Bizi Takip Edin

ORTADOĞU

5 soruda Lübnan-İsrail deniz sınırı anlaşması

Yayınlanma

Diplomatik ilişkisi bulunmayan Lübnan ile İsrail’i savaşın eşine getiren Doğu Akdeniz’deki ihtilaf rafa kalmak üzere. Ekonomik açıdan İsrail için daha kârlı görünse de verilen siyasi tavizler tartışma konusu. Ekonomik çöküşün kıyısında bulunan Lübnan’a ekonomik getirisinin zaman alacağı düşünülüyor. Ancak olası bir savaş riskinin üstelik İsrail’in hak iddia ettiği topraklardan pay almasına rağmen rafa kalkmış olması Beyrut’a toparlanma fırsatı sunuyor.

Diplomatik ilişkisi bulunmayan İsrail ve Lübnan, deniz yetki alanlarını belirleyen bir mutabakat için uzlaşıya vardı. 26-27 Ekim’de imzalanması beklenen anlaşma iki ülkenin yetkili organlarınca onaylanırsa Doğu Akdeniz’deki bir ihtilaf konusu çözüme kavuşmuş olacak.

Nihai anlaşma için imzalar henüz atılmadı ancak iki ülkenin de içinde bulunduğu siyasi istikrarsızlık ortamında hangi ülkenin daha kârlı çıktığına ilişkin tartışmalar yaşanıyor. Bölgedeki deniz sınırı anlaşmazlığının geçmişi, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirdikten sonra imza atmaya sevk eden dinamikler ve getirileri-götürülerine dair  en merak eden soruları ve yanıtlarını derledik.

1- Anlaşmazlığın arka planı ve kaynağı ne?

İki ülke arasında 860 kilometrekarelik deniz sahası anlaşmazlığı her iki ülkenin de son yıllarda yaptığı sondaj hamleleri ile gündeme gelse de kökeni 2007’ye dayanıyor. Bu tarihte Lübnan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşması imzalandı. Komşu ülkelerle imzalanacak sınır anlaşmalarına açık kapı bırakan anlaşma metni Lübnan Meclisinde onaylanmadı. Lübnan’ın Birleşmiş Milletlere (BM) onaya da göndermediği anlaşmanın resmiyeti bugün hâlâ tartışma konusu. Lübnan Bakanlar Kurulu, GKRY ile imzalanan anlaşmanın yeniden gözden geçirilmesi ve MEB sınırlarının belirlenmesi için bir komite kurdu. Komite tek taraflı olarak belirlediği MEB sınırlarını 2010’da BM’ye bildirdi.

Bu arada GKRY, 2010’da İsrail’le de MEB sınırlarını belirleyen bir anlaşma imzaladı. Ancak anlaşma, Lübnan’ın belirlediği MEB sınırının bir kısmını ihlal ediyor. 860 kilometre karelik bölgenin İsrail’e ait olarak gösterilmesi nedeniyle Lübnan, GKRY-İsrail anlaşmasını tanımadığını duyurdu ve BM nezdinde bu anlaşmaya itirazda bulundu. Anlaşmazlığın yaşandığı bölge iki ülke açıklarındaki Kariş ve Kana Sahalarının bir kısmını kapsıyor.

2017’de Lübnan, aralarında ihtilaflı bölgenin de yer aldığı kıta sahanlığı sınırlarında hidrokarbon incelemesi yapmak üzere Fransız Total, İtalyan Eni ve Rus Novatek firmalarının oluşturduğu konsorsiyumla anlaştı. Çalışmalara başlandı ve sondaj yapılabilecek miktarda doğalgaz bulunduğu açıklandı ancak Fransız merkezli Total; sondaj çalışmasına başlamak için Lübnan’a İsrail’le anlaşmasını şart koştu. Bu arada İsrail, Yunanistan ve GKRY’nin de dahil olduğu Doğu Akdeniz Gaz Forumu’ndan Türkiye gibi Lübnan da dışlandı. BM gözetiminde yürütülen müzakerelerden anlaşma yerine tarafların elleri daha da yükselttiği bir pozisyona geçildi.

2020’de bu kez İsrail’den bir adım geldi. Tel Aviv yönetimi; Kariş Sahası’nda çalışma yapılması için ihaleye çıktı ve 2021’in yaz aylarında Tel Aviv yönetimi ihaleyi alan İngiliz Energean Power şirketinin sondaja hazır olduğunu duyurdu. Hizbullah’ın ihtilaflı bölgeye girecek gemileri hedef alacağını açıklamasıyla savaş senaryosu gündeme gelince devreye ABD girdi.

2-Uzlaşı neden şimdi?

Avrupa’nın Rus gazına bağımlılığı, Ukrayna kriziyle birlikte önemli bir sorun olarak gündeme geldi. Hem Avrupa ülkeleri hem de ABD, Avrupa’nın enerji çeşitliliğini artıracağını umdukları bölgede gerilimin sonlandırılması ve gaz üretimine odaklanılması için ağırlığını koydu.

Öte yandan hem Lübnan hem de İsrail’in olası bir savaşı göze almaktan kaçınmak için geçerli sebepleri var. Kuşkusuz Beyrut Limanı’ndaki patlamadan sonra daha da şiddetlenen ülke tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden birini yaşayan Lübnan için ekonomik gerekçe ağır basıyor. Her ne kadar kendisine bırakılan sahadan kısa vadede kazanç sağlaması mümkün olmasa da çatışma riskinin azalması bu ülkeye gelmeye çekinen yabancı yatırımcıların önünü açacak. Yüzde 80’i yoksulluk sınırının altında yaşayan ve elektrik gibi temel hizmetlerin sık sık aksadığı ülkede görece istikrarlı bir ortam toparlanma fırsatı yaratabilir.

Milyarlarca metreküplük doğalgaz yatağının olduğu düşünülen Tanin sahasına yakın Kariş üzerindeki ihtilafın ortadan kalkması bu sahada gaz üretim aşamasına gelen İsrail’in elini rahatlatacak. İki yıldır çıkardığı gazı Mısır’da sıvılaştıran ve Rus gazına alternatif arayışındaki Avrupa pazarına satan İsrail için önemli bir motivasyon kaynağı oldu.

3- Anlaşmanın içeriğinde ne var?

Nihai olmayan metine göre maddeler harita üzerinden incelendiğinde;

Lübnan 1.430 kilometrekarelik alanı kaplayan 29 numaralı hattın kuzeyinin kendisine ait olduğunu savunuyordu. İsrail ise 1 numaralı hattın güneyindeki 860 kilometrekarelik alanda hak iddia ediyordu. Varılan ön anlaşmada haritada 23 numaralı gösterilen sınır, her iki ülkenin iddia ettiği yetki alanının ortasından çizildi.

Lübnan Kariş sahasındaki iddiasından vazgeçti. Buna karşılık Kana’da petrol ve doğalgaz arama ve çıkarma hakkı Lübnan’ın olacak. Ancak bu sahada sondaj için yetkilendirilen Total firması, sahanın İsrail yetki alanında kalan yaklaşık yüzde 17’lik kısmı için Tel Aviv’e tazminat ödeyecek.

4- Lübnan ne istedi ne aldı?

Her iki ülkenin yetkilileri de taleplerinin karşılandığını söylüyor. Daha önce böyle bir anlaşmanın önünde en büyük engel olarak görülen Hizbullah da anlaşmaya dolaylı onay verdi. Ancak, daha önceki hak talepleri dikkate alındığında Lübnan;

  •  Kariş üzerindeki tüm haklarından,
  •  Deniz ve kara sınırının aynı anda belirlenmesi gerektiği iddiasından,
  • Kana sahasındaki tam egemenliğinden (istediği herhangi bir şirkete sondaj hakkı verme hakkı) vazgeçmiş görünüyor.

Buna rağmen iki ülkenin başlangıçtaki iddiaları göz önüne alındığında, Lübnan’ın İsrail’e oranla daha fazla deniz yetki alanı aldığı görünüyor. Ancak söz konusu bölgede ne kadar hidrokarbon rezervi olduğu tam olarak bilinmiyor. Ayrıca gazın çıkarılmasının üç ila beş yıl alabileceği dolayısıyla kısa vadede Lübnan ekonomisine doğrudan bir katkısının olmayacağı değerlendiriliyor. Olası bir çatışmayı kaldırması mümkün görünmeyen Lübnan ekonomisi için bu riskin rafa kalkmış olmasının rahatlatıcı bir etki yapacağı değerlendiriliyor.

5- İsrail ne istedi ne aldı?

Tartışmalı bölgede tam egemenlik sağlayan ve gazı çıkarma aşamasına gelen Tel Aviv’in ise Hizbullah tehdidi ortadan kalkacağı için, gaz üretimine geçerek kısa vadede daha kazançlı çıkabileceği görünüyor. Ekonomik açıdan sağlayacağı faydaya rağmen anlaşma İsrail’de siyasi olarak eleştirilerin hedefinde.

İsrailli siyasetçilerden ve ülke kamuoyundan anlaşmaya yöneltilen temel eleştiriler şöyle;

  • İsrail, dolaylı olarak “teröristlerle” (Hizbullah) anlaşma yaptı.
  • İsrail, “uluslararası deniz sınırı” ifadesinin anlaşma metnine girmesini Lübnan’a kabul ettiremedi. Metinde belirlenen sınır için “çatışmasızlık alanı” ifadesi kullanılıyor.
  • İsrailli yetkililer Kana sahasından elde edilecek gelirsen pay alacaklarını söylemesine rağmen metinde açık bir hüküm bulunmuyor. İsrail’in hangi yüzdeyi, hangi konsorsiyumdan, hangi şartlar ve koşullar altında veya hangi oranda alacağı net değil. Ayrıca bu bölgede çalışma yapacak şirket için İsrail’in herhangi bir itiraz hakkı bulunmuyor. Aranan tek kriter “uluslararası yaptırıma tabi olmaması.”
  •  Anlaşma, İsrail Meclisi Knesset’te çoğunluğu olmayan geçici bir hükümet tarafından seçime çok az bir zaman kala imzalandı. Üstelik İsrail yasaları, İsrail topraklarının başka bir ülkeye devri için halk referandumu veya Knesset’te salt çoğunluk gerektiriyor. Anlaşmayı imzalayan hükümet, İsrail karasularının bir kısmının Lübnan’a devrettiğini kabul etmesine rağmen anlaşmayı referanduma sunmadığı gibi geçiremeyeceğini bildiği Knesset’e de getirmiyor.
  • İsrail Anayasa Mahkemesi’nin, geçerli bir sebep olmaksızın geçici bir hükümetin kendisinden sonraki hükümetleri bağlayıcı kararlar alamayacağına dair kararı bulunuyor.

Kasım ayında sandığa gidecek olan İsrail’de, anlaşmaya imza atan geçici Başbakan Yair Lapid’in seçilme olasılığı, anlaşmayı tanımayacağını açıklayan Binyamin Netanyahu’dan daha düşük bir ihtimal. Merkez-sol rakiplerine karşı seçim stratejisini tamamen sağ söylem üzerine kuran Netanyahu’nun bu çıkışının seçime dönük bir koz olma ihtimali de oldukça yüksek. Üstelik seçimde ülkeyi uzun süre yönetecek bir parti ya da ittifakın tek başına hükümet kurması ancak sürpriz olur. İsrail siyasetindeki bu belirsizlik ve anlaşmanın içeriğine dönük itirazlar anlaşmayı resmi olarak imzalanmadan önce topal ördek durumuna sokuyor.

ORTADOĞU

IDF istihbarat şefinden “7 Ekim” istifası

Yayınlanma

IDF istihbarat şefi Aharon Haliva, 7 Ekim’deki başarısızlıklar nedeniyle istifa ettiğini açıkladı.

İsrail’in en üst düzey askeri istihbarat yetkilisi, Hamas’ın 7 Ekim baskınına yol açan başarısızlıklardaki rolü nedeniyle istifa ettiğini duyurdu. IDF’den yapılan açıklamada, İsrail Savunma Kuvvetleri Askeri İstihbarat Dairesi Başkanı Tümgeneral Aharon Haliva’nın, yerine atama yapıldıktan sonra ordudan istifa edeceği belirtildi. Ordu, bu hamlenin IDF Genelkurmay Başkanı Korgeneral Herzi Halevi ile koordine edildiğini ve Savunma Bakanı Yoav Gallant tarafından onaylandığını ekledi.

Haliva, IDF’de 7 Ekim baskını nedeniyle istifa eden ilk üst düzey subay oldu. Haliva’nın yanı sıra Şin Bet güvenlik ajansı başkanı ve IDF genelkurmay başkanı da dahil diğer üst düzey savunma yetkilileri 7 Ekim baskınının sorumluluğunu taşıdıklarını kabul etti ancak hiçbiri istifa etmeyi planladığını açıklamadı. İsrail basınına göre Gazze’deki savaş sona erdiğinde birçoğunun istifa etmesi bekleniyor.

Haliva, 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’i gafil avlamasına olanak tanıyan hataların sorumluluğunu taşıdığını ancak Gazze’de devam eden savaş nedeniyle istifa etmeyi ertelediğini söyledi. Haliva kamuoyuna açıklanan mektubunda, “Şimdi, 6 aydan fazla bir süre sonra, [iç] soruşturmaların başlatılmasıyla birlikte, istifamı sunuyorum” diye yazdı.

Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’ye hitaben yazdığı istifa mektubunda Haliva “yetki ile birlikte ağır sorumluluk da gelir” diye yazdı. “Emrim altındaki İstihbarat Müdürlüğü görevini yerine getirmedi. O kara günü o günden beri her gün, her gece içimde taşıyorum. Savaşın korkunç acısını sonsuza kadar taşıyacağım” ifadelerini kullandı. Haliva, “vahim olaylara yol açan tüm faktörlerin ve koşulların kapsamlı, derinlemesine, kapsamlı ve kesin bir şekilde araştırılması ve ortaya çıkarılması için” bir soruşturma komisyonu kurulmasını desteklediğini söyledi.

Ordudan yapılan açıklamada Halevi’nin Haliva’ya “IDF’deki 38 yıllık hizmeti boyunca hem muharip bir asker hem de komutan olarak İsrail Devleti’nin güvenliğine önemli katkılarda bulunduğu” için teşekkür ettiği belirtildi.

Haliva’nın istifasının zamanlaması, IDF’nin 7 Ekim’deki başarısızlıklarına ilişkin soruşturmalar yürüttüğü bir döneme denk geliyor. İstihbarat Müdürlüğü soruşturmalarını farklı dönemlere ayırmıştı: 2014 Gazze savaşının sonundan başlayarak saldırıdan önceki on yıl; saldırıdan önceki 36 saate vurgu yaparak 1 Ekim’den 7 Ekim’e kadar olan günler ve 7 Ekim. Müdürlükteki her birim komutanı, Genelkurmay Başkanlığı tarafından belirlenen sorular temelinde kendi eylemlerini soruşturuyordu. Soruşturmaların haziran ayı başına kadar Halevi’ye sunulması gerekiyordu.

“Netanyahu örnek alsın”

Muhalefet lideri Yair Lapid, Başbakan Binyamin Netanyahu’ya Haliva’yı örnek alması çağrısında bulunarak, 7 Ekim’deki başarısızlıklar nedeniyle istifa etmesini önerdi. Haliva’yı “haklı ve saygıdeğer” kararından ötürü öven Lapid, sosyal medya hesabından “Başbakan Netanyahu da aynısını yapmalıydı” diye yazdı. Yeş Adit Milletvekili Vladimir Beliak da benzer bir çağrıda bulunarak Netanyahu’nun “derhal istifa etmesi gerektiğini” söyledi.

