nedeniyle teslimatlarda tam bir kesintiyle karşı karşıya kalıyor.

Ocak ayında, sebep ne olursa olsun hammadde temininde ciddi sorunlar yaşadığını belirten şirketlerin oranı oldukça ortalama bir seviye olan yüzde 5,8 iken, nisan ayında bu rakam yüzde 13,8’e fırladı; mayıs ayında ise yüzde 15,9’a ulaştı.

Temmuz ayında ise bu oran, İran ile savaşın ve bununla birlikte Hürmüz Boğazı’ndaki fiili ablukanın sona erme umuduyla birlikte yeniden yüzde 13,8’e geriledi.

Trump yönetimi tarafından İran’a karşı yürütülen iktisadi savaşın son dönemde tırmanması üzerine, bu umut bir kez daha sönüyor.

Buna ek olarak, birçok durumda Alman şirketlerinin stok seviyeleri, uzun süreli ve ciddi bir krizi atlatmaya yetmiyor.

Yukarıda bahsedilen Civey anketine göre, ankete katılan şirketlerin yalnızca yüzde 22’si, İran’daki savaşın başlamasından bu yana, tedarik açıklarını daha uzun bir süre kapatmak amacıyla daha fazla ara ürün ve hammadde stokladı.

Tedarik zinciri danışmanlık firması Proxima tarafından yapılan bir anket de, büyük Alman şirketlerinin yüzde 56’sının tedarik zincirindeki aksaklıklara en fazla üç hafta dayanabileceğini; bu sürenin ardından üretimlerinin durma noktasına geleceğini gösteriyor.

Kış aylarında doğalgaz sıkıntısı baş gösterebilir

Doğalgazda da bir kez daha sıkıntı yaşanması bekleniyor. Alman gaz depolama tesisleri şubat ayında zaten alışılmadık derecede boştu: Doluluk seviyesi sadece yüzde 20,5 idi.

28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a düzenlediği saldırının ardından doğalgaz fiyatları fırladığından beri işletmeciler depolama tesislerini normalden çok daha yavaş bir şekilde dolduruyor.

Avrupa için geçerli olan TTF vadeli işlem sözleşmesi şu anda megavat-saat başına 65 ile 69 avro arasında dalgalanıyor; şubat ayında ise 30 avro seviyesindeydi.

İşletmeler, sonbaharda savaşın sona ereceği umuduyla fiyatların düşeceği yönünde spekülasyon yapıyorlardı. Artık bunun gerçekleşmesi olası görünmüyor.

Şu anda depolama tesisleri sadece yüzde 50 oranında dolu; bu, istatistiklerin ilk kez derlendiği 2009 yılından bu yana en düşük seviye.

1 Kasım itibarıyla yasal olarak zorunlu kılınan yüzde 80 doluluk seviyesi, sektör çevrelerinde “pratikte ulaşılamaz” olarak görülüyor.

Alman Gaz İletim Sistemi İşletmecileri Birliği, mevcut enjeksiyon hızıyla depolama tesislerinin o tarihe kadar yüzde 70’in altında kalacağı konusunda uyarıyor.

Özel tüketiciler için bariz risklerin yanı sıra, Alman Mühendislik Federasyonu (VDMA) artık “önümüzdeki kışta yaşanacak arz darboğazları” endişesine dikkat çekiyor: “Fiziksel bir gaz kıtlığı ya da fiyatların tavan yapması, sanayi için ciddi bir tehdit oluşturacaktır.”

Aynı anda iki boğaza abluka Almanları zorluyor

Bu arada, genel durum daha da kritik bir hal alabilir. Tedarik danışmanlığı şirketi Proxima’dan bir uzman, Hürmüz Boğazı’na ek olarak, Bab el-Mendeb Boğazı’nın da Yemenli direnişçilerin saldırıları nedeniyle artık sorunsuz bir şekilde geçilemez hale geldiğine dikkat çekiyor.

Uzman, Hürmüz Boğazı’nda petrol ve gaz sevkiyatlarının engellenmesine atıfta bulunarak bir “enerji tehdidi” olduğunu açıklıyor.

