Ortadoğu
5 soruda Lübnan-İsrail deniz sınırı anlaşması

Diplomatik ilişkisi bulunmayan Lübnan ile İsrail’i savaşın eşine getiren Doğu Akdeniz’deki ihtilaf rafa kalmak üzere. Ekonomik açıdan İsrail için daha kârlı görünse de verilen siyasi tavizler tartışma konusu. Ekonomik çöküşün kıyısında bulunan Lübnan’a ekonomik getirisinin zaman alacağı düşünülüyor. Ancak olası bir savaş riskinin üstelik İsrail’in hak iddia ettiği topraklardan pay almasına rağmen rafa kalkmış olması Beyrut’a toparlanma fırsatı sunuyor.
Diplomatik ilişkisi bulunmayan İsrail ve Lübnan, deniz yetki alanlarını belirleyen bir mutabakat için uzlaşıya vardı. 26-27 Ekim’de imzalanması beklenen anlaşma iki ülkenin yetkili organlarınca onaylanırsa Doğu Akdeniz’deki bir ihtilaf konusu çözüme kavuşmuş olacak.
Nihai anlaşma için imzalar henüz atılmadı ancak iki ülkenin de içinde bulunduğu siyasi istikrarsızlık ortamında hangi ülkenin daha kârlı çıktığına ilişkin tartışmalar yaşanıyor. Bölgedeki deniz sınırı anlaşmazlığının geçmişi, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirdikten sonra imza atmaya sevk eden dinamikler ve getirileri-götürülerine dair en merak eden soruları ve yanıtlarını derledik.
1- Anlaşmazlığın arka planı ve kaynağı ne?
İki ülke arasında 860 kilometrekarelik deniz sahası anlaşmazlığı her iki ülkenin de son yıllarda yaptığı sondaj hamleleri ile gündeme gelse de kökeni 2007’ye dayanıyor. Bu tarihte Lübnan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşması imzalandı. Komşu ülkelerle imzalanacak sınır anlaşmalarına açık kapı bırakan anlaşma metni Lübnan Meclisinde onaylanmadı. Lübnan’ın Birleşmiş Milletlere (BM) onaya da göndermediği anlaşmanın resmiyeti bugün hâlâ tartışma konusu. Lübnan Bakanlar Kurulu, GKRY ile imzalanan anlaşmanın yeniden gözden geçirilmesi ve MEB sınırlarının belirlenmesi için bir komite kurdu. Komite tek taraflı olarak belirlediği MEB sınırlarını 2010’da BM’ye bildirdi.
Bu arada GKRY, 2010’da İsrail’le de MEB sınırlarını belirleyen bir anlaşma imzaladı. Ancak anlaşma, Lübnan’ın belirlediği MEB sınırının bir kısmını ihlal ediyor. 860 kilometre karelik bölgenin İsrail’e ait olarak gösterilmesi nedeniyle Lübnan, GKRY-İsrail anlaşmasını tanımadığını duyurdu ve BM nezdinde bu anlaşmaya itirazda bulundu. Anlaşmazlığın yaşandığı bölge iki ülke açıklarındaki Kariş ve Kana Sahalarının bir kısmını kapsıyor.
2017’de Lübnan, aralarında ihtilaflı bölgenin de yer aldığı kıta sahanlığı sınırlarında hidrokarbon incelemesi yapmak üzere Fransız Total, İtalyan Eni ve Rus Novatek firmalarının oluşturduğu konsorsiyumla anlaştı. Çalışmalara başlandı ve sondaj yapılabilecek miktarda doğalgaz bulunduğu açıklandı ancak Fransız merkezli Total; sondaj çalışmasına başlamak için Lübnan’a İsrail’le anlaşmasını şart koştu. Bu arada İsrail, Yunanistan ve GKRY’nin de dahil olduğu Doğu Akdeniz Gaz Forumu’ndan Türkiye gibi Lübnan da dışlandı. BM gözetiminde yürütülen müzakerelerden anlaşma yerine tarafların elleri daha da yükselttiği bir pozisyona geçildi.
2020’de bu kez İsrail’den bir adım geldi. Tel Aviv yönetimi; Kariş Sahası’nda çalışma yapılması için ihaleye çıktı ve 2021’in yaz aylarında Tel Aviv yönetimi ihaleyi alan İngiliz Energean Power şirketinin sondaja hazır olduğunu duyurdu. Hizbullah’ın ihtilaflı bölgeye girecek gemileri hedef alacağını açıklamasıyla savaş senaryosu gündeme gelince devreye ABD girdi.
2-Uzlaşı neden şimdi?
Avrupa’nın Rus gazına bağımlılığı, Ukrayna kriziyle birlikte önemli bir sorun olarak gündeme geldi. Hem Avrupa ülkeleri hem de ABD, Avrupa’nın enerji çeşitliliğini artıracağını umdukları bölgede gerilimin sonlandırılması ve gaz üretimine odaklanılması için ağırlığını koydu.
Öte yandan hem Lübnan hem de İsrail’in olası bir savaşı göze almaktan kaçınmak için geçerli sebepleri var. Kuşkusuz Beyrut Limanı’ndaki patlamadan sonra daha da şiddetlenen ülke tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden birini yaşayan Lübnan için ekonomik gerekçe ağır basıyor. Her ne kadar kendisine bırakılan sahadan kısa vadede kazanç sağlaması mümkün olmasa da çatışma riskinin azalması bu ülkeye gelmeye çekinen yabancı yatırımcıların önünü açacak. Yüzde 80’i yoksulluk sınırının altında yaşayan ve elektrik gibi temel hizmetlerin sık sık aksadığı ülkede görece istikrarlı bir ortam toparlanma fırsatı yaratabilir.
Milyarlarca metreküplük doğalgaz yatağının olduğu düşünülen Tanin sahasına yakın Kariş üzerindeki ihtilafın ortadan kalkması bu sahada gaz üretim aşamasına gelen İsrail’in elini rahatlatacak. İki yıldır çıkardığı gazı Mısır’da sıvılaştıran ve Rus gazına alternatif arayışındaki Avrupa pazarına satan İsrail için önemli bir motivasyon kaynağı oldu.
3- Anlaşmanın içeriğinde ne var?

Nihai olmayan metine göre maddeler harita üzerinden incelendiğinde;
Lübnan 1.430 kilometrekarelik alanı kaplayan 29 numaralı hattın kuzeyinin kendisine ait olduğunu savunuyordu. İsrail ise 1 numaralı hattın güneyindeki 860 kilometrekarelik alanda hak iddia ediyordu. Varılan ön anlaşmada haritada 23 numaralı gösterilen sınır, her iki ülkenin iddia ettiği yetki alanının ortasından çizildi.
Lübnan Kariş sahasındaki iddiasından vazgeçti. Buna karşılık Kana’da petrol ve doğalgaz arama ve çıkarma hakkı Lübnan’ın olacak. Ancak bu sahada sondaj için yetkilendirilen Total firması, sahanın İsrail yetki alanında kalan yaklaşık yüzde 17’lik kısmı için Tel Aviv’e tazminat ödeyecek.
4- Lübnan ne istedi ne aldı?
Her iki ülkenin yetkilileri de taleplerinin karşılandığını söylüyor. Daha önce böyle bir anlaşmanın önünde en büyük engel olarak görülen Hizbullah da anlaşmaya dolaylı onay verdi. Ancak, daha önceki hak talepleri dikkate alındığında Lübnan;
- Kariş üzerindeki tüm haklarından,
- Deniz ve kara sınırının aynı anda belirlenmesi gerektiği iddiasından,
- Kana sahasındaki tam egemenliğinden (istediği herhangi bir şirkete sondaj hakkı verme hakkı) vazgeçmiş görünüyor.
Buna rağmen iki ülkenin başlangıçtaki iddiaları göz önüne alındığında, Lübnan’ın İsrail’e oranla daha fazla deniz yetki alanı aldığı görünüyor. Ancak söz konusu bölgede ne kadar hidrokarbon rezervi olduğu tam olarak bilinmiyor. Ayrıca gazın çıkarılmasının üç ila beş yıl alabileceği dolayısıyla kısa vadede Lübnan ekonomisine doğrudan bir katkısının olmayacağı değerlendiriliyor. Olası bir çatışmayı kaldırması mümkün görünmeyen Lübnan ekonomisi için bu riskin rafa kalkmış olmasının rahatlatıcı bir etki yapacağı değerlendiriliyor.
5- İsrail ne istedi ne aldı?
Tartışmalı bölgede tam egemenlik sağlayan ve gazı çıkarma aşamasına gelen Tel Aviv’in ise Hizbullah tehdidi ortadan kalkacağı için, gaz üretimine geçerek kısa vadede daha kazançlı çıkabileceği görünüyor. Ekonomik açıdan sağlayacağı faydaya rağmen anlaşma İsrail’de siyasi olarak eleştirilerin hedefinde.
İsrailli siyasetçilerden ve ülke kamuoyundan anlaşmaya yöneltilen temel eleştiriler şöyle;
- İsrail, dolaylı olarak “teröristlerle” (Hizbullah) anlaşma yaptı.
- İsrail, “uluslararası deniz sınırı” ifadesinin anlaşma metnine girmesini Lübnan’a kabul ettiremedi. Metinde belirlenen sınır için “çatışmasızlık alanı” ifadesi kullanılıyor.
- İsrailli yetkililer Kana sahasından elde edilecek gelirsen pay alacaklarını söylemesine rağmen metinde açık bir hüküm bulunmuyor. İsrail’in hangi yüzdeyi, hangi konsorsiyumdan, hangi şartlar ve koşullar altında veya hangi oranda alacağı net değil. Ayrıca bu bölgede çalışma yapacak şirket için İsrail’in herhangi bir itiraz hakkı bulunmuyor. Aranan tek kriter “uluslararası yaptırıma tabi olmaması.”
- Anlaşma, İsrail Meclisi Knesset’te çoğunluğu olmayan geçici bir hükümet tarafından seçime çok az bir zaman kala imzalandı. Üstelik İsrail yasaları, İsrail topraklarının başka bir ülkeye devri için halk referandumu veya Knesset’te salt çoğunluk gerektiriyor. Anlaşmayı imzalayan hükümet, İsrail karasularının bir kısmının Lübnan’a devrettiğini kabul etmesine rağmen anlaşmayı referanduma sunmadığı gibi geçiremeyeceğini bildiği Knesset’e de getirmiyor.
- İsrail Anayasa Mahkemesi’nin, geçerli bir sebep olmaksızın geçici bir hükümetin kendisinden sonraki hükümetleri bağlayıcı kararlar alamayacağına dair kararı bulunuyor.
Kasım ayında sandığa gidecek olan İsrail’de, anlaşmaya imza atan geçici Başbakan Yair Lapid’in seçilme olasılığı, anlaşmayı tanımayacağını açıklayan Binyamin Netanyahu’dan daha düşük bir ihtimal. Merkez-sol rakiplerine karşı seçim stratejisini tamamen sağ söylem üzerine kuran Netanyahu’nun bu çıkışının seçime dönük bir koz olma ihtimali de oldukça yüksek. Üstelik seçimde ülkeyi uzun süre yönetecek bir parti ya da ittifakın tek başına hükümet kurması ancak sürpriz olur. İsrail siyasetindeki bu belirsizlik ve anlaşmanın içeriğine dönük itirazlar anlaşmayı resmi olarak imzalanmadan önce topal ördek durumuna sokuyor.
Ortadoğu
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.
ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.
The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.
Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.
Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.
Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.
Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.
Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.
Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.
Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor
Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.
Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.
Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.
Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.
İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.
Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.
Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.
Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.
Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.
Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.
Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.
ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum









