Diplomasi
Rusya, Amerika’nın ‘altın kubbesini’ nasıl aşacak?

Savunma uzmanı İgor Garnov’un Rusya’nın önde gelen diplomasi yayınlarından Vzglyad‘da yer bulan makalesi, ABD’nin mevcut füze savunma sistemlerinin (FSS) yetersizliğine ve “Altın Kubbe” adı verilen yeni bir uzay tabanlı sistem geliştirme çabalarına odaklanıyor. Garnov, Elon Musk’ın SpaceX’inin bu yeni sistemin hayata geçirilmesindeki potansiyel rolünü vurgularken, “Altın Kubbe”nin Brilliant Pebbles ve Brilliant Eyes gibi eski projelerin modern bir versiyonu olabileceğini öne sürüyor. Garnov, bu sistemin Rusya’nın kitlesel nükleer saldırısına karşı tam koruma sağlamayacağını, fakat Çin gibi diğer ülkelerin potansiyelini önemli ölçüde sınırlayabileceğini belirtiyor. Sonuç olarak Garnov, ABD’nin bu alandaki stratejik hedeflerinin Çin’e karşı koymaya yönelik olabileceği değerlendirmesini yapıyor.
Rusya, Amerika’nın ‘altın kubbesini’ nasıl aşacak?
İgor Garnov
ABD’nin füze savunma sistemi (FSS), mevcut hâliyle yalnızca kıtalararası (stratejik) balistik füzelerin (KABF) savaş başlıklarını engelleyebildiği için “stratejik” olarak adlandırılıyor. Ancak bu sistem, tüm ülke toprakları için tam koruma sağlayamıyor.
Yer konuşlu GBI önleyici füzeleri kullanılarak inşa edilen bu sistem, tesadüfi (tekil) veya sınırlı saldırıyı püskürtmek üzere tasarlandı. KABF’leri engelleme kapasitesi, hedef başına iki füze harcanması durumunda en iyi ihtimalle yaklaşık yirmi hedefle sınırlı. Çoklu başlığa sahip KABF’ler için bu, 2 ila 6 füzenin savaş yüküne karşılık gelir. Fakat ABD topraklarına yönelik herhangi ciddi saldırı, yüzlerce KABF’nin yanı sıra FSS’yi aşma araçları ve çeşitli elektronik harp (EH) sistemlerini de içerecek. Amerikan FSS’nin yüzde 100 etkinlikle çalıştığı varsayılsa bile —ki bu teknik olarak imkansız— kitlesel saldırının ilk dakikalarında mühimmatını tüketerek bu kadar çok hedef karşısında yetersiz kalacak.
Deniz konuşlu SM-3 önleyici füzeleri ve kara konuşlu THAAD kompleksini stratejik FSS olarak sınıflandırmak tam olarak doğru olmaz. Bu sistemlerin görevi, orta ve ara menzilli füzeleri engellemek. Gerçek anlamda stratejik ve kitlesel saldırıyı püskürtme konusundaki yetenekleri ise sıfıra yakın.
Ancak şimdi Beyaz Saray, “Altın Kubbe” kod adlı yeni stratejik FSS’nin oluşturulmaya başlandığını duyuruyor. Bu yeni sistemin etkinliğinin çok daha yüksek olacağı belirtiliyor. Sistemin ilk taslakları şimdiden Pentagon başkanının incelemesine sunulmuş durumda.
Bu mümkün mü? Böylesine büyük ülkenin tüm topraklarını aşılmaz kalkanla kaplamak nasıl gerçekleştirilebilir? Bu soruyu yanıtlamak için ABD FSS’nin oluşturulma tarihindeki bazı anlara dönmek gerekiyor.
Reagan döneminin “Yıldız Savaşları” programı, ilgili geliştirmelerin durdurulduğuna dair açıklamalara rağmen aslında hiçbir zaman sona ermedi.
Sadece FSS sistemleri geliştirilirken ortaya konan hedefler, 1980’lerin ortalarında önde gelen süper güçlerin bile sahip olduğu teknik imkanlarla uyuşmuyordu. Kamuoyunun hafızasında daha çok fantastik projeler —nükleer pompalamalı X-ışını lazerleri, yörünge parçacık hızlandırıcıları, railgun’lar ve diğer benzeri sıra dışı tasarımlar— kaldı. Bu tür “devrimci” fikirlerin büyük çoğunluğu prototip aşamasına bile ulaşamadı. Daha “Yıldız Savaşları” programının başlangıcında, 1980’lerin ortalarında, ABD daha pratik ve nispeten basit yörünge tabanlı imha araçlarını araştırmaya yöneldi.
Böyle sistemin ilk taslak projesi Smart Rocks olarak adlandırıldı. Esasen, çok sayıda hafif önleyici füzeyle donatılmış ağır yörünge istasyonundan (sözde “garaj”) oluşuyordu. Bu konsept, savunmasız kabul edildi, çünkü böyle yörünge istasyonlarından sadece birinin bile imha edilmesi savunmada önemli gedik açıyordu. Aynı zamanda, füzelerin hafif yapılamayacağı ve uzayda yönlendirme ve manevra sistemlerinin yeniden geliştirilmesi gerektiği anlaşıldı.
İkinci proje Brilliant Pebbles adını aldı. Fikir olarak Smart Rocks programını takip ediyordu, fakat birkaç büyük savaş yörünge istasyonu yerine, yörüngeye çok sayıda önleyici füzenin bireysel kapsüller içinde yerleştirilmesini öngörüyordu. Barış zamanında bu önleyici füzeler kendi nöbet yörüngelerinde bulunacak, kitlesel saldırı tespit edildiğinde ise düşman KABF’lerini uzaya çıktıktan hemen sonra engellemeye başlayacaktı.
Brilliant Pebbles programı oldukça gerçekçiydi ancak aşırı pahalıydı. ABD topraklarını korumak için uzaya 7 binden fazla önleyici kapsül yerleştirmek gerekiyordu. O dönemde ABD Uzay Kuvvetleri ve NASA bu kapasiteye sahip değildi. Ancak bu program da tamamen rafa kaldırılmadı.
1980’lerin “Yıldız Savaşları” sadece imha araçlarının geliştirilmesiyle sınırlı değildi. En önemli bileşenlerinden biri, yeni uzay tabanlı takip ve hedef belirleme sistemleriydi. Daha sonra SBIRS olarak yeniden adlandırılan Brilliant Eyes projesinden bahsediyoruz. Bu sistem hem jeostatik yörünge (geniş alanları gözlemlemek için) hem de alçak yörünge (SBIRS LEO) versiyonlarında oluşturuluyordu.
Brilliant Pebbles gibi, SBIRS LEO programı da önemli teknik zorluklarla karşılaştı. Yine de bu program kapsamında, balistik hedefleri takip etme ve FSS unsurları için hedef belirleme yeteneğini doğrulayan çalışan prototipler inşa edildi ve test edildi. Fakat sistemin tam ölçekli konuşlandırılması yörüngede birkaç uydu değil, birkaç yüz uydu gerektiriyordu. ABD, SBIRS prototiplerinin test edildiği 2000’lerin başında bile bu tür imkanlara sahip değildi.
Ancak Amerikalı girişimci ve mühendis Elon Musk ve şirketi SpaceX’in çabaları sayesinde gözlerimizin önünde her şey yeniden değişiyor. Şirketin Starlink uydu sisteminin yörüngedeki uydu sayısı Nisan 2025 itibarıyla 5 bin 200’ü aşıyor ve toplamda 6 binden fazla uydu fırlatıldı. Planlanan tam uydu takımyıldızı en az 12 bin uydudan oluşuyor.
Starlink uydu takımyıldızının uyduları 2020 yılında uzaya yerleştirilmeye başlandı. Böylece SpaceX, her yıl 1000’den fazla karmaşık donanıma sahip uydu sistemini yörüngeye çıkardı. Aynı zamanda, bu uyduların seri üretimi, takımyıldızının iletişim ve kontrol sistemleri ile yer altyapısı unsurları da geliştirildi. Küresel, parazite dayanıklı iletişim sistemi olarak savaş alanındaki değerini Ukrayna’da bizzat gözlemliyoruz.
