Ortadoğu
Yair Lapid’in ‘iki devletli çözümü’ yeni de değil gerçekçi de

İsrail Başbakanı Yair Lapid, İsrail-Filistin sorununda “silahsız ve Hamassız Gazze” şartıyla “iki devletli çözümü” savunduğunu söyledi. Daha önce sağcı İsrailli liderlerin bile bir dönem savunduğu model gerçekçi mi? Lapid’in seçime ayarlı çıkışının hedefi ne?
Üç ay önce başbakanlık koltuğuna oturan ve Kasım ayında yapılacak seçimlerde koltuğunu korumaya aday İsrail Başbakanı Yair Lapid, BM’deki konuşmasında dünyayı Tahran’ın nükleer emellerine “gerçekçi bir askeri tehdit” ile karşı koymaya çağırdı ve İsrail-Filistin sorununda, İsraillilerin çoğu gibi kendisinin de iki devletli çözümü savunduğunu söyledi.
İsrail Başbakanı Yair Lapid, New York’ta BM 77. Genel Kurul görüşmelerinde konuştu. Ülkesinin önündeki en büyük tehditlerden birinin “nükleer tehdit” olduğunu savunan Lapid, “Bizi yok etmek isteyen ülke, aynı zamanda dünyanın en büyük terör örgütünü, Hizbullah’ı kuran ülkedir. İran; Hamas ve İslami Cihad’ı finanse ediyor ve Bulgaristan’dan Buenos Aires’e kadar yapılan toplu terör saldırılarının arkasında İran var. İran, nükleer silah elde etmek için her türlü çabayı gösteren cani bir diktatörlüktür” dedi. Ülkesinin, İran’ın nükleer faaliyetlerine karşı uluslararası topluma sunduğu “askeri tehdit” seçeneğini yineleyen Lapid, şunları söyledi: “İran rejimi nükleer silah elde ederse onu kullanır. İran’ın nükleer silah sahibi olmasını engellemenin tek yolu masaya güvenilir bir askeri tehdit koymaktır. Ancak ondan sonra onlarla daha uzun ve daha güçlü bir anlaşma yapılabilir.”
İki devletli çözüm vurgusu
Lapid’in konuşmasında en fazla dikkati çeken konu ise “iki devletli çözüm” açıklaması oldu. İsrail Başbakanı, “İsrail’in ekonomik ve askeri gücü kendimizi korumamıza izin veriyor ama aynı zamanda bize başka bir şey daha sağlıyor: Tüm Arap dünyası ile barış için çabalamak. Ve en yakın komşularımız olan Filistinlilerle” dedi. Lapid, iki devletli çözümü desteklediğini ancak “tek şartı” olduğunu söyledi: “Filistinlilerle iki halk için iki devlet temelinde bir anlaşma İsrail’in güvenliği, İsrail ekonomisi ve çocuklarımızın geleceği için doğru olandır. Tüm engellere rağmen bugün hala İsraillilerin büyük bir çoğunluğu bu iki devletli çözüm vizyonunu desteklemektedir. Ben onlardan biriyim. Tek şartımız var: Gelecekteki bir Filistin devletinin barışçıl bir devlet olması. İsrail’in refahını ve varlığını tehdit edecek başka bir terör üssü haline gelmemesi.”
“Bu binada bize defalarca Gazze’ye yönelik kısıtlamaları neden kaldırmadığımız soruldu. Yarın sabah bunu yapmaya hazırız. Tek şartımız var: Çocuklarımıza roket ve füze atmayı bırakın. Silahlarınızı bırakın, hiçbir kısıtlama olmayacak” diyen Lapid, barışın ancak Filistinlilerin silah bırakmasıyla mümkün olduğunu söyledi: “Hem Gazze’de hem Batı Şeria’da geleceğinizi birlikte inşa edebiliriz. Silahlarınızı bırakın ve kurmak istediğiniz Filistin devletini Hamas ve İslami Cihad’ın ele geçirmeyeceğini kanıtlayın. Silahlarınızı bırakın, o zaman barış olacak.”
İsrail sağından tepki
Lapid’in açıklamalarına İsrail’in sağ muhaliflerinden tepkiler gecikmedi. Konuşmanın “zayıflık, yenilgi ve boyun eğme” anlamına geldiğini söyleyen eski İsrail Başbakanı Binyamin Netahyahu, “Lapid geçmişte bir Filistin devleti kurmak için 90 bin İsrailliyi tahliye etmeye hazır olduğunu söylemişti. Şimdi de ülkenin merkezinde, hepimizi tehdit edecek bir terör devleti vaat ediyor” dedi. Dini Siyonizm lideri Bezalel Smotrich ise açıklamayı “teröre teslimiyet” ve “Oslo’nun lanetli günlerine dönüş” olarak nitelendirdi: “Lapid, Filistin Yönetimini uluslararası arenanın ve tartışmanın merkezine geri döndürerek, Filistin ulus arayışının yangınına körükle gidiyor.”
Sağcı ortakları da eleştirdi
Sadece muhalifler değil Lapid’in sağcı hükümet ortakları da açıklamaya tepkili. Değişim Koalisyonu’nun bileşenlerinden İçişleri Bakanı Ayelet Shaked, Yair Lapid’in “kendi adına konuştuğunu” söyledi ve açıklamanın seçimlere dönük olduğunu belirtti: “İsrail’in ortasında bir Filistin terör devletinin kurulmasına asla izin vermeyeceğiz. Böyle bir devlet, bölgesel istikrarsızlığa yol açacak bir terör yuvası olur.” Koalisyonun bir önceki başbakanı Naftali Bennett de bu fikri tekrar gündeme getirmenin ne mantığı ne de yeri olduğunu söyledi ve ekledi: “Açık bir şekilde söylememiz gerekiyor: Akdeniz ile Ürdün Nehri arasında başka bir devlete yer yok.”
Koalisyon ortaklarından Benny Gantz’ın Ulusal Birlik Partisi’nden Adalet Bakanı Gideon Sa’ar da Filistin devletine karşı olduğunu belirterek, böyle bir adımın ülkenin ulusal güvenliğini tehlikeye atacağını ileri sürdü ve ekledi: “İsrail vatandaşları ve onların temsilcileri bunun olmasına izin vermeyecek.”
Seçim gündemi
Lapid’in BM konuşmasına verilen tepkilerin içerikten çok Kasım ayındaki seçimlere yönelik olduğu görülüyor. Öncelikle, Lapid’in açıklamasında yeni bir şey yok. Hatta bizzat Netahyahu tarafından çözüm modeli olarak daha önce dile getirilmiş bir argüman. İsraillilerin daha fazla sağa kaydığı Netanyahu’nun son iki dönemi ve sonrasında rafa kaldırılmış bu söylem, bugüne kadar İsrailli liderlerin Batı kamuoyuna “şirin” gözükme aparatı olmaktan öteye geçemedi. İsrail’in halihazırdaki siyasi gerçekliği göz önüne alındığında da barışçıl yollarla gerçekleşme ihtimali sıfıra yakın. Peki, rafa kaldırılmış bir modeli “seçime ayarlı” bir şekilde yeniden gündeme getiren Lapid’in amacı ne?
Hatırlayalım:
Lapid, geçen yıl 23 Mart’ta yapılan seçimlerde bir araya getirdiği ideolojik olarak birbirlerinin zıddı sekiz partiyle, 12 yıllık Netanyahu yönetimine son veren Değişim Koalisyonu’nun mimarıydı. Lapid, başbakan koltuğunu aşırı sağcı Naftali Bennett’e vererek güvenoyu için gerekli sayıya kıl payı ulaşabilmişti. Ancak tek ortak noktaları Netanyahu karşıtlığı olan koalisyonun ömrü, beklendiği gibi uzun sürmedi. Bennett istifa etti, Meclis feshedildi ve koalisyonun Dışişleri Bakanı olan Lapid, 1 Kasım seçimlerine kadar başbakanlık görevini üstlendi. Bu seçimler, İsrail’in son dört yılda beşinci erken seçimi olacak. Ve kamuoyu yoklamalarının tümü, 1 Kasım seçimlerinde de 2019’dan beri kriz haline gelen siyasi tablonun büyük ölçüde korunacağı görüşünde.
Mecvut tablo
Seçimlere başbakan sıfatıyla girecek olan merkez Gelecek Var Partisi lideri Lapid’in mevcut koalisyonu, “sağ”dan parçalandı ve kan kaybetti. Hakkındaki rüşvet, dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma davaları devam eden ve sağ partilerle ittifak kuran Netanyahu, anketlere göre yarışı önde götürüyor. “Maariv” gazetesinde yayınlanan son ankete göre, Netanyahu bloğunun 60, Lapid öncülüğündeki bloğun 56 sandalye kazanması bekleniyor. 120 sandalyeli Meclis’te güvenoyu almak için 61 rakamına ulaşmak gerekiyor.
Mevcut koşullarda Lapid’in temsil ettiği görüşte bir siyasi parti ya da koalisyonun iktidara gelmesinin tek yolu, Netanyahu karşıtı sağcı partilerin desteğini almak. Yani bir sonraki hükümet ya Netanyahu liderliğinde aşırı sağcı, dini bir hükümet ya da Lapid liderliğinde Netanyahu karşıtı sağcı partilerin desteğiyle geniş bir koalisyon olacak. Özetle; Lapid 1 Kasım’da başbakanlık koltuğunu korusa da “iki devletli çözümü” uygulayacak siyasi gücü yakın bir gelecekte olmayacak.
Elbette Lapid de bu gerçeğin farkında, ancak sağın desteğini alarak “kıl payı” kurulan hükümetin de uzun süre ayakta kalamadığını yaşarak deneyimledi. İşte tam bu noktada gelen “iki devletli çözüm” açıklaması Lapid’in, İsrail’in kemikleşmiş kimlik siyaseti açmazını Araplar üzerinden delme girişimi gibi duruyor. Uluslararası toplum nezdinde çizdiği “sağduyulu politikacı” imajı da cabası.
Arap partiler bir kez daha bölündü
Ülkenin en büyük dört Arap partisi, 2020’de Ortak Liste adı altında ortak girdikleri seçimlerde 15 sandalye kazanarak Meclis’te kilit bir konuma yükseldi. Ancak geçen yıl yapılan seçimler öncesi İslamcı Ra’am partisi Ortak Liste’den ayrıldı ve Ortak Liste, Meclis’e sadece altı vekil yollayabildi. Mansur Abbas liderliğindeki Ra’am partisi ise seçime Birleşik Arap Listesi adı altında girdi ve kazandığı dört sandalye ile Lapid’in koalisyonuna dahil olarak bir ilke imza attı.
1 Kasım seçimleri yaklaşırken Ortak Liste’den bir kopuş daha yaşandı. Balad’ın başkanı Ebu Şehade, Ortak Liste’nin diğer iki partisinin Yair Lapid koalisyonuna dahil olmak için kendi partisini dışarıda bıraktıklarını iddia etti. İddia, Ortak Liste liderlerinden Ahmed Tibi’ye soruldu. Tibi’nin net yanıt vermekten kaçınması da Şehade’nin iddiasını doğrulamış oldu.
Abbas’ın Birleşik Arap Listesi prensipte, Netanyahu liderliğindeki koalisyonla bile pazarlık etmekten yana. Balad’sız Ortak Liste is Lapid’le masaya oturabilir, ancak Lapid’in olası sağcı müttefiklerinin böyle bir ittifakı kabul edip etmeyecekleri belirsiz.
Özetle, geçen yıla kadar İsrail hükümetlerinde yer almayı tutum olarak reddeden Arap partileri, Balad hariç, bugün prensipte koalisyon pazarlığına kapıyı kapatmıyor. Her ne kadar, Balad’ın ayrılması ile sandalye sayısının dörde düşeceği tahmin edilse de, bu vekil sayısı Ortak Liste’yi “kilit parti” konumuna getirebilir.
Lapid’in ‘oynadığı’ Arap oyları
Ancak Arap partilerinden de öte dikkate değer bir konu, nüfusun yüzde 20’sini oluşturan Arap vatandaşların, Yahudi nüfusa oranla düşük seyreden seçime katılım oranı. 9 milyonluk İsrail’de nüfusun yaklaşık 2 milyonunu İsrail devletinin “İsrailli Araplar” diye nitelediği, 1948’deki savaş ve sonrasında yurtlarında kalmayı tercih edip İsrail vatandaşı olan Filistinliler ve onların çocukları oluşturuyor. 2021 seçimlerinde Arap seçmenlerin sadece yüzde 44’ü sandığa gitmişti. 1 Kasım’da bu rakamın daha da düşmesi bekleniyor. Arapların Yahudi nüfusuna benzer oranlarda sandığa gitmesi durumunda, Meclis’te 20 sandalye ile temsil edilebilecekleri belirtiliyor. Böyle bir rakam, Lapid’e Netanyahu karşıtı sağcıların içerinde yer almadığı merkez-sol hükümetin kapısını aralayabilir. Ancak siyasi gerçeklerle uyuşmadığı gibi herhangi bir programa da dayanmayan, havaya söylenmiş bir çözüm önerisinin Araplar nezdinde itibar görmesi mümkün değil. Son olarak “iki devletli çözüm”ün doğrudan muhatabı Filistin boyutuna hiç değinmedik ancak Lapid’in BM konuşmasında barış için öne sürdüğü “Silahsız ve Hamassız Gazze ve Filistin” şartının Filistinli Araplar açısından kabul edilme ihtimali olmadığı hatırlatmak gerekiyor.
Ortadoğu
BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.
BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.
Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.
Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.
Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.
Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.
Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.
Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.
Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.
Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.
Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.
Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.
İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.
Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak.
Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.
Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.
OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.
Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.
Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.
Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.
Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.
Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.
Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.
Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.
Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.
Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.
Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.
İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.
ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.
BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.
Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.
Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.
Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.
Ortadoğu
İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.
İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.
The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.
Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.
İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.
ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.
ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.
Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.
Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.
Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.
Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.
CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.
Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.
Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.
Ortadoğu
Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.
Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.
Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.
Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.
Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.
Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.
Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.
Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.
ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.
Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.
Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor












