Bizi Takip Edin

ORTADOĞU

Lübnan’da esen ‘çöl rüzgarı’ mı?

Yayınlanma

Ekonomik krizin her geçen gün daha da derinleştiği Lübnan’da cumhurbaşkanlığı adaylığında yaşanan kriz, siyasi ittifakları sarsmaya başladı. Hizbullah ve Özgür Yurtseverler arasındaki gerilim, keskin bir ayrılığa mı işaret ediyor? Siyasi istikrarsızlık ekonomik krizi daha da derinleştirecek mi? Fransa-Fas maçı öncesi yaşanan gerilim yeni bir iç savaşın ayak sesi mi? Lübnan’daki gelişmeleri, Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu, Harici için değerlendirdi.

Ekonomik krizin vurduğu ve cumhurbaşkansız geçici bir hükümetle yönetilen Lübnan, siyasi krizi daha da derinleştirme potansiyeli taşıyan gelişmelere sahne oluyor. Hizbullah’ın Hıristiyan müttefiki Özgür Yurtseverler Hareketi ile yaşadığı anlaşmazlığın ilk kez kamuoyuna “yansıtılması” ve Hizbullah’ın arabuluculuk girişimlerini reddettiğine dair söylentiler dikkat çekiyor.

Mayıs ayında yapılan genel seçimlerden sonra eski Cumhurbaşkanı Mişel Avn, 22 Haziran’da Necib Mikati’ye hükümeti kurma görevini vermişti. Ancak son seçimde oluşan dengeler, Hizbullah ve Hizbullah karşıtları şeklinde özetlenebilecek iki ana bloktan birinin çoğunluğu sağlamasına izin vermiyor. Bu ana kamplaşma dışında, kökleri Fransız manda dönemine uzanan mezhebe dayalı kota sistemi de süreci iyice felce uğratıyor. Mezhebe dayalı sistem, parlamento başkanının Şii, başbakanın Sünni ve cumhurbaşkanının Hristiyan Maruni olmasını öngörüyor. Ancak ne Sünniler ne de Maruniler kendilerinin doldurması gereken koltuklar için uzlaşabilmiş görünmüyor. Bu süreçte mevcut Başbakan Necib Mikati, siyasi krize tampon olması için geçici olarak göreve getirilmişti. Ülke geçici hükümetle yönetilirken Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın görev süresinin 31 Ekim’de sona ermesinden bu yana Meclis, 10 defa oturum düzenlenmesine rağmen cumhurbaşkanını seçemedi.

Anlaşmazlığın sebebi cumhurbaşkanlığı

Hizbullah ve müttefiklerinin yer aldığı 8 Mart Koalisyonu’ndaki Marada Hareketi lideri Süleyman Frenciye ve Özgür Yurtseverler Hareketi lideri Cibran Basil’in isimleri potansiyel cumhurbaşkanı adayı olarak öne çıkıyor. Genelkurmay Başkanı Joseph Avn’ın da olası adaylığı Lübnan basınında sürekli dile getiriliyor. Ancak henüz Meclis’teki oturumlarda söz konusu kişilerin adı üzerinden bir oylama yapılmadı.

Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu, Hizbullah ve Özgür Yurtseverler Hareketi arasında bir kısmı basına da yansıyan anlaşmazlığın, büyük ölçüde cumhurbaşkanının belirlenmesi sorunu olduğunu söylüyor.

Cumhurbaşkanlığı makamını isteyen Özgür Yurtseverler de Marada hareketi de Hizbullah’ın müttefiki. Ancak Atlıoğlu’na göre cumhurbaşkanı adaylığı krizi sadece Hizbullah ve müttefikleri arasındaki bir sorun değil. Cumhurbaşkanı adayı için Samir Caca liderliğindeki “Hizbullah karşıtı” cephe ile de uzlaşılması gerekiyor. Atlıoğlu, süreçte dış aktörlerin etkisinin de unutulmaması gerektiğini hatırlatıyor: “Son 10 yılda zayıflamasına rağmen Suriye’nin etkisini sürdürme çabası, Fransa, Suudi Arabistan… Aday belirlenirken hepsinin etkisinin dikkate alınması gerekiyor.”

Lübnan-secim

Lübnan Meclisi’nde, ülkenin 14. cumhurbaşkanını seçmek için düzenlenen 10. oturumda da hiçbir aday yeterli oyu alamadı.        FOTO: Hussam Shbaro / AA

Çöldeki kum tepesi

Lübnan basınında yer alan kimi haberlere göre Hizbullah lideri Nasrallah, “kadim ortağı” Süleyman Frenciye’ye yıllar önce cumhurbaşkanlığını vaat etmişti. Ancak Hizbullah, eski Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ı ülkedeki en yüksek makama taşıyan anlaşma ile “dostluğunu” kazandığı Özgür Yurtseverler’i göz ardı edebilir mi? Atlıoğlu, Özgür Yurtseverlerle Hizbullah arasındaki gerilimin cumhurbaşkanlığı pazarlığında taktiksel göründüğünü ve henüz ittifakı bitirme gibi bir noktada olmadığına dikkati çekiyor ancak ekliyor: “Lübnan politikası için ‘çöldeki kum tepeleri’ derler rüzgar her estiğinde kum tepeleri başka yerde oluşur. Dolayısıyla herkes birbiriyle iş birliği yapabilir, yeni ittifakların ortaya çıkma ihtimali yok değil.”

Doç. Dr. Atlıoğlu, Frenciye’nin dedesinin eski Lübnan devlet başkanı olduğunu hatırlatarak, “Frenciyeler Maruni olmalarına rağmen Suriye ile yakın ve derin ilişkilere sahip. Dede Frenciye’nin devlet başkanı olduğu dönem, Hafız Esad’ın da iktidara geldiği dönemdi. Dolayısıyla Frenciye, Hizbullah için makul bir aday ancak Suriye’ye bariz yakınlığı nedeniyle Caca tarafını ikna etmek zor görünüyor” diyor.

Genelkurmay Başkanı Joseph Avn’ın olası adaylığının ise en son çözüm olabileceğine dikkat çeken Atlıoğlu’na göre, “Avn’ın ismi, hiç bir aday üzerinde uzlaşama olmadığı ve dış aktörlerin sorunun çözümü için bastırdığı bir durumda gündeme gelebilir. 1958’deki iç savaştan sonra da böyle bir formülle uzlaşıya varılmıştı. Genelkurmay başkanının görece tarafsızlığı üzerinden bir uzlaşı sağlanabilir ve belli bir istikrar da getirebilir. Buna rağmen çok iyi bir seçenek gibi de durmuyor.”

‘Yeni bir isim ihtimal dışı değil’

Atlıoğlu, basına yansıyan isimlerin dışında Hizbullah’ın ülkenin ekonomik durumunu göz önüne alarak Batı ile iyi ilişkilere sahip, yeni bir adayı gündeme getirme potansiyeli ile ilgili şunları söylüyor: “Lübnan’ın İsrail ile imzaladığı deniz yetki sınırlandırma anlaşmasında da gördük. Hizbullah bu anlaşmayı gayet makul karşıladı… En büyük düşmanına böyle bir ılımlılık gösterdikten sonra Batı’ya yakın duran bir cumhurbaşkanı çok da uzak bir ihtimal değil. Sadece Batı değil Körfez ülkeleri de, özellikle Lübnan’ın acil sıcak para ihtiyacı göz önüne alındığında dikkate alınması gereken bir unsur.”

Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu

Ölümcül darbe: Sezar Yasası

Lübnan halkının günlük yaşamını derinden etkileyen, ülke tarihindeki en ağır ekonomik krizlerinden birinin, mevcut siyasi tabloda çözüme kavuşması mümkün görünmüyor. Yasin Atlıoğlu, ülkedeki ekonomik krizin boyutunu şöyle resmediyor: “Artık temel gıda maddelerine ulaşılamaz durumda. İnsanlar gerçek anlamda yiyecek ekmek bulamıyor. Pandeminin ilk başlarında Lübnan sınırından taksiciler Suriye’ye ekmek götürüyorlardı. Gelinen noktada Lübnan, Suriye kadar ekmeğe muhtaç halde dersek abartmış olmayız.”

