Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Lübnan’da esen ‘çöl rüzgarı’ mı?

Yayınlanma

Ekonomik krizin her geçen gün daha da derinleştiği Lübnan’da cumhurbaşkanlığı adaylığında yaşanan kriz, siyasi ittifakları sarsmaya başladı. Hizbullah ve Özgür Yurtseverler arasındaki gerilim, keskin bir ayrılığa mı işaret ediyor? Siyasi istikrarsızlık ekonomik krizi daha da derinleştirecek mi? Fransa-Fas maçı öncesi yaşanan gerilim yeni bir iç savaşın ayak sesi mi? Lübnan’daki gelişmeleri, Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu, Harici için değerlendirdi.

Ekonomik krizin vurduğu ve cumhurbaşkansız geçici bir hükümetle yönetilen Lübnan, siyasi krizi daha da derinleştirme potansiyeli taşıyan gelişmelere sahne oluyor. Hizbullah’ın Hıristiyan müttefiki Özgür Yurtseverler Hareketi ile yaşadığı anlaşmazlığın ilk kez kamuoyuna “yansıtılması” ve Hizbullah’ın arabuluculuk girişimlerini reddettiğine dair söylentiler dikkat çekiyor.

Mayıs ayında yapılan genel seçimlerden sonra eski Cumhurbaşkanı Mişel Avn, 22 Haziran’da Necib Mikati’ye hükümeti kurma görevini vermişti. Ancak son seçimde oluşan dengeler, Hizbullah ve Hizbullah karşıtları şeklinde özetlenebilecek iki ana bloktan birinin çoğunluğu sağlamasına izin vermiyor. Bu ana kamplaşma dışında, kökleri Fransız manda dönemine uzanan mezhebe dayalı kota sistemi de süreci iyice felce uğratıyor. Mezhebe dayalı sistem, parlamento başkanının Şii, başbakanın Sünni ve cumhurbaşkanının Hristiyan Maruni olmasını öngörüyor. Ancak ne Sünniler ne de Maruniler kendilerinin doldurması gereken koltuklar için uzlaşabilmiş görünmüyor. Bu süreçte mevcut Başbakan Necib Mikati, siyasi krize tampon olması için geçici olarak göreve getirilmişti. Ülke geçici hükümetle yönetilirken Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın görev süresinin 31 Ekim’de sona ermesinden bu yana Meclis, 10 defa oturum düzenlenmesine rağmen cumhurbaşkanını seçemedi.

Anlaşmazlığın sebebi cumhurbaşkanlığı

Hizbullah ve müttefiklerinin yer aldığı 8 Mart Koalisyonu’ndaki Marada Hareketi lideri Süleyman Frenciye ve Özgür Yurtseverler Hareketi lideri Cibran Basil’in isimleri potansiyel cumhurbaşkanı adayı olarak öne çıkıyor. Genelkurmay Başkanı Joseph Avn’ın da olası adaylığı Lübnan basınında sürekli dile getiriliyor. Ancak henüz Meclis’teki oturumlarda söz konusu kişilerin adı üzerinden bir oylama yapılmadı.

Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu, Hizbullah ve Özgür Yurtseverler Hareketi arasında bir kısmı basına da yansıyan anlaşmazlığın, büyük ölçüde cumhurbaşkanının belirlenmesi sorunu olduğunu söylüyor.

Cumhurbaşkanlığı makamını isteyen Özgür Yurtseverler de Marada hareketi de Hizbullah’ın müttefiki. Ancak Atlıoğlu’na göre cumhurbaşkanı adaylığı krizi sadece Hizbullah ve müttefikleri arasındaki bir sorun değil. Cumhurbaşkanı adayı için Samir Caca liderliğindeki “Hizbullah karşıtı” cephe ile de uzlaşılması gerekiyor. Atlıoğlu, süreçte dış aktörlerin etkisinin de unutulmaması gerektiğini hatırlatıyor: “Son 10 yılda zayıflamasına rağmen Suriye’nin etkisini sürdürme çabası, Fransa, Suudi Arabistan… Aday belirlenirken hepsinin etkisinin dikkate alınması gerekiyor.”

Lübnan-secim

Lübnan Meclisi’nde, ülkenin 14. cumhurbaşkanını seçmek için düzenlenen 10. oturumda da hiçbir aday yeterli oyu alamadı.        FOTO: Hussam Shbaro / AA

Çöldeki kum tepesi

Lübnan basınında yer alan kimi haberlere göre Hizbullah lideri Nasrallah, “kadim ortağı” Süleyman Frenciye’ye yıllar önce cumhurbaşkanlığını vaat etmişti. Ancak Hizbullah, eski Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ı ülkedeki en yüksek makama taşıyan anlaşma ile “dostluğunu” kazandığı Özgür Yurtseverler’i göz ardı edebilir mi? Atlıoğlu, Özgür Yurtseverlerle Hizbullah arasındaki gerilimin cumhurbaşkanlığı pazarlığında taktiksel göründüğünü ve henüz ittifakı bitirme gibi bir noktada olmadığına dikkati çekiyor ancak ekliyor: “Lübnan politikası için ‘çöldeki kum tepeleri’ derler rüzgar her estiğinde kum tepeleri başka yerde oluşur. Dolayısıyla herkes birbiriyle iş birliği yapabilir, yeni ittifakların ortaya çıkma ihtimali yok değil.”

Doç. Dr. Atlıoğlu, Frenciye’nin dedesinin eski Lübnan devlet başkanı olduğunu hatırlatarak, “Frenciyeler Maruni olmalarına rağmen Suriye ile yakın ve derin ilişkilere sahip. Dede Frenciye’nin devlet başkanı olduğu dönem, Hafız Esad’ın da iktidara geldiği dönemdi. Dolayısıyla Frenciye, Hizbullah için makul bir aday ancak Suriye’ye bariz yakınlığı nedeniyle Caca tarafını ikna etmek zor görünüyor” diyor.

Genelkurmay Başkanı Joseph Avn’ın olası adaylığının ise en son çözüm olabileceğine dikkat çeken Atlıoğlu’na göre, “Avn’ın ismi, hiç bir aday üzerinde uzlaşama olmadığı ve dış aktörlerin sorunun çözümü için bastırdığı bir durumda gündeme gelebilir. 1958’deki iç savaştan sonra da böyle bir formülle uzlaşıya varılmıştı. Genelkurmay başkanının görece tarafsızlığı üzerinden bir uzlaşı sağlanabilir ve belli bir istikrar da getirebilir. Buna rağmen çok iyi bir seçenek gibi de durmuyor.”

‘Yeni bir isim ihtimal dışı değil’

Atlıoğlu, basına yansıyan isimlerin dışında Hizbullah’ın ülkenin ekonomik durumunu göz önüne alarak Batı ile iyi ilişkilere sahip, yeni bir adayı gündeme getirme potansiyeli ile ilgili şunları söylüyor: “Lübnan’ın İsrail ile imzaladığı deniz yetki sınırlandırma anlaşmasında da gördük. Hizbullah bu anlaşmayı gayet makul karşıladı… En büyük düşmanına böyle bir ılımlılık gösterdikten sonra Batı’ya yakın duran bir cumhurbaşkanı çok da uzak bir ihtimal değil. Sadece Batı değil Körfez ülkeleri de, özellikle Lübnan’ın acil sıcak para ihtiyacı göz önüne alındığında dikkate alınması gereken bir unsur.”

Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu

Ölümcül darbe: Sezar Yasası

Lübnan halkının günlük yaşamını derinden etkileyen, ülke tarihindeki en ağır ekonomik krizlerinden birinin, mevcut siyasi tabloda çözüme kavuşması mümkün görünmüyor. Yasin Atlıoğlu, ülkedeki ekonomik krizin boyutunu şöyle resmediyor: “Artık temel gıda maddelerine ulaşılamaz durumda. İnsanlar gerçek anlamda yiyecek ekmek bulamıyor. Pandeminin ilk başlarında Lübnan sınırından taksiciler Suriye’ye ekmek götürüyorlardı. Gelinen noktada Lübnan, Suriye kadar ekmeğe muhtaç halde dersek abartmış olmayız.”

Lübnan’ın dışarıdaki krizlere karşı direnci olan bir ülke olmadığına dikkati çeken Atlıoğlu’na göre, Suriye’deki savaş Beyrut’u vurdu ancak ölümcül darbe 2020’de ABD’nin Şam’a uyguladığı ekonomik ambargo ile geldi: “Lübnan 2011-2012’den beri nüfusuna oranla en büyük mülteci yükünü çeken ülke. Resmi kayıtlara göre 800 bin, gayri resmi bir buçuk milyona yakın mülteci, 5-6 milyonluk bir ülke için devasa bir rakam. Sadece mülteci meselesi de değil. Suriye’deki krizin etkisiyle Lübnan uzun süre cumhurbaşkanı ve parlamento seçimini bile yapamadı. 2015’teki protestolarla birlikte kriz kendini göstermeye başlamıştı ama esas darbeyi ABD’nin Suriye’ye uyguladığı Sezar yaptırımları indirdi. Lübnan ve Suriye ekonomisi birbiriyle bağlantılı olduğu için yaptırımlar Lübnan’ı derinden sarstı. Sonra pandemi ve liman patlaması derken artık işler iyice çığından çıktı.”

Şartlı sıcak para

Atlıoğlu, mevcut siyasi tablo göz önüne alındığında ekonomik krizin çözümü için bir umut ışığı olup olmadığıyla ilgili Lübnan’ın acil olarak sıcak paraya ihtiyacı olduğunu, bu kapsamda IMF ile anlaşmanın belli bir noktaya geldiğini ayrıca uluslararası konferanslarda Lübnan için toplanan yardım paralarının bekletildiğini hatırlatıyor. Bu meblağların Lübnan’a verilmesi için özellikle bankacılık sisteminde belli reform şartları olduğuna dikkati çeken Atlıoğlu, “Çünkü insanlar bankalardan paralarını alamıyor. Sadece bankacılık değil mevcut mezhebe dayalı sistemin kendisinden kaynaklı sıkıntılar da var. Kurumlar-bakanlıklar mezhepler arasında paylaştırılıyor. Dolayısıyla bir parti ya da aile bir bakanlığı aldığı gibi oraya gelen parayı da kafasına göre kullanıyor. Yolsuzluk, rüşvet, adam kayırmacılık her şey var. Samimi olarak yardımı yapacak ülkeler de yardımın toplumun geneline yansımayacağını düşünüyor” diyor.

Doç. Dr. Atlıoğlu, ülkenin acil ihtiyaç duyduğu sıcak para akışının, geldiği takdirde de yakıcı krizi en derinden hisseden halka yansımasının şimdilik tek yolunun reformların gündeme gelmesiyle mümkün olacağı görüşünde: “Tabi bu reformları yapabilmek için de istikrarlı bir hükümet kurmak ve iyi kötü bir cumhurbaşkanı seçebilmek gerekiyor.”

‘Münferit ancak potansiyel hep var’

Hem ekonomik hem siyasi kriz yetmezmiş gibi bir de 10 Aralık’ta Eşrefiye mahallesinde yaşanan gerilim akıllara iç savaş yıllarını getirdi. 2022 FIFA Dünya Kupası’nda Portekiz’i eleyerek yarı finale kalan Fas’ın tarihi başarısını kutlayan Lübnanlı Müslüman gençlerle Hıristiyan bir grup arasında yaşanan gerginliği yorumlayan Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu’na göre olay münferit ancak söz konusu Lübnan olunca biraz temkinli yaklaşmak gerekiyor: “Galatasaraylılar şampiyonluğunu kutlarken Beşiktaş’a girerse Beşiktaşlılar konvoya saldırır. Ya da Kadıköy’e… Olayın yaşandığı Eşrefiye mahallesi de Hıristiyanların yaşadığı, kısmen de daha elit ve düzgün bir mahalle. Hıristiyanlar kendilerinin Arap olmadığını düşünüyor ve Fas’ın başarısını kutlayan grubun bu mahalleye girmesi nasıl ki İrlanda da İngiliz bayrağı sallanamazsa aynı durum. Tarihsel bir takım düşmanlıklar söz konusu. Olay münferit ancak Lübnan gibi bir yerde basit bir sürtüşme sadece Galatasaray-Fenerbahçe kavgası gibi kalmayabiliyor çünkü bir anda ortaya silahlar çıkabiliyor. Böyle küçük olayların daha büyük çatışmaları körükleme potansiyeli hep var, geçmişte de böyle oldu.”

Samir Caca’ya verilen desteğin anlamı

Atlıoğlu, Lübnan’da ordu dışında en büyük silahlı grubun Hizbullah olduğunu ve bu anlamda rakipsiz olduğunu hatırlatıyor ancak Samir Caca’ya verilen Suudi desteğine dikkati çekiyor: “Bu desteğin sadece siyasi ve maddi destek olup olmadığından şüpheleniyorum. Arkasında silahlandırma olabilir mi? Hele Samir Caca eski savaş suçlusu zaten… Buradan bir şey çıkar mı? Lübnan’da Sünni-Şii çatışması denendi ama bir şey çıkaramadılar. Ancak Hıristiyan-Şii çatışması en büyük tehlike olabilir. O zaman tüm dengeler değişir. Böyle bir potansiyel var. Hizbullah’ın İsrail için bölgede kalan son tehdit olduğunu da unutmayalım. Ama şunu eklemek lazım; Lübnan iç savaşın en acı deneyimini yaşadı. 90 sonrası doğan yeni kuşak belki bilmiyor ama savaşı bilen belli yaşın üstündekiler savaşa karşı duracaktır. Genç kuşağın da mezhepçilikle pek alakası yok, orada pozitif bir durum var. Lübnanlı kimliğinin oluşması açısından bu durum umut verici…”

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.

Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.

Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.

El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.

Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı

Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.

Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.

Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.

Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.

Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.

Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.

İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.

NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.

Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.

Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.

Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi

Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.

El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.

İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.

Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.

Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.

İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi

Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.

Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.

Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.

Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.

Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.

Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.

Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.

Tampon bölge modeli

Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.

El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.

Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.

Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.

Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.

Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.

Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English