Asya
Asya ülkeleri, Orta Doğu’daki savaşın petrol akışını sekteye uğratabileceğinden korkuyor

İsrail ve İran arasında yükselen gerilim, Asya için çok önemli bir enerji arteri olan Hürmüz Boğazı’ndan petrol akışını sekteye uğratma tehdidinde bulunurken, daha geniş çaplı bir Orta Doğu çatışmasının arzı kesebileceği ve piyasaları istikrarsızlaştırabileceği korkusu artıyor.
Bağımsız bir enerji araştırma ve iş istihbaratı şirketi olan Rystad Energy’nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika araştırma direktörü Aditya Saraswat, “Asya ekonomileri, özellikle de Çin ve Hindistan, Hürmüz Boğazı’ndan çıkan günlük 14 milyon varil [petrol] ihracatının en büyük payını tükettikleri için büyük bir riskle karşı karşıya kalacaklar” dedi.
Sızdırılan ABD istihbarat raporları İsrail’in kendisine füze saldırısı düzenleyen İran’a misilleme yapmayı planladığını gösteriyor. Tahran’ın saldırısı Hamas lideri İsmail Haniye, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ve İranlı Tuğgeneral Abbas Nilfuruşan’ın İsrail tarafından öldürülmesinin ardından gelmişti.
Geçen yıl 7 Ekim’de İsrail’e düzenlenen saldırının beyni olan Hamas lideri Yahya Sinvar’ın öldürülmesinin ardından cumartesi günü bir insansız hava aracı Başbakan Benjamin Netanyahu’nun evini hedef aldı. Bu arada İsrail, Lübnan’da Hizbullah’a yönelik saldırılarını artırdı.
Gösterge petrol fiyatı olan Brent ham petrolü, çatışmaların ardından 26 Eylül’de yaklaşık 71 ABD doları iken 7 Ekim’de varil başına 80 ABD dolarına yükseldi. Pazartesi günü petrol, piyasadaki gergin havanın etkisiyle geçtiğimiz ay yüzde 0,15 artışla varil başına 73,40 ABD dolarından işlem gördü.
Hürmüz Boğazı Umman ve İran arasında uzanan, Orta Doğu petrol ve gaz üreticilerini dünya pazarlarına bağlayan dar bir deniz geçidi. Rystad Energy tarafından 17 Ekim’de yayınlanan bir rapora göre, savaşın tam anlamıyla patlak vermesi halinde bu hayati koridor tıkanabilir ve günlük 12 milyon varil petrolü riske atabilir.
Raporda, “Asya’nın petrol ithal eden ülkeleri artan maliyetler ve kesintiye uğrayan tedarik zincirleriyle karşı karşıya kalacak ve bu da piyasa endişelerini artıracaktır” denildi.
Asya-Pasifik bölgesi petrol ithalatına dünyadaki diğer tüm bölgelerden daha fazla bağımlı. Çin ve Hindistan dünyanın en büyük petrol ithalatçıları arasında yer alırken, Japonya, Kore, Singapur ve Tayland gibi diğer ülkeler de büyük petrol ve gaz tüketicileri arasında yer alıyor.
Saraswat’a göre Çin ve Hindistan İran’dan da petrol ithal ediyor. “Bu akışlar etkilenirse, ülkelerin ithalat akışlarını ve kaynak ülkeleri yeniden düzenlemesi gerekecek” diye ekledi.
Şimdiye kadar, artan jeopolitik gerilimler arzı kesintiye uğratmadı. Rystad Energy’ye göre İran ve İsrail’de petrol üretiminin ilk aşamaları olan upstream faaliyetler, 7 Ekim’den bu yana yaşanan bölgesel çatışmalara rağmen sabit kaldı.
Rapora göre İran’ın üretimi ağustos ayında bir önceki yıla göre günlük 227,000 varil artarak 3.27 milyona yükselirken, İsrail’in gaz üretimi 2023 yılında yüzde 15 arttı ve bu yıl yüzde 5 artmasının beklendiği belirtildi.