Lübnan’ın dışarıdaki krizlere karşı direnci olan bir ülke olmadığına dikkati çeken Atlıoğlu’na göre, Suriye’deki savaş Beyrut’u vurdu ancak ölümcül darbe 2020’de ABD’nin Şam’a uyguladığı ekonomik ambargo ile geldi: “Lübnan 2011-2012’den beri nüfusuna oranla en büyük mülteci yükünü çeken ülke. Resmi kayıtlara göre 800 bin, gayri resmi bir buçuk milyona yakın mülteci, 5-6 milyonluk bir ülke için devasa bir rakam. Sadece mülteci meselesi de değil. Suriye’deki krizin etkisiyle Lübnan uzun süre cumhurbaşkanı ve parlamento seçimini bile yapamadı. 2015’teki protestolarla birlikte kriz kendini göstermeye başlamıştı ama esas darbeyi ABD’nin Suriye’ye uyguladığı Sezar yaptırımları indirdi. Lübnan ve Suriye ekonomisi birbiriyle bağlantılı olduğu için yaptırımlar Lübnan’ı derinden sarstı. Sonra pandemi ve liman patlaması derken artık işler iyice çığından çıktı.”

Şartlı sıcak para

Atlıoğlu, mevcut siyasi tablo göz önüne alındığında ekonomik krizin çözümü için bir umut ışığı olup olmadığıyla ilgili Lübnan’ın acil olarak sıcak paraya ihtiyacı olduğunu, bu kapsamda IMF ile anlaşmanın belli bir noktaya geldiğini ayrıca uluslararası konferanslarda Lübnan için toplanan yardım paralarının bekletildiğini hatırlatıyor. Bu meblağların Lübnan’a verilmesi için özellikle bankacılık sisteminde belli reform şartları olduğuna dikkati çeken Atlıoğlu, “Çünkü insanlar bankalardan paralarını alamıyor. Sadece bankacılık değil mevcut mezhebe dayalı sistemin kendisinden kaynaklı sıkıntılar da var. Kurumlar-bakanlıklar mezhepler arasında paylaştırılıyor. Dolayısıyla bir parti ya da aile bir bakanlığı aldığı gibi oraya gelen parayı da kafasına göre kullanıyor. Yolsuzluk, rüşvet, adam kayırmacılık her şey var. Samimi olarak yardımı yapacak ülkeler de yardımın toplumun geneline yansımayacağını düşünüyor” diyor.

Doç. Dr. Atlıoğlu, ülkenin acil ihtiyaç duyduğu sıcak para akışının, geldiği takdirde de yakıcı krizi en derinden hisseden halka yansımasının şimdilik tek yolunun reformların gündeme gelmesiyle mümkün olacağı görüşünde: “Tabi bu reformları yapabilmek için de istikrarlı bir hükümet kurmak ve iyi kötü bir cumhurbaşkanı seçebilmek gerekiyor.”

‘Münferit ancak potansiyel hep var’

Hem ekonomik hem siyasi kriz yetmezmiş gibi bir de 10 Aralık’ta Eşrefiye mahallesinde yaşanan gerilim akıllara iç savaş yıllarını getirdi. 2022 FIFA Dünya Kupası’nda Portekiz’i eleyerek yarı finale kalan Fas’ın tarihi başarısını kutlayan Lübnanlı Müslüman gençlerle Hıristiyan bir grup arasında yaşanan gerginliği yorumlayan Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu’na göre olay münferit ancak söz konusu Lübnan olunca biraz temkinli yaklaşmak gerekiyor: “Galatasaraylılar şampiyonluğunu kutlarken Beşiktaş’a girerse Beşiktaşlılar konvoya saldırır. Ya da Kadıköy’e… Olayın yaşandığı Eşrefiye mahallesi de Hıristiyanların yaşadığı, kısmen de daha elit ve düzgün bir mahalle. Hıristiyanlar kendilerinin Arap olmadığını düşünüyor ve Fas’ın başarısını kutlayan grubun bu mahalleye girmesi nasıl ki İrlanda da İngiliz bayrağı sallanamazsa aynı durum. Tarihsel bir takım düşmanlıklar söz konusu. Olay münferit ancak Lübnan gibi bir yerde basit bir sürtüşme sadece Galatasaray-Fenerbahçe kavgası gibi kalmayabiliyor çünkü bir anda ortaya silahlar çıkabiliyor. Böyle küçük olayların daha büyük çatışmaları körükleme potansiyeli hep var, geçmişte de böyle oldu.”

Samir Caca’ya verilen desteğin anlamı

Atlıoğlu, Lübnan’da ordu dışında en büyük silahlı grubun Hizbullah olduğunu ve bu anlamda rakipsiz olduğunu hatırlatıyor ancak Samir Caca’ya verilen Suudi desteğine dikkati çekiyor: “Bu desteğin sadece siyasi ve maddi destek olup olmadığından şüpheleniyorum. Arkasında silahlandırma olabilir mi? Hele Samir Caca eski savaş suçlusu zaten… Buradan bir şey çıkar mı? Lübnan’da Sünni-Şii çatışması denendi ama bir şey çıkaramadılar. Ancak Hıristiyan-Şii çatışması en büyük tehlike olabilir. O zaman tüm dengeler değişir. Böyle bir potansiyel var. Hizbullah’ın İsrail için bölgede kalan son tehdit olduğunu da unutmayalım. Ama şunu eklemek lazım; Lübnan iç savaşın en acı deneyimini yaşadı. 90 sonrası doğan yeni kuşak belki bilmiyor ama savaşı bilen belli yaşın üstündekiler savaşa karşı duracaktır. Genç kuşağın da mezhepçilikle pek alakası yok, orada pozitif bir durum var. Lübnanlı kimliğinin oluşması açısından bu durum umut verici…”

ORTADOĞU

Cumhurbaşkanlığı yarışında adaylar önce “ekonomi” dedi

Yayınlanma

Helikopter kazasında hayatını kaybeden İbrahim Reisi’nin koltuğu için 28 Haziran’da sandığa gitmeye hazırlanan İran’da yarışacak 6 aday seçim çalışmalarına başladı.

Muhafazakarlardan Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, eski Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Said Celili, eski İçişleri Bakanı Mustafa Purmuhammedi, Şehit ve Gaziler Vakfı Başkanı Emir Hüseyin Kadızadehaşimi, Tahran Belediye Başkanı Ali Rıza Zakani ile reformistlerden eski Sağlık Bakanı Tebriz Milletvekili Mesud Pezeşkiyan seçim çalışmalarının başlamasıyla planlarını da duyurmaya başladılar.

“Ulusal paranın değeri korunmalı”

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, devlet televizyonunda adaylar için hazırlanan bir programda yaptığı konuşmada, göreve gelmesi durumunda yapacaklarını anlattı.

Öncelikle ülkedeki ekonomik sorunların çözülmesi gerektiğini belirten Kalibaf, “Küresel enflasyonla birlikte ülkenin enflasyonu ne kadar artarsa ulusal para biriminin değeri de düşecektir. Bu durumda insanlar döviz veya altın almaya gidiyor ve bu da piyasada sorunlara neden oluyor. Ulusal para biriminin değeri korunmalı” dedi.

Asgari ücretin en az enflasyon oranı kadar artırılması gerektiğini dile getiren Kalibaf, ortalama bir çalışanın şu anda 13-14 yıl olan ev sahibi olma süresini 7,5 yıla düşürmeyi öngördüklerini ifade etti.

Düzensiz göçü engellemek için mevcut hükümet döneminde hazırlanan planları uygulayacağına işaret eden Kalibaf, “7. Kalkınma Planının 86. maddesi, doğu sınırlarının kapatılması için bütçe tahsis edilmesini öngörüyor. Ayrıca planda ülke içinde bulunan tüm izinsiz yabancıların da tamamen ülkeden gönderilmesi öngörülüyor” diye konuştu.

Reformist adayın “istikrar” açıklaması tepki çekti

Seçimde tek reformist aday Mesud Pezeşkiyan’ın “mevcut hükümetin planlarını sürdüreceğine” dair açıklamaları ise Reform Cephesi’ni rahatsız etti.

Reformist kanadın cumhurbaşkanı seçiminde destekleyeceği Pezeşkiyan, devlet televizyonunda yaptığı açıklamaların genel politika olarak ‘istikrarın’ peşinde olduğunu söyledi. Pezeşkiyan istikrarsızlığın yerli yatırımcıların ülkeye yatırım yapma konusunda tereddüt etmelerine ve hatta İran’ı terk etmelerine neden olacağı konusunda uyardı.

Reform Cephesi Sözcüsü Cevad İmam, Pezeşkiyan’ın açıklamaların birçok kişinin şikayetine neden olduğunu söyledi.  İmam, “Kendisinden gelecek toplantılarında ‘üçüncü bin yıl mucizesi hükümetinin’ tabanına (Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ı destekleyen kesimler) yönelik konuşmak yerine eleştiren kesimin beklentilerine uygun literatürü kullanarak küskün oyları öne çıkaracaklarını ümit ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu yıl cumhurbaşkanlığına adaylığı engellenen 74 isimden biri olan eski Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Yardımcısı İshak Cihangiri, Pezeşkiyan’a tam destek verdiğini açıkladı. Cihangiri X hesabından yaptığı paylaşımda “O samimiyetin, atılganlığın, cesaretin ve ahlaki yaşamın timsalidir” diye yazdı.

Yolsuzlukla mücadele, mali disiplin…

Şehit ve Gaziler Vakfı Başkanı Emir Hüseyin Kadızadehaşimi ise ekonominin millileştirilmesi gerektiğini vurguladı. Kadızadehaşimi kampanya sloganının “halkın ve ailelerin hükümeti” olduğunu belirterek İbrahim Reisi’nin adalet ve yolsuzlukla mücadele gibi ideallerine bağlı olduğunu söyledi.

Eski Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Said Celili ise cumhurbaşkanı seçildiği takdirde önceliklerinden birinin “mali disiplin” olduğunu belirterek, 30 yıl önce İran Dışişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı olarak kendisinin de aynı durumu yaşadığını ve mali disiplin sağlanmadığı sürece sorunlar yaşanacağı sonucuna vardığını söyledi.

Ilımlı muhafazakâr görüşlere sahip olduğu düşünülen eski İçişleri Bakanı Mustafa Purmuhammedi de konuşmasında “mutluluk” konusuna üstü kapalı bir vurgu yapan Pourmohammadi, hükümetin vatandaşlar için mutlu olmanın ve mutlu kalmanın yollarını hazırlaması gerektiğini ifade etti.

Muhafazakâr oylar bölünecek mi?

4 muhafazakâr ve bir ılımlı muhafazakarın yarıştığı seçimlerde muhafazakâr oyların bölüneceği görülüyor. Ancak İran’da adaylar zaman zaman oyların bölünmesini engellemek üzere bir diğerinin lehine adaylıktan çekilebiliyor. Adaylığı kabul edilen isimlerden Celili ve Zekani 2021’deki seçimlerde İbrahim Reisi lehine, Kalibaf da yine Reisi lehine 2017 seçimlerinde adaylıktan çekilmişti.

Tehran Times’da yer alan habere göre önde gelen bir analist, dört muhafazakârdan bazılarının diğerlerini desteklemek üzere çekilmemesi halinde hiçbirinin cumhurbaşkanlığını kazanma şansının olmadığını düşünüyor. Benzer bir uyarı reformistlerin tek adayı Pezeşkiyan’ın oy potansiyeli için de yapılıyor. Pezeşkiyan’a yönelen eleştirilere ve reformistler içinde kuşkusuz çok tercih edilen isim olmamasına rağmen tek aday olduğu için muhafazakâr rakipleri için hala önemli bir “meydan okuma” potansiyelinin olduğu değerlendiriliyor.

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

Hizbullah’ın saha komutanı öldürüldü: İsrail’in kuzeyine yoğun füze saldırısı

Yayınlanma

İsrail’in Lübnan’ın güneyinde düzenlediği bir saldırıda Hizbullah’ın saha komutanlarından Talib Sami Abdullah’ı öldürmesinin üzerine Hizbullah İsrail’in kuzey bölgelerine yönelik 8 Ekim 2023’ten bu yana en yoğun füze saldırılardan birini başlattı.

