Bizi Takip Edin

Avrupa

SWP, Hürmüz Boğazı’nı bypass planlarına destek verdi

Yayınlanma

Berlin’deki Alman Uluslararası ve Güvenlik İlişkileri Enstitüsü (SWP) Basra Körfezi ülkelerinden Avrupa’ya uzanan yeni ulaşım koridorlarına daha fazla dikkat edilmesini tavsiye ediyor.

Almanya’nın dış politika alanında en etkili düşünce kuruluşlarından biri tarafından yapılan son bir analize göre, Hürmüz Boğazı’nın fiili ablukası ve Orta Doğu’daki savaşlar nedeniyle Kızıldeniz’e giriş noktası (Bab el-Mendeb) üzerinden geçişle ilgili artan riskler, şu anda Körfez devletlerini Avrupa’ya alternatif güzergâh planlarını güçlü bir şekilde desteklemeye yönlendiriyor.

Bir yandan bu planlar, öncelikle Hürmüz Boğazı’nı atlamak veya Orta Doğu’dan Suriye ve Türkiye’deki Akdeniz limanlarına uzanmak üzere tasarlanmış boru hatlarını içeriyor.

Öte yandan, bu planlar, Mısır, Suriye veya Türkiye gibi alternatif güzergâhlar üzerinden Arap Yarımadası ile Avrupa arasında mal sevkiyatını kolaylaştırmak üzere tasarlanmış ulaşım koridorlarının inşasını da içeriyor.

Analizin yazarı, eski SWP direktörü ve tanınmış Orta Doğu uzmanı Volker Perthes, bu projelerin altyapı aracılığıyla Orta Doğu’yu Avrupa’ya bağlayacağı için desteklenmesi gerektiğini savunuyor.

Savaşın neden olduğu aksaklıklar

Berlin merkezli ve Şansölyelik Ofisi tarafından finanse edilen SWP tarafından pazartesi günü yayınlanan, Yakın ve Orta Doğu’daki büyük jeoekonomik projelere ilişkin son analizin arka planında, Arap Yarımadası açıklarındaki deniz yollarında savaşın neden olduğu aksaklıklar yatıyor.

İran savaşı başlamadan önce Arap devletlerinin petrol ve doğalgaz ihracatının büyük bir kısmının dünya pazarına ulaştırıldığı Hürmüz Boğazı, şu anda hem İran hem de ABD tarafından uygulanan ablukalar nedeniyle fiilen geçilemez durumda.

Avrupa ile Asya arasındaki ticaretin büyük bir kısmının geçtiği, Yemen ile Afrika Boynuzu arasındaki Bab el-Mendeb Boğazı da, Ensarullah ile Suudi Arabistan ve onun Yemen’deki vekilleri arasındaki savaş nedeniyle şu anda risk altında.

Bu aksaklıkların sona ereceğine dair şu anda bir işaret görünmüyor. Ayrıca, her iki boğaz da gelecekte yapısal olarak son derece savunmasız kalacak. Bu boğazlardan geçen gemiler, komşu devletler tarafından çok kolay bir şekilde saldırıya uğrayabilir.

Hürmüz’ü bypass için boru hattı planları

SWP’nin son analizinde de belirtildiği gibi, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ihracatı için alternatifler sunmayı amaçlayan bir dizi boru hattı projesi şu anda tartışılmakta ya da hatta halihazırda inşaat aşamasında.

Örneğin Irak, 1950’lerin başında inşa edilen ama 2003 işgali sırasında tahrip edilen, Kerkük petrol sahalarından Suriye’nin liman kenti Banyas’a uzanan eski bir boru hattını onarmak ve yeniden hizmete sokmak için çalışıyor.

Buna ek olarak, Irak’ın güneyindeki Basra yakınlarındaki petrol sahalarından kuzeye doğru uzanacak bir boru hattı planlanıyor.

Bu hattın da Banyas’a ya da alternatif olarak Ceyhan’a kadar uzatılması amaçlanıyor.

Suudi Arabistan ise Doğu-Batı Boru Hattı’nı, ülkenin doğusundaki üretim bölgelerinden Kızıldeniz’deki liman kenti Yanbu’ya kadar uzatmayı değerlendiriyor.

Birleşik Arap Emirlikleri, Basra Körfezi’nin dışında ve dolayısıyla Hürmüz Boğazı’nın ötesinde yer alan Fuceyre’de ikinci bir petrol boru hattı inşa ediyor. 

Fakat SWP, boru hatlarının ve alternatif yükleme limanlarının saldırılara karşı savunmasız olduğuna dikkat çekiyor.

Bu nedenle bu hatlar Hürmüz Boğazı’nın yerini alamaz, yalnızca ek seçenekler yaratabilir; diğer bir deyişle, “daha fazla yedeklilik” sağlar.

SWP’den IMEC’e özel önem

SWP, Hindistan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, AB, üç Avrupa ülkesi (Almanya, Fransa, İtalya) ve ABD tarafından 2023 yılında başlatılan büyük bir proje olan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’na (IMEC) özel önem veriyor.

Bu proje, Hindistan’dan başlayıp Arap Yarımadası’nı geçerek Orta Doğu’nun Akdeniz kıyılarına ve oradan da Avrupa’ya uzanan, deniz yollarını, karayollarını, demiryollarını ve her türlü boru hattını kapsayan kapsamlı bir ulaşım koridorunun geliştirilmesini öngörüyor.

Başlangıçta plan, koridoru Hayfa limanına kadar uzatmaktı. ABD bunu sadece Çin’in Yeni İpek Yolu’na bir alternatif oluşturma fırsatı olarak değil, aynı zamanda hem halihazırda yürürlükte olan hem de Washington’un peşini bırakmadığı İbrahim Anlaşmaları için bir “altyapı temeli” sağlama yolu olarak da görüyordu.

Fakat Gazze Savaşı’nın başlamasından bu yana Hayfa’nın projeye dahil edilmesi olası görülmüyor.

Bunun yerine, tartışmalar şu anda Suudi Arabistan’dan Ürdün üzerinden Suriye kıyılarına ya da Sina Yarımadası üzerinden Mısır’ın Akdeniz limanlarına uzanan ulaşım güzergâhlarının inşası veya genişletilmesine odaklanıyor.

SWP, her türlü “altyapı bağlantı ağının” tek bir büyük ulaşım koridorundan “daha gerçekçi” olduğu sonucuna varıyor.

Alman düşünce kuruluşu için Suriye ve Türkiye’nin önemi

SWP’nin de belirttiği gibi, Türkiye üzerinden geçen başka büyük jeo-ekonomik projeler de bulunuyor.

Örneğin, Irak’ın güneyindeki El Fav konteyner limanından kuzeye doğru uzanan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşması planlanan bir ulaşım koridoru, 2024 yılından beri planlama aşamasında.

Proje, Irak Kalkınma Yolu (IDR) olarak biliniyor. Demiryolları, karayolları ile enerji ve veri bağlantılarını içermesi planlanan proje, yalnızca Irak ve Türkiye tarafından değil, Avrupa ile ticaretlerini çeşitlendirmek amacıyla bu koridordan yararlanmayı hedefleyen Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar tarafından da destekleniyor.

Koridorun Irak’ın hangi bölgelerinden geçeceği tartışmalı bir konu. Ayrıca, projenin hayata geçirilmesinin, Türkiye’deki “çözüm süreci”ne bağlı olduğu da düşünülüyor.

Alternatif ya da tamamlayıcı planlar, Arap Yarımadası’ndan Ürdün ve Suriye üzerinden Avrupa’ya uzanan başka bir koridor öngörüyor.

Bu da demiryolları, karayolları ve veri bağlantılarını içeren kapsamlı bir ulaşım koridorunu kapsıyor.

Bunun stratejik sonuçları var: Başkan Beşar Esad yönetimindeki Suriye, İran’dan Lübnan’a uzanan bir doğu-batı ulaşım koridoru işlevi görürken, artık bir kuzey-güney koridoru olarak yeniden işlevlendirilecek.

“Koridorlar”dan İran’ı dışlamak temel hedef

SWP’ye göre, İran’la savaşın umulan şekilde sona ermesinden sonra bile Arap devletlerinin ulaşım koridorlarına olan ilgisi yüksek kalacak.

Körfez ülkelerinin Tahran’a karşı “güvensizlikleri” devam edecek; ayrıca uzun vadede “petrol veya doğalgaz ihracatı için deniz eskortu” sağlaması konusunda ABD’ye “güvenmek” istemeyecekler.

İran’ın söz konusu demiryolu, karayolu ve veri ağlarına bağlanacağı da beklenmiyor. Altyapı açısından Tahran, halihazırda Orta Asya, Rusya ve Çin’e daha fazla yöneliyor.

Bununla birlikte, bahsedilen ulaşım koridorlarının hepsinin Avrupa’ya uzandığı ve öncelikle Avrupa kıtasıyla daha yakın bağlar kurmayı “amaçladığı” açık; bu da Avrupa ülkeleri için büyük bir avantaj teşkil ediyor.

Avrupa tarafında ise, “fosil yakıtlara olan talebin azalması muhtemel” olduğu için boru hattı planlarına ilgi daha az.

Öte yandan, demiryolu ve karayolu ağları ile veri bağlantıları, hem iktisadi hem de siyasi nedenlerle özel ilgi konusu.

SWP’ye göre en azından bunlar, jeopolitik açıdan da Avrupa’nın Körfez bölgesi ve Hint Okyanusu ile daha yakın ve daha dayanıklı bağlantılar kurma çıkarlarına hizmet ediyor.

Alman düşünce kuruluşuna göre, İran’ı devre dışı bırakarak oluşturulacak “alternatif … ulaşım güzergâhları”, fiilen “füze savunmasının jeoekonomik karşılığı” haline gelecek.

Avrupa

Fransa’nın nükleer caydırıcılık girişimine katılan ülke sayısı 10 oldu

Yayınlanma

Finlandiya, Fransa öncülüğündeki nükleer caydırıcılık girişimine katılarak resmi uygulama çalışmalarına geçen hafta başladı. Finlandiya’nın adımıyla girişime dahil olan ülke sayısı 10’a yükseldi.

Finlandiya, Fransa’nın öncülüğünde yürütülen nükleer caydırıcılık girişimine katılarak resmi düzeydeki uygulama çalışmalarına geçen hafta başladı.

Gelişmeyi duyuran Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Fransa ile kurulan bu ortaklığın kolektif caydırıcılığı güçlendireceğini söyledi.

Cumhurbaşkanlığının açıklamasına göre Stubb, “Fransa gibi bir nükleer güçle yürütülen derinlemesine görüşmeler, büyük güçlerin mevcut güvenlik ortamında eylemlerinin sonuçlarını nasıl değerlendirdiğine dair bize yeni bir anlayış da kazandırıyor.” dedi.

Stubb değerlendirmesinde ayrıca, “Bu işbirliği anlayışımızı geliştirecek ve her şeyden önce kolektif caydırıcılığımızı güçlendirecektir.” ifadelerini kullandı.

Açıklamada, gelinen aşamada işbirliğinin tam kapsamının henüz şekillenme sürecinde olduğu kaydedildi.

Helsinki yönetiminin bu konuda herhangi bir nihai adım atmadan önce farklı seçeneklerin doğuracağı sonuçları etraflıca değerlendireceği belirtildi.

Finlandiya Savunma Bakanlığı basın servisi, ülkenin Fransa öncülüğündeki nükleer caydırıcılık girişimine dahil olduğunu eylül ayında duyurmuştu.

Finlandiya Savunma Bakanı Antti Häkkänen, sürecin ikili bir işbirliği formatında ilerleyeceğini ve hem Finlandiya’nın hem de genel olarak Avrupa’nın güvenliğini pekiştirmeyi hedeflediğini kaydetmişti.

Finlandiya ordusu, ekim ayında NATO’nun her yıl düzenlediği “Steadfast Noon” adlı nükleer caydırıcılık tatbikatına da katıldı.

Bakan Häkkänen tatbikata katılımlarının ülkenin ulusal hedefleriyle tam uyum sağladığını söyledi.

Häkkänen tatbikatın önemine değinerek, “Nükleer caydırıcılık tatbikatları, NATO’nun nükleer caydırıcılığının güvenilirliğini, emniyetini ve etkinliğini sağlamayı amaçlıyor.” dedi.

Bakan sözlerini, “Nükleer caydırıcılık, Finlandiya da dahil olmak üzere tüm ittifakın korunmasının en üst düzeydeki güvencesidir.” diyerek sürdürdü.

Girişime katılan ülke sayısı 10’a ulaştı

Finlandiya’nın katılımıyla birlikte, Fransa’nın önerdiği nükleer caydırıcılık girişiminde yer alan ülkelerin sayısı 10’a yükseldi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron mart ayında İngiltere, Almanya, Polonya, Hollanda, Belçika, Yunanistan, İsveç ve Danimarka’nın girişime dahil olduğunu duyurmuştu.

Sürece mayıs ayında Norveç de katılmıştı.

Rusya’nın Almanya Büyükelçisi Sergey Neçayev, mayıs ayında yaptığı açıklamada Avrupa nükleer şemsiyesini güçlendirme planlarının Rusya açısından stratejik düzeyde doğrudan bir tehdit oluşturduğunu savunmuştu.

Neçayev, bu planların Rusya’nın askeri ve siyasi planlamalarında mutlaka dikkate alınması gerektiğini söylemişti.

Moskova, söz konusu girişimlerin nükleer silahların yayılmasını önleme rejimine yönelik riskler barındırdığına da defalarca işaret etti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Özel Yetkili Büyükelçisi Andrey Belousov, mayıs ayında ABD, İngiltere ve Fransa’yı Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı hiçe sayarak nükleer kapasitelerini artırmakla suçlamıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupalı çiftçiler yeniden isyanın eşiğinde

Yayınlanma

Avrupa’daki çiftçiler, Brüksel’in üstesinden gelmekte zorlandığı yeni iktisadi baskılar nedeniyle bu sonbaharda yeniden sokaklara çıkmaya hazırlanıyor.

İtalyan çiftçiler, bu ay hızla artan yakıt maliyetlerini protesto eden nakliyecilere destek verdi. Bu protestolar sırasında kurulan barikatlar süpermarket raflarını boş bıraktı ve gıda işleme tesislerini durma noktasına getirdi.

İspanya’da ise daha düşük maliyetler, daha adil fiyatlar, bürokrasinin azaltılması ve bir sonraki Ortak Tarım Politikası’nda (CAP) değişiklikler talep eden Madrid’deki bir protesto, ölümcül bir tren kazası sonrasında iptal edildi ama yeniden planlanması bekleniyor.

Şimdi Brüksel de çiftçilerin hedefinde: Avrupa çiftçileri lobi grubu Copa-Cogeca, geçen hafta Kasım veya Aralık ayında AB başkentinde bir protesto düzenlemeyi kararlaştırdı.

Planlanan eylemler, çiftçilerin Yeşil Mutabakat ve “Tarladan Sofraya” stratejisi kapsamında AB’nin çevre planlarında değişiklik talep ettikleri 2023-24 yıllarındaki eylemleri anımsatıyor.

Bağlayıcı pestisit azaltma hedeflerine ilişkin bir öneri geri çekilirken, Doğa Restorasyon Yasası’ndaki tarım arazileriyle ilgili hükümler zayıflatıldı.

Çiftçiler ayrıca ticaret anlaşmalarına ve ulusal dizel vergilerine de karşı çıktılar.

Komisyon’un geri adım atmasına rağmen, çiftçilerin endişeleri ortadan kalkmadı; sadece şekil değiştirdi.

Dublin Trinity College’da tarım politikası alanında emeritus profesör Alan Matthews, tarım fiyatlarının nispeten yüksek olduğu önceki protestolar sırasında çiftçi gelirlerinin o kadar da önemli bir endişe kaynağı olmadığını belirtti.

Gelgelelim bugün bu konu kilit bir mesele haline geldi. Matthews, “Son 12 ayda ürün fiyatları düşerken, girdi fiyatları aynı eğilimi göstermedi,” diyerek kâr marjlarının daraldığını ifade etti.

Baskının büyük bir kısmı AB dışından geliyor. Şubat ayından bu yana, Orta Doğu’daki ABD-İsrail savaşı ve buna bağlı olarak Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, yakıt ve gübre fiyatlarının hızla yükselmesine yol açtı.

Perşembe günü, Copa-Cogeca, enerji bakanları toplantısı öncesinde artan yakıt maliyetleri konusunda yardım talep etti.

Yüksek dizel fiyatları, bazı çiftçilerin protesto gösterisi yapmak üzere traktörleriyle AB başkentine gitmelerini bile engelleyebilir.

Fakat Matthews, AB’nin “piyasa desteğine katkıda bulunacak kendi bütçesi olmadığını” belirtti. Bunun yerine, Komisyon üye devletlerin çiftçilere destek vermesine izin verdi.

Ortak Tarım Politikası’nın (CAP) tarımsal krizler için ayrılan yıllık rezervi sadece 450 milyon avro tutarında. Bu meblağ, sektörü vuran ardışık acil durumlar nedeniyle defalarca tükendi ve yeniden dolduruldu.

Copa-Cogeca ayrıca, ithal gübrelerin maliyetini artırdığı gerekçesiyle, Ocak ayında uygulamaya konulan AB’nin karbon sınır vergisini (CBAM) eleştirdi.

Komisyon, istisnai piyasa koşullarında CBAM’ın geçici olarak askıya alınmasına olanak tanıyacak ve halen müzakere aşamasında olan bir yasa tasarısı önerdi.

Mayıs ayında, temel gübrelere uygulanan gümrük vergilerini bir yıllığına askıya aldı ve Haziran ayında ise ülkelere çiftçilere yardım etmek için daha fazla esneklik sağlamak amacıyla CAP’ta değişiklikler önerdi.

Son dönemde alınan önlemlerin, yeni protestoları engelleme olasılığı düşük görünüyor.

Tarım alanında faaliyet gösteren düşünce kuruluşu Farm Europe’un genel sekreteri Luc Vernet, yüksek yakıt ve girdi maliyetleri, kuraklık ve azalan kamu desteğinin oluşturduğu “patlayıcı bir kombinasyon”dan söz ediyor.

Çiftçiler ayrıca Brüksel’in doğrudan etki edebileceği bir konuyu da hedef alıyor: 2028-2034 dönemi için CAP bütçesi.

Copa-Cogeca, Kasım ve Aralık aylarında yapılacak AB liderlerinin bütçe görüşmeleri öncesinde eylemler hazırlıyor.

Copa Başkanı Massimiliano Giansanti, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu politikanın geleceğinin “kenara çekilemeyecek kadar önemli” olduğunu belirterek, politika yapıcılarından “somut kararlar” beklediğini ekledi.

Komisyon önerisi, CAP’ın her iki ayağını tek ve daha geniş kapsamlı bir fon altında birleştirmeyi öngörüyor; mevcut CAP bütçesine ayrılan 386,6 milyar avroya kıyasla, çiftçi gelir desteği için yaklaşık 300 milyar avro ayrılması planlanıyor ama nihai rakamlar hâlâ müzakere aşamasında.

CAP ödemeleri çiftçi gelirinin büyük bir kısmını oluşturduğundan, Vernet bu yaklaşım ile AB’nin tarımsal egemenliğini koruma hedefinin arasında bir çelişki olduğunu düşünüyor.

Ona göre AB’nin tarımı “ekonomik bir çıkmazda ve politika yapıcılar bunun farkında değil gibi görünüyor.”

Buna karşın Matthews, sektördeki küçülme ve çiftlik sayısındaki azalma nedeniyle desteğin azaltılmasının haklı olduğunu savunuyor. “Gelir farkı, nüfusun geri kalanına kıyasla azaldı,” dedi.

Ayrıca, AB ülkelerinin tarım fonlarını ek desteklerle tamamlama olasılığına da dikkat çekiyor. Bu esneklik, siyasi baskıyı Brüksel’den ulusal başkentlere kaydıracak gibi görünüyor.

Matthews’a göre bütçe üzerinde anlaşmaya varıldığında, çiftçiler bakanlıkların önünde toplanacak.

Okumaya Devam Et

Avrupa

ABD, Ukrayna üzerinden Avrupa’ya Rus gazı tedariki istiyor

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD, kış öncesinde bir “enerji ateşkesi” sağlamak amacıyla Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden Avrupa’ya sevkiyatının yeniden başlaması için temaslar yürütüyor. Washington’ın planı, gazın Amerikalı bir aracı üzerinden satılmasını ve Kuzey Akım hattının kapsamlı bir barış anlaşması çerçevesinde açılabileceğini öngörüyor.

The Wall Street Journal’ın ABD’li, Avrupalı ve Ukraynalı yetkililere dayandırdığı haberine göre Washington, Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden Avrupa’ya sevkiyatının en kısa sürede yeniden başlatılması için girişim yürütüyor.

Gazete, ABD’nin bu girişiminin kış öncesinde taraflar arasında bir “enerji ateşkesi” sağlamayı amaçlayan müzakerelerin bir parçası olduğuna dikkat çekti.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklar, ABD’li müzakereciler Jared Kushner ile Steve Witkoff’un eylül ayında Moskova ve Kiev’e yaptıkları ziyaretlerde bir formül sunduklarını dile getirdi.

Masaya getirilen fikir, Rus doğalgazının ABD’li bir aracı şirket üzerinden satılmasını, böylece Avrupa yaptırımlarının etrafından dolaşılmasını ve Amerikalı yatırımcılar için karlı fırsatlar yaratılmasını öngörüyor.

Washington, kasım ayında Abu Dabi’de ABD, Rusya ve Ukrayna arasında yapılması planlanan üçlü barış müzakereleri öncesinde enerji tesislerine yönelik saldırıları durduracak daha kapsamlı bir uzlaşmaya varmayı hedefliyor.

The Wall Street Journal, Donald Trump yönetiminin, Avrupa’nın bu konuda ilk bakışta göründüğü kadar uzlaşmaz tavır sergilemeyeceği varsayımıyla hareket ettiğini yazdı.

Kuzey Akım hattının açılması daha geniş bir anlaşmanın parçası olabilir

Gazetenin aktardığına göre ABD, Kuzey Akım boru hattının olası biçimde yeniden faaliyete geçirilmesini de yalnızca Ukrayna’daki savaşı sonlandırmak için değil, Rusya ile Avrupa arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için de kapsamlı bir anlaşmanın potansiyel unsuru olarak değerlendiriyor.

Üst düzey bir ABD’li yetkili, eski Almanya Başbakanı Angela Merkel’in hatasını, Moskova için kabul edilebilir daha geniş kapsamlı bir güvenlik mutabakatına varmadan doğalgaz boru hattı projesini ilerletmesi olarak tanımladı.

Yetkili, kıta genelinde gaz fiyatlarını ciddi oranda düşürecek bu öneriye Avrupalıların ilgi gösterdiğini belirtti.

Aynı yetkili, hayata geçirilecek her türlü ekonomik mutabakatın kapsamlı bir barış anlaşmasının parçası olacağını sözlerine ekledi.

The Wall Street Journal, Kiev’in bir ateşkes anlaşması çerçevesinde doğalgaz satışına onay vermesi durumunda Avrupa’nın tutumunu değiştirmesinin daha kolay olacağını kaydetti.

Avrupa Komisyonu ise daha önce The New York Times’ın gündeme getirdiği, ABD’nin Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden yüksek hacimlerle yeniden satın alınmasına yönelik fikrini geri çevirmişti.

Moskova tarafında ise bu konudaki tutumun değişmediği, Kremlin’in bir ateşkese değil kalıcı bir barışa ihtiyaç duyduğu daha önce duyurulmuştu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa’nın Rus enerji kaynaklarını reddederek “kendi siyasetine, sanayisine ve sosyal alanına darbe vurduğunu” söylemiş ve “Başkasına kuyu kazan kendi düşer.” atasözünü hatırlatmıştı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da Avrupalıların Rus enerjisini keserek “bindikleri dalı kestiklerini” ifade etmişti.

Peskov Avrupa’daki tabloya ilişkin, “Bunun akıllıca bir tutum olduğunu söylemek zor. Avrupa’da ekonomik durum kötüleşiyor, ekonomi durgunluk yaşıyor. Elbette Avrupa ekonomisi devasa, güçlü ve ciddi bir kapasite rezervi var; fakat aynı zamanda Alman vatandaşları konfor alanlarından çıkmaya pek alışkın değil ve şimdi tam da bunu yapmak zorunda kalıyorlar.” değerlendirmesini yaptı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English