Gerginliğin bir savaşla sonuçlanması halinde, “İran ve İsrail’in yukarı havza tesislerine, boru hatlarına ve depolama birimlerine saldırılarla aktif bir savaşa girmesini bekliyoruz” denildi.
Analistler Orta Doğu’daki savaşın Asya için birden fazla risk oluşturduğunu söylüyor.
Geçen yıl 7 Ekim’den bu yana, özellikle Şanghay’dan Rotterdam’a uzanan Doğu-Batı ticaret rotalarında Kızıldeniz üzerinden ticari transit geçişler yüzde 70’in üzerinde azaldı. Sonuç olarak, EY Asya-Pasifik strateji uygulama lideri Nobuko Kobayashi’ye göre, bu rotadaki okyanus nakliye ücretleri yüzde 200’den fazla artarak 40 fitlik konteyner başına 3.400 ABD doları civarında seyretmektedir.
Buna rağmen, New York Fed’in küresel tedarik zinciri baskı endeksinin uzun vadeli ortalamasına yakın seyrettiğini ve Covid-19 dönemine kıyasla bir miktar rahatlamaya işaret ettiğini sözlerine ekledi.
“Uzun vadede, İsrail’in İran petrol tesislerine olası saldırıları nedeniyle petrol fiyatlarında önemli bir artış riski var. Bu durum küresel olarak enerji ve hammadde maliyetlerinin artmasına, potansiyel olarak enflasyonun yeniden alevlenmesine ve merkez bankalarının faiz oranlarını düşürme kararlarının zorlaşmasına yol açabilir” dedi.
INSEAD’da ekonomi profesörü olan Antonio Fatas’a göre bu riskler Asya’daki belirsizlik ortamına katkıda bulunuyor.
“Savaşın tırmanmaya devam ettiğini ve tehlikeli seviyelere ulaştığını düşünürsek, şu ana kadar etkisi küçük oldu. Ancak tırmanışın enerji ihracatı için kilit geçitleri tıkadığı bir noktaya ulaştığı durumlar hayal edilebilir,” diyen Fatas, “Henüz o noktada değiliz. Ancak ihtiyatlı olmak ve işlerin çok daha kötüye gidebileceği senaryoları düşünmeye hazır olmak gerekiyor” diye ekledi.
Analistler, genellikle enflasyonu körükleyen yüksek petrol fiyatlarının merkez bankalarını faizleri düşürmekten caydırma riskinin düşük olduğunu söylüyor. Merkez bankaları için bir ölçüt olan ABD Merkez Bankası, eylül ayında gösterge federal fon oranını yarım puan düşürerek yüzde 4,75’ten yüzde 5’e indirdi.
ESSEC Business School’da ekonomi profesörü olan Jamus Lim’e göre, Federal Rezerv fon oranının daha düşük olması, diğer merkez bankalarına daha önce yapamadıkları faiz indirimlerini yapabilmeleri için daha fazla alan sağlıyor.
“Asya ekonomilerinin çoğu pandemi şokundan daha fazla etkilendi, daha yavaş toparlandı ve sonrasında daha düşük enflasyon oranları yaşadı. Bu nedenle, birçoğu faiz oranlarını düşürmek için can atıyor ve Fed’in hamlesinden önce faiz oranlarını düşürmeleri halinde sermaye çıkışlarının artacağı korkusuna kapıldılar” dedi.
Lim, küresel talebin yumuşaması, faiz oranlarının düşmesi ve Rus petrolünün Asya’ya ulaşması gibi enerji arz kaynaklarının genişlemesi nedeniyle petrol fiyatlarının geçmişte olduğu gibi alevlenip alevlenmeyeceğinin henüz net olmadığını söyledi.
Çin ve Hindistan, Ukrayna savaşından bu yana Moskova’nın satışlarını kısıtlamayı amaçlayan Avrupa sınırlamalarına rağmen Rus petrolünün önemli alıcıları olarak ortaya çıktı. Lim, Orta Doğu’daki çatışmalardan kaynaklanan en büyük riskin nakliye koridorlarının bozulması olduğunu, ancak geçtiğimiz yıl yeniden yönlendirmeler nedeniyle bu riskin artık azaldığını söyledi.
Diğer analistler, Orta Doğu’daki çatışmaların İran petrol tesislerine doğrudan bir saldırıya dönüşmesi halinde petrol fiyatlarında keskin bir artışın göz ardı edilemeyeceğini söyledi.
CommTrendz Research’ün kurucusu Gnanasekar Thiagarajan, böyle bir durumun petrol fiyatlarının iki kattan fazla artarak varil başına yaklaşık 46 ABD dolarına çıktığı 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana neredeyse görülmemiş bir durum olacağını söyledi.
“Umarım bir daha yaşanmaz,” dedi.
Asya
Samsung, Kore tarihinin en büyük hissedar ödeme planını açıkladı

Elektronik, akıllı telefon ve yarı iletken üreticisi Samsung Electronics, 2026 yılında hissedarlarına 90 trilyon ile 110 trilyon won (65-80 milyar dolar) arasında ödeme yapmayı planladığını duyurdu. Bloomberg verilerine göre bu adım Kore şirketleri tarihindeki en yüksek ödeme hacmi olma niteliği taşırken, rakip SK Hynix’in hisse geri alımı sonrasında devreye alındı.
Elektronik, akıllı telefon ve yarı iletken üreticisi Samsung Electronics, 2026 yılında hissedarlarına 90 trilyon ile 110 trilyon won (65-80 milyar dolar) arasında kaynak aktarmayı planladığını bildirdi.
Bloomberg verilerine göre bu tutar, Kore şirketleri tarihindeki en yüksek ödeme hacmi olma özelliği taşıyor.
Samsung’un duyurduğu bu plan, dünya genelinde bugüne kadar açıklanan en büyük sermaye getirisi programları arasında da yer alıyor.
ABD tarihinde ise Apple, 2024 yılında 110 milyar dolarlık hisse geri alımını onaylamış ve bu işlem ülkenin en büyük hisse geri alımı olarak kayda geçmişti.
Samsung, serbest nakit akışının yaklaşık yarısını hissedarlara yönlendireceğini açıkladı. Şirket, bu tutarın yaklaşık 30 trilyon wonluk (yaklaşık 21,4 milyar dolar) kısmını üçüncü çeyrek temettüsü olarak ödeyecek.
Şirket ayrıca çalışan tazminatlarını karşılamak amacıyla yaklaşık 15 trilyon won (10,73 milyar dolar) tutarında hisse geri alımı gerçekleştirmeyi hedefliyor.
Buna karşılık Samsung, yaptığı açıklamada hedeflenen toplam tutarın kalan kısmının tam olarak nasıl ödeneceğini belirtmedi.
Şirket, kalan ödeme miktarının ve dağıtım şeklinin ocak ayındaki yönetim kurulu toplantısında kesinleştirileceğini kaydetti.
Samsung, rakibi SK Hynix gibi, yapay zeka alanındaki yükselişin etkisiyle rekor seviyeye ulaşan çip satışlarından elde edilen kârın bir bölümünü geri almak isteyen hissedarların baskısı altında.
SK Hynix, daha önce 40 trilyon won (28,5 trilyon dolar) tutarında kendi hisselerini geri alacağını duyurmuştu.
Financial Times’ın aktardığına göre, JPMorgan analistleri SK Hynix’in hissedarlarına en az 130 milyar dolar tutarında ek ödeme açıklamasını bekliyor.
Hissedarlara yönelik sermaye getirisi programını 2024 yılında başlatan Samsung, bu kapsamda yıllık 9,8 trilyon wonluk (7 milyar dolar) düzenli temettü ödemelerini korurken, 2024-2026 döneminde oluşacak serbest nakit akışının yüzde 50’sini hissedarlara aktarmayı taahhüt etmişti.
Samsung’un mart ayında yayımladığı kurumsal değer artırma planına göre şirket, 2024 ve 2025 yıllarında 20,9 trilyon won (14,9 milyar dolar) nakit temettü ödedi ve ardından iptal edilmek üzere hisse geri alımlarına 8,4 trilyon won (6 milyar dolar) harcadı.
Asya
Kuzey Kore’de lüks tüketim ve inşaat patlaması yaşanıyor

Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’da Rusya ile derinleşen ilişkilerin ve ekonomik büyümenin etkisiyle lüks tüketime talep arttı. Ülke genelinde inşaat hamlesi hız kazanırken mağazalarda Batılı lüks markalar ve kayıt dışı IKEA ürünleri satılıyor. Ancak Financial Times gazetesine konuşan analistler, gelir artışına rağmen yapısal sorunların ve gıda yetersizliğinin sürdüğüne dikkat çekiyor.
Financial Times’ın haberine göre Kuzey Kore, analistlerin öncelikle Rusya ile derinleşen işbirliğine bağladığı belirgin bir inşaat ve tüketim patlaması yaşıyor.
Başkent Pyongyang’da son yıllarda yeni yerleşim bölgeleri, mağazalar ve eğlence merkezleri kuruldu. Büyük mağazalarda Omega marka saatler ve Chanel kozmetik ürünleri dahil olmak üzere lüks markalar satılırken alışveriş merkezlerinden birinde resmi olmayan bir IKEA mağazası faaliyet gösteriyor.
Şehirde ayrıca taksi çağırma ve QR kodla ödeme yapma imkanı sunan yaklaşık 500 dolar değerinde akıllı telefonlar bulunuyor.
Pyongyang’da altyapı alanında da gelişmeler yaşanıyor. Taksi çağırma hizmetleri, yeni mağazalar ve QR kodlu ödeme sistemlerinin yanı sıra internet kafeler ile BMW marka araçların da satın alınabildiği otomobil galerileri açıldı.
Güney Kore merkezli Kore Bankası (Bank of Korea), 1965 yılından bu yana düzenli resmi ekonomik veri açıklamayan Kuzey Kore’nin reel gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) 2025 yılında yüzde 3,5 büyüdüğünü tahmin etti. Bu veriyle birlikte ülke ekonomisi üst üste üçüncü yılı da yüzde 3’ün üzerinde büyümeyle tamamladı.
Dış ticaret verileri de toparlanmaya işaret ediyor. Kore Bankası verilerine göre 2025 yılında ülkenin ithalatı yüzde 14 artışla 2,66 milyar dolara, ihracatı ise yüzde 30 yükselişle 470 milyon dolara ulaştı.
Stimson Center düşünce kuruluşunun verileri de ocak-mayıs döneminde Çin’e yapılan ihracatın yüzde 68 artarak 287 milyon dolara çıktığını gösterdi. Bu artıştaki temel payı volfram sevkiyatı oluşturdu.
Ülkenin bir diğer gelir kaynağı ise kripto para hırsızlıkları oldu. TRM Labs’in değerlendirmesine göre Kuzey Kore yönetimiyle bağlantılı korsanlar, 2026 yılının ilk yarısında 643 milyon dolarlık kripto para çaldı.
Buna karşın analistler, yaşanan ekonomik büyümenin Kuzey Kore ekonomisinde henüz köklü ve yapısal bir dönüşüm anlamına gelmediğini savunuyor.
Güney Kore Ulusal Güvenlik Stratejisi Enstitüsü’nün tahminlerine göre ülke, Rusya ile yürüttüğü işbirliği kapsamında Ağustos 2023 ile Aralık 2025 döneminde nakit para ve mal olarak 7,7 milyar dolar ile 14,4 milyar dolar arasında kaynak elde etti.
Ekonomik hareketlilik sürerken Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, ekonomi üzerindeki devlet denetimini artırıyor. Salgın sonrasında devlet dağıtım sistemini güçlendirmeyi hedefleyen yönetim, kayıt dışı piyasalar ile özel ticaret üzerindeki kontrolleri genişletti.
Wall Street Journal haziran ayı başında yayımladığı haberde, uluslararası yaptırımlara rağmen yönetici elit tabakanın zenginleşmesini “dünyanın en şaşırtıcı ekonomik başarı hikayesi” olarak nitelendirmişti.
Gazete, ekonomik büyümeyi Pyongyang’ın enerji ve malzeme ithalatını artırmasını ve yaptırımların bir kısmını aşmasını sağlayan Rusya ve Çin desteğiyle ilişkilendirmişti.
Kuzey Kore’nin 2006 yılındaki ilk nükleer denemesinin ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uygulamaya konulan ve sonrasında defalarca genişletilen yaptırımlar; finansal varlıkları, ülkeye takım tezgahı, mineral, çelik ve demir sevkiyatını ve bazı malların ihracatını kısıtlıyor.
Kuzey Kore, uygulanan yaptırımları paravan şirketler, dost ülkelerdeki aracılar, korsanlar ve kripto paralar vasıtasıyla aşmayı öğrendi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı 2023 yılında, yaptırımların farklı bir jeopolitik ortamda alındığını belirterek Moskova ve Pekin’in Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımlardan vazgeçeceğini açıklamıştı.
Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Rus tarafının Pyongyang ile askeri-teknik işbirliğine ilişkin yürürlükteki BM kısıtlamalarına uymayı sürdüreceğini ifade etmişti.
Bloomberg, 2025 yılındaki haberinde Kuzey Kore ekonomisinin 2024 yılında ağır sanayi, kimya sanayisi ve inşaat sektöründeki üretim artışının etkisiyle yüzde 3,7 büyüyerek 2016’dan bu yana en yüksek büyüme hızına ulaştığını bildirmişti.
Bununla birlikte Bloomberg, Kuzey Kore’nin yoksul bir ülke olmayı sürdürdüğünü vurgulamıştı. Ülkenin 2024 yılı gayrisafi milli geliri (GSMG) Güney Kore’nin yüzde 1,7’sine denk gelerek yaklaşık 33,3 milyar dolar, kişi başına düşen geliri ise Güney Kore seviyesinin yüzde 3,4’ü düzeyinde kalarak yaklaşık 1,24 bin dolar oldu.
Birleşmiş Milletler verilerine göre ise 26 milyonluk nüfusa sahip ülkenin yaklaşık yarısı yetersiz beslenme sorunu yaşıyor.
Asya
Çin ve Endonezya savunma ilişkilerini derinleştirme konusunda anlaştı

Çin ve Endonezya, üst düzey görüşmelerde ikili savunma bağlarını derinleştirme konusunda anlaştı.
Çin ve Endonezya, cuma günü Cakarta’da gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerde askeri, denizcilik ve teknoloji alanlarındaki işbirliğini derinleştirme konusunda anlaşmaya vardı. Bu gelişme, ABD’nin Asya’daki güvenlik taahhütlerine ilişkin belirsizliğin yeniden arttığı bir dönemde Pekin’in bölgedeki etkisinin arttığına işaret ediyor.
Endonezya Savunma Bakanı Sjafrie Sjamsoeddin, Çinli mevkidaşı Dong Jun ile yaptığı görüşmenin ardından, iki ülkenin askeri kabiliyetlerini güçlendirmek amacıyla personel değişimlerini ve savunma sanayii işbirliğini artıracağını söyledi. Saatler sonra Dışişleri Bakanı Sugiono ile Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Endonezya’nın önemli ihraç ürünleri için pazara erişimin genişletilmesi olanaklarını araştırma ve yapay zekâ, haberleşme uyduları, enerji ve mineraller alanındaki işbirliğini derinleştirme konusunda mutabık kaldı.
Wang, iki ülkenin balıkçılık alanındaki işbirliğini yeniden başlatacağını, Güney Çin Denizi’nde ortak kalkınmayı teşvik edeceğini ve bölgesel bir davranış kurallarına ilişkin müzakerelerin sonuçlandırılması için çalışacağını söyledi. Sugiono ise tarafların, sürdürülebilir finansman yöntemlerinden yararlanarak ve yolcu sayısını artırmaya yönelik çalışmalar yürüterek Cakarta-Bandung yüksek hızlı demiryolu projesini sürdürme konusunda da anlaştığını belirtti.
Görüşmeler, cuma günü ilerleyen saatlerde yapılması planlanan ikinci dışişleri ve savunma bakanları toplantısı, yani “2+2” diyaloğu öncesinde gerçekleşti. Bu temaslar, geçen yıl yaklaşık 155 milyar dolarlık ikili ticarete dayanan ilişkilere yeni bir stratejik boyut kazandırıyor. Aynı zamanda, Devlet Başkanı Prabowo Subianto’nun bölgede nüfuz için rekabet eden hem Pekin hem de Washington ile ilişkileri derinleştirme çabasını da ortaya koyuyor.
Endonezya ile ABD, nisan ayında askeri modernizasyon, eğitim, tatbikatlar ve operasyonel işbirliğini kapsayan “Büyük Savunma İşbirliği Ortaklığı”nı kurmuştu. Buna rağmen Asya’da birçok kişi, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın Güney Kore ile yapılan tatbikatları ani bir kararla kısıtlamasının ardından Washington’ın bölgeye bağlılığını sorguluyor.
Endonezya’nın Çin ile yakınlaşması, Cakarta ile Pekin’in güvenlik ve denizcilik işbirliğini derinleştirme konusunda anlaştığı Nisan 2025’te Pekin’de gerçekleştirilen ilk 2+2 diyaloğunun da devamı niteliğinde. O görüşmelerde istihbarat paylaşımı, koordineli operasyonlar ve sahil güvenlik güçleri arasındaki bağların güçlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda anlaşmaya varılmıştı.
Dışişleri bakanları cuma günü ayrıca ilk Endonezya-Çin Kapsamlı Stratejik Diyaloğu’nu başlattı ve 2027-2031 dönemini kapsayacak beş yıllık bir eylem planına ilişkin görüşmeleri memnuniyetle karşıladı.
Çin, iki ülke arasındaki ortaklığın daha geniş bir stratejik rol üstlenmesini istiyor. Dong, ülkelerin Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) çerçeveleri üzerinden güvenlik işbirliğini derinleştirmesi ve Küresel Güney ülkeleri arasındaki savunma ilişkilerine örnek teşkil etmesi gerektiğini söyledi. Eş zamanlı çeviriye göre Dong ayrıca taraflara “dış güçlerin kötü niyetlerini” boşa çıkarma çağrısında bulundu.
Çin ve Endonezya Tayvan’ın doğusunda deniz tatbikatı gerçekleştirecek
Güvenlik alanındaki yakınlaşma, Güney Çin Denizi konusunda iki ülke arasında uzun süredir devam eden görüş ayrılıklarına rağmen ilerliyor. Prabowo ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında 2024 yılında yayımlanan ortak bildiride “örtüşen hak iddialarının bulunduğu bölgelerde ortak kalkınma” ifadesine yer verilmesi, Cakarta’nın Pekin’in geniş kapsamlı deniz yetki alanı iddialarına yönelik muhalefetini yumuşattığı yönünde yorumlanmıştı.
Savunma ilişkileri, silah tedariki alanına da daha fazla yayılabilir. Endonezya, Çin yapımı Chengdu J-10 savaş uçaklarını satın almayı değerlendiriyor ancak henüz herhangi bir sözleşme sonuçlandırılmış değil.
Ekonomik işbirliği ise ilişkilerin merkezindeki yerini koruyor. Sugiono, iki ülkenin yerel para birimleriyle yapılan işlemleri ve finansal işbirliğini güçlendirme konusunda anlaştığını söyledi. Wang ise Endonezya’nın Çinli şirketler için adil, şeffaf ve elverişli bir iş ortamı sağlamayı taahhüt ettiğini belirtti.
Bununla birlikte şirketler düzeyinde bazı gerilimler de yaşanıyor. Çinli şirketler, Endonezya’nın nikel sektöründeki daha sıkı politikalarının maliyetleri artırdığından ve yatırımları tehdit ettiğinden şikâyet ederken, Çin Büyükelçiliği söz konusu politika değişikliklerinin mevcut ve planlanan yaklaşık 50 milyar dolarlık yatırımı riske atabileceği uyarısında bulundu.
Malezya, ABD destekli Filipin askeri üssü konusunda endişeli
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı









