Bizi Takip Edin

Avrupa

İspanya’da genel seçimler: Milliyetçi-Muhafazakâr ittifak ufukta

Yayınlanma

İspanyol halkı Pazar günü (23 Temmuz) sandık başına gidiyor. İspanyol Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) Genel Sekreteri Pedro Sánchez önderliğindeki PSOE-Unidas Podemos hükümeti, geçen Mayıs ayında yapılan yerel seçimlerde istediği başarıyı elde edemeyince seçime gitmeye karar vermişti.

Mayıs ayındaki yerel seçimlerde PSOE, Alberto Núñez Feijóo liderliğindeki muhafazakâr Halk Partisi’nin (PP) ardından ikinci sırada yer almıştı. PP, genel seçimlerden de zaferle ayrılmayı planlıyor ama çoğunluğu kazanmak için parlamentonun alt kanadındaki 350 sandalyenin yarısından fazlasını elde etmesi gerekiyor. Bu durumda PP’nin, Santiago Abascal’ın liderliğindeki sağcı Vox ile koalisyon kurabileceği belirtiliyor.

İspanya’da yayınlanan son kamuoyu yoklamaları PP’nin oy oranını %33-%36, Sosyalistlerin oy oranını ise %29’un altında gösteriyor. Vox ve yeni sol koalisyon Sumar %12.5-13.5 arasında neredeyse başa baş durumdalar.

Vox ve ‘İtalyan işi’ İspanyol hükümeti: Avrupa sağından destek

Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Önce Amerika’ (America First) kampanyasına benzer şekilde ‘Önce İspanya’ diyen Vox partisi, 2013 yılında kurulmuş ve 2019’da üçüncü sırada yer alarak ilk kez parlamentoya girmişti. Zaman zaman ‘aşırı sağcı’ olarak nitelendirilse de, Vox Avrupa Parlamentosu’nda, örneğin AfD ile Ulusal Birlik’in yer aldığı Kimlik ve Demokrasi (ID) grubunda değil, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin İtalya’nın Kardeşleri’nin önemli bir bileşeni olduğu Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunda yer alıyor. İtalyan sağ koalisyonu da AP’deki tüm sağcı eğilimleri bir araya getirmişti: Avrupa Halk Partisi (EPP, İtalya’dan Forza Italia üye), ECR ve ID (Matteo Salvini’nin Lega’sı bu gruba üye).

Nitekim Meloni, Vox’un seçim kampanyasına destek vererek partilerin ‘büyük dostluğunu’ teyit etmek için bir video yayınladı. Meloni, Vox’un 15 Temmuz’da Valencia kentinde düzenlediği mitingde yaptığı konuşmada, “23 Temmuz’da, Vox’un yeni ulusal hükümetin oluşumunda öncü ve belirleyici bir rol oynadığı muhafazakâr bir yurtsever alternatifin istikrar kazanması hepimiz için çok önemli. Vatanseverlerin zamanı geldi,” şeklinde konuştu.

Meloni’nin yanı sıra Macaristan Başbakanı Viktor Orban ve Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki de İspanyol genel seçimlerinde Vox’a desteklerini açıkladılar.

PP ile Vox bazı bölgelerde halihazırda ittifak kurmuş durumda. Vox, üç özerk bölgede muhafazakârlarla güç paylaşımı anlaşmaları sağlama konusunda büyük adımlar attı ve Murcia, Aragon ve Balear Adaları’nda daha küçük ittifaklara ulaşıldı.

PP lideri Feijóo, Vox yerine PSOE ile de ittifak kurabileceklerini iddia etse de parti içinden gelen tepkiler bu yönde değil. Batı Extremadura bölgesinin PP başkanı Maria Guardiola, önce Vox gibi bir parti ile birlikte bölgeyi yönetmek istemediklerini söyledi, sonra ise sözlerinden geri adım atarak kendi sözlerinin ‘Extremadura’nın geleceğinden daha önemli olmadığını’ duyurdu.

Ademi merkeziyetçiliğe karşı Vox

2018 yılında bölgesel Endülüs seçimlerinde bölgesel değil, ulusal bir programla yarışan Vox, İspanya Anayasasında yer almasına rağmen, ülkede bölgelere yetki devreden (İspanyolcada Estado autonómico olarak bilinen) ademi merkeziyetçi sistemi reddediyordu.

Programın 6. maddesi hedef olarak açıkça şunu belirtiyordu: “Estado autonómico’yu, ayrıcalık ve bölünme yerine eşitlik ve dayanışmayı teşvik edecek tek bir yasalar dizisine sahip bir devlete dönüştürmek. Tüm İspanya için tek bir hükümet ve tek bir parlamento. Bir ön adım olarak, eğitim, sağlık, güvenlik ve adalet alanlarındaki yetkilerin derhal devredilmesini ve bölgesel yasama gücünün mümkün olduğunca azaltılmasını [istiyoruz].”