Öte yandan Bab el-Mendeb’de ise bir “konteyner tehdidi” söz konusu; buradan tüketim malları, elektronik ürünler ve makine parçaları gibi çeşitli ürünler taşınıyor.

Proxima uzmanı, “Yeni olan şey, her iki boğazın da aynı anda kesintilerden etkilenmesi ve bu kesintilerin ilk kez birbirini pekiştirmesi,” diye açıklıyor.

Avrupa

Alman özel kuvvetleri Rusya ile savaşa hazırlanıyor

Yayınlanma

Almanya Özel Kuvvetler Komutanlığı, eğitim programını Rusya ile olası bir çatışma senaryosuna göre yeniden yapılandırarak arazide uzun süreli muharebe hazırlıklarına odaklandı. Dört saat içinde intikal kabiliyetine sahip yaklaşık 1500 kişilik birlikte, aşırı soğuk hava şartları ve konvansiyonel ordu tehditlerine karşı eğitimler ağırlık kazandı.

Almanya Özel Kuvvetler Komutanlığı (KSK), eğitim ve harekât doktrinini Rusya ile olası bir savaş senaryosuna göre baştan aşağı yeniliyor.

Bild gazetesine konuşan KSK Komutanı Tuğgeneral Andreas Kühne, planlama ve tatbikatlarda doğrudan Rusya’yı hasım olarak merkeze aldıklarını söyledi.

Özel kuvvetlerin geçmişte operasyonlarını çoğunlukla üç gün gibi kısa süreler için planlayıp ardından üsse dönecek şekilde kurguladığını hatırlatan Kühne, yeni dönemde askerlerin arazide çok daha uzun süre kalmak zorunda kalacağını, harekâtın ilk aşamasında görev süresinin tamamen belirsiz olabileceğini dile getirdi.

Almanya’nın Baltık ülkelerinde icra edilen tatbikatlar sırasında özel kuvvetlerinin kabiliyetlerini sahada gösterdiğini belirten Kühne, bu caydırıcılığın NATO’ya yönelik bir saldırının ağır kayıplara yol açacağı konusunda Moskova’ya açık bir mesaj vermeyi amaçladığını vurguladı.

Alman komutan, “Putin bizim muharebe gücümüzü biliyor” diye konuştu.

Yeni eğitim programı, Alman komandolarını tanklar, ağır topçu bataryaları, insansız hava araçları ve gelişmiş elektronik harp sistemlerine sahip konvansiyonel bir orduyla çatışmaya hazırlıyor.

Birlikler aynı zamanda aşırı soğuk hava şartlarında hayatta kalma ve savaşma talimleri yaparak NATO’nun doğu kanadındaki operasyonel senaryolara odaklanıyor.

Rusya ile sıcak bir çatışma çıkması durumunda KSK’nin Alman ordusunun ana muharip unsurlarından daha önce harekete geçmesi planlanıyor.

Özel kuvvetler, Litvanya’da konuşlu bulunan 45. Zırhlı Tugay muharebeye girmeden önce sahada kendilerine verilen kritik görevleri tamamlamayı hedefliyor.

Kühne, birliğin alarm verilmesini izleyen dört saat içinde Stuttgart’tan havalanabilecek intikal hazırlığına sahip olduğuna dikkat çekti.

Aşırı sağ tartışmalarından konvansiyonel savaşa

Karargâhı Calw kentindeki Zeppelin kışlasında yer alan KSK bünyesinde yaklaşık 1500 personel görev yapıyor, ancak bu kadronun yalnızca üçte biri doğrudan komando sınıfında muharip askerlerden oluşuyor.

Kadro doluluk oranı yüzde 70 ile yüzde 80 arasında seyreden birliğe girmek için başvuran adayların sadece yüzde 15’inden biraz fazlası zorlu eleme sürecini geçebiliyor.

Muharebe hazırlığı kapsamında personelin her yıl eğitimlerde 500 bin civarında fişek harcadığı belirtilirken, askerler yoğun güç geliştirme, yüzme ve göğüs göğüse çarpışma eğitimlerinden geçiyor.

