Ortadoğu
İsrail’de sivil itaatsizlik tartışması: “İntifada arifesinde ordu parçalanmak üzere”

“Değerlendirmelerin tümü, Mart ayı sonlarında Batı Şeria’da bir isyan, şiddet ve terör saldırıları dalgasının patlak verebileceğine işaret ediyor. Böyle bir durum, kara kuvvetlerinden, hava kuvvetlerinden ve istihbarat birliklerinden on binlerce yedek askerin çağrılmasını gerektirecektir. Ancak hükümetin yargıyı ve hükümet denetimini zayıflatma girişimi devam eder ve buna yönelik protestolar yoğunlaşarak sivil itaatsizliğe dönüşürse, orduda görev almama, IDF’yi çökmekle tehdit edecek boyutlara ulaşacaktır.”
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun aşırı sağcılarla ittifak yaparak kurduğu koalisyon hükümetinin attığı adımlar Filistinlileri endişelendirdiği kadar Yahudi vatandaşlarda da kırılma yaratmış durumda. Batı Şeria’da yasadışı Yahudi yerleşimlerinin genişletilmesi ve yasalaştırılması için atılan saldırgan adımlar, hem Arap vatandaşlara hem de muhalif İsraillilere yönelik ötekileştirici dil ve merkez ve sol partilerin “demokrasiye tehdit” gördükleri yargı reformu… İsrail tarihinin en sağcı hükümeti göreve geldiğinden bu yana geçen iki ayda, ülkede temelde Filistin-İsrail sorununa odaklı politik ayrışmaya ek olarak İsrail toplumu laik-aşırı dindar ile diktatörlük- “demokrasi” temelinde bir ayrımın da eşiğinde. İsrail toplumundaki bu kutuplaşma, koalisyon ortaklarına paylaştırılan yetkiler nedeniyle yetki karmaşasının yaşandığı güvenlik birimlerinde de tartışma yaratmış durumda. İsrail basınında hemen her gün eski ya da mevcut güvenlik görevlilerinin İsrail hükümetinden duyduğu rahatsızlık dile getiriliyor.

İsrail güçleri ve yerleşimcilerin, Zatera beldesinde düzenledikleri kundaklamalarda Filistinlilere ait çok sayıda araç kullanılmaz hale geldi. Foto: Issam Rimawi / AA
“Ben-Gvir ve Smotrich saldırganları destekledi”
Batı Şeria’nın kuzeyindeki Huvvara beldesinde ise 26 Şubat’ta iki Yahudi yerleşimcinin silahlı saldırıda öldürülmesi ve aynı günün akşam saatlerinde yüzlerce Yahudi yerleşimcinin İsrail ordusunun gözetiminde Huvvara beldesine gelerek Filistinlilere karşı “toplu intikam” saldırıları düzenlemesi ülkede gerilimi iyice tırmandırdı. İsrail Kamu Yayın Kuruluşunun (KAN) haberinde, İsrail kabinesinin aşırı sağcı üyelerinden Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Nablus’a bağlı Huvvara beldesinde Filistinlilere karşı organize saldırılara girişen Yahudi yerleşimcileri desteklemekle itham edildi. Haberde, “(Adı paylaşılmayan) Üst düzey güvenlik kaynakları, bakanlardan Bezalel Smotrich ve Itamar Ben Gvir ile bunların partilerinden (Dini Siyonizm ve Yahudi Gücü) milletvekillerini, Huvvara’daki Yahudi isyancıları desteklemek ve Batı Şeria’da gerilimi daha da artırmaya çalışmakla suçladı” ifadelerine yer verildi. Huvvara’daki hadisenin “iyi organize edildiğine” işaret edilen haberde, “Yahudi gençlerin önceden hazırlanmış molotof kokteylleriyle beldeye girdikleri” vurgulandı.
Aynı bağlamda, “Israel Hayom” gazetesi de, güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, “Huvvara olaylarına karışanların siyasi düzeyde desteklendiğini” aktararak, “saldırılara karıştıkları tespit edilen ve gözaltına alınan 7 Yahudi şüpheliden 6’sının serbest bırakıldığını” yazdı.
“Teröristlerin iktidar koalisyonunda temsilcileri var”
Haaretz‘den Yossi Verter ise Huvvara’dakine benzer olayların daha önce de yaşandığını ancak bu yaşanan son olayın farklı olduğunu yazdı. Verter’e göre “artık Yahudi teröristlerin iktidar koalisyonunda temcilcileri var.” Verter, Yahudi terörünü öven iktidar milletvekilleri olduğunu bazılarının da sessiz kalarak şiddeti desteklediklerini belirtti. “Netanyahu düşerken İsrail’i de dibe batırıyor” başlıklı yazında Verter, şu çarpıcı tespitte bulundu: “İki ay önce Netanyahu ülkeyi makul mekanik bir durumda teslim aldı. O zamandan beri elli dokuz gün geçti ve ülke sadece çökmüş, hırpalanmış değil, paramparça olmuş durumda. Hayatımızın her köşesinde kaos hüküm sürüyor; şiddet, artan suç, vahim durumdaki güvenlik ve daha da kötüye giden ekonomi… Ve emin olabileceğimiz bir şey varsa, o da her şeyin çok daha kötüye gideceği ve bunun çok yakında olacağıdır.”
‘Sivil itaatsizlik çağrıları spekülasyon değil’
New York Times‘tan Thomas L. Friedman’ın kaleme aldığı “Netanyahu İsrail toplumunu parçalıyor” başlıklı makalede de Yahudi yerleşimciler ve Filistinliler arasındaki şiddetin yeni olmadığı, yeni olan durumun buradaki şiddeti kontrol altına alma görevinin İsrail tarihindeki en aşırı sağ, ultra Ortodoks ve tüm Batı Şeria’yı ilhak etmek isteyen hükümette olduğu hatırlatıldı. Öte yandan makalede, İsrail demokrasisini gerçekten parçalayabilecek yeni faktörün, Netanyahu’nun ‘yargı reformu’ adı altında İsrail Yüksek Mahkemesi’nin bağımsızlığını sona erdirme planı olduğuna dikkat çekildi: “Halkın çoğunluğunun yargının devrilmesine karşı olduğunu gösteren anketleri görmezden gelen – ve İsrail Cumhurbaşkanı ile Amerikan Başkanının bu konuda ulusal bir diyalog sağlanana kadar değişiklikleri erteleme çağrılarına rağmen – Netanyahu ve aşırılık yanlısı müttefikleri, meseleyi önümüzdeki bir kaç hafta içinde Meclis’ten geçirmek için acele ediyorlar.”
Makalede, eski MOSSAD Şefi Danny Yatom’un Kanal 13’e yaptığı yargı reformu yasasının Meclis’ten geçmesi durumunda hükümetten gelen emirlere itaatsizliğin meşru olacağına ilişkin açıklamaya atıf yapıldı. “Bu boş bir spekülasyon değil” diyen Friedman, The Times of Israel’in Askeri İstihbarat Özel Harekat Birimi’nden yaklaşık 250 subayın istifa mektubu hazırladığına ilişkin haberini de hatırlattıktan sonra şunları yazdı: “İsrail hiçbir zaman bir Filistin intifadası, bir Yahudi yerleşimci intifadası ya da bir yargı intifadası yaşamadı. Ancak bu, Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümeti göreve geldiğinden beri gün yüzüne çıkmaya başladı.”

İsrail Savunma Bakanı, Huvvara ziyareti sonrası “Bizi zor günler bekliyor” açıklaması yaptı. Foto: İsrail Savunma Bakanlığı
‘En büyük endişe: Ordunun dağılacağı korkusu’
Haaretz‘den Yossi Melman da yargı reformuna karşı sivil itaatsizlik çağrılarının İsrail ordusu üzerindeki etkilerini anlatan bir makale kaleme aldı. “Yeni bir intifada arifesinde İsrail ordusu parçalanmak üzere” başlıklı bir makalede, “İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’nin bugünlerde en büyük ve en acil endişesi, ne İran ne de herkesin yakında patlak vermesini beklediği Filistin ayaklanması. Aksine, ordunun dağılacağı korkusu” diyen Melman, nüfusun giderek artan bir bölümünün askerlik hizmetini yapmayı reddettiğini söylüyor. Melman’a göre bunun iki sebebi var: Birincisi yargı reformu ikincisi mevcut hükümetin koalisyon anlaşmalarının ultra-Ortodoksları bugün olduğu gibi sadece fiilen değil, hukuken de askerlik hizmetinden muaf tutacak hükümleri.
“Her geçen gün, Genelkurmay Başkanı, subaylar ve sahadaki komutanlar, göreve gelmeyeceklerini veya en azından bu seçeneği düşündüklerini açıklayan daha fazla yedek asker görüyor. Diğerleri, yasayı çiğnemekten kaçınmak için çağrı emirlerine uyarlarsa, arka tarafta önemsiz işler verilmesini isteyeceklerini söylüyor” diyen Melman, Halevi’yi daha da endişelendirecek gelişmenin görevdeki genç subayların sözleşmelerinin yenilenmesini reddetmesi olduğunu belirtti:
“Şu anda kaç yedek askerin hizmet vermeye isteksiz olduğu bilinmiyor. Ancak temkinli tahminlere ve hem kıdemli hem de kıdemsiz eski komutanlarıyla yapılan konuşmalara dayanarak, binlerce kişi ya tereddüt ediyor ya da göreve gelmeyi açıkça reddediyor. Sayı kesinlikle medyada bildirilenden çok daha fazla.”
‘IDF çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir’
500 eski Şin Bet (yurt içi gizli servis) ajanının yargı reformuna karşı imza toplandığını ve eski Mossad çalışanlarının da benzer bir kampanyaya hazırlandığını anlatan Melman, MOSSAD Direktörü David Barnea’nın, rütbesi departman başkanı seviyesinin altında olan mevcut çalışanların yargı reformuna karşı yapılan gösterilere katılmasına izin verdiğine dikkat çekti. Melman, basına da yansıyan IDF’nin en seçkin ve gizli birimlerinden Askeri İstihbarat’a bağlı özel harekat birimindeki 200 kadar yedek askerin yargı reformu Meclis’ten geçtiği taktirde görev yapmayı reddedeceklerine ilişkin mektuba da dikkat çekti: “Artan askerlik reddi, IDF (İsrail Savunma Kuvvetleri) için özellikle zor bir zamanda geliyor. Filistinlileri normal zamanlarda bile daha fazla huzursuzluğa sürükleme eğiliminde olan Müslümanların kutsal ayı Ramazan bir ay sonra başlayacak. İsrail’de tutuklu bulunan Filistinliler, bayram arifesinde açlık grevine başlayacaklarını açıkladı. Askeri İstihbarat ve Şin Bet değerlendirmelerinin tümü, Mart ayı sonlarında Batı Şeria’da bir isyan, şiddet ve terör saldırıları dalgasının patlak verebileceğine işaret ediyor. Bu yeni bir intifadaya yol açabilir. (…) Böyle bir durum, kara kuvvetlerinden, hava kuvvetlerinden ve istihbarat birliklerinden on binlerce yedek askerin çağrılmasını gerektirecektir. Ancak hükümetin yargıyı ve hükümet denetimini zayıflatma girişimi devam ederse ve buna yönelik protestolar yoğunlaşarak sivil itaatsizliğe dönüşürse, orduda görev almama, IDF’yi çökmekle tehdit edecek boyutlara ulaşacaktır.”
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı












