Avrupa
LSE araştırması: Yunanistan “kafe ekonomisine” dönüştü

Londra Ekonomi Okulu (LSE) bünyesindeki Helenik Gözlemevi’nin hazırladığı araştırma, kurtarma paketleri sonrasında Yunanistan’ın düşük verimli turizm ve hizmet sektörüne sıkıştığını ortaya koydu. 2009-2024 döneminde iş gücü verimliliği yüzde 16 düşerken reel ücretler genelinde yüzde 35’e, turizm alanında ise yüzde 60’a varan kayıplar kaydedildi.
Londra Ekonomi Okulu (LSE) bünyesindeki Helenik Gözlemevi tarafından hazırlanan yeni bir araştırma, kurtarma paketleri döneminin ardından Yunanistan ekonomisinde yaşanan dönüşüme mercek tuttu.
Greek Reporter’ın haberine göre Michalis Nikiforos, Vlassis Missos, Christos Perros ve Nikolaos Rodousakis imzasını taşıyan “Kafe Ekonomisi” başlıklı çalışma, ülkenin restoran, bar, otel, eğlence ve kısa dönemli kiralama gibi turizmle bağlantılı tüm alanları kapsayan Konaklama ve Yiyecek Hizmeti Faaliyetleri (AFSA) sektörüne aşırı bağımlı hale geldiğini ortaya koydu.
Araştırmacılar, “kafe ekonomisi” nitelemesiyle genellikle göz ardı edilen temel soruna işaret etti. Çalışmaya göre, yeni bir “kalkınma modeli” yönündeki vaatlere rağmen Yunanistan son 15 yılda temeli son derece zayıf bir büyüme döngüsüne hapsoldu.
Turizm büyürken iş gücü verimliliği geriledi
Çalışmada, kemer sıkma politikaları ile emek ve ürün piyasalarını serbestleştiren yapısal reformların ardından turizmle bağlantılı faaliyetlerin diğer sektörlere kıyasla orantısız biçimde genişlediği aktarıldı. Bu dengesiz büyüme, ekonomideki genel verimlilik kaybının ana etkenlerinden birini oluşturdu.
Kurtarma paketi reformlarının vadettiği verimlilik artışının aksine Yunan ekonomisinde tam tersi bir süreç yaşandı. İş gücü verimliliğinde sert bir düşüş kaydedilirken istihdam, başta konaklama ve yiyecek hizmetleri olmak üzere düşük verimliliğe sahip sektörlere kaydı.
Araştırmacılar, verimlilikteki bu çöküşün başlıca nedenleri olarak toplam talepteki daralmayı ve reel ücretlerdeki sert erimeyi gösterdi. 2009 ile 2024 yılları arasında iş gücü verimliliği yüzde 16 azaldı ve kriz öncesi seviyelerin altında kaldı.
Reel ücretlerdeki gerileme ise çok daha sert gerçekleşti. Ülke genelinde reel ücretler yüzde 26 ile 35 arasında düşerken, turizm sektöründeki kayıp yüzde 60’a kadar ulaştı. Yazarlar bu tabloyu emeğin aleyhine işleyen sert bir gelir dağılımı süreci olarak niteledi.
İstihdamın AFSA sektörüne yönelmesi, iş gücü verimliliğindeki toplam gerilemenin yaklaşık üçte birini oluşturdu. İmalat gibi üretken alanlarda yüz binlerce işin kaybedilmesi, yüksek teknoloji ve inovasyon alanlarındaki istihdam eksikliği de bu kaybı derinleştirdi.
Yunanistan ikili modelle gerileme sürecine girdi
Araştırmaya göre Yunanistan’ın kalkınma modeli, genellikle az gelişmiş ya da geçiş sürecindeki ekonomilerde rastlanan “ikili” bir yapıya evrilerek tarihsel bir gerileme sergiliyor. Bu modelde ekonomik büyüme, ücret baskısıyla ucuzlatılan emeğin düşük verimli sektörlerde istihdam edilmesine dayanıyor.
2010 ile 2018 yılları arasında yürürlüğe konan üç kurtarma paketinin rekabet gücünü artırmak yerine derin bir resesyonu tetiklediğini belirten araştırmacılar, Yunan ekonomisinin bu durgunluktan bütünüyle çıkamadığını kaydetti.
Çalışmada, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) sert mali daralmanın olumsuz etkilerini hafife aldığı için geçmişte özür dilediği de hatırlatıldı.
Eğitimli genç nüfus düşük ücretli işlerde çalışıyor
LSE’nin yayımladığı veriler, AFSA sektöründeki iş gücünün 2009-2023 döneminde köklü bir değişim geçirdiğini gösterdi:
Sektördeki istihdam hızla yüzde 87 arttı. Brüt Katma Değer yüzde 11 büyüme kaydetti. AFSA, Yunanistan ekonomisindeki en büyük işveren konumu kazandı.
Diğer yandan sektör düşük ücretler, güvencesiz çalışma koşulları ve yarı zamanlı işlerin artışıyla anılıyor. Turizmde görev alan çalışanların eğitim seviyesi yükselmesine rağmen vasıflarının altında işlerde istihdam edildikleri görülüyor.
Eurostat verileri, Yunanistan’ın İspanya’nın ardından Avrupa’da genç mezunlar arasında “yüksek nitelikli olmasına rağmen vasıfsız işte çalışma” oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri olduğunu doğruluyor.
Turizm ve otelcilik alanında çalışan genç üniversite mezunlarının yüzde 86’sından fazlası niteliklerinin altındaki işlerde istihdam ediliyor.
Dış denge iyileşirken yapısal riskler derinleşti
“Kafe Ekonomisi” başlıklı raporda, izlenen bu kalkınma patikasının avantajları ile beraberinde getirdiği ciddi kırılganlıklar bir arada sıralandı:
Olumlu etki dış dengede görüldü. Turizm sektörü cari işlemler dengesinin düzeltilmesine önemli bir katkı sundu. Seyahat hizmetlerindeki dış ticaret fazlası 2009 ile 2023 yılları arasında beş yüzde puan yükseldi ve aynı dönemdeki toplam cari açık daralmasının yaklaşık yarısını karşıladı.
Buna karşılık turizme ve düşük verimli, düşük ücretli, emek-yoğun hizmet ekonomisine aşırı yaslanmak ağır yapısal zafiyetleri beraberinde getirdi:
Sosyal ve çevresel tahribat: Sektörün orantısız büyümesi, sıklıkla “aşırı turizm” kavramıyla tanımlanan çevresel ve kültürel bozulmaya zemin hazırlıyor.
Konut krizi: Kısa dönemli kiralamaların yaygınlaşması ve yabancıların gayrimenkul yatırımları kiraları yukarı tırmandırarak yerel çalışanların barınma masraflarını karşılanamaz hale getiriyor.
Dışa bağımlılık: Kafe ekonomisi diğer sektörler aleyhine büyüdükçe dış talebe ve mevsimsel dalgalanmalara bağımlılık katlanıyor; tüm bölgeler turist trafiğindeki değişimler karşısında korunmasız kalıyor.
Araştırmacılar, düşük ücret politikasının teknolojik yenilik ve ilerleme motivasyonunu zayıflatarak uzun vadede ekonominin rekabet gücünü erittiği uyarısında bulundu.
Piyasa serbestleşmesinin otomatikman verimlilik getireceği yönündeki tezin Yunanistan deneyimiyle sarsıldığını belirten çalışmada, AFSA gibi düşük verimli sektörlere bağımlılığın iktisadi bir ikilem yarattığı kaydedildi. Bu alanlar talep ve döviz girişini desteklese dahi uzun vadeli verimliliği ve toplumsal sürdürülebilirliği zedeliyor.