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

Erdoğan 13 yıl sonra Bağdat’ta: 2 Anlaşma 20’den fazla mutabakat zaptı imzalanması bekleniyor

Yayınlanma

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 13 yıl aradan sonra bugün Irak’a gitti. Erdoğan’ın ziyaretinde, iki ülke arasındaki su krizi, petrol ihracatı, Kalkınma Yolu Projesi ve güvenlik konuları ele alınacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, günübirlik ziyareti kapsamında, Bağdat’ta Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid ve Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ile görüşecek. Erdoğan ile Sudani ortak basın toplantısı düzenleyecek, iki ülke arasında anlaşmalar imzalanacak. Erdoğan, temasları çerçevesinde daha sonra Erbil’e ziyaret gerçekleştirecek.

Ziyarette Erdoğan’a, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç da eşlik ediyor.

Irak Haber Ajansı’nın aktardığına göre, Irak hükümet sözcüsü Basim el-Awadi Erdoğan’ın ziyaretinde, biri su dosyasını ilgilendiren iki stratejik anlaşma ve 20’den fazla mutabakat zaptı imzalanacağını söyledi.

Awadi, ziyarette gündeme gelecek konuların önceden üzerinde çalışılarak hazırlandığını açıkladı ve “Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Bağdat’ı en son 2011 yılında ziyaret etmiş olması nedeniyle bu ziyaret tarihi bir önem taşıyor” dedi ve ekledi: “Ziyaret, Irak-Türkiye ilişkilerinde daha önce görülmemiş bir şekilde önemli bir başlangıç noktası, Irak ve Türkiye arasındaki sorunların giderilmesinin başlangıcı olacak.”

Awadi ziyarette ele alınacak konularla ilgili şöyle konuştu: “Ziyaret sırasında büyük bir sürpriz yaşanacak, çünkü su dosyasıyla ilgili stratejik bir anlaşmanın imzalanmasına tanıklık edeceğiz. Başbakan ortak basın toplantısında, Irak halkına büyük bir sürpriz ve müjde niteliği taşıyan bu anlaşmanın detaylarını açıklayacak.”

“İkinci dosya ise Kalkınma Yolu Projesi. Bu projenin temellerini atmaya başlamak üzere dörtlü bir anlaşmanın imzalanmasına hazırlık amacıyla Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri Ulaştırma Bakanlarının da katılımıyla dörtlü görüşmelerin yapılma ihtimali var.”

Awadi, “Üçüncü dosya ekonomik ve ticari ilişkiler, dördüncüsü ise Türk tarafı için büyük bir endişe kaynağı olarak görülen ve son dönemde çok büyük düzenlemelerin yapıldığı, Irak ve Türkiye arasındaki ortak güvenlik komitelerinin sürekli çalıştığı, bir strateji ve çözümlerin geliştirildiği, özellikle PKK ile ilgili güvenlik dosyası olacak” dedi.

Petrol ihracatı sorununun çözülmesi bekleniyor

Uzmanlar, Irak’tan Türkiye’ye geçen yıl durdurulan ve Erbil-Bağdat arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle yeniden başlatılamayan petrol ihracatı konusunun Erdoğan ziyaretiyle çözülebileceğini değerlendiriyor.

Paris merkezli Uluslararası Tahkim Mahkemesinin Türkiye ile Irak arasındaki petrol ihracatı konusunda verdiği karar sonrası 25 Mart 2023’te Irak’tan Ceyhan Limanı’na petrol akışı durdu. Erbil ve Bağdat’ın petrol ihracatı konusunda henüz anlaşmaya varamaması nedeniyle Irak ekonomisinin bir yılda yaklaşık 14 milyar dolar zarar gördüğü tahmin ediliyor.

AA’ya konuşan Iraklı enerji uzmanları, Irak’tan Türkiye’ye petrol ihracatının yeniden başlatılmasının hem iki ülke için hem de Bağdat-Erbil ilişkileri için olumlu etkileri olacağını düşünüyor.
Enerji uzmanı Mazin es-Saad, “Irak ve Türkiye arasındaki olumlu hava bu konuyu (petrol sevkiyatı) birinci gündem maddesi yapabilir. Erdoğan’ın ziyaretinden iki ülke çıkarına hizmet edecek sonuçların çıkmasını umut ediyor ve bekliyoruz” diye konuştu.

Enerji uzmanı Hamza Cevahiri de Irak’ın Kerkük’ten Fişhabur’a giden petrol boru hattının onarımını tamamladığını ifade ederek, burada test amaçlı petrol sevkiyatının yapıldığını söyledi. Cevahiri, “Petrol sevkiyatının yeniden başlaması hem Irak hem de Türkiye için iyi olacak ve iki ülke de bunu memnuniyetle karşılar. Bu konuda bir sorun görünmüyor” ifadelerini kullandı.

Irak Enerji Merkezi Başkanı Fırat Musevi de Irak’ın günlük 350 bin varil petrol transfer etme kapasitesine sahip olan boru hattını onarmayı sürdürdüğünü ifade etti. “IKBY’den üretilen petrolün merkezi yönetimin denetimine girmesi lazım” diyen Musevi, “Bu da Irak’ın petrolü Türkiye’ye sevk etmesinde elini güçlendirecektir” yorumunda bulundu.

“Bağdat-Erbil müzakerelerine kapı açar”

Musevi, “Irak petrol boru hattının yeniden çalıştırılması Bağdat ve Erbil arasında müzakerelere büyük bir kapı açar” değerlendirmesinde bulunarak, şunları söyledi: “Sonuçta IKBY petrolünün sevkiyatı merkezi yönetimin bütçesinin faydasına olacak. Nitekim Federal Mahkeme, tüm petrolün SOMO aracılığıyla sevk edilmesine karar verdi. IKBY’den yeniden petrol satışı meselesi, Erdoğan’ın Irak ziyareti sırasında yapılacak müzakerelere bağlı olacak.”

Enerji uzmanı Rubin Semed de petrol ihracatının IKBY ekonomisi üzerinde ciddi etkisi olduğunu belirterek, petrol akışının durmasının bölgede çalışan çok sayıdaki petrol şirketleri için endişeye yol açtığını vurguladı.

Petrol ihracatının önünde petrol şirketleriyle yapılan anlaşmalar ve Irak ve IKBY’de petrolün çıkarılmasına ilişkin fiyatlandırmadaki farklılıklar gibi engeller olduğunu anlatan Semed, bunların kaldırılmasıyla birlikte ihracatın kolay bir şekilde yeniden başlayabileceğine işaret etti.
Semed, petrol akışının yeniden başlamasının bölgedeki petrol şirketlerinin faaliyetlerini motive edeceğini vurgulayarak, “Petrol arzının sürmesi ile bölge ile Türkiye arasındaki ekonomik ve ticari ilişki daha iyi bir noktaya gider. (IKBY’deki) Pazar ve ticarette de olumlu yansır” ifadelerini kullandı.

Enerji uzman Şehriyar Şeyhler, petrol ihracatının IKBY ekonomisinin bel kemiği olduğunu belirterek, Bağdat-Erbil arasındaki en büyük siyasi sorunun da petrol sorunu olduğu değerlendirmesinde bulundu.
Petrol ihracatının durması nedeniyle 13 aydır bazı şirketlerin IKBY’yi terk ettiğini belirten Şeyhler, ihracatın yeniden başlamasının hem bu şirketler hem de bölgedeki yatırımlar için olumlu yansımaları olacağını kaydetti. Şeyhler, “Petrol ihracatının durmasıyla Kürdistan Bölgesi ekonomisi gün geçtikçe sekteye uğradı. Bana göre petrol arzının devam etmesi, ekonomiyle ilgili konulan planların uygulanmaya geçmesini de kolaylaştıracak” ifadelerini kullandı.