Vox’un Endülüslü adayı Francisco Serrano, Trump’ı andıran 100 maddelik ‘popülist’ bir programla (İspanya’nın Ceuta ve Melilla eksklav şehirlerinin sınırları boyunca ‘aşılmaz’ bir duvar çağrısı da dahil), Hıristiyan krallıkların İber yarımadasında Müslümanların elindeki toprakları geri aldığı Reconquista dönemine atıfta bulunarak İspanya’nın ‘yeniden fethini’ başlatmayı hedefliyordu. Parti, İspanya’nın ‘medeniyete ve evrensel tarihe katkısı’ konusunda farkındalığı artırmak istiyordu. Aynı programda, partinin, ‘İspanya’nın ve İspanyolların ihtiyaçlarını oligarşilerin, reislerin, lobilerin ya da uluslarüstü grupların ihtiyaçlarının önüne koymak’ istediği vurgulanıyordu.

‘Toplumsal cinsiyet’ tartışması

Vox’un hedeflerinden bir diğeri de ‘cinsiyet şiddeti’ yasasını ve cinsiyetlerden birine karşı ayrımcılık yapan diğer tüm yasaları yürürlükten kaldırmak ve bunun yerine istismara uğrayan yaşlılara, erkeklere, kadınlara ve çocuklara aynı korumayı sağlayacak bir aile şiddeti yasası getirmek.

‘Sübvanse edilen radikal feminist grupların’ ortadan kaldırılmasını ve sahte şikayetlerin etkin bir şekilde kovuşturulmasını isteyen parti, doşanma davaları sırasında da ‘küçüklerin korunması’nı istiyor.

Vox ayrıca bir Aile Bakanlığı kurulmasını ve ‘Devletten önce gelen bir kurum olarak tanınacak olan doğal aileyi koruyan organik bir yasa’ çıkarılmasını istiyor.

Vox’un yanı sıra PP de PSOE hükümetinin insanların yasal cinsiyetlerini değiştirmelerini kolaylaştırmak da dahil olmak üzere trans hakları ve kürtajla ilgili yeni yasaları sert bir dille eleştiriyor.

Bu iki parti ayrıca İspanya’nın cinsel ilişki rızasına ilişkin tartışmalı ‘Sadece Evet, Evet Demektir’ yasasına da itiraz ediyor. Geçen Ağustos ayında kabul edilen bu yasa, 1000’den fazla hüküm giymiş tecavüzcünün hapis cezasını azaltan bir boşluk yarattı ve Başbakan Sánchez sonunda özür dilemek ve değişiklikleri kabul etmek zorunda kaldı.

Sert milliyetçiliğin anaakıma dönüşü

Seçim sürecinde tartışılan bir başka önemli konu da milliyetçilik. PP ve Vox, hapisteki bağımsızlık yanlısı liderleri affettiği ve ayrılıkçılık suçunu hafiflettiği için Sánchez’i ‘hain’ olmakla suçluyor.

Sağ partiler, kilit reformları geçirmek için ayrılıkçılara bel bağladığı gerekçesiyle başbakanı hedef alıyor. ETA tarafından işlenen suçlar nedeniyle hapse atılan Arnaldo Otegi liderliğindeki Bask ayrılıkçı partisi Bildu ile yaptığı anlaşma da bu hamleler arasında sayılıyor. “Txapote sana oy versin,” anlamına gelen Que te vote Txapote sloganı, bir dizi ölümcül saldırı gerçekleştiren bir başka ETA militanına atıfta bulunuyor.

PP lideri Feijóo da sosyalist liderin ayrılıkçılara bel bağladığı için hükümet anlaşmaları konusunda ders vermeye hakkı olmadığını söylemişti.

‘İklim değişikliği’ ile mücadelede Vox farkı

İspanyol siyasetindeki çoğu parti ‘iklim değişikliği’ ile mücadele için önlemleri var. Sadece Vox’un seçim programında bu konuya hiç değinilmiyor.

PP’nin seçim programında ise, “Hedefleri rasyonelleştirmek ve Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Avrupa ‘Tarladan Sofraya’ stratejisinin uygulanmasına yönelik takvimi daha esnek hale getirmek için çalışacağız, ulaşılabilir olan ve ulaşılamaz hedefler koymayan tedbirler için bastıracağız,” ifadeleri yer alıyor. Olası bir PP-Vox koalisyonunun ‘yeşil dönüşüm’ü yavaşlatacağı düşünülüyor. PP’nin AP düzeyindeki siyasi grubu EPP, Vox’un da üyesi olduğu muhafazakâr ECR grubuyla, başta tartışmalı AB Doğa Restorasyon Yasası olmak üzere önemli yeşil mevzuata karşı giderek daha fazla yakınlaşıyor. Mayıs ayında EPP de PP ve Vox’un yanında yer alaraki İspanya’da AB hukuku tarafından korunan bir doğa rezervinin yaşayabilirliğini baltalayan bölgesel bir sulama yasasını savunmuş ve Avrupa Komisyonu’nu Sánchez için kampanya yürütmekle suçlamıştı.

Vox ise, ‘dış organların müdahalesini’ önlemek için çevreyle ilgili herhangi bir yasayı Brüksel’den Madrid’e getirme sözü veriyor ve İspanya’nın ‘şu anda Brüksel politikasını yönlendiren lobilerin ideolojik önyargılarına’ tabi kalamayacağını söylüyor.

