Ortadoğu
İsrail müesses nizamında ‘Washington’ korkusu

İsrail’in İran tehdidine karşı potansiyel müttefik gördüğü Riyad’ın Tahran’la anlaşması, ABD’nin İsrail iç siyasetini açıktan eleştirmesi ve Biden’ın Netanyahu’ya mesafesi İsrail’in askeri bürokrasisinde endişe yarattı. Askeri bürokrasinin görüşlerini yansıtan INSS, ilk kez stratejik bir uyarı yayınladı.
Binyamin Netanyahu’nun, İsrail Başbakanı olarak göreve gelmesinin üzerinden 12 hafta geçti ancak kendinden önceki Başbakanların aksine hâlâ Beyaz Saray’a davet edilmedi. Üstelik Washington, ilk kez İsrail’in iç politikasını açıktan eleştiriyor. Bu, etrafı İran başta olmak üzere “düşmanlarla” çevirili olan ve bugüne kadar ABD’nin maddi manevi ve koşulsuz desteği sayesinde ayakta kalmayı başaran İsrail için yeni bir durum. Hâlihazırda ABD’nin bölgede azalan nüfuzundan derin endişe duyan İsrail askeri müesses nizamı, Washington’un iç politik gelişmeler nedeniyle İsrail’e desteğini çekmesini ülke için en kötü senaryo olarak görüyor. Üstelik askeri bürokrasiye göre bu felaket senaryosu, olabilecek en kötü zamana, yani İran’ın nükleer silaha en çok yaklaştığı ve İran tehdidine karşı potansiyel müttefiklerin Tahran’a kaptırıldığı bir zamana denk geliyor.
Washington yolunun şimdilik kapalı olduğunu anlayan ve iç politikadaki inadından vazgeçmeyen Netanyahu, Avrupa’dan destek arayışında. Netanyahu, peş peşe Avrupa başkentlerini ziyaret ederken İsrail’in askeri bürokrasinin görüşlerini yansıtan, kurucu ve çalışanlarının çoğu İsrail güvenlik teşkilatlarında üst düzey görevlerde bulunmuş, Tel Aviv Merkezli Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS) ilk kez stratejik bir uyarı yayınladı. Tel Aviv Üniversitesi’ne bağlı faaliyet yürüten düşünce kuruluşu “yaklaşan kriz” nedeniyle, benzeri görülmemiş bir “acil stratejik uyarı” yayınlama yükümlülüğü bulunduğuna dikkat çekti: “İsrail, ulusal güvenliğine yönelik ciddi tehditler, ABD ile ilişkilerinde derinleşen çatlaklar ve küresel ekonomik krizin ortasında artan ekonomik risklerin uğursuz bileşimi ile karşı karşıya. Aynı zamanda İsrail toplumu, bu tehditleri büyüten ve mücadele yeteneğimizi baltalayan yargı reformu nedeniyle benzeri görülmemiş bir iç çatışmanın ortasında. (…) Sonuç olarak, yaygın bir halk tepkisi boyut ve yoğunluk olarak büyüyor ve kaçınılmaz olarak İsrail Orudusu (IDF) dahil İsrail’deki yaşamın tüm yönlerine sızıyor.”
Yirmi yıl önce İsrail’in iki cephede (İkinci İntifada ve Dot-com balonu) verdiği ve dayanışma sayesinde “kazandığı” mücadeleye dikkat çeken uyarıda, “Bu sefer üç cephede, yani İsrail’in ulusal güvenliği, uluslararası imajı ve ekonomik sağlamlığı gibi ciddi zorluklarla mücadele etmek zorundayız. Ancak önerilen yargı reformu, o zaman yaptığımız gibi safları sıklaştırmak yerine, siyasi kutuplaşmayı ve toplumsal ayrışmaları derinleştirmekte ve ulusal güvenliğin temel direklerinden olan toplumsal dayanıklılığı zayıflatmakta. Ayrıca reform, hükümetin dikkatini ve İsrail’in kolektif enerjisini, dış tehditlerle düzgün bir şekilde mücadele etme pahasına, bu yıpratıcı iç çatışmaya kaydırıyor” denildi.