Petrol ihracatının başlamasıyla Erbil ve Bağdat arasındaki sorunlu konulardan olan IKBY memur maaşlarına ilişkin sorunun da çözülebileceği yorumunda bulunan Şeyhler, şunları söyledi: “(Erbil ve Bağdat arasındaki) Bazı sorunların da çözümüne katkı sağlayacak olan bu (petrol akışının yeniden başlaması) durum, Erbil-Bağdat’ın yakınlaşması ile Erbil-Türkiye arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkilerin de daha çok gelişmesine imkan sağlayacak.”

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

ABD “sınırlı misilleme” karşılığında Refah saldırısına onay verdi

Yayınlanma

ABD’nin, İran’a kapsamlı bir saldırıya girişmemesi karşılığında İsrail’in, “Refah’a saldırı planını kabul ettiği” iddiaları tartışılırken ABD ve İsrail’in “Refah’ta Hamas’ın yenilmesi” konusunda uzlaştıkları duyuruldu. Duyurudan saatler sonra İsrail’in İran’a sınırlı misilleme saldırısı geldi.

Beyaz Saray’dan yapılan yazılı açıklamaya göre ABD’nin ve İsrail’in ulusal güvenlik yetkilileri, çevrim içi toplantıda hem İran’ın İsrail’e son saldırılarını hem de İsrail’in 1,5 milyona yakın yerinden edilmiş Filistinlinin sığındığı Refah’a yönelik olası saldırı planlarını ele aldı.

Açıklamada, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın Amerika tarafına, İsrail tarafına ise Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer ile Ulusal Güvenlik Danışmanı Tzachi Hanegbi’nin başkanlık ettiği kaydedildi. İran’ın İsrail’e yönelik son saldırılarının geniş şekilde ele alındığı belirtilen açıklamada ABD’nin bu konuda İsrail’e desteğinin tam olduğu vurgulandı. Açıklamada, Refah’la ilgili tarafların karşılıklı olarak görüşlerini ortaya koyduğu aktarılarak “İki taraf, Hamas’ın Refah’ta yenildiğini görme amacı konusunda uzlaştı” ifadesine yer verildi.

Öte yandan ABD tarafının, İsrail’in Refah’a yönelik olası saldırı planlarıyla ilgili endişelerini gündeme getirdiği ve İsrail tarafının da söz konusu endişeleri göz önünde bulunduracağı belirtildi. Tarafların daha kapsamlı görüşmeler için yakın zamanda yeniden toplantı yapacağı kaydedildi.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), ABD ile İsrailli yetkililer arasında Gazze’deki Refah kentinin durumunun ve İsrail’in olası askeri operasyonunun tartışılmaya devam ettiğini açıklamıştı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ise Gazze’nin güneyindeki Refah kentine girmek için tarih belirlediği belirtilmişti.

Katar merkezli Al-Araby Al-Jadeed’in Mısırlı yetkililere dayandırdığı haberde, ABD’nin, İran’a kapsamlı bir saldırıya girişmemesi karşılığında İsrail’in, yaklaşık 1,5 milyon yerinden edilmiş Filistinlinin sığındığı “Refah’a saldırı planını kabul ettiği” öne sürülmüştü.

İki ülkenin Refah konusunda anlaştığını duyurmasından saatler sonra İsrail’in İran’a sınırlı saldırısı geldi. 3 İHA ile İsfahan’daki Hava Üssü’ne yönelik saldırı İran’ın hava savunması tarafından engellendi.

Refah’a olası kara saldırısı

Refah’a saldırı planını onayladığını defalarca kez yineleyen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 8 Nisan’da yaptığı açıklamada saldırı için tarih belirlendiğini belirtmişti.

Buna karşın, İsrail devlet televizyonu KAN’ın 14 Nisan tarihli haberinde ise Netanyahu’nun, tarihinin belli olduğunu açıkladığı Refah’a saldırı planının “ertelendiği” iddiasına yer verilmişti.

Ayrıca, İsrail’in, kara işgali öncesinde bölgeye sığınanları çıkarmak için iki hafta içerisinde Refah yakınlarında 10 bin çadır kurmayı planladığı öne sürülmüştü. 30 bin ek çadırın da satın alma aşamasında olduğu, bunların da aynı bölgeye daha sonra kurulacağı kaydedilmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English