Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Pentagon, Ortadoğu’daki asker kayıplarını gizli tutuyor

Yayınlanma

Pentagon’un Ortadoğu’daki askeri kayıpları örtbas ettiği iddiaları gündemdeki yerini koruyor. The Intercept tarafından yayımlanan araştırma, Ekim 2023’ten bu yana yaklaşık 750 ABD askerinin yaralandığını veya öldüğünü ortaya koyarken, Washington’un güncel verileri kamuoyuyla paylaşmaktan kaçındığı belirtiliyor.

The Intercept’in yayımladığı yeni araştırmaya göre, Ekim 2023’ten bu yana yaklaşık 750 ABD askeri yaralandı ya da öldü. Haberde görüşüne başvurulan bir savunma yetkilisi, Washington’un “kayıpları örtbas ettiğini” belirtti.

İki yetkilinin verdiği bilgiye göre, geçen hafta İran’ın Suudi Arabistan’daki bir hava üssüne düzenlediği saldırıda en az 15 asker yaralandı.

Aynı yetkililer, ABD’nin yaklaşık bir ay önce İran’a savaş açmasından bu yana bölgede yüzlerce Amerikan askerinin öldüğünü ya da yaralandığını kaydetti.

CENTCOM verileri ne kadar güncel?

Haberde, ABD Merkezi Komutanlığı’nın (CENTCOM) yayımladığı verilerin güncel olmadığı da vurgulandı. CENTCOM Sözcüsü Tim Hawkins, hafta başında yaptığı açıklamada, “Destansı Öfke Operasyonu’nun başlangıcından bu yana yaklaşık 303 ABD askeri yaralandı” dedi.

Ancak The Intercept, bu açıklamanın eski olduğunu ve cuma günü Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’ne düzenlenen saldırıda yaralanan en az 15 askeri içermediğini bildirdi. Habere göre CENTCOM, güncel rakamların paylaşılması yönündeki taleplere de yanıt vermedi.

Beyaz Saray ölü sayısını paylaşmayı reddetti

ABD ordusunun ayrıca, İran’a karşı savaşın başlamasından bu yana yaşanan ölü sayısını da paylaşmayı reddettiği belirtildi. The Intercept, bu sayının en az 15 olduğunu yazarken, Washington kamuoyu önünde şimdiye kadar 13’ten fazla ölüm kabul etmedi.

İsmi açıklanmayan savunma yetkilisi, “Bu, açıkça görülüyor ki, Savaş Bakanı Pete Hegseth ile Beyaz Saray’ın sıkı biçimde gizli tutmak istediği bir konu” diye konuştu. Haberde ABD ordusu açık biçimde “kayıpları gizlemekle” suçlandı.

The Intercept, eski Başkan Joe Biden döneminde, Gazze’deki olayların başlamasının ardından ABD üslerine yönelik saldırılarla ilgili hükümetin kendilerine ayrıntılı bilgi verdiğini hatırlattı. Bu saldırılar sonucunda, Ocak 2024’te Irak’a ait bir İHA’nın Ürdün-Suriye sınırındaki bir üssü vurması sonucu ölen üç asker dahil olmak üzere, en az 175 askerin öldüğü ya da yaralandığı belirtildi.

Özel sözleşmeli personel kayıpları 12 binin üzerinde

Bu sayıya, bölgede görev yapan özel şirket çalışanları dahil değil. Habere göre yalnızca 2024 yılında CENTCOM’un operasyon sahasında çalışan bu personel arasında yaklaşık 12 bin 900 yaralanma kayda geçti.

Bunların 3 bin 700’den fazlasını, travmatik beyin hasarı da dahil olmak üzere ağır ancak ölümcül olmayan yaralanmalar oluşturdu. Bu vakalarda çalışanların en az yedi gün iş göremez hale geldiği belirtildi. The Intercept’e göre ayrıca Irak’ta 18 özel şirket çalışanı da hayatını kaybetti.

Haberde, açıklanan verilerin gerçek tabloyu tam yansıtmadığı belirtilerek, özel şirket çalışanları arasındaki yaralanmaların da hesaba katılması halinde, Amerikalılar ve ABD üslerinde bulunanlar açısından toplam ölü ve yaralı sayısının 13 bin 600’ü aşabileceği ifade edildi.

Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin açıkladığı rakamların ise “ayrıntıdan ve açıklıktan yoksun” olduğu belirtildi.

Defense Priorities düşünce kuruluşunun askeri analiz direktörü Jennifer Kavanagh, “CENTCOM ve Beyaz Saray, bu savaşın maliyetleri ve kayıpları konusunda doğru ve zamanında bilgi vermeli. Sonuçta bu savaşı finanse eden Amerikan vergi mükellefleri ve bundan zarar gören de ABD’nin ekonomik refahı” dedi.

Kavanagh ayrıca, “İHA’ların ve ucuz füzelerin hızla yayılmasıyla birlikte, bölgedeki ABD üsleri ve erken uyarı radarlarının risk altında kalacağı yıllardır belliydi. Buna rağmen Savaş Bakanlığı (Pentagon) bu tesisleri korumak için yeterli adım atmadı. Güçlendirilmiş altyapıya yatırım yapılmaması bilinçli bir tercihti. Kongre, bu başarısızlığı Pentagon’a daha fazla para vermenin ulusal güvenliğe giden yol olmadığının kanıtı olarak görmeli” ifadelerini kullandı. Kavanagh, bölgedeki üslerin kalıcı olarak kapatılmasının daha iyi olacağını belirtti.

Eski CENTCOM Komutanı emekli General Joseph Votel de Washington’un, İran’dan beklenen misillemeye karşı askerleri korumak için yeterli önlem almadığını söyledi.

Votel, “İran’ın saldırıya uğraması halinde üslerimize, tesislerimize ve kuvvetlerimize karşılık vereceği zaten bilinen bir beklentiydi. Bu kaçınılmaz gelişmeyi öngörmemiz ve buna hazırlanmış olmamız gerekirdi” diye konuştu.

ABD-İsrail savaşının başlamasından bu yana İran, Ortadoğu’daki ABD askeri üslerini İHA ve füzelerle yoğun biçimde vurdu.

Batı medyasında yer alan haberler de, ABD üslerinin ağır hasar gördüğünü ve ordunun bu nedenle askerleri sivil otellere ve ofis alanlarına taşımak zorunda kaldığını doğruladı. Bunun üzerine Tahran, Washington’u “canlı kalkan kullanmakla” suçladı.

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English