Hizbullah’tan yapılan açıklamada İsrail’in Lübnan’ın güneyine yönelik düzenlediği hava saldırısında bir saha komutanı olmak üzere 4 mensubunun öldüğünü açıkladı. Açıklamada, unvanı için “komutan” ifadesi kullanılan Talib Sami Abdullah’ın yanı sıra Muhammed Hüseyin Sabra, Ali Selim Sufan ve Hüseyin Kasım Hamid’in hayatını kaybettiği ifade edildi.

Lübnan yerel medyasında geçen haberlerde ise Abdullah’ın 1969’da Lübnan’ın güneyindeki Adşit köyünde doğduğu ve Hizbullah’ın güney bölgesindeki önde gelen saha komutanlarından olduğu aktarıldı.

Abdullah ve diğer Hizbullah mensuplarının, İsrail’in gece saatlerinde sınırdan yaklaşık 15 kilometre mesafedeki Cuvaya köyüne düzenlediği hava saldırısında öldükleri kaydedildi.

İsrail ordusu ile 8 Ekim 2023’ten beri yaşanan çatışmalardan bu yana Hizbullah daha önce de bir saha komutanının hayatını kaybettiğini duyurmuştu. İsrail 8 Ocak’ta düzenlediği hava saldırısında Hizbullah’ın saha komutanı Visam Hasan Tavil’i öldürmüştü.

İsrail ordusu ile 8 Ekim 2023’ten beri sınır hattında yaşanan çatışmalarda ölen Hizbullah mensubu sayısı 339’a yükseldi.

52 yerleşim biriminde sirenler çaldı

Sabah saatlerinde ise Hizbullah, İsrail’e güçlü bir yanıt verdi. İsrail ordusu radyosunun geçtiği habere göre Lübnan’ın güneyinden İsrail’in kuzey bölgelerine yönelik yoğun bir füze saldırısının meydana geldiği ifade edildi.

Haberde, Safed, Taberiya kenti ile sınır hattındaki Yukarı Celile bölgesindeki birçok yerleşim biriminde sirenlerin çaldığı kaydedildi.

Taberiya kentine yönelik Hizbullah’ın ilk defa saldırı gerçekleştirdiğine dikkat çekildi.

Times of Israel gazetesinin haberinde sınır hattındaki en az 52 yerleşim biriminde sirenlerin çaldığı aktarıldı.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada Lübnan topraklarından İsrail’in kuzey bölgelerine yönelik yaklaşık 90 saldırının tespit edildiği ve bazılarının etkisi hale getirildiği, bazılarının ise yangına sebebiyet verdiği belirtildi.

Gerilim tırmanıyor

Geçen hafta, Hizbullah roketlerinin günlerce süren orman yangınlarına yol açmasının ardından İsrail’in kuzeyine yaptığı bir ziyaret sırasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu “kuzeye güvenliği geri getirmek” için “çok yoğun eylem” tehdidinde bulundu.

Artan gerilimin bir sonucu olarak İsrail, bu hafta Lübnan’ın kuzeydoğusunda Gazze’deki savaşın başlamasından bu yana hiç olmadığı kadar derinlere saldırdı. Salı günü İsrail ordusu Hizbullah’ın güney Lübnan’dan İsrail’e yaklaşık 50 roket attığını açıkladı.

Son haftalarda Hizbullah ilk kez İsrail’in övündüğü Demir Kubbe füze savunma sistemini hedef almaya başladı.

Yine 8 Ekim’den sonra ilk kez İsrail bu hafta ilk kez Lübnan hava sahasını ihlal eden İsrail savaş uçaklarına saldırı düzenledi. Dün Hizbullah “gece yarısı Lübnan hava sahasını ihlal eden düşman İsrail savaş uçağına karadan havaya füze fırlatıldığını” açıkladı. Uçağın zorunlu bir şekilde görevini yerine getiremeden geri döndüğü kaydedildi.

Hizbullah, 6 Haziran’da yaptığı benzer bir açıklamada, yine aynı tip füze ile bir savaş uçağının hedef alındığını duyurmuştu.

İsrail’e yönelik baskından bir gün sonra Hamas’ın ikinci bir cephe açma çağrılarına yanıt veren Hizbullah, 8 Ekim’de İsrail’e saldırılar başlattı. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, grubunun İsrail askerlerini sınır boyunca sıkıştırmaya ve Gazze’deki Hamas’a saldırma kapasitesini sınırlamaya çalıştığını söyledi.

