Bizi Takip Edin

Diplomasi

Rusya, Amerika’nın ‘altın kubbesini’ nasıl aşacak?

Yayınlanma

Savunma uzmanı İgor Garnov’un Rusya’nın önde gelen diplomasi yayınlarından Vzglyad‘da yer bulan makalesi, ABD’nin mevcut füze savunma sistemlerinin (FSS) yetersizliğine ve “Altın Kubbe” adı verilen yeni bir uzay tabanlı sistem geliştirme çabalarına odaklanıyor. Garnov, Elon Musk’ın SpaceX’inin bu yeni sistemin hayata geçirilmesindeki potansiyel rolünü vurgularken, “Altın Kubbe”nin Brilliant Pebbles ve Brilliant Eyes gibi eski projelerin modern bir versiyonu olabileceğini öne sürüyor. Garnov, bu sistemin Rusya’nın kitlesel nükleer saldırısına karşı tam koruma sağlamayacağını, fakat Çin gibi diğer ülkelerin potansiyelini önemli ölçüde sınırlayabileceğini belirtiyor. Sonuç olarak Garnov, ABD’nin bu alandaki stratejik hedeflerinin Çin’e karşı koymaya yönelik olabileceği değerlendirmesini yapıyor.


Rusya, Amerika’nın ‘altın kubbesini’ nasıl aşacak?

İgor Garnov

Vzglyad

ABD’nin füze savunma sistemi (FSS), mevcut hâliyle yalnızca kıtalararası (stratejik) balistik füzelerin (KABF) savaş başlıklarını engelleyebildiği için “stratejik” olarak adlandırılıyor. Ancak bu sistem, tüm ülke toprakları için tam koruma sağlayamıyor.

Yer konuşlu GBI önleyici füzeleri kullanılarak inşa edilen bu sistem, tesadüfi (tekil) veya sınırlı saldırıyı püskürtmek üzere tasarlandı. KABF’leri engelleme kapasitesi, hedef başına iki füze harcanması durumunda en iyi ihtimalle yaklaşık yirmi hedefle sınırlı. Çoklu başlığa sahip KABF’ler için bu, 2 ila 6 füzenin savaş yüküne karşılık gelir. Fakat ABD topraklarına yönelik herhangi ciddi saldırı, yüzlerce KABF’nin yanı sıra FSS’yi aşma araçları ve çeşitli elektronik harp (EH) sistemlerini de içerecek. Amerikan FSS’nin yüzde 100 etkinlikle çalıştığı varsayılsa bile —ki bu teknik olarak imkansız— kitlesel saldırının ilk dakikalarında mühimmatını tüketerek bu kadar çok hedef karşısında yetersiz kalacak.

Deniz konuşlu SM-3 önleyici füzeleri ve kara konuşlu THAAD kompleksini stratejik FSS olarak sınıflandırmak tam olarak doğru olmaz. Bu sistemlerin görevi, orta ve ara menzilli füzeleri engellemek. Gerçek anlamda stratejik ve kitlesel saldırıyı püskürtme konusundaki yetenekleri ise sıfıra yakın.

Ancak şimdi Beyaz Saray, “Altın Kubbe” kod adlı yeni stratejik FSS’nin oluşturulmaya başlandığını duyuruyor. Bu yeni sistemin etkinliğinin çok daha yüksek olacağı belirtiliyor. Sistemin ilk taslakları şimdiden Pentagon başkanının incelemesine sunulmuş durumda.

Bu mümkün mü? Böylesine büyük ülkenin tüm topraklarını aşılmaz kalkanla kaplamak nasıl gerçekleştirilebilir? Bu soruyu yanıtlamak için ABD FSS’nin oluşturulma tarihindeki bazı anlara dönmek gerekiyor.

Reagan döneminin “Yıldız Savaşları” programı, ilgili geliştirmelerin durdurulduğuna dair açıklamalara rağmen aslında hiçbir zaman sona ermedi.

Sadece FSS sistemleri geliştirilirken ortaya konan hedefler, 1980’lerin ortalarında önde gelen süper güçlerin bile sahip olduğu teknik imkanlarla uyuşmuyordu. Kamuoyunun hafızasında daha çok fantastik projeler —nükleer pompalamalı X-ışını lazerleri, yörünge parçacık hızlandırıcıları, railgun’lar ve diğer benzeri sıra dışı tasarımlar— kaldı. Bu tür “devrimci” fikirlerin büyük çoğunluğu prototip aşamasına bile ulaşamadı. Daha “Yıldız Savaşları” programının başlangıcında, 1980’lerin ortalarında, ABD daha pratik ve nispeten basit yörünge tabanlı imha araçlarını araştırmaya yöneldi.

Böyle sistemin ilk taslak projesi Smart Rocks olarak adlandırıldı. Esasen, çok sayıda hafif önleyici füzeyle donatılmış ağır yörünge istasyonundan (sözde “garaj”) oluşuyordu. Bu konsept, savunmasız kabul edildi, çünkü böyle yörünge istasyonlarından sadece birinin bile imha edilmesi savunmada önemli gedik açıyordu. Aynı zamanda, füzelerin hafif yapılamayacağı ve uzayda yönlendirme ve manevra sistemlerinin yeniden geliştirilmesi gerektiği anlaşıldı.