Kurulduğu 1996 yılından bu yana rehinelerin kurtarılması, terörle mücadele, çatışma bölgelerinden tahliye operasyonları ve düşman hatlarının gerisinde keşif görevleri icra eden KSK, Afganistan’da da Taliban’a karşı savaştı.

Birlik, birkaç yıl önce aşırı sağcı skandallarla sarsılmış ve lağvedilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı.

Bu süreçte askerler arasında Nazi selamı verilmesi, domuz kafalarıyla eğlence düzenlenmesi, mühimmatların gizemli şekilde kaybolması ve bir askerin evinde yasa dışı silah ve patlayıcı deposu ele geçirilmesi kamuoyunda büyük tepki topladı.

Skandalların ardından 2020 yılında KSK’nin bir bölüğü tamamen dağıtıldı. Komutan Kühne, benzer disiplin suçları ve aşırı sağcı vakaların günümüzde son derece azaldığını, ancak bu tür eğilimlerin bütünüyle ortadan kalkmadığını kabul ediyor.

Almanya cephesinde Rusya’ya yönelik hazırlıklar yalnızca kara unsurlarıyla da sınırlı değil. Haziran ayında Almanya Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Holger Neumann, Rusya’nın NATO topraklarına saldırması halinde Alman savaş uçaklarının Rus askeri hedeflerine doğrudan saldırı düzenlemeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Neumann; Kaliningrad bölgesi, Kola Yarımadası, Sankt Petersburg çevresi ve Karadeniz’deki noktaları olası hedefler arasında sayarak “Topraklarımızın her karışını savunacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Bakanlıklarda yarı yarıya tensikat: Hollanda bürokrasiyi yapay zekaya devrediyor

Yayınlanma

Hollanda hükümeti, yapay zeka entegrasyonu ve bürokrasiyi azaltma reformu kapsamında 25 bin kamu çalışanının işine son vermeyi planlıyor. Bakanlıklar ve teftiş kurumlarında yüzde 60’a varan tensikat öngören planla, 2035’ten itibaren her yıl 3,5 milyar avro tasarruf hedefleniyor.

Hollanda hükümeti, kamu sektöründe verimliliği artırmak ve yapay zeka teknolojilerini devreye sokmak amacıyla yaklaşık 25 bin memurun görevine son vermeye hazırlanıyor.

Bloomberg’in aktardığı plana göre Lahey yönetimi, kamu kadrolarında gidilecek bu tensikatla 2027 yılına kadar her yıl 900 milyon avro, 2035 yılından itibaren ise yıllık 3,5 milyar avro tasarruf sağlamayı hedefliyor.

İşten çıkarmalar öncelikli olarak bakanlıkları, denetim müfettişliklerini ve idari icra kurumlarını kapsayacak.

Ancak planlanan kesintiler her kamu kurumuna aynı oranda yansımayacak; polis teşkilatı ile savunma sektörü kapsamlı tensikat dalgasından daha az etkilenecek.

Etkin Yönetimden Sorumlu Devlet Sekreteri Eric van den Burg, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Merkezi hükümetin gerçekten verimli çalışması; daha yalın, daha akıllı ve daha küçük hale gelmesi için zor kararlar alacağız” ifadelerini kullandı.

Hükümet verilerine göre ülkedeki kamu personeli sayısı, geçmiş hükümetlerin kadroları daraltma yönündeki vaatlerine rağmen 2025 yılının sonu itibarıyla rekor düzeye çıkarak 160 bine ulaştı.

Bu rakam, kamudaki çalışan sayısının 2018 yılına kıyasla yüzde 41 oranında arttığını gösteriyor.

Eric van den Burg’un parlamentoya sunduğu mektupta yer alan ayrıntılar, bakanlıkların, denetim birimlerinin ve icra dairelerinin belirli kollarında personel sayısının yüzde 45 ila 60 oranında azaltılabileceğini ortaya koyuyor.

Yönetim, idari yükü hafifleterek gereksiz bürokratik prosedürleri yürürlükten kaldırmayı ve kamu çalışanlarının iş verimini yükseltmeyi hedefliyor.