Karşımızda, uydu platformlarının büyük ölçekli seri üretimi ve bunların bireysel yörüngelere kitlesel olarak fırlatılması için ayarlanmış sistem bulunuyor. Bu, Brilliant Pebbles ve SBIRS LEO programlarının başarılı şekilde uygulanması için eksik olan şeydi.
Elbette, ABD’nin yeni stratejik FSS’si resmi olarak rekabetçi başvuruların değerlendirilmesi sonucunda seçilecek. Fakat 40 yıllık araştırma ve geliştirme geçmişiyle gelecekteki projenin genel mimarisi halihazırda belirlenmiş olduğundan, bu rekabeti daha çok formalite olarak değerlendirebiliriz. Yürütülen rekabetin detayları daha çok ilgili şirketler arasında finansmanın dağıtılması, sistem bileşenleri için yüklenicilerin seçilmesi ve uygulama hatlarının netleştirilmesiyle ilgili. Ayrıca, yenilikçiliği vurgulamak için isimler değiştirilecek; örneğin, SBIRS LEO şimdiden NG OPIR, yani Yeni Nesil Sürekli Kızılötesi Gözetleme Sistemi gibi gelecek vaat eden isme kavuştu. Sonuç olarak, büyük ihtimalle ABD’nin yeni FSS’si, yeni bileşen tabanı kullanılarak Brilliant Pebbles ve Brilliant Eyes’ın 2.0 sürümünün yeniden basımı olacak.
Böyle çözüm zarafetten yoksun değil. Gerekli tüm teknolojiler prototip düzeyinde zaten test edildi, geriye sadece deneysel tasarım çalışmaları ve büyük ölçekli seri üretimin organizasyonu kalıyor.
Sistemin ana savaş unsuru da mevcut; bu, şu anda GBI füze platformunda bulunan EKV kinetik önleyicisi. Dahası, burada seçenekler de mümkün. Örneğin, SM-3 için geliştirilen küçük boyutlu LEAP savaş başlığı, uzay tabanlı versiyonda ana sorunundan —geliştirildiği uçaksavar füzesinin enerjisiyle sınırlı olan kullanılan füze platformunun düşük menzili— kurtuluyor. Belki de konuşlandırılacak yörünge imha araçlarının bileşiminde her iki kinetik önleyici türü de kullanılacak: Yörüngenin orta kısmında engelleme için uzun menzilli ağır EKV ve kıtasal ABD enlemlerinde yerel olarak koruma yoğunluğunu artırmak için nispeten kısa menzilli hafif LEAP.
Brilliant Eyes ve SBIRS LEO’dan miras kalan sensör sistemi de test edildi. Seri üretime geçememesinin nedeni çok karmaşık olması değil, yüzlerce uyduyu kitlesel olarak yörüngeye çıkarma imkanlarının olmamasıydı. Starlink ağının konuşlandırılmasındaki deneyim burada tam olarak kullanılabilir.
Brilliant Pebbles tasarlandığı zamanlarda hantal ve pahalı olan taktik bilgi değişim ağı halihazırda mevcut, yani Starlink.
Tüm savaş platformları ve sensör takımyıldızını kapalı devre uydu internetine bağlamak yeterli. Bu durumda, tüm iletişim sistemi ek parazit koruma özellikleri de kazanır, zira herhangi yer tabanlı röle kullanmaz ve uydu platformlarının doğrudan görüş hattındaki yörüngelerde iletişim, EH etkisine karşı bağışık olan lazer sistemleri kullanılarak gerçekleştirilebilir. Bu tür alıcı-vericiler Starlink bünyesinde zaten test edilmiş ve seri olarak üretiliyor. Bunların gelecekteki savaş uydu platformlarına monte edilmesi basit teknik görev.
Gelecekteki “Altın Kubbe”nin büyük ihtimalle, yer tabanlı bölgesel FSS füzeleri de dahil olmak üzere başka savunma katmanları da olacak. Ancak kavramsal temeli neredeyse kesinlikle Brilliant Pebbles 2.0 fikri olacak; belki de günümüzde yapay zeka ile ilişkilendirilen modern sensörlerin ve görüntü tanıma algoritmalarının kabiliyetleri dikkate alınarak güncellenmiş hâliyle. Bileşen tabanının geliştirilmesi, sensör kompleksini ve sistemin savaş unsurlarını hafifletmeyi, 1980’lerin teknolojilerine kıyasla seri üretimlerini basitleştirmeyi ve yörüngeye fırlatılacak pakete tekil değil, onlarca uydu platformu sığdırmayı sağlayacak.
Sistemin ana avantajları seriliği, tekrarlanabilirliği ve genişletilebilirliği olacaktır. Konuşlandırmaya yüzlerce unsurla başlanabilir ve uydu takımyıldızı kademeli olarak hesaplanan gerekli 7 bin ve daha fazlasına doyurularak, modüler yapım prensibinden yararlanılarak oluşturulan FSS’nin yetenekleri planlı şekilde artırılabilir.
Bu analiz, Reuters‘ın yeni yayımladığı ve gelecekteki “Altın Kubbe”nin altyapısı için açılan ihalede ana yüklenici rolü için favorinin SpaceX şirketi olduğunu iddia eden haberle de doğrulanıyor. Haberde ayrıca Palantir ve Anduril şirketlerinden de bahsediliyor. Muhtemelen bu şirketler sensör sisteminin üretimi ve kontrol algoritmalarının geliştirilmesiyle ilgilenecek, SpaceX ise oluşturulan sistem unsurlarının yörüngeye kitlesel olarak çıkarılmasını sağlayacak. Yani “Kubbe”nin temeli yer tabanlı değil, uzay tabanlı olacak.
Böyle “Altın Kubbe” aşılamaz mı olacak? Hayır. Rusya’nın FSS’yi aşma kompleksleri mevcut hâliyle sadece sahte hedefleri ve parazit oluşturucuları değil, aynı zamanda FSS unsurlarına karşı fiziksel karşı koyma araçlarını da içeriyor. Yani kitlesel saldırıda, hedefe ulaştırılan savaş yükünü hafifçe azaltarak hedefe giden yolu açabiliriz.
Ancak bu yol sadece nükleer kulübün seçkinleri için geçerli ve oluşturulan sistem, iyi planlanmış kitlesel nükleer saldırıya karşı güvenilir araç olarak lanse ediliyor. Fakat yetenekleri, ABD’de halihazırda konuşlandırılmış yer tabanlı FSS sistemlerini kat kat aşıyor. Ayrıca, başlangıçtan itibaren genişletilebilir sistem olarak tasarlanıyor.
Reuters, uydu takımyıldızının ilk aşamasının 400 ila 1000 yörünge platformundan oluşacağını belirtiyor. Böyle küresel kapsama ağı, yaklaşık olarak Birleşik Krallık, Hindistan, Fransa’nın balistik saldırı nükleer potansiyeline karşılık gelen 150 kadar savaş başlığını engelleyebilecek; ancak Rusya’nınkini değil. Fakat sistemin ilk aşaması bile Kuzey Kore veya İran tarafından ABD topraklarına yönelik saldırı olasılığını güvenilir şekilde engellemiyor. Starlink uydu platformlarının seri üretim hacimlerine bakılırsa, ilk aşamanın konuşlandırılma süresi iki yıl veya biraz daha fazla olarak tahmin edilebilir.
Ancak bu aşama kesinlikle son olmayacak. ABD’nin FSS hedefleri nükleer süper gücün saldırısına karşı mutlak koruma sağlamaya kadar uzanmasa da, şu anda potansiyeli 350 ila 400 savaş başlığı olarak tahmin edilen Çin’den gelebilecek olası saldırıyı tamamen engelleyebilir veya en aza indirebilir. Böyle saldırının püskürtülmesi —ki bu Çin’in sahip olduğu her şey— oluşturulan “Altın Kubbe”nin ikinci etabının hizmete girmesiyle gerçekçi hâle geliyor. Bu, beş ila yedi yıl içinde gerçekleşebilir. ABD dış politikasının değişen vektörü ışığında, orta vadede “Altın Kubbe” unsurlarının konuşlandırılması ve üretiminin kilit hedefinin büyük olasılıkla Çin’in stratejik potansiyeline karşı koymak olacağı söylenebilir.
Diplomasi
Pentagon raporu: İran savaşında ABD üsleri vuruldu, mühimmat stoğu eridi

ABD Savaş Bakanlığı denetim raporu, İran savaşının ilk dört ayında Amerikan ordusunun cephane darboğazı yaşadığını ve onlarca hava aracını kaybettiğini ortaya koydu. Bölgedeki diplomatik ve askeri üslerde ağır yıkım meydana gelirken, onarım harici operasyonel maliyet 33,4 milyar dolara ulaştı.
ABD Savaş Bakanlığı Genel Müfettişliği, İran ile yürütülen çatışmalara dair ilk özel denetim raporunu yayımladı. Belgede, ABD ordusuna ait mühimmat stoklarındaki erime, üslerde meydana gelen yıkım ve hava aracı kayıpları resmi verilerle kayıt altına alındı.
Savaşın başladığı 28 Şubat ile 30 Haziran arasındaki dönemi inceleyen çalışma; ABD ve İsrail öncülüğündeki askeri harekatın maliyetini, kapsamını ve operasyonel neticelerini ortaya koyuyor.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yetkilileriyle yapılan görüşmelere dayanan raporda, İran’ın Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Irak, Umman ve Ürdün’deki Amerikan üslerini hedef aldığı; yüzlerce bina ve yapıyı yıktığı veya ağır hasara uğrattığı kaydedildi.
Amerikan televizyonları NBC News ve CNN‘in aktardığı raporda, çatışmalar ilerledikçe kritik mühimmat stoklarının azaldığı ve tedarik zincirinde tıkanıklıklar yaşandığı kabul edildi.
Savaş Bakanlığının bu açığı kapatmak amacıyla tedarik ve üretim takvimlerini öne çekmeye, stratejik parça ve cephaneyi önceden depolamaya çalıştığı ifade edildi.
Savaş Bakanı Pete Hegseth, daha önce stokların kritik seviyeye indiği yönündeki iddiaları reddetmişti. ABD Başkanı Donald Trump ise pazartesi günü yaptığı açıklamada, ülkesinin “tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok, üstün nitelikli silah ürettiğini” savundu ve sevkiyatın sürdüğünü dile getirdi.
Trump iki hafta önce de benzer haberlere tepki göstererek mühimmatın “neredeyse sınırsız” olduğunu öne sürmüştü.
Denetim raporuna göre çatışmaların ilk dört ayı ABD bütçesine yaklaşık 33,4 milyar dolarlık doğrudan yük getirdi. Yıkılan askeri altyapının imar masraflarını içermeyen bu faturanın 22,3 milyar dolarını harcanan mühimmat, 3,7 milyar dolarını teçhizat kaybı, 7,4 milyar dolarını ise diğer giderler oluşturdu.
NBC News temmuz ayında, iç hesaplamalara hakim yetkililere dayanarak asıl maliyetin 80 ila 100 milyar doları bulabileceğini aktarmıştı. Pentagon ise aynı dönemde harcamayı 37,5 milyar dolar olarak duyurmuş, ancak bu toplama hava araçlarının ikamesi, üslerin tamiri ve azalan cephanenin yenilenmesi dahil edilmemişti.
Resmi kayıtlarda askeri hava filosunun gördüğü zarar da detaylandırıldı. Dört adet F-15E taarruz uçağı ile bir F-35A savaş uçağının kullanılamaz hale geldiği veya ağır darbe aldığı aktarıldı.
Bir A-10 Warthog, 12 adet KC-135 yakıt ikmal uçağı ve dokuz farklı hava aracı tamamen kaybedildi. Kongre Araştırma Servisi verilerine göre haziran sonuna kadar 30’u aşkın MQ-9 insansız hava aracı da düşürüldü.
İran ve bölgedeki müttefik unsurların saldırıları, CENTCOM’un operasyon merkezlerini, personelini ve ikmal depolarını tahliye etmesine yol açtı.
CNN’in geçtiği ayrıntılara göre ordu, tıbbi tahliye helikopterlerini Irak ve Kuveyt’ten çekmek zorunda kaldı. Hava unsurlarının güvenli hatlara kaydırılmasıyla yaralı nakilleri karayoluna ve bölgedeki yerel ambulanslara devredildi.
Çatışmaların başında 20 bini aşkın askeri ve diplomatik personelin görev yeri değiştirildi; Avrupa üslerinden operasyonları desteklemek için 5 bine yakın uçuş icra edildi.
Tahribat deniz gücünü de etkiledi. İran’ın Bahreyn’deki ana ABD donanma lojistik üssünü insansız hava araçları ve balistik füzelerle vurduğu doğrulandı.
ABD Deniz Kuvvetleri Bakan Vekili Hung Cao merkezin “yerle bir edildiğini” kaydederken, ikmal operasyonları Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia Adası’na taşındı. Bu durum deniz birliklerinin lojistik döngüsünü 14 ila 18 güne çıkardı, posta dahil temel hizmetlerde aksamalar yarattı. CNN’in haberine göre istihbarat ve ordu çevreleri, personelin bölgede kalıcı olarak azaltılması seçeneğini değerlendiriyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı ile ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) müfettişlerinin katkı sunduğu veriler, diplomatik misyonlardaki fiziki hasarın 184 milyon dolar olduğunu gösterdi.
Durma noktasına gelen inşaat projelerinin yarattığı 25 milyon dolarlık fatura ile hariciyedeki zarar 208 milyon doları aştı.
Riyad Büyükelçiliği mart başında iki insansız hava aracıyla vurulurken, yerleşkede CIA operasyonlarına ayrılan birim hasar gördü.
Dubai Konsolosluğu darbe aldı; faaliyetlerini askıya alan Kuveyt Büyükelçiliği ise acil durum seviyesinde ancak haziran sonunda açılabildi.
Irak’taki tesislere 600’den fazla saldırı gerçekleştiği ve 157 milyon dolarlık hasarla en büyük faturanın bu ülkede çıktığı aktarıldı. Bölgedeki 3 bin 500 diplomatik çalışan ve ailesi zorunlu tahliye protokolüyle tahliye edildi.
Hazırlanan denetim belgesinde, harekatın ilk aşamasında İran’da bir ilkokulun hedef alınmasına değinilmedi.
Ordunun bu bombalamaya ilişkin yürüttüğü iç soruşturma henüz tamamlanmadı.
Askerlerin yıpranma payına yer vermeyen raporda, uzun süreli görevin ardından San Diego’ya dönmek üzere yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki koşullar da kapsam dışında kaldı.
Diplomasi
Avustralya, AB ile ilişkilerde Kanada’yı takip edecek

Avustralya, ABD ile giderek tırmanan bir ticaret anlaşmazlığıyla karşı karşıya kalması nedeniyle Kanada’nın AB ile daha yakın ilişkiler kurma çabalarına destek veriyor.
Wall Street Journal’ın, Kanada’nın AB’de “ortak üye” statüsünü değerlendirdiğini bildirmesinin ardından, Başbakan Mark Carney ülkesinin tam üyelikten ziyade blokla “benzersiz bir ittifak” kurmayı hedeflediğini açıklamıştı.
Avustralya Ticaret Bakanı Don Farrell da salı günü Sydney Morning Herald gazetesine verdiği demeçte, “Aynı görüşteyiz. Carney’in atacağı adımları büyük bir ilgiyle takip edeceğiz,” dedi.
Farrell, Avustralya’nın AB ile daha derin bir ilişki kurmak için aktif olarak çaba gösterip göstermediği veya bunun ne şekilde gerçekleşebileceği konusunda ayrıntılı bilgi vermedi.
Avustralya, Washington ile uzun süredir devam eden güvenlik anlaşmasına ve serbest ticaret anlaşmasına rağmen, ABD’nin ihracat ürünlerine uyguladığı gümrük vergileriyle karşı karşıya kalmasının ardından ticaretini çeşitlendirmeye çalışıyor.
WSJ’ye göre Kanada ve AB, yapay zeka, enerji, savunma ve kritik mineraller gibi kilit sektörlerdeki Kanadalı mal, hizmet ve işçilerin serbest dolaşımına izin vermeyi görüşüyor ve bu da fiilen AB sınırını kaydırmak anlamına geliyor.
Kanada, AB’ye üyeliği değil, “benzersiz bir ittifak” kurmayı hedefliyor
Görüşmeler, denizaltı kabloları, veri merkezleri, bulut depolama, uydu ağları ve enerji nakil tesisleri gibi ortak altyapı projelerini de kapsıyor.
Gazete, ismi açıklanmayan iki yetkiliye atıfta bulunarak, Carney’in Kanadalıların AB’de vizesiz olarak yaşamasına ve çalışmasına izin verilmesi konusunda AB liderleriyle, özellikle de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile düzenli olarak görüşmeler yaptığını bildirdi.
Farrell, mesafeler göz önüne alındığında fiber optik kablolar hariç olmak üzere, AB ile gelecekteki düzenlemelerde tüm seçeneklere açık olduğunu belirtti:
“Dünya, korumacılar ve serbest ticaret yanlıları olarak ikiye ayrılıyor. Son 50 yıldır Avustralya’nın refahının tamamen dünyayla olan ilişkilerimize bağlı olduğu tartışılmaz bir gerçek.”
Avustralya ve AB, sekiz yıllık müzakerelerin ardından Mart ayında bir serbest ticaret anlaşması imzaladı.
Bu anlaşma, neredeyse tüm mallardaki gümrük vergilerini kaldırdı ve AB’nin Avustralya’nın kritik minerallerine erişimini potansiyel olarak kolaylaştırdı.
Diplomasi
Suudi Arabistan, Yemen direnişine karşı İngiltere’den askeri yardım istedi

İngiliz Başbakan Andy Burnham, Suudi Arabistan yönetiminden gelen Yemen’e yönelik askeri yardım taleplerine karşılık vermeyi değerlendiriyor.
Kaynakların Bloomberg’e aktardığına göre, başbakan Suudi Arabistan’dan çeşitli diplomatik ve askeri destek talepleri aldı.
Kaynaklar, Suudi Arabistan’ın taleplerinin arasında, Ensarullah’ın (Husiler) Yemen’in Kızıldeniz kıyısı boyunca stratejik öneme sahip Bab el-Mendeb Boğazı’na doğru ilerlemesini püskürtmek için ordusuna operasyonel destek sağlanmasının yanı sıra, petrol altyapısına yönelik saldırılara karşı savunma konusunda yardımın da yer aldığını belirtti.
İran savaşının yarattığı iktisadi güçlükler nedeniyle hareket geçme baskısı altında olan Burnham, bir yandan da Birleşik Krallık kamuoyunun savaşa ezici bir çoğunlukla karşı olması nedeniyle, Donald Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü savaşı desteklediği izlenimi uyandırmaktan da endişe duyuyor.
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Donald Trump’tan Yemen direnişine yönelik hava saldırıları düzenlemesi istediği yönünde haberler çıkmıştı.
Şu anda Birleşik Krallık, Suudi Arabistan’a yalnızca İngiliz askeri danışmanların gönderilmesini onaylamış durumda.
Bu durum, Suudi Arabistan’ın Yemen güçlerinin kıyı şeridinde yürüttüğü operasyonları durdurmak için operasyonel destek talebine rağmen gerçekleşti.
Eski Birleşik Krallık başbakanları Rishi Sunak ve Keir Starmer, Yemen direnişine karşı Suudi Arabistan’a daha kapsamlı destek sağlamıştı.
Başbakan ayrıca Birleşik Krallık yetkilileri tarafından, Bab el-Mendeb Boğazı’nın küresel deniz taşımacılığı ve ekonomi açısından hayati önem taşıdığı ve bu boğazın Husilerin eline geçmesinin önlenmesi gerektiği konusunda uyarıldı.
Pazartesi günü erken saatlerde Bloomberg, Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı petrol boru hattını kapatmasının ardından Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol sevkiyatlarının miktarını artırmaya çalıştığını bildirdi.
Avrupa1 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa1 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa1 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya7 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Ortadoğu6 gün önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Dünya Basını2 hafta önceÇin-Mısır ortak tatbikatı, Pekin’in askeri erişiminin göstergesi
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 3: Kapitalizmin (önlenemeyen) ölümleri