Uyarı yazısında İsrail’e yönelen tehditler üç başlıkta özetle şöyle açıklandı:
1- Güvenlik Tehditleri: Birincisi İran fiilen nükleer devleti olmanın eşiğinde. Ukrayna savaşındaki rolünden askeri uzmanlık kazandı ve Rusya’dan gelişmiş silah sistemleri almaya hazır. Bu arada, Çin’in aracılığıyla Körfez komşularıyla ilişkilerini geliştirirken bölgesel nüfuzunu da derinleştiriyor. İkincisi, şu anda Filistin cephesinde endişe verici bir tırmanışla karşı karşıyayız. Üçüncüsü Hizbullah daha saldırgan bir davranış sergiliyor.
Bu korkunç koşullarda, İsrail’in tamamen bu ciddi tehditlerle yüzleşmeye odaklanmasını beklerdik, ancak ne yazık ki, iç çatlak İsrail’in bunu yapma kabiliyetini kötü bir şekilde etkiliyor. En şiddetli etki, her zaman iç çatışmaların üzerindeki tek örgüt olan IDF üzerinde. Yalnızca zorunlu askerlik değil, aynı zamanda derin aidiyet duygusuna ve ortak ahlaka da dayanan bu teşkilatta hizmete hazır olma durumu da etkileniyor. Etki, özellikle yedek kuvvetlerin seçkin birimlerde (hava kuvvetleri, komandolar ve askeri istihbarat) görev yapanlar üzerinde şiddetli.
Hiç şüphe yok ki, yalnızca yedek askerler açısından değil, aynı zamanda ordu içine ve onlar ile komutanları arasındaki uyum ve karşılıklı güvene de önemli hasarlar verildi. Dahası, İsrail’in davasının doğruluğuna olan inanç, IDF saflarındaki birçok kişinin gözünde, savaşa gitmek gibi kader kararlarından sorumlu olanlar demokratik ilkelere bağlı kalmayı bırakırsa sarsılabilir. Son olarak, İsrail’in düşmanlarının iç çatışmamızdan cesaret aldığına ve hatta tehlikeli eylemlerde bulunmaya yönelebileceğine şüphe yok.
2- ABD ile İlişkilere ve İsrail’in Uluslararası İmajına Verdiği Zarar: Dünya, önerilen reformun ardından yaşanan iç karışıklıkları yakından takip ediyor ve neredeyse devlet başkanlarından sokak protestolarına kadar uzanan evrensel tepki; şaşkınlık ve derin endişe. Özellikle, ABD ile yalnızca çıkarlara değil, aynı zamanda ortak değerlere de dayanan özel ilişki, reformun ardından gerilimin arttığının işaretlerini veriyor.
Bunlar endişe verici gelişmeler çünkü İsrail’in karşı karşıya olduğu en acil güvenlik tehdidi, yani İran karşısında, ABD’nin güçlü desteğine her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Dolayısıyla bu ilişkilerin bozulması, İsrail’in ulusal güvenliğinin temel taşlarından birini tehlikeye atıyor. İsrail’in diğer Batı demokrasilerindeki konumu da bundan etkileniyor ve otokratik devletler bile krizin ortaya çıkardığı istikrarsızlık ve iç çatlaklar karşısında şaşkına dönüyor. Bölge ülkeleri de özellikle BAE, İsrail ile ilişkilerini derinleştirme konusunda artık daha isteksiz.
3- Ekonomik Kriz: Koronavirüs, Ukrayna’daki savaş ve ABD ile Çin arasında tırmanan çatışma son yıllarda küresel ekonomiyi sarsarak yüksek enflasyona, faiz artışlarına ve küreselleşmenin gerilemesine neden oldu. Şok dalgaları İsrail’e de ulaşıyor, enflasyonu körüklüyor, yüksek teknolojide işten çıkarmalara neden oluyor ve büyümeye zarar veriyor. Durum yeterince ciddi ve 2008’deki büyük krizde olduğu gibi tüm sorumlu tarafları bununla ilgilenmeye sevk etmeliydi. Bunun yerine önerilen reform ekonomiye bir darbe daha vurmaya hazırlanıyor ve yurtdışındaki ekonomi çevreleri bunun ardından gelebilecek korkunç sonuçlar konusunda uyarıda bulunuyor.