Raporda, “Yunanistan için başarılı bir çıkış yolu yalnızca talebi canlandıran değil, aynı zamanda yüksek verimli sektörleri stratejik olarak öne çıkaran, teknolojik yenilenmeyi destekleyen ve kapsayıcı büyümeyi sağlayan politikalar gerektirir. Böylesi bir yön değişimi olmazsa ‘kafe ekonomisi’ geçici bir uyum süreci değil, uzun vadeli bir durgunluk dengesi olma riski taşır” değerlendirmesi yer aldı.
Araştırma, yapısal reformların reel ekonomik ve kurumsal şartlar ışığında yeniden değerlendirilmesi ve yüksek verimlilik odaklı kalkınmaya öncelik verilmesi çağrısıyla son buldu.
Varoufakis: Avrupa 100 yıllık bir aşağılanma dönemine giriyor
Avrupa
Fransa’nın nükleer caydırıcılık girişimine katılan ülke sayısı 10 oldu

Finlandiya, Fransa öncülüğündeki nükleer caydırıcılık girişimine katılarak resmi uygulama çalışmalarına geçen hafta başladı. Finlandiya’nın adımıyla girişime dahil olan ülke sayısı 10’a yükseldi.
Finlandiya, Fransa’nın öncülüğünde yürütülen nükleer caydırıcılık girişimine katılarak resmi düzeydeki uygulama çalışmalarına geçen hafta başladı.
Gelişmeyi duyuran Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Fransa ile kurulan bu ortaklığın kolektif caydırıcılığı güçlendireceğini söyledi.
Cumhurbaşkanlığının açıklamasına göre Stubb, “Fransa gibi bir nükleer güçle yürütülen derinlemesine görüşmeler, büyük güçlerin mevcut güvenlik ortamında eylemlerinin sonuçlarını nasıl değerlendirdiğine dair bize yeni bir anlayış da kazandırıyor.” dedi.
Stubb değerlendirmesinde ayrıca, “Bu işbirliği anlayışımızı geliştirecek ve her şeyden önce kolektif caydırıcılığımızı güçlendirecektir.” ifadelerini kullandı.
Açıklamada, gelinen aşamada işbirliğinin tam kapsamının henüz şekillenme sürecinde olduğu kaydedildi.
Helsinki yönetiminin bu konuda herhangi bir nihai adım atmadan önce farklı seçeneklerin doğuracağı sonuçları etraflıca değerlendireceği belirtildi.
Finlandiya Savunma Bakanlığı basın servisi, ülkenin Fransa öncülüğündeki nükleer caydırıcılık girişimine dahil olduğunu eylül ayında duyurmuştu.
Finlandiya Savunma Bakanı Antti Häkkänen, sürecin ikili bir işbirliği formatında ilerleyeceğini ve hem Finlandiya’nın hem de genel olarak Avrupa’nın güvenliğini pekiştirmeyi hedeflediğini kaydetmişti.
Finlandiya ordusu, ekim ayında NATO’nun her yıl düzenlediği “Steadfast Noon” adlı nükleer caydırıcılık tatbikatına da katıldı.
Bakan Häkkänen tatbikata katılımlarının ülkenin ulusal hedefleriyle tam uyum sağladığını söyledi.
Häkkänen tatbikatın önemine değinerek, “Nükleer caydırıcılık tatbikatları, NATO’nun nükleer caydırıcılığının güvenilirliğini, emniyetini ve etkinliğini sağlamayı amaçlıyor.” dedi.
Bakan sözlerini, “Nükleer caydırıcılık, Finlandiya da dahil olmak üzere tüm ittifakın korunmasının en üst düzeydeki güvencesidir.” diyerek sürdürdü.
Girişime katılan ülke sayısı 10’a ulaştı
Finlandiya’nın katılımıyla birlikte, Fransa’nın önerdiği nükleer caydırıcılık girişiminde yer alan ülkelerin sayısı 10’a yükseldi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron mart ayında İngiltere, Almanya, Polonya, Hollanda, Belçika, Yunanistan, İsveç ve Danimarka’nın girişime dahil olduğunu duyurmuştu.
Sürece mayıs ayında Norveç de katılmıştı.
Rusya’nın Almanya Büyükelçisi Sergey Neçayev, mayıs ayında yaptığı açıklamada Avrupa nükleer şemsiyesini güçlendirme planlarının Rusya açısından stratejik düzeyde doğrudan bir tehdit oluşturduğunu savunmuştu.
Neçayev, bu planların Rusya’nın askeri ve siyasi planlamalarında mutlaka dikkate alınması gerektiğini söylemişti.
Moskova, söz konusu girişimlerin nükleer silahların yayılmasını önleme rejimine yönelik riskler barındırdığına da defalarca işaret etti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Özel Yetkili Büyükelçisi Andrey Belousov, mayıs ayında ABD, İngiltere ve Fransa’yı Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı hiçe sayarak nükleer kapasitelerini artırmakla suçlamıştı.
Avrupa
Avrupalı çiftçiler yeniden isyanın eşiğinde

Avrupa’daki çiftçiler, Brüksel’in üstesinden gelmekte zorlandığı yeni iktisadi baskılar nedeniyle bu sonbaharda yeniden sokaklara çıkmaya hazırlanıyor.
İtalyan çiftçiler, bu ay hızla artan yakıt maliyetlerini protesto eden nakliyecilere destek verdi. Bu protestolar sırasında kurulan barikatlar süpermarket raflarını boş bıraktı ve gıda işleme tesislerini durma noktasına getirdi.
İspanya’da ise daha düşük maliyetler, daha adil fiyatlar, bürokrasinin azaltılması ve bir sonraki Ortak Tarım Politikası’nda (CAP) değişiklikler talep eden Madrid’deki bir protesto, ölümcül bir tren kazası sonrasında iptal edildi ama yeniden planlanması bekleniyor.
Şimdi Brüksel de çiftçilerin hedefinde: Avrupa çiftçileri lobi grubu Copa-Cogeca, geçen hafta Kasım veya Aralık ayında AB başkentinde bir protesto düzenlemeyi kararlaştırdı.
Planlanan eylemler, çiftçilerin Yeşil Mutabakat ve “Tarladan Sofraya” stratejisi kapsamında AB’nin çevre planlarında değişiklik talep ettikleri 2023-24 yıllarındaki eylemleri anımsatıyor.
Bağlayıcı pestisit azaltma hedeflerine ilişkin bir öneri geri çekilirken, Doğa Restorasyon Yasası’ndaki tarım arazileriyle ilgili hükümler zayıflatıldı.
Çiftçiler ayrıca ticaret anlaşmalarına ve ulusal dizel vergilerine de karşı çıktılar.
Komisyon’un geri adım atmasına rağmen, çiftçilerin endişeleri ortadan kalkmadı; sadece şekil değiştirdi.
Dublin Trinity College’da tarım politikası alanında emeritus profesör Alan Matthews, tarım fiyatlarının nispeten yüksek olduğu önceki protestolar sırasında çiftçi gelirlerinin o kadar da önemli bir endişe kaynağı olmadığını belirtti.
Gelgelelim bugün bu konu kilit bir mesele haline geldi. Matthews, “Son 12 ayda ürün fiyatları düşerken, girdi fiyatları aynı eğilimi göstermedi,” diyerek kâr marjlarının daraldığını ifade etti.
Baskının büyük bir kısmı AB dışından geliyor. Şubat ayından bu yana, Orta Doğu’daki ABD-İsrail savaşı ve buna bağlı olarak Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, yakıt ve gübre fiyatlarının hızla yükselmesine yol açtı.
Perşembe günü, Copa-Cogeca, enerji bakanları toplantısı öncesinde artan yakıt maliyetleri konusunda yardım talep etti.
Yüksek dizel fiyatları, bazı çiftçilerin protesto gösterisi yapmak üzere traktörleriyle AB başkentine gitmelerini bile engelleyebilir.
Fakat Matthews, AB’nin “piyasa desteğine katkıda bulunacak kendi bütçesi olmadığını” belirtti. Bunun yerine, Komisyon üye devletlerin çiftçilere destek vermesine izin verdi.
Ortak Tarım Politikası’nın (CAP) tarımsal krizler için ayrılan yıllık rezervi sadece 450 milyon avro tutarında. Bu meblağ, sektörü vuran ardışık acil durumlar nedeniyle defalarca tükendi ve yeniden dolduruldu.
Copa-Cogeca ayrıca, ithal gübrelerin maliyetini artırdığı gerekçesiyle, Ocak ayında uygulamaya konulan AB’nin karbon sınır vergisini (CBAM) eleştirdi.
Komisyon, istisnai piyasa koşullarında CBAM’ın geçici olarak askıya alınmasına olanak tanıyacak ve halen müzakere aşamasında olan bir yasa tasarısı önerdi.
Mayıs ayında, temel gübrelere uygulanan gümrük vergilerini bir yıllığına askıya aldı ve Haziran ayında ise ülkelere çiftçilere yardım etmek için daha fazla esneklik sağlamak amacıyla CAP’ta değişiklikler önerdi.
Son dönemde alınan önlemlerin, yeni protestoları engelleme olasılığı düşük görünüyor.
Tarım alanında faaliyet gösteren düşünce kuruluşu Farm Europe’un genel sekreteri Luc Vernet, yüksek yakıt ve girdi maliyetleri, kuraklık ve azalan kamu desteğinin oluşturduğu “patlayıcı bir kombinasyon”dan söz ediyor.
Çiftçiler ayrıca Brüksel’in doğrudan etki edebileceği bir konuyu da hedef alıyor: 2028-2034 dönemi için CAP bütçesi.
Copa-Cogeca, Kasım ve Aralık aylarında yapılacak AB liderlerinin bütçe görüşmeleri öncesinde eylemler hazırlıyor.
Copa Başkanı Massimiliano Giansanti, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu politikanın geleceğinin “kenara çekilemeyecek kadar önemli” olduğunu belirterek, politika yapıcılarından “somut kararlar” beklediğini ekledi.
Komisyon önerisi, CAP’ın her iki ayağını tek ve daha geniş kapsamlı bir fon altında birleştirmeyi öngörüyor; mevcut CAP bütçesine ayrılan 386,6 milyar avroya kıyasla, çiftçi gelir desteği için yaklaşık 300 milyar avro ayrılması planlanıyor ama nihai rakamlar hâlâ müzakere aşamasında.
CAP ödemeleri çiftçi gelirinin büyük bir kısmını oluşturduğundan, Vernet bu yaklaşım ile AB’nin tarımsal egemenliğini koruma hedefinin arasında bir çelişki olduğunu düşünüyor.
Ona göre AB’nin tarımı “ekonomik bir çıkmazda ve politika yapıcılar bunun farkında değil gibi görünüyor.”
Buna karşın Matthews, sektördeki küçülme ve çiftlik sayısındaki azalma nedeniyle desteğin azaltılmasının haklı olduğunu savunuyor. “Gelir farkı, nüfusun geri kalanına kıyasla azaldı,” dedi.
Ayrıca, AB ülkelerinin tarım fonlarını ek desteklerle tamamlama olasılığına da dikkat çekiyor. Bu esneklik, siyasi baskıyı Brüksel’den ulusal başkentlere kaydıracak gibi görünüyor.
Matthews’a göre bütçe üzerinde anlaşmaya varıldığında, çiftçiler bakanlıkların önünde toplanacak.
Avrupa
ABD, Ukrayna üzerinden Avrupa’ya Rus gazı tedariki istiyor

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD, kış öncesinde bir “enerji ateşkesi” sağlamak amacıyla Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden Avrupa’ya sevkiyatının yeniden başlaması için temaslar yürütüyor. Washington’ın planı, gazın Amerikalı bir aracı üzerinden satılmasını ve Kuzey Akım hattının kapsamlı bir barış anlaşması çerçevesinde açılabileceğini öngörüyor.
The Wall Street Journal’ın ABD’li, Avrupalı ve Ukraynalı yetkililere dayandırdığı haberine göre Washington, Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden Avrupa’ya sevkiyatının en kısa sürede yeniden başlatılması için girişim yürütüyor.
Gazete, ABD’nin bu girişiminin kış öncesinde taraflar arasında bir “enerji ateşkesi” sağlamayı amaçlayan müzakerelerin bir parçası olduğuna dikkat çekti.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklar, ABD’li müzakereciler Jared Kushner ile Steve Witkoff’un eylül ayında Moskova ve Kiev’e yaptıkları ziyaretlerde bir formül sunduklarını dile getirdi.
Masaya getirilen fikir, Rus doğalgazının ABD’li bir aracı şirket üzerinden satılmasını, böylece Avrupa yaptırımlarının etrafından dolaşılmasını ve Amerikalı yatırımcılar için karlı fırsatlar yaratılmasını öngörüyor.
Washington, kasım ayında Abu Dabi’de ABD, Rusya ve Ukrayna arasında yapılması planlanan üçlü barış müzakereleri öncesinde enerji tesislerine yönelik saldırıları durduracak daha kapsamlı bir uzlaşmaya varmayı hedefliyor.
The Wall Street Journal, Donald Trump yönetiminin, Avrupa’nın bu konuda ilk bakışta göründüğü kadar uzlaşmaz tavır sergilemeyeceği varsayımıyla hareket ettiğini yazdı.
Kuzey Akım hattının açılması daha geniş bir anlaşmanın parçası olabilir
Gazetenin aktardığına göre ABD, Kuzey Akım boru hattının olası biçimde yeniden faaliyete geçirilmesini de yalnızca Ukrayna’daki savaşı sonlandırmak için değil, Rusya ile Avrupa arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için de kapsamlı bir anlaşmanın potansiyel unsuru olarak değerlendiriyor.
Üst düzey bir ABD’li yetkili, eski Almanya Başbakanı Angela Merkel’in hatasını, Moskova için kabul edilebilir daha geniş kapsamlı bir güvenlik mutabakatına varmadan doğalgaz boru hattı projesini ilerletmesi olarak tanımladı.
Yetkili, kıta genelinde gaz fiyatlarını ciddi oranda düşürecek bu öneriye Avrupalıların ilgi gösterdiğini belirtti.
Aynı yetkili, hayata geçirilecek her türlü ekonomik mutabakatın kapsamlı bir barış anlaşmasının parçası olacağını sözlerine ekledi.
The Wall Street Journal, Kiev’in bir ateşkes anlaşması çerçevesinde doğalgaz satışına onay vermesi durumunda Avrupa’nın tutumunu değiştirmesinin daha kolay olacağını kaydetti.
Avrupa Komisyonu ise daha önce The New York Times’ın gündeme getirdiği, ABD’nin Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden yüksek hacimlerle yeniden satın alınmasına yönelik fikrini geri çevirmişti.
Moskova tarafında ise bu konudaki tutumun değişmediği, Kremlin’in bir ateşkese değil kalıcı bir barışa ihtiyaç duyduğu daha önce duyurulmuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa’nın Rus enerji kaynaklarını reddederek “kendi siyasetine, sanayisine ve sosyal alanına darbe vurduğunu” söylemiş ve “Başkasına kuyu kazan kendi düşer.” atasözünü hatırlatmıştı.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da Avrupalıların Rus enerjisini keserek “bindikleri dalı kestiklerini” ifade etmişti.
Peskov Avrupa’daki tabloya ilişkin, “Bunun akıllıca bir tutum olduğunu söylemek zor. Avrupa’da ekonomik durum kötüleşiyor, ekonomi durgunluk yaşıyor. Elbette Avrupa ekonomisi devasa, güçlü ve ciddi bir kapasite rezervi var; fakat aynı zamanda Alman vatandaşları konfor alanlarından çıkmaya pek alışkın değil ve şimdi tam da bunu yapmak zorunda kalıyorlar.” değerlendirmesini yaptı.
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı