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

Hamas Biden’ın önerisine yanıt verdi: Ne evet ne hayır

Yayınlanma

Hamas’ın, ABD Başkanı Joe Biden’ın açıkladığı İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki ateşkes önerisine ilişkin cevabını Mısır ve Katar’a ilettiği belirtildi.

Hamas ve İslami Cihad’dan yapılan açıklamada bir anlaşmaya varmak için “olumlu bir şekilde anlaşmaya hazır olduklarını” ifade ettiler ve yanıtlarının “Filistin halkımızın çıkarlarına öncelik verdiğini”, savaşın “tamamen” sona erdirilmesi ve “[İsrail güçlerinin] Gazze Şeridi’nin tamamından çekilmesi” gerektiğini söylediler.

Konu hakkında bilgi sahibi bir yetkili Reuters’s, Hamas’ın kalıcı ateşkes ve İsrail askerlerinin Gazze’den çekilmesi için yeni bir zaman çizelgesi önerdiğini söyledi. Adının açıklanmasını istemeyen bir Hamas yetkilisi yanıtla ilgili olarak şunları söyledi: “Daha önceki duruşumuzu yineledik. Büyük bir boşluk olmadığına inanıyorum. Top artık İsrail’in sahasında.”

İsrail basınında yer alan haberde, adı açıklanmayan üst düzey İsrailli bir yetkili, Hamas’ın ateşkes önerisine ilişkin cevabının İsrail yönetimine ulaştığını dile getirdi. Yetkili, Filistinli grubun Biden’ın açıkladığı taslağın ana etkenlerini değiştirdiğini savundu. İsrailli yetkili, Hamas’ın arabuluculara ilettiği cevapla Biden’ın açıkladığı ateşkes taslağını reddettiği iddiasında bulundu.

Financial Times’a konuşan yetkililer ise Hamas’ın yanıtının “ne evet ne de hayır” olduğunu, grubun iki taraf arasında tıkanma noktası olan kalıcı ateşkes konusunda güvence istediğini ve bir anlaşmaya varılıp varılamayacağını görmek için görüşmelerin arabulucular aracılığıyla devam edeceğini söyledi.

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü John Kirby, Beyaz Saray’ın da Hamas’ın yanıtını aldığını ve “şu anda değerlendirmekte olduğunu” belirtti.

Hamas’ın yanıtı, Biden’ın İsrail-Filistin çatışması tarihindeki en ölümcül savaş haline gelen ve Gazze’de insani bir felaketi körükleyen savaşı sona erdirmek için üç aşamalı bir plan ortaya koymasından iki hafta sonra geldi.

ABD Başkanı Biden, 31 Mayıs’ta Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında, İsrail’in Gazze’deki ateşkes ve esirlerle ilgili yeni bir öneride bulunduğunu duyurmuştu.

Biden, İsrail’in 3 aşamadan oluşan yeni ateşkes önerisi sunduğunu ve ilk aşamada 6 haftalık ateşkes sürecinde İsrail’in Gazze’deki yerleşim yerlerinden çekilmeyi ve tarafların elindeki esirlerin bir bölümünün serbest bırakılmasını öngördüğünü bildirmişti.

İlk aşamada, “İsrail güçlerinin Gazze’deki yerleşim yerlerinden tam olarak geri çekileceğini” açıklayan Biden, aynı süreçte öncelikle yaşlıların ve kadınların bulunduğu esirlerin serbest bırakılmasının ve Gazze’ye insani yardımların artmasının öngörüldüğünü ifade etmişti.

İsrail’in Gazze’den çekileceğini (ilk aşamadaki), geçici ateşkesin kalıcı olarak çatışmaların sonlandırılmasına dönüşeceğini, ikinci aşamada tarafların tüm başlıklarda anlaşmaya varması ve ateşkesin kalıcı hale gelmesi durumunda ise üçüncü aşamaya geçileceğini söylemişti. Bu aşamada da Gazze’nin yeniden inşa sürecinin gündeme geleceğini belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English