Ortadoğu
Suriye diplomasisi ve operasyon için zemin arayışı

Türk Ordusu, İstiklal Caddesi’ndeki terör saldırısından sonra 20 Kasım’dan bu yana Suriye ve Irak’ın kuzeyindeki şeride hava operasyonu düzenliyor. Suriye’de yeni bir kara harekatının zamanlaması ise seçimler, ABD ve Rusya ile ilişkiler, Şam’la normalleşme gündemi olmak üzere 3 temel faktör tarafından belirlenecek.
Ankara operasyon kararlılığını yinelerken Rusya, 2019’da Barış Pınarı harekatından sonra varılan Soçi anlaşmasının gereği olarak YPG’nin sınırın 30 kilometre sınırdan uzaklaşması için temaslarını sürdürüyor. Ankara ve Şam arasındaki arabuluculuk girişimleri de Rusya’nın çabalarının en önemli parçası. ABD’li yetkililerden ise olası bir kara operasyonuna karşı Türkiye’ye uyarılar gelmeye devam ediyor.
Katar merkezli El Cezire’nin Türk kaynaklara dayandırdığı haberine göre, terör örgütü YPG’nin Menbiç, Tel Rıfat ve Ayn El Arap’tan çekilmesi için Türkiye, ABD ve Rusya’ya iki hafta süre verdi.
Rusya’nın girişimleri
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “siyasette küslük olmaz” , “vakti zamanı geldiğinde Suriye başkanı ile görüşmeye gidebiliriz” açıklamalarına Şam, temkinli yaklaşımını sürdürüyor. Operasyon hazırlıklarıyla aynı döneme denk gelen Esad ile görüşme mesajlarına yönelik Şam’daki ilk değerlendirme bu açıklamaların “seçim odaklı” olduğu yönünde. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın danışmanı Büseyna Şaban katıldığı bir TV yayınında medyadaki bu açıklamaların gerçek girişimlerle desteklenmediğini söyledi. Şaban konuşmasında yaklaşan seçimlerin de bu açıklamalarda etkili olabileceği değerlendirmesinde bulundu.
Reuters kaynaklı bir habere göre ise Şam yönetimi Rusya’nın arabuluculuk girişimlerine “direniş” gösteriyor. Reuters’in anonim kaynaklara dayandırdığı haberinde Şam’ın, seçim öncesi Erdoğan’ın mülteciler meselesinde elini güçlendirmek istemediği belirtiliyor. Ancak Suriye devlet medyasında Türkiye’den gelen görüşme mesajlarına ilişkin resmi bir açıklama bu süreçte yer bulmadı. Lübnan ve İran medyasında çıkan haberlere göre de Esad, gazetecilerle Kasım ayında yaptığı bir toplantıda “Türkiye’den söz değil icraat beklediklerini” söyledi.
Rusya’nın Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev ve Rus heyetin 8-9 Aralık’ta Türkiye’de yapacağı temaslar da pazarlıkların gidişatının anlaşılması bakımından önemli. Pazartesi günü Suriye’ye giden Moskova’dan üst düzey bir askeri heyetse, peş peşe üç toplantı yapmasına rağmen YPG’yi sınır bölgelerini Şam’a devretmesi konusunda ikna edemedi. Örgütün siyasi kanadından İlham Ahmed ise Türkiye’nin olası operasyonunu görüşmek için Washington’dan davet aldı. ABD’nin Kuzeydoğu Suriye Temsilcisi Nicolas Granger de Washington’un Türkiye’ye operasyon için “yeşil ışık” vermediğini söyledi.
Şarku’l Avsat’a konuşan YPG’nin çekirdeğinde yer aldığı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) elebaşı Mazlum Abdi, 2019’da Trump’un kendilerine ihanet ettiğini söyledi. Abdi, “Ancak yeni ABD yönetiminin vaatlerini ve taahhütlerini yerine getireceğini ve Türkiye’nin herhangi bir operasyon yapmasına izin vermeyeceğini umuyoruz” diyerek endişesini dile getirdi. Abdi bir hafta önce de Washington Post gazetesine yazı yazarak kaygılarını belirtmişti.
Diplomasi devam ederken TSK vuruyor
Lübnan merkezli Al Ahbar gazetesi, YPG’nin en önemli gelir kalemi olan petrol kaçakçılığına yönelik TSK operasyonlarının sonuçlarını yazdı. Habere göre, TSK’nın operasyonu nedeniyle ABD’nin işgali altında olan bölgelerdeki petrol ve gaz sahalarının yarısı kullanılamaz hale geldi. Sadece Haseke’nin kuzeyindeki Al Süvaydiya gaz tesisine yönelik nokta operasyon nedeniyle örgütün aylık iki buçuk milyon dolar gelir kaybedeceği hesaplandı. Sıvılaştırılmış petrol gazı üretimi durduğu için SDG, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden gaz almaya başladı. Ayıca örgüt, hasar gören tesisleri onarmak için gerekli donanım ve bilgiye sahip değil. Al Ahbar gazetesine göre bu durum, SDG’yi yeniden Şam’dan teknik destek istemeye zorluyor.
ABD liderliğinde yapılan petrol kaçakçılığına Rusya ve Çin’den sık sık tepkiler geliyor. Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Cao Licien 2 Aralık’ta “ABD’nin Suriye’de asker bulundurması yasa dışıdır, ABD’nin Suriye’den petrol ve tahıl kaçırması yasa dışıdır, ABD’nin Suriye’ye füze saldırısı düzenlemesi de yasa dışıdır” demişti. Çinli yetkili ayrıca kaçakçılığın 2011’den 2022’ye kadar 100 milyar doları aşkın maliyet yarattığını söyledi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zaharova da Kasım ayının başında yaptığı bir açıklamada ABD’nin Suriye’de ayda 30 milyon dolarlık petrol çıkardığını açıklamıştı. ABD, IŞİD ile mücadele etmesini bahane ederek, Suriye’nin kuzey doğusunda petrol kaçakçılığı yapıyor. ABD, kendi yaptırımları üzerinden, Suriye’den ayda 30 milyon dolarlık kaçak petrol çıkarıyor ve bu bölgelerden çekilmek istemiyor” ifadelerini kullanmıştı.
“Türkiye bu ay operasyona başlayabilir”
Türkiye’nin hava operasyonları sonrası SDG ile ortak devriye ve operasyonları sınırlayan Pentagon, Suriye faaliyetlerini yeniden genişletmek için hazırlık yapıyor. Adı açıklanmayan üç ABD’li yetkilinin verdiği bilgiye göre Türkiye’nin bu ay içerisinde Suriye’ye kara operasyonu başlatması olasılık dahilinde. Pentagon’un askeri sözcüsü Albay Joseph Buccino da SDG’nin güvenliğinden endişe duyduklarını açıkladı.
CIA Başkanı William Burns ise Türkiye’nin devam eden operasyonları nedeniyle ABD’nin duyduğu rahatsızlığı meslektaşı MİT Başkanı Hakan Fidan’a iletti. ABD merkezli haber ağı Axios’un haberine göre Burns, Fidan’a “güçlü bir mesaj” verdi. Siteye konuşan ve “konu hakkında doğrudan bilgi sahibi oldukları” belirtilen iki ABD’li kaynak; MİT’in kullandığı dronlarla yapılan operasyonların Suriye’deki ABD personelini tehlikeye attığını öne sürdü.
Devam eden Ukrayna savaşı, Türkiye’nin ABD’den F 16 talebi, Yunanistan’la yaşanan gerilim ve Şam’la yumuşama girişimleri olası kara harekatında zamanlamayı etkileyecek en önemli maddeler olarak öne çıkıyor. Suriye yönetimi sınır bölgelerinde eski adıyla ÖSO yeni adıyla Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) daha fazla alan kontrol etmesini istemiyor. Öte yandan YPG’nin gaz ve petrol sahalarını işgal etmesi nedeniyle ağır bir enerji krizinin ortasından geçen Şam, Türkiye ile diyaloğu eşit düzeyde kurabilmek için ağırdan alma yoluna gidiyor. Suriye’ye Türkiye üzerinden elektrik sağlanması olası bir Ankara – Şam diyaloğunun zemini olur mu bunu zaman gösterecek.
Rusya’nın YPG’yi ABD’den uzaklaştırarak Şam’la uzlaşmaya zorlama stratejisi ise bu kez de işe yaramayacak gibi duruyor. Zeytin Dalı ve Barış Pınarı operasyonlarında Rusya, YPG’ye “sınır bölgelerini Suriye ordusuna bırak” teklifini götürmüştü. Bu kez de Rusya Tel Firat, Ayn El Arab ve Menbiç bölgelerinden örgütün çekilmesi için baskı yapıyor. ABD telkinleriyle bu teklifleri reddeden örgütün bu kez Rusya’yı dinlemesi için özel bir neden bulunmuyor.
Ortadoğu
Umman: Körfez güvenliğine en büyük tehdit İsrail’dir

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Körfez güvenliğine yönelik en ciddi tehditlerin bölge dışından, özellikle Tel Aviv’de alınan kararlardan kaynaklandığını ve İran’ı çevreleme politikasının çöktüğünü belirtti. Pazartesi günü Le Monde gazetesinde yayımlanan makalesinde el-Busaidi, ABD’nin bölgedeki askeri varlığının ve üslerinin Körfez ülkelerine somut bir güvenlik faydası sağlamadığını vurguladı.
Körfez bölgesinde kalıcı güvenliğin İran’ı dışlayan politikalarla sağlanamayacağını vurgulayan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, İsrail’in bölge dışından aldığı kararların asıl tehdit kaynağı olduğunu kaydetti. El-Busaidi, ABD’nin genişleyen askeri varlığının da Körfez ülkelerine somut bir güvenlik sağlamadığını ifade etti.
Bölgedeki en ciddi tehdidin İran’dan değil İsrail’den kaynaklandığını belirten Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, yıllardır Tahran’a karşı sürdürülen çevreleme politikasının Körfez’e güvenlik sağladığı düşüncesinin son savaşla birlikte çöktüğünü aktardı.
El-Busaidi, pazartesi günü Le Monde gazetesinde yayımlanan makalesinde, “Körfez güvenliğine yönelik en ciddi tehditler bölgenin kendi içinden kaynaklanmıyor. Aksine, bunlar bölge dışında, her şeyden önce Tel Aviv’de alınan kararlardan doğuyor. Artık bu sonuca itiraz etmek güç” ifadelerini kullandı. Ummanlı Bakan, Tahran’ın varoluşsal bir tehdit oluşturmadığını da vurguladı.
“ABD’nin askeri varlığı Körfez’e güvenlik sağlamadı”
El-Busaidi, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını genişletmesini eleştirerek, bu durumun Körfez ülkelerine ne koruma sağladığını ne de somut bir fayda sunduğunu belirtti.
Umman Dışişleri Bakanı, makalesinde şu değerlendirmelere yer verdi:
“Bölgedeki devasa askeri harcamalar, Körfez’deki ABD üslerinin genişletilmesi ve uzaktan koruma sağlamak amacıyla sürdürülen kapsamlı ABD askeri varlığı büyük maliyetlerle kuruldu ve devam ettirildi. Ancak bunların hiçbiri gerçek anlamda bir fayda sağlamadı.”
Son savaşın, ABD, İsrail ve bazı Arap ülkelerinin İran’ı çevreleme politikasının bölgeye güvenlik sağladığı yönündeki inancı boşa çıkardığını kaydeden el-Busaidi, şöyle devam etti:
“Bu gerçek, yakın zamana kadar 45 yılı aşkın süredir büyük maliyetlerle sürdürülen çevreleme politikasını güvenlik adına katlanılması gereken bir maliyet olarak görenler tarafından bile artık kabul ediliyor.”
Hürmüz Boğazı’nda güvenli seyrüsefer