İkinci proje Brilliant Pebbles adını aldı. Fikir olarak Smart Rocks programını takip ediyordu, fakat birkaç büyük savaş yörünge istasyonu yerine, yörüngeye çok sayıda önleyici füzenin bireysel kapsüller içinde yerleştirilmesini öngörüyordu. Barış zamanında bu önleyici füzeler kendi nöbet yörüngelerinde bulunacak, kitlesel saldırı tespit edildiğinde ise düşman KABF’lerini uzaya çıktıktan hemen sonra engellemeye başlayacaktı.

Brilliant Pebbles programı oldukça gerçekçiydi ancak aşırı pahalıydı. ABD topraklarını korumak için uzaya 7 binden fazla önleyici kapsül yerleştirmek gerekiyordu. O dönemde ABD Uzay Kuvvetleri ve NASA bu kapasiteye sahip değildi. Ancak bu program da tamamen rafa kaldırılmadı.

1980’lerin “Yıldız Savaşları” sadece imha araçlarının geliştirilmesiyle sınırlı değildi. En önemli bileşenlerinden biri, yeni uzay tabanlı takip ve hedef belirleme sistemleriydi. Daha sonra SBIRS olarak yeniden adlandırılan Brilliant Eyes projesinden bahsediyoruz. Bu sistem hem jeostatik yörünge (geniş alanları gözlemlemek için) hem de alçak yörünge (SBIRS LEO) versiyonlarında oluşturuluyordu.

Brilliant Pebbles gibi, SBIRS LEO programı da önemli teknik zorluklarla karşılaştı. Yine de bu program kapsamında, balistik hedefleri takip etme ve FSS unsurları için hedef belirleme yeteneğini doğrulayan çalışan prototipler inşa edildi ve test edildi. Fakat sistemin tam ölçekli konuşlandırılması yörüngede birkaç uydu değil, birkaç yüz uydu gerektiriyordu. ABD, SBIRS prototiplerinin test edildiği 2000’lerin başında bile bu tür imkanlara sahip değildi.

Ancak Amerikalı girişimci ve mühendis Elon Musk ve şirketi SpaceX’in çabaları sayesinde gözlerimizin önünde her şey yeniden değişiyor. Şirketin Starlink uydu sisteminin yörüngedeki uydu sayısı Nisan 2025 itibarıyla 5 bin 200’ü aşıyor ve toplamda 6 binden fazla uydu fırlatıldı. Planlanan tam uydu takımyıldızı en az 12 bin uydudan oluşuyor.

Starlink uydu takımyıldızının uyduları 2020 yılında uzaya yerleştirilmeye başlandı. Böylece SpaceX, her yıl 1000’den fazla karmaşık donanıma sahip uydu sistemini yörüngeye çıkardı. Aynı zamanda, bu uyduların seri üretimi, takımyıldızının iletişim ve kontrol sistemleri ile yer altyapısı unsurları da geliştirildi. Küresel, parazite dayanıklı iletişim sistemi olarak savaş alanındaki değerini Ukrayna’da bizzat gözlemliyoruz.

Karşımızda, uydu platformlarının büyük ölçekli seri üretimi ve bunların bireysel yörüngelere kitlesel olarak fırlatılması için ayarlanmış sistem bulunuyor. Bu, Brilliant Pebbles ve SBIRS LEO programlarının başarılı şekilde uygulanması için eksik olan şeydi.

Elbette, ABD’nin yeni stratejik FSS’si resmi olarak rekabetçi başvuruların değerlendirilmesi sonucunda seçilecek. Fakat 40 yıllık araştırma ve geliştirme geçmişiyle gelecekteki projenin genel mimarisi halihazırda belirlenmiş olduğundan, bu rekabeti daha çok formalite olarak değerlendirebiliriz. Yürütülen rekabetin detayları daha çok ilgili şirketler arasında finansmanın dağıtılması, sistem bileşenleri için yüklenicilerin seçilmesi ve uygulama hatlarının netleştirilmesiyle ilgili. Ayrıca, yenilikçiliği vurgulamak için isimler değiştirilecek; örneğin, SBIRS LEO şimdiden NG OPIR, yani Yeni Nesil Sürekli Kızılötesi Gözetleme Sistemi gibi gelecek vaat eden isme kavuştu. Sonuç olarak, büyük ihtimalle ABD’nin yeni FSS’si, yeni bileşen tabanı kullanılarak Brilliant Pebbles ve Brilliant Eyes’ın 2.0 sürümünün yeniden basımı olacak.

Böyle çözüm zarafetten yoksun değil. Gerekli tüm teknolojiler prototip düzeyinde zaten test edildi, geriye sadece deneysel tasarım çalışmaları ve büyük ölçekli seri üretimin organizasyonu kalıyor.

Sistemin ana savaş unsuru da mevcut; bu, şu anda GBI füze platformunda bulunan EKV kinetik önleyicisi. Dahası, burada seçenekler de mümkün. Örneğin, SM-3 için geliştirilen küçük boyutlu LEAP savaş başlığı, uzay tabanlı versiyonda ana sorunundan —geliştirildiği uçaksavar füzesinin enerjisiyle sınırlı olan kullanılan füze platformunun düşük menzili— kurtuluyor. Belki de konuşlandırılacak yörünge imha araçlarının bileşiminde her iki kinetik önleyici türü de kullanılacak: Yörüngenin orta kısmında engelleme için uzun menzilli ağır EKV ve kıtasal ABD enlemlerinde yerel olarak koruma yoğunluğunu artırmak için nispeten kısa menzilli hafif LEAP.

Brilliant Eyes ve SBIRS LEO’dan miras kalan sensör sistemi de test edildi. Seri üretime geçememesinin nedeni çok karmaşık olması değil, yüzlerce uyduyu kitlesel olarak yörüngeye çıkarma imkanlarının olmamasıydı. Starlink ağının konuşlandırılmasındaki deneyim burada tam olarak kullanılabilir.

Brilliant Pebbles tasarlandığı zamanlarda hantal ve pahalı olan taktik bilgi değişim ağı halihazırda mevcut, yani Starlink.

Tüm savaş platformları ve sensör takımyıldızını kapalı devre uydu internetine bağlamak yeterli. Bu durumda, tüm iletişim sistemi ek parazit koruma özellikleri de kazanır, zira herhangi yer tabanlı röle kullanmaz ve uydu platformlarının doğrudan görüş hattındaki yörüngelerde iletişim, EH etkisine karşı bağışık olan lazer sistemleri kullanılarak gerçekleştirilebilir. Bu tür alıcı-vericiler Starlink bünyesinde zaten test edilmiş ve seri olarak üretiliyor. Bunların gelecekteki savaş uydu platformlarına monte edilmesi basit teknik görev.

Gelecekteki “Altın Kubbe”nin büyük ihtimalle, yer tabanlı bölgesel FSS füzeleri de dahil olmak üzere başka savunma katmanları da olacak. Ancak kavramsal temeli neredeyse kesinlikle Brilliant Pebbles 2.0 fikri olacak; belki de günümüzde yapay zeka ile ilişkilendirilen modern sensörlerin ve görüntü tanıma algoritmalarının kabiliyetleri dikkate alınarak güncellenmiş hâliyle. Bileşen tabanının geliştirilmesi, sensör kompleksini ve sistemin savaş unsurlarını hafifletmeyi, 1980’lerin teknolojilerine kıyasla seri üretimlerini basitleştirmeyi ve yörüngeye fırlatılacak pakete tekil değil, onlarca uydu platformu sığdırmayı sağlayacak.

Sistemin ana avantajları seriliği, tekrarlanabilirliği ve genişletilebilirliği olacaktır. Konuşlandırmaya yüzlerce unsurla başlanabilir ve uydu takımyıldızı kademeli olarak hesaplanan gerekli 7 bin ve daha fazlasına doyurularak, modüler yapım prensibinden yararlanılarak oluşturulan FSS’nin yetenekleri planlı şekilde artırılabilir.

Bu analiz, Reuters‘ın yeni yayımladığı ve gelecekteki “Altın Kubbe”nin altyapısı için açılan ihalede ana yüklenici rolü için favorinin SpaceX şirketi olduğunu iddia eden haberle de doğrulanıyor. Haberde ayrıca Palantir ve Anduril şirketlerinden de bahsediliyor. Muhtemelen bu şirketler sensör sisteminin üretimi ve kontrol algoritmalarının geliştirilmesiyle ilgilenecek, SpaceX ise oluşturulan sistem unsurlarının yörüngeye kitlesel olarak çıkarılmasını sağlayacak. Yani “Kubbe”nin temeli yer tabanlı değil, uzay tabanlı olacak.

Böyle “Altın Kubbe” aşılamaz mı olacak? Hayır. Rusya’nın FSS’yi aşma kompleksleri mevcut hâliyle sadece sahte hedefleri ve parazit oluşturucuları değil, aynı zamanda FSS unsurlarına karşı fiziksel karşı koyma araçlarını da içeriyor. Yani kitlesel saldırıda, hedefe ulaştırılan savaş yükünü hafifçe azaltarak hedefe giden yolu açabiliriz.

Ancak bu yol sadece nükleer kulübün seçkinleri için geçerli ve oluşturulan sistem, iyi planlanmış kitlesel nükleer saldırıya karşı güvenilir araç olarak lanse ediliyor. Fakat yetenekleri, ABD’de halihazırda konuşlandırılmış yer tabanlı FSS sistemlerini kat kat aşıyor. Ayrıca, başlangıçtan itibaren genişletilebilir sistem olarak tasarlanıyor.

Reuters, uydu takımyıldızının ilk aşamasının 400 ila 1000 yörünge platformundan oluşacağını belirtiyor. Böyle küresel kapsama ağı, yaklaşık olarak Birleşik Krallık, Hindistan, Fransa’nın balistik saldırı nükleer potansiyeline karşılık gelen 150 kadar savaş başlığını engelleyebilecek; ancak Rusya’nınkini değil. Fakat sistemin ilk aşaması bile Kuzey Kore veya İran tarafından ABD topraklarına yönelik saldırı olasılığını güvenilir şekilde engellemiyor. Starlink uydu platformlarının seri üretim hacimlerine bakılırsa, ilk aşamanın konuşlandırılma süresi iki yıl veya biraz daha fazla olarak tahmin edilebilir.

Ancak bu aşama kesinlikle son olmayacak. ABD’nin FSS hedefleri nükleer süper gücün saldırısına karşı mutlak koruma sağlamaya kadar uzanmasa da, şu anda potansiyeli 350 ila 400 savaş başlığı olarak tahmin edilen Çin’den gelebilecek olası saldırıyı tamamen engelleyebilir veya en aza indirebilir. Böyle saldırının püskürtülmesi —ki bu Çin’in sahip olduğu her şey— oluşturulan “Altın Kubbe”nin ikinci etabının hizmete girmesiyle gerçekçi hâle geliyor. Bu, beş ila yedi yıl içinde gerçekleşebilir. ABD dış politikasının değişen vektörü ışığında, orta vadede “Altın Kubbe” unsurlarının konuşlandırılması ve üretiminin kilit hedefinin büyük olasılıkla Çin’in stratejik potansiyeline karşı koymak olacağı söylenebilir.

Diplomasi

Avrupa ve ABD arasında Ukrayna’ya destek çatlakları büyüyor

Yayınlanma

Ukrayna’ya güvenlik garantileri sağlamak ve ateşkes sonrası çok uluslu güç konuşlandırmak amacıyla kurulan “gönüllüler koalisyonu”, askeri eğitimlerin ortak planlanması ve Avrupa’nın sanayi potansiyelinin kullanılmasını görüşmek üzere Paris’te toplanıyor. Avrupa ülkeleri arasında Rusya ile doğrudan diyalog, yaptırımlar ve Ukrayna’ya bütçeden askeri yardım sağlanması konularında ciddi görüş ayrılıkları yaşanırken, bazı Doğu Avrupa ülkeleri misyona katılmayı reddediyor.

Ukrayna’ya destek veren ve ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinden oluşan “gönüllüler koalisyonu”, Rusya ile yaşanan çatışmada Kiev’e yönelik güvenlik garantilerini ve ortak askeri eğitim planlarını ele almak üzere 13 Temmuz’da Paris’te bir araya geliyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, toplantıda Avrupa’nın sanayi potansiyelinin bu amaçla kullanılmasına yönelik planların yanı sıra askeri tatbikatların ortaklaşa planlanmasının da tartışılacağını açıkladı.

Zirvenin ertesi günü tüm katılımcıların, “Avrupa’nın Stratejik Uyanışı” sloganıyla Şanzelize Caddesi’nde düzenlenecek geleneksel Bastille Günü askeri geçit törenine katılması öngörülüyor.

Gönüllüler koalisyonu, olası bir ateşkes durumunda Ukrayna için güvenlik garantileri geliştiren, çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan 30’dan fazla devletin birleşiminden oluşuyor. Girişimi 2024 yılının sonlarında Fransa ve İngiltere başlattı. Aynı ülkeler, ateşkes rejimini denetlemek üzere Ukrayna’ya Avrupa askeri birliği gönderilmesi fikrini de ilk ortaya atanlar oldu.

Macron, geçen yılın eylül ayında yaptığı açıklamada, 26 ülkenin Ukrayna’ya asker göndermeye veya bu misyonu desteklemek için fon ayırmaya hazır olduğunu teyit ettiğini bildirdi. Rusya bu girişime kesin bir dille karşı çıkıyor. ABD ise bugüne kadar böyle bir misyon için gerekli olan teknik ve lojistik desteği sunmayı kabul ettiğini beyan etmedi.

Avrupa müttefikleri arasında uzlaşı aranıyor

Paris’te düzenlenen ocak ayı toplantısının ardından katılımcı ülkeler, çatışma sonrasında Ukrayna’da çok uluslu güçlerin konuşlandırılmasına yönelik bir niyet deklarasyonu imzaladı.

Belgede, yabancı güçlerin ülkede yer almasının parametreleri belirlendi. Bu kapsamda askeri üslerin kurulması, hava ve deniz sahasının korunması ile çok uluslu gücün Ukrayna Silahlı Kuvvetleriyle etkileşim sistemi ele alındı.

Avrupa diplomatik kaynakları, tüm bu adımlardan önce bir ateşkes rejiminin kurulması gerektiğini belirtti.

Rus basınına konuşan konuya aşina kaynak, “Avrupa’nın yaklaşımına göre öncelikle bu noktaya ulaşılmalı, ardından başta Ukrayna olmak üzere tüm taraflar için güvenlik garantileri detaylıca tartışılmalıdır. O zamana kadar asker gönderilmesi konusu gündemde yer almıyor” dedi.

Fransa, Almanya ve İngiltere liderleri 7 Haziran’da yaptıkları ortak açıklamada, Ukrayna krizinin çözümü için müzakerelerin yeniden başlamasını ve Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden kurulmasını destekledi. Liderler, “adil ve kalıcı bir barış” için beş şart öne sürdü. Bu şartlar arasında çatışmaların durdurulması ve mevcut cephe hattının herhangi bir anlaşma için başlangıç noktası olarak kabul edilmesi yer alıyor.

Ancak diplomatik kaynak, Ukrayna konusundaki diplomatik sürecin şu an fiilen dondurulduğunu belirtti. Kaynak, “ABD’nin odağını İran’a çevirmesi nedeniyle süreç durma noktasına geldi. ABD ve Rusya devlet başkanları arasında telefon görüşmeleri artık nadiren gerçekleşiyor. ABD’li müzakerecilerin yeniden Moskova’ya gelebileceğini öngörüyorum ancak bu durum gerçek müzakerelere yol açmaktan ziyade fikir alışverişiyle sınırlı kalacaktır. Üstelik şu anda askeri tansiyonun yükseldiği bir aşamadayız” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa Birliği (AB) içinde Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden başlatılmasına yönelik tartışmalar mayıs başında hareketlendi. Batı medyasında Moskova ile temasları yürütecek özel temsilci adayları arasında Almanya eski şansölyeleri Gerhard Schröder ve Angela Merkel ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın isimleri geçti. Konuyla ilgili 28 Mayıs’ta Kıbrıs’ta AB Dışişleri Bakanları toplantısı düzenlense de resmi bir açıklama yapılmadı.

Haziran ortasında Fransa, İngiltere ve Almanya’nın Moskova büyükelçileri Nicolas de Rivière, Nigel Casey ve Alexander Lambsdorff, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Galuzin ile görüştü. Rusya Dışişleri Bakanlığı, görüşmeye ilişkin açıklamasında, büyükelçilere ülkelerinin Ukrayna krizine yönelik yıkıcı politikalarına dair değerlendirmelerin iletildiğini, bu politikaların Kiev yönetimini Batı’nın “gönüllüler koalisyonu” adına savaşı sürdürmeye teşvik ettiğini savundu.

Görüşme öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa ülkelerinin çözüm sürecini etkileme fırsatını kaçırdığını ve yapıcı olmayan bir tutum takındığını ifade etti.

Brüksel’de 18 Haziran’da düzenlenen AB zirvesi öncesinde, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın gelecekteki müzakerelere zemin hazırlamak amacıyla üst düzey bir Rus yetkiliyle iki kez telefon görüşmesi gerçekleştirdiği basına yansıdı. Ancak Avrupa’da Rusya ile müzakerelerin formatı konusunda henüz ortak bir duruş yok.

NATO’nun 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği zirve kapsamında, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Delfi portalına verdiği mülakatta, AB’nin Moskova’yı müzakerelere zorlamayı hedeflediğini belirtti.

Kallas, Avrupa’nın her zaman Ukrayna’nın yanında yer alması sebebiyle arabulucu rolü üstlenemeyeceğini kaydetti.

Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinin hazırlıklarına da değinen Kallas, AB’nin Kiev’in olası müzakerelerdeki konumunu güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.

Financial Times gazetesinin haberine göre, Avrupalı liderler Ankara’daki zirveyi başarılı olarak değerlendirdi. Zirvede ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy ile de görüştü.

NATO ülkeleri, yayımladıkları sonuç bildirisinde Ukrayna’ya 2026 yılı için askeri teçhizat, yardım ve eğitim amaçlı 70 milyar avro tahsis etme taahhüdünde bulundu ve 2027’de de bu destek seviyesini korumaya hazır olduklarını teyit etti.

Yeni yaptırımların ele alınacağı AB Dışişleri Bakanları toplantısı ise Brüksel’de pazartesi günü başlıyor. Euractiv’in haberine göre, ekonomileri büyük ölçüde turizme dayalı olan Fransa, İtalya ve Yunanistan; Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in gündeme getirdiği, 2022’den bu yana Rus ordusunda görev yapmış kişilerin AB’ye girişinin yasaklanması önerisine karşı çıkıyor.

Yunanistan ayrıca Rus petrolüne varil başına 44 dolar tavan fiyat uygulanması teklifine de direnç gösteriyor. Bulgaristan ise Moskova ve Tüm Rusya Patriği Kirill’in yaptırım listesine alınmasını engelledi.

Askeri yardımlar konusunda da bazı AB üyeleri ulusal bütçelerinden kaynak ayırmaya yanaşmıyor. Çekya, Ankara’da onaylanan NATO taahhütlerine katılmayı reddetti. Çekya Başbakanı Andrej Babiš, Avrupa için önceliğin kendi füze savunma sistemini güçlendirmek olması gerektiğini savundu.

Macaristan Başbakanı Péter Magyar, yardım paketine katılımın gönüllülük esasına dayandığını hatırlattı. Slovakya ve Bulgaristan da bu girişime katılmazken, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkelerinin Ukrayna’ya yalnızca askeri teçhizat onarımı konusunda destek vereceğini açıkladı.

Bahsi geçen Doğu Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya asker gönderme olasılığını da kesin bir dille dışlıyor. Benzer bir tutum sergileyen Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milanović, “gönüllüler koalisyonu” ile ilişkilendirilmemek adına Hırvat askerlerinin Paris’teki Bastille Günü geçit törenine katılmasına izin vermedi.

ABD yönetimi Patriot üretimi ve hava sahası seçeneğini değerlendiriyor

Ankara’daki zirvede Donald Trump, ABD’nin Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemleri için füze üretimi lisansı verebileceğini dile getirdi. Zelenskiy ile gerçekleştirdiği görüşmede Trump, “Sonradan size bunları eksik verdiğimizi söyleyemezsiniz. Benim fikrim, bunları kendiniz üretmenizdir” dedi.

Trump, konuyu henüz sistemlerin üreticileri olan Lockheed Martin ve RTX firmalarıyla görüşmediğini belirtti. Ukrayna’nın yakın zamanda ABD’den ek önleme füzesi alamayacağını da ekleyen Trump, “Elimizde Patriot var ama sayıları az. Onlara kendimizin ihtiyacı var” diye konuştu.

CNN, üretimin başlamasının aylar alabileceğini aktarırken; The New York Times, alt yükleniciler tarafından sağlanan parça tedarikinin temel sorunu oluşturduğunu yazdı.

Aynı görüşmede Trump, güvenlik garantilerinin bir parçası olarak ABD’nin Ukrayna üzerinde hava sahasını kapatabileceğini ilk kez kamuoyu önünde dile getirdi.

Washington’ın Ukrayna hava sahasını kapatmaya hazır olup olmadığı yönündeki soruya Trump, “Gerekirse evet” yanıtını verdi ancak bir barış anlaşmasına varılması durumunda bu tür önlemlere gerek kalmayabileceğini sözlerine ekledi.

Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları da değerlendirdi. Trump, “Bu bir tırmanma, ancak savaşın sona ermesine yardımcı olabilecek bir tırmanmadır” ifadesini kullandı.

Rubio ise Ukrayna ordusunun Rusya’nın iç kesimlerini vurma kabiliyetinin, çatışmanın sonlandırılması için yürütülecek müzakerelerde alan yaratmasını umduklarını açıkladı.

Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmeyi planladığını belirtse de bu görüşme henüz gerçekleşmedi. Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner üzerinden yürütülen Moskova temasları da duraklamış durumda. Putin ile en az yedi kez bir araya gelen Witkoff’a, aralık ve ocak aylarındaki son iki ziyaretinde Kushner eşlik etti.

Şubat ayı sonunda ABD ile İran arasında başlayan gerilimle birlikte her iki isim de Ortadoğu hattına odaklanarak ateşkes mutabakatının hazırlanması sürecinde yer aldı.

Ancak The New York Times’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Witkoff ve Kushner’ın Ukraynalı ve Rus yetkililerle neredeyse her gün iletişimde olduğunu ve daha önce kamuoyuna yansımayan yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdiklerini iddia etti.

Kaynağa göre her iki müzakereci de tartışılacak yeni bir somut gelişme olması durumunda Moskova ve Kiev’i ziyaret etmeye hazır, ancak yalnızca fotoğraf karesi vermek için gitmek istemiyorlar.

Rusya müzakere için taleplerinin karşılanmasını şart koşuyor

Moskova yönetimi ise pozisyonunu koruyor. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, 7 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Zelenskiy, birliklerini şu anda Rusya toprağı olan Donbass ve diğer bölgelerden çekerek çok sorumlu bir karar alıp savaşı hala durdurabilir. Durumu fiilen kabul ederse ertesi gün çatışmalar sona erer” dedi.

Peskov, bu gerçekleşene kadar Rusya’nın askeri harekâtı sürdüreceğini ve bir tampon bölge oluşturmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, 10 Temmuz’da yayımladığı bildiride Kiev’i “Rusya’nın sivil nüfusuna ve sivil altyapısına yönelik terörü artırmaya çalışmakla” suçladı.

Bakanlık Sözcüsü Maria Zaharova, Minsk-Anapa seferini yapan turist otobüsüne yönelik saldırıdan sınır bölgelerindeki can kayıplarına kadar bir dizi gelişmeyi sıralayarak, “Tüm bu olgular, Ukrayna’nın askersizleştirilmesi ve naziden arındırılması ile bu topraklardan kaynaklanan tehditlerin ortadan kaldırılmasına yönelik görevlerin güncelliğini teyit ediyor. Bu hedeflere mutlaka ulaşılacaktır” dedi.

Moskova, Kiev ile 2025 yılının ilkbahar ve yaz aylarında İstanbul’da yürütülen doğrudan müzakereleri yeniden başlatmaya hazır olduğunu belirtiyor.

Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 23 Haziran’da katıldığı büyükelçiler yuvarlak masa toplantısında, “2025 sonbaharında radardan çıktılar ve müzakereleri durdurduklarını açıkladılar. Biz bunları kaldığı yerden her an yeniden başlatmaya hazırız. Muhtemelen geçen yıl Ukraynalılara birileri diyalog kurmamalarını ve savaşmaya devam etmelerini söyledi” dedi.

Temmuz ayında Mozambik’e gerçekleştirdiği ziyarette Lavrov, Batı’yı Rusya’yı müzakereye çağırırken varılan anlaşmaları baltalamakla suçladı. Lavrov, 9 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Batı’nın müzakereli bir çözüm istediğine artık inanmayacağız. Bu iyi niyet ve umut stoğu tamamen tükenmiştir” ifadelerini kullandı.

Avrupa ülkelerinin Rusya’yı stratejik olarak yenilgiye uğratmak istediğini belirten Peskov, bunun “tarihin en büyük hatası” olduğunu savundu.

ABD’nin tutumunda ise bir ikili durum gözlemlediklerini ifade eden Peskov, Washington’ın bir yandan Kiev’e silah sevkiyatını sürdürürken, diğer yandan Avrupalıların aksine barış sürecine katkıda bulunma isteğini koruduğunu söyledi.

Peskov, “Bazen yanılsalar da bu isteğin samimi olduğunu düşünüyor ve bunu memnuniyetle karşılıyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Ukrayna ise Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarını sürdürürken, bu eylemlerin kapsamını genişletme tehdidini yineliyor.

The New York Post gazetesinin haberine göre Kiev, çatışmaları sona erdirmek için Moskova üzerindeki baskı dengesinin değiştirilmesi gerektiğine inanıyor.

Zelenskiy, 4 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Rusya’nın sesini duyacağı taraflar kesinlikle ABD, diğer G7 ve G20 ülkeleri ile Avrupa’dır” ifadesini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Bloomberg: Graham’in ölümü Ukrayna yardımını zorlaştıracak

Yayınlanma

ABD’li Senatör Lindsey Graham’in 71 yaşında hayatını kaybetmesi, Ukrayna ve diğer müttefiklerin Washington’daki en etkili destekçilerinden birini yitirmesine yol açtı. Bloomberg’in analizinde, Graham’in ölümünün ardından Kiev ve Avrupalı ortakların Beyaz Saray ile iletişim kurmak için yeni kanallar aramak zorunda kalacağı belirtildi.

ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’in vefatı, Ukrayna’nın Beyaz Saray ile en etkili iletişim kanallarından birini kaybetmesine neden oldu.

Bloomberg’in haberine göre, Graham’in yokluğu Ukrayna ve diğer ABD müttefikleri için Washington’da büyük bir boşluk yaratacak.

Graham, ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasındaki gergin ilişkilere rağmen, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin önemli bir kısmında Kiev’e askeri destek sağlanması için çaba harcıyordu.

Bloomberg, Graham’in vefatıyla birlikte Ukrayna ve diğer ABD müttefiklerinin, Trump’ın yakın çevresinde yeni güvenilir isimler bulmak zorunda kalacağına dikkat çekti.

Haberde, Graham’in Trump ile yakın ilişkilerini, Senato’daki Demokratlarla çalışma becerisini ve yabancı liderlerle kurduğu güçlü bağları birleştiren benzersiz bir yetenek setine sahip olduğu, bu nedenle yeni bir kanal bulmanın kolay olmayacağı ifade edildi.

“Kiev için büyük bir kayıp”

Bloomberg’e konuşan bir kaynak, Kiev yönetiminin Graham’in ölümünü, “Ukrayna’yı samimi şekilde destekleyen ve yardım etmek için elinden gelen her şeyi yapan nadir bir Cumhuriyetçinin kaybı” olarak değerlendirdiğini aktardı.

Ukraynalı siyaset bilimci Volodimir Fesenko da Kiev’in Graham’in ölümünün ardından ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Fesenko, “Bizim için şimdi temel soru şu: Senato’da güçlü bir konuma sahip olan ve Trump’a doğrudan erişebilen Graham gibi başka aktörler var mı?” değerlendirmesini yaptı.

İsmi açıklanmayan bir Avrupalı diplomat ise Avrupa’da Graham’in sadece Ukrayna’yı destekleyen değil, aynı zamanda Rusya üzerinde baskı kurabilen, Beyaz Saray bünyesinde nüfuz sahibi bir figür olarak görüldüğünü dile getirdi.

Senatör Lindsey Graham, vefatından sadece birkaç saat önce Rusya’ya yönelik yeni kısıtlamaları içeren yasa tasarısının tamamlanması gerektiğini söylemişti.

Graham, esprili bir dille yaptığı açıklamada, “Şu anda ölemem. Rusya’ya yaptırım uygulamam, İran ile durumu çözmem ve İsrail ile Suudi Arabistan ilişkilerini normalleştirmem gerekiyor” ifadelerini kullanmıştı.

Aort yırtılması ve aterosklerotik kalp damar hastalığı nedeniyle 71 yaşında hayatını kaybeden senatörün ardından ABD Başkanı Donald Trump taziye mesajı yayımladı.

Trump, federal binalardaki bayrakların yarıya indirilmesi talimatını verirken, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda Graham için, “Tanıdığım en büyük insanlardan ve senatörlerden biriydi. Her zaman çalıştı ve gerçek bir Amerikan vatanseveriydi. Lindsey çok aranacak” yazdı.

Rusya’nın yaptırım listesindeydi

Rusya yönetimine yönelik istikrarlı eleştirileriyle bilinen Graham, 2018 yılında Rusya’ya karşı hazırlanan ve “cehennem yaptırımları” olarak adlandırılan yasa tasarısının mimarlarından biriydi. Bu tasarıyla Rusya’nın devlet borcuna yönelik yaptırım kavramını ortaya atmış ve siber sektöre kısıtlamalar getirilmesini savunmuştu.

Rusya İçişleri Bakanlığı, Mayıs 2023’te Zelenskiy ile görüşmesinin ardından Graham hakkında arama kararı çıkarmıştı. Rusya Federal Mali İzleme Servisi (Rosfinmonitoring) ise Şubat 2024’te ABD’li senatörü terör ve ekstremizm destekçileri listesine dahil etmişti.

Lindsey Graham’a muhtaç olan sistem

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB askerlik çağındaki Ukraynalıların girişini kısıtlayacak

Yayınlanma

Avrupa Birliği, temmuz ayında kabul edeceği yeni direktifle askerlik çağındaki Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişine kısıtlama getirmeyi ve koruma statüsü vermeyi reddetmeyi planlıyor. Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk, hazırlıklarında son aşamaya gelinen ve Varşova yönetiminin de desteklediği düzenlemenin Mart 2027 tarihinde yürürlüğe gireceğini duyurdu.

Avrupa Birliği (AB), askerlik yükümlülüğü bulunan Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişini kısıtlamaya ve bu kişilere koruma statüsü verilmesini reddetmeye hazırlanıyor.

Polonya gazetesi Rzeczpospolita’nın Polonya İçişleri Bakanlığının göç politikasından sorumlu Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk’e dayandırdığı habere göre, konuya ilişkin AB direktifi temmuz ayında kabul edilecek ancak Mart 2027 tarihinde yürürlüğe girecek.

Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Duszczyk, düzenlemeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Değişiklikler üzerindeki çalışmalar tamamlanmak üzere. Polonya bu adımları destekliyor” ifadesini kullandı.

Yeni düzenleme kapsamında AB genelindeki geçici koruma statüsü, yalnızca Ukrayna resmi makamları tarafından verilmiş seferberlik tecil veya muafiyet belgesine sahip Ukrayna vatandaşları için geçerli olacak.

Kiev değişiklik talep etti

Ukraynalı mültecilere yönelik geçici koruma direktifindeki bu değişikliklerin doğrudan Kiev yönetiminin talebi doğrultusunda hazırlandığı belirtildi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, yaklaşık bir yıl önce 18-22 yaş aralığındaki Ukraynalı erkeklerin yurtdışında eğitim görmeleri ve çalışmaları için uygulanan çıkış yasağını kaldırmıştı.

Bu kararın ardından üç ay içinde 121 binden fazla Ukraynalı erkek Polonya’ya giriş yaparken, bu kişilerin büyük kısmının daha sonra Almanya’ya geçtiği kaydedildi.

Rzeczpospolita’nın paylaştığı verilere göre, güncel olarak Polonya’da 218 binden fazla askerlik çağında Ukraynalı erkek yaşıyor.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verileri ise AB topraklarında geçici koruma statüsünden yararlanan toplam Ukraynalı sayısının 4,3 milyon olduğunu gösteriyor. Bu kişilerin 1,2 milyonu Almanya’da, 960 bini ise Polonya’da ikamet ediyor.

Avrupa Komisyonu, haziran ayı sonunda askerlik çağındaki Ukraynalı erkeklere mülteci statüsü verilmemesini önermişti. Komisyon bu öneriyi, koruma ihtiyaçları ile Ukrayna’nın genel savunma kapasitesi arasındaki dengenin sağlanması gerekliliğiyle gerekçelendirmişti.

Ukrayna’nın demografi sorunu

Ukrayna Parlamentosu İnsan Hakları Yetkilisi Dmitro Lubinets, 20 Haziran tarihinde yaptığı açıklamada, Rusya ile yaşanan savaşın ardından 5,7 milyondan fazla Ukrayna vatandaşının ülkeyi terk ettiğini bildirmişti.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiga ise yurtdışında zorunlu olarak bulunan Ukraynalı sayısının 8 milyonu aştığını kaydetmişti.

Ukrayna Sosyal Politika, Aile ve Birlik Bakanı Denis Ulyutin, mayıs ayı itibarıyla ülke nüfusunun yaklaşık 22-25 milyon seviyesine gerilediğini açıklamıştı.

Ülkenin 2001 yılında yapılan son resmi nüfus sayımında Ukrayna nüfusu yaklaşık 48 milyon olarak kayıtlara geçmişti.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, yurtdışına giden askerlik çağındaki erkeklere cephedeki askerlerin rotasyonunun sağlanabilmesi için ülkeye geri dönme çağrısı yapmıştı. Ukrayna’da mevcut yasalara göre seferberlik yaşı 25 ile 60 yaş arasında uygulanıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English