Aynı zamanda çevreyi korumak isteiğini öne süren parti, İspanya’nın kendi kaynaklarını kullanmasını engellediğini ve İspanyolların ‘yeşil vergiler’ yoluyla yeşil dönüşüm için ödeme yapma yükünü taşıdığını savunarak 2021’de Sosyalistler tarafından kabul edilen İklim Değişikliği Yasasını da iptal etmeye çalışıyor.

Ekonomi ve işsizlik

Çoğu İspanyol seçmen için en büyük mesele hâlâ ekonomi. İspanya bir büyüme döneminden geçiyor (2022’de %5,5) ve enflasyon Haziran ayında %2’nin altına inerek Avrupa’daki en düşük seviyelerden birine geriledi.

Buna rağmen işsizlik rakamları muhalefetin mevcut hükümete karşı en sık kullandığı eleştirilerden biri. Mayıs ayında İspanya tüm AB ülkeleri arasında en yüksek işsizlik oranına (%12.7) sahipti. Bu, 2019’dan bu yana 2 puana yakın düşük olsa da PSOE yönetimi eleştirilerden kurtulmuş değil.

Enflasyon ve yükselen faiz oranları ile birlikte işsizlik oranları, Başbakan Pedro Sanchez’in PSOE hükümetinin elde ettiği görece olumlu makroekonomik sonuçları gölgeliyor. Halbuki Sanchez hükümeti Haziran 2018’de iktidara geldiğinden bu yana asgari ücreti neredeyse %47 oranında arttırdı. Ayrıca emekli maaşlarını enflasyona göre yeniden endeksleyerek 2023 yılında %8’lik bir artış sağladı ve geçici sözleşmelerin kullanımını sınırlandırmak için iş kanununda reform yaptı. Sonuç olarak, belirli süreli işlerin oranı %26’dan %17’ye düştü. Buna rağmen anketlerin doğru çıkması halinde, PSOE ilk kez ülkede bir ekonomik kriz yaşanmadan iktidarı kaybetmiş olacak.

Vox, ekonomik meseleler söz konusu olduğunda vergileri azaltmayı ve devlet harcamalarını kısıtlamayı savunuyor. Daha düşük kurumlar vergisi ve emlak vergisi istiyor ve elektrik faturalarındaki tüm vergileri kaldırmayı planlıyor. Parti ayrıca emlak vergisi, veraset vergisi ve sermaye kazancı vergisinin de tamamen kaldırılmasını öneriyor. Son olarak Vox, serbest meslek sahipleri için daha düşük sosyal güvenlik katkı payları istiyor.

Göçmen sorunu

Göçmen meselesi de İspanyol siyasi tartışmalarının merkezinde yer alıyor. Özellikle Fransa’da yakın zamanda yaşanan isyan, başta Vox olmak üzere milliyetçi-muhafazakâr partilerin söylemlerini sertleştirmesine yol açtı.

Fransa’daki ayaklanmaları daha sert göç politikaları çağrısında bulunmak için kullanan Vox lideri Santiago Abascal, “Avrupa, yaşam tarzımıza ve yasalarımıza uyum sağlamak istemeyen… Avrupa karşıtı çeteler tarafından tehdit ediliyor, Avrupa Müslüman ülkelerden gelen göçmenleri kabul etmeye devam edemez,” demişti.

Macar lider Orban da Vox’a gönderdiği destek mesajında göçmen meselesine dikkat çekerek, “Ulusal sınırlarımızı ve kültürümüzü Avrupa’ya gelen yasadışı göçmenlere karşı korumalıyız,” demişti.

Yeni sol platform: Sumar

PSOE-Unidas Podemos hükümetinin dağılmasının ardından İspanyol seçimlerine yeni bir sol seçim platformu da katılıyor: Sumar (Birleş).

Eski bir komünist ve İspanya’nın ikinci başbakan yardımcılığının yanı sıra çalışma bakanlığı da yapmış Yolanda Díaz, İspanya’nın ilk kadın lideri olmak istiyor.

Sumar, 18-23 yaş arası gençlerin ‘hayatlarına yeniden başlamalarına’ yardımcı olmak için 20.000 avro yardım sözü vererek yeni seçmenleri etkilemek istiyor. Díaz, İspanya’da asgari ücretin 1.259 avroya çıkarılmasında ve popüler olmayan çalışma yasalarının kaldırılmasında rol oynamıştı.

Sumar’da İspanya Komünist Partisi (PCE), Birleşik Sol (IU), Yeşil İttifak ve Katalonya’dan partiler yer alıyor.

Avrupa

İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

Yayınlanma

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.

Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.

Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.

Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.

Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.

İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.

İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.

Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.

Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler

Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.

Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Yayınlanma

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.

Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.

Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.

Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.

Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.

Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.

Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.

Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.

Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.

Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.

S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.

PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.

Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.

Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.

Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.

Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:

“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”

ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Yayınlanma

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.

Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.

Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.

Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.

Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.

Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.

Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:

“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”

Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.

Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.

Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.

Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor

Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.

Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.

ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.

Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.

Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.

Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.

Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.

Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English