Reformu yasalaştırma çabaları, İsrail’deki siyasi istikrarsızlığı ve ekonomik belirsizliği artırarak, yatırımcıların güvenini ve yatırım motivasyonunu zedeledi. Ayrıca, yüksek teknoloji çalışanları ve girişimciler, reform karşıtı protestolarda aktif ve dikkat çekici bir şekilde yer aldılar ve hatta bazıları ticari faaliyetlerini ülke dışına çıkarma niyetlerini açıkladılar. Yedeklerde olduğu gibi, mesele bu açıklamaların haklı olup olmadığı değil, daha vahim sonuçları olabilecek derin duyguları yansıttığı gerçeğidir.
Yargı reformu devam ederse, İsrail’in kredi notu büyük ihtimalle düşecek ve bunun ekonomi için korkunç sonuçları olacaktır. Her şeyden önce, İsrail’in onlarca yıllık sorumlu ekonomik politika, siyasi istikrar ve bağımsız ve güvenilir yargı üzerine inşa edilmiş, ekonomik başarı ile ilişkilendirilen ülke imajına verdiği zararı onarmak çok zor olacak. Bu ciddi kriz karşısında INSS, derin bir sorumluluk duygusuyla ve yüreği buruk bir şekilde ilk kez bu stratejik uyarıyı yayınlıyor.
İsrail-ABD İlişkileri: Hiçbir Şey Sonsuza Kadar Sürmez
INSS’nin uyarı yazısından sonra İsrail-ABD ilişkilerindeki bozulmanın İsrail güvenliğine verebileceği zararlar ayrı bir makalede işlendi. İsrail’in ortak temel değerlere ve çıkarlara aykırı hareket ettiğine inanırsa ABD’nin itiraz ve eleştiriden çekinmeyeceğine dikkat çeken analiz, “ABD’nin tepkisi, resmi kınamadan ABD’nin İsrail’e verdiği siyasi, ekonomik ve güvenlik desteğinin fiilen erozyona uğramasına kadar değişebilir” denildi.
Analizin tamamı şöyle:
Yaklaşık iki aylık bir aranın ardından ABD Başkanı Joe Biden, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu aradı. Görüşmeye ilişkin Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre Başkan, şu anda yönetimi ilgilendiren iki ana konuya değindi:
Filistin sahası: Önceki açıklamalara benzer şekilde Başkan Biden, İsrail ve Filistin Yönetimi’nin güvenlik işbirliğini artırmak ve gelecekte iki devletli bir çözüm olasılığını baltalayabilecek herhangi bir adımdan kaçınmak için birlikte çalışması talebini yineledi. Başkan; İsrail, Filistin Yönetimi, Mısır, Ürdün ve ABD’den üst düzey siyasiler ve askerler arasında yönetimin bakış açısıyla taraflar arasındaki gerilimi azaltmak için tasarlanmış olan Şarm El-Şeyh’teki toplantıyı memnuniyetle karşıladı. Başkanın yorumları, yönetimin Filistin cephesindeki gelişmelere ve sahadaki durumun kötüleşme potansiyeline ilişkin son birkaç ay içinde üst düzey ABD yetkililerinin yaptığı birçok açıklamaya benzerdi. Bu durum, yönetimin dikkatinin başka bir yere, özellikle Çin ile rekabete ve Ukrayna’daki savaşa odaklanması gerektiğine inandığı bir zamanda (bu alandaki) diplomatik olanaklarını artırmasını zorunlu kılacaktır. Yönetim, Ramazan ayı da dahil olmak üzere önümüzdeki dönemin bir yangına dönüşebileceği endişesiyle İsrail ve Filistinliler üzerinde yoğun baskı uyguluyor. Bu nedenle Şarm toplantısının sonunda yapılan açıklamada da belirtildiği gibi, bunun önüne geçmek için her iki taraftan da somut önlemler alınması talep ediliyor.
Yargı reformu: Başkan Biden, “demokratik değerlerin her zaman ABD-İsrail ilişkisinin ayırt edici özelliği olduğunu ve öyle kalması gerektiğini… ve temel değişikliklerin mümkün olan en geniş halk desteğiyle sürdürülmesi gerektiğini” belirtti. Başkan, demokratik toplumların temel ilkelerine yönelik değişikliklerin ancak mümkün olan en geniş halk desteğiyle yapılması için yürütülen uzlaşı çabalarına desteğini sundu.