Reformun temel ayaklarından birini, işlevsiz hale gelen ya da aşırı bürokratik yük yaratan 500 kural ve düzenlemenin tamamen iptal edilmesi oluşturuyor.

Hükümet, yasal mevzuatı ve işleyiş kurallarını sadeleştirerek yeni personel ihtiyacını asgari düzeye indirmeyi ve kamu kurumlarında yapay zekadan daha yaygın biçimde faydalanmayı amaçlıyor.

Kamuda yapay zekaya dayalı küçülme eğilimi farklı ülkelerde ve özel sektörde de adımlar atılmasına yol açıyor.

Özbekistan’da Ekim 2025 tarihinde ulusal mevzuat veri tabanında yayımlanan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev imzalı kararnameyle, yapay zeka uygulamalarına geçiş paralelinde 2 binden fazla kamu görevlisinin kadrosunun tasfiye edileceği duyurulmuştu.

Öte yandan teknoloji devleri Microsoft ve Meta da yapay zeka alanındaki yüksek maliyetli yatırımları nedeniyle iş gücünde kesintiye gitme kararı almıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Fonların gölgedeki patronu: Davalar İngiliz milyarderin peşini bırakmıyor

Yayınlanma

Yönettiği 12 milyar dolarlık fon ağına rağmen kamuoyundan gizlenen İngiliz milyarder Peter de Putron, Williams Formula 1 takımı ve ABD’deki 2,8 milyar dolarlık enerji projesini kapsayan davalar nedeniyle gündemde. Mahkemelerin ifade çağrıları, Jersey Adası’ndaki adresinde bulunamayan ve Birleşik Krallık siyasetine milyonluk bağışlar yapan milyarderin gizlilik kalkanını zorluyor.

Finans piyasalarında algoritmik işlemlerle devasa bir servet edinen İngiliz milyarder Peter de Putron, onlarca yıldır kamuoyunun radarından titizlikle kaçmayı başardı.

İnternette tek bir karesi dahi yer almayan, randevu adreslerini buluşmaya birkaç dakika kala bildiren ve eski tanıdıklarının bile telefon numarasına ulaşamadığı finansçı, iş dünyasının en kapalı figürlerinden biri olarak biliniyor.

Fakat Formula 1 takımı Williams’ı ve ABD’deki dev bir veri merkezi yatırımını kapsayan yargı süreçleri, gizem perdesini aralamaya başladı.

Financial Times’ın haberine göre, mahkemelerden çıkan celp ve inceleme kararları, de Putron’u iş ağının ayrıntılarını ve kişisel bilgilerini açıklamaya zorlayabilir.

De Putron’un servetinin omurgasını, Londra merkezli G-Research şirketi oluşturuyor. Finans piyasaları için alım satım yazılımları ve tahmin modelleri üreten bu yapı, hisse senedi alıp satmıyor; yalnızca verileri tarayıp piyasa hareketlerini öngören algoritmalar hazırlıyor.

Şirketin rakiplerinden biri, bu modelleri kullanan ve de Putron ile bağlantılı olan yatırım fonunun 10 milyar dolar ile 12 milyar dolar arasında varlık yönettiğini tahmin ediyor.

G-Research bünyesinde üretilen tahminler, doğrudan Birleşik Krallık dışındaki ilişkili şirketlere iletiliyor. Financial Times, bu yapının milyardere operasyonlarının kayda değer bölümünü düşük vergili yargı bölgelerinden yürütme imkanı verdiğini yazıyor.

Örneğin bağlantılı şirketlerden biri, şirket sahipliğine dair şeffaflık kurallarının oldukça gevşek tutulduğu Marshall Adaları’nda tescil edilmiş vaziyette.

İlk yatırım fonunu 1997 yılında Amerikalı milyarder George Soros’un desteğiyle kuran de Putron, zamanla odağını tümüyle bilgisayar algoritmalarıyla yürütülen ticarete çevirdi.

Finansçı, 2001 senesinde daha sonra G-Research adını alacak olan Gloucester Research şirketini hayata geçirdi. O tarihten bu yana kişisel hayatını neredeyse mutlak bir gizlilikle yürütüyor.

Gazeteye konuşan kaynaklar, de Putron’un toplantılara katılacak kişilerden elektronik cihaz getirmemelerini talep ettiğini aktarıyor.

The Wall Street Journal’a konuşan bir tanıdığı ise milyarderin katıldığı ender bir etkinlikte hem iç mekanda hem dışarıda çıkarmadığı şapkası, trençkotu ve güneş gözlükleriyle adeta klasik bir casus kılığında dolaştığını anlatıyor.

Benzer bir tecrit kültürü G-Research içinde de geçerli. Çalışanların şirket içi bilgileri dışarı aktarması kesin bir dille yasaklanırken, işten ayrılanların rakip kurumlara geçişi de ağır sözleşme şartlarıyla sınırlandırılıyor.

Ofis içi bilgi akışını kesmek amacıyla departmanlar arasına katı bariyerler örülmüş durumda; çalışanlar diğer birimlerin ne tür projeler üzerinde çalıştığını dahi göremiyor.

Şirket, verileri korumak için özel olarak geliştirilmiş yüksek güvenlik altyapıları kullanıyor.

Hukuki ihtilaflar gizlilik kalkanını zorluyor

Milyarderin yatırımları finans piyasalarıyla sınırlı kalmadı.

De Putron, savunma sanayisine teknoloji geliştiren girişimlere ve Formula 1 takımı Williams’ın sahibi Dorilton Capital’a sermaye sağladı.

Financial Times ayrıca, de Putron ile ABD’nin Güney Carolina eyaletinde 2,8 milyar dolarlık devasa bir veri merkezi ve 460 megavatlık enerji santrali inşaatını finanse eden NorthMark şirketi arasında bağlar saptadı.

Fakat her iki yatırım da de Putron’un adını yargı kayıtlarına taşıdı. Güney Carolina’daki projeye karşı çıkan bölge sakinleri, inşaat şirketinin projenin gerçek boyutlarını gizlediğini öne sürerek dava açtı.

Formula 1 kanadında ise Williams takımının eski pazarlama direktörü Claudia Schwarz, Dorilton ve doğrudan de Putron aleyhine dava açtı.

Yargılama sürecinde mahkeme de Putron’un ifadesinin alınmasına izin verdi. Ancak tebligat memurları, Manş Denizi’ndeki Jersey Adası’nda kayıtlı adrese iki kez gitmelerine karşın milyardere resmi evrakı teslim edemedi. Hukukçular, bu süreçlerin финансисті gizlilik kalkanını delmeye mecbur bırakabileceğini değerlendiriyor.

De Putron’un ilişkiler ağı Birleşik Krallık siyasetine ve sivil toplumuna kadar uzanıyor.

Financial Times verilerine göre, milyarderin kontrolündeki şirketler İngiltere Muhafazakar Partisi’ne yaklaşık 1 milyon sterlin bağışladı.

Eşi Hayley de Putron adına kurulan yardım vakfı ise İngiliz kraliyet ailesinin himayesindeki kuruluşlara milyonlarca sterlinlik kaynak aktardı.

Hatta 2017 yılında dönemin Galler Prensi Charles, Hayley de Putron’a yardımlarından ötürü açık teşekkür iletmişti.

İngiliz The Guardian gazetesinin 2016 tarihli araştırması da milyardere ait şirketlerin Muhafazakar Parti kasasına yüz binlerce sterlin yatırdığını ve İngiltere’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini sorgulayan düşünce kuruluşlarına sermaye aktardığını ortaya koymuştu.

Bu kuruluşların başında gelen Open Europe’a doğrudan Gloucester Research üzerinden aktarılan tutar yaklaşık 700 bin sterline ulaşıyor.

De Putron aynı zamanda eski Birleşik Krallık Bakanı Andrea Leadsom ile akrabalık bağı taşıyor; finansçı, Leadsom’ın kız kardeşiyle evli.

Eldeki kayıtlar, Leadsom ile eşinin geçmiş yıllarda de Putron’a ait şirketlerde yöneticilik yaptığını gösteriyor.

Eski bakan ise akrabasının bağışlarının siyasi kariyerinde rol oynadığı iddialarını reddediyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English