Bu, İsrail hükümetinin yasa değişikliği girişiminin ABD ile İsrail ilişkilerinin temel dayanağı olan değerlere zarar verebileceğine dair gerçek endişeyi yansıtan, Başkan’ın konuyla ilgili şimdiye kadarki en kritik yorumu. Kural olarak, ABD başkanları İsrail’in iç işlerine müdahaleden kaçındı. Bu nedenle, Başkan Biden’ın konuyu Başbakan Netanyahu ile telefon görüşmesinde gündeme getirme kararı, yasanın sonuçlarıyla ilgili ABD liderliğinin üst kademesinde yaşanan olağandışı endişenin derinliğini yansıtıyor.
Başkanın, Başbakan Netanyahu ile görüşmesi, İsrail-ABD ilişkilerinin üzerine inşa edildiği sağlam temele ve Başkan Biden’ın İsrail’e yönelik derin dostluğuna ve desteğine rağmen, ABD yönetiminin, İsrail hükümetinin öncülük ettiği süreçlere ilişkin hoşnutsuzluğunu ve endişesini artık gizlemediği konusunda şüpheye yer bırakmıyor. Bunun açık bir göstergesi, Başkan’ın, son telefon görüşmesinde de açıkça görüldüğü gibi, Netanyahu’yu Beyaz Saray’a davet etmemeyi sürdürmesi. İkinci bir gösterge, İsrail’in Washington Büyükelçisi ile Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan özel bir toplantıydı.
ABD cephesindeki bir dizi endişe verici gelişme, iki ülke arasındaki ilişkilerin yaslandığı sağlam temelin ve anlaşmazlık zamanlarında bile bu dostluğu korumalarına izin veren şeyin baltalandığına dair gerçek bir endişe olduğuna işaret ediyor:
- Yeni Gallup anketi, ilk kez Demokrat Parti destekçilerinin çoğunun (yüzde 49) İsraillilerden çok Filistinlilerle sempati duyduğunu ortaya koydu. Bulgular, yalnızca geçen yıla göre Filistinlilere verilen desteğin yüzde 11 arttığını gösteriyor. Filistinlilere desteğin artması, çoğunluğu İsrail’i desteklediğini ifade etse de, kendilerini bağımsız olarak tanımlayan seçmenler arasında da görülüyor. Öte yandan, Cumhuriyetçi seçmenlerin İsrail’e olan yüksek desteğinde bir değişiklik yok. Tüm veriler göz önünde bulundurulduğunda, İsrail hâlâ önde ama aradaki fark kapanıyor. Bu rakamlar, son yıllarda daha belirgin hale gelen bir eğilimi gösteren önceki anketleri destekliyor: Demokratların çoğu İsrail’e genel olarak olumlu baksa bile bu destek aşınıyor ve daha da önemlisi, İsrail ile Demokrat Parti’nin genç destekçileri arasındaki mesafe artıyor. Amerikalı Yahudi seçmenlerin çoğu, ilerici kanat olmasa da liberal olan Demokrat Parti’yi destekliyor.
- İsrail yanlısı görüşleri ile tanınan, ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nin Orta Doğu, Güney ve Orta Asya ve Terörle Mücadele alt komitesinin son derece etkili başkanı Demokrat Senatör Chris Murphy, İsrail politikasına karşı verdiği bir röportajda sert bir dil kullandı ve Biden yönetiminin İsrail hükümeti üzerindeki baskıyı artırması gerektiğini söyledi: “Ya İsrail’e yardımı ya da ABD’ye ziyareti şarta bağlamak gibi bir önlemle özellikle iki devletli çözüme yönelik bu saldırının ABD-İsrail ilişkileri için çok kötü olduğu mesajını vermeliyiz.” Murphy ayrıca hükümetin yargı sistemi için önerdiği değişiklikleri eleştirdi ve “İsraillileri bir arada tutan bağları yıprattıklarını” söyledi. İsrail karşıtı eğilimler, daha önce, çoğunlukla soldan Demokrat düzene meydan okuyan, Demokrat Parti’nin ilerici kanadından milletvekilleri arasında belirgindi. Ancak son zamanlarda, ABD’nin İsrail’e askeri yardımını Filistin konusunda şarta bağlama fikri merkezdeki Demokrat politikacılar arasında bile destek bulmuş gibi görünüyor. Yönetim İsrail’e desteğini ve İsrail’in güvenliğine olan bağlılığını zorla da olsa vurgulasa bile kanıtların çoğu iki ülke arasındaki gerilimin, bu ilişkiyi çoktan etkilediğini gösteriyor.
Yakın vadede, Filistin sorunu birincil tehdit. Amman ve Şarm El-Şeyh’teki son toplantılarda verilen taahhütleri ihlal eden İsrail’in ek olarak aldığı tek taraflı önlemler ve bu hafta kabul edilen ve kuzey Samiriye’den çekilmeye ilişkin düzenlemeyi yürürlükten kaldıran yasa (ki kendisi de ABD’ye verilen güvencelerin sonucuydu), ABD’nin hoşnutsuzluğunu önemli ölçüde artırabilir. Yönetimin, geniş bir mutabakatın yokluğunda, İsrail yargı sisteminin değiştirilmesinin İsrail’in Orta Doğu’daki tek demokrasi karakterini değiştirebileceği ve böylece Amerikan desteği ve stratejik ortaklık rolünü baltalayabileceği yönündeki imaları ciddiye alınmalı.
İsrail’in ulusal güvenliği uzun süredir diğer hususların yanı sıra ABD ile olan özel ilişkilerine dayanıyor. Washington’da iki ülkenin özgürlük, demokrasi ve medeni haklar gibi değerleri paylaştığı anlayışı buna katkıda bulundu ve fikir ayrılıkları olsa bile iki ülke birbirini anladı ve birbirinin çıkarlarına saygı duydu. ABD yönetimleri, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler, zaman zaman iç muhalefete rağmen İsrail’in ‘güvenlik ve refahını’ korumak için her zaman pratik adımlar attılar. İsrail’e ABD siyasi kuruluşu içinden destek, Amerikan halkının bu ilişkileri desteklediğinin ön kabulüne ve Yahudi devletinin güvenliğini koruma yükümlülüğüne dayanıyordu.
İsrail hükümeti, “ortak değerlerin” zarar gördüğüne ve İsrail’in doğrudan ABD’nin çıkarlarına karşı hareket ettiğine dair Amerikan inancının (yönetim içinde ve Kongre’de) ikili ilişkilerin samimiyetini aşındırabileceğini dikkate almalı. Bu, nükleer programını kararlılıkla ilerletmeye devam eden İran’ın başını çektiği güvenlik sorunlarının iki ülke arasında daha sıkı koordinasyon gerektirdiği bu hassas zamanda özellikle geçerli. Beyaz Saray’ın Biden-Netanyahu telefon görüşmesine ilişkin yaptığı açıklamada İran meselesine sadece laf arasında değinildi.
İsrail, ulusal güvenliği için önemli gördüğü şeyleri korumak zorundaysa, önümüzdeki dönemde ABD ile ilişkilerine, özellikle de iki lider arasındaki iyi ilişkileri sürdürebilme becerisine öncelik ve azami önemi vermeli. Yönetim, İsrail’in ortak temel değerlere ve ortak çıkarlara aykırı hareket ettiğine inanırsa ve özellikle Filistin cephesinde verdiği sözlerden dönerse, itiraz ve eleştiri yapmaktan çekinmeyecek gibi görünüyor. ABD’nin tepkisi, resmi kınamadan ABD’nin İsrail’e verdiği siyasi, ekonomik ve güvenlik desteğinin fiilen erozyona uğramasına kadar değişebilir. Amerika Birleşik Devletleri’nde sürmekte olan demografik, ekonomik ve sosyal süreçler göz önüne alındığında, İsrail’in tutumu ve ikili ilişkilerin doğası önemli, uzun vadeli sonuçlar doğuracak. Bazılarının doğrudan İsrail ile hiçbir ilgisi olmasa da, ABD’nin İsrail’e olan uzun vadeli taahhüdünün aşınmasına yol açabilir. Bu uyarıları görmezden gelmek er ya da geç iki ülke arasındaki özel ilişkilere darbe vuracağı için İsrail’in çıkarları açısından felaket olabilir.
Ortadoğu
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.
ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.
The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.
Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.
Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.
Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.
Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.
Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.
Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.
Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor
Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.
Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.
Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.
Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.
İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.
Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.
Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.
Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.
Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.
Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.
Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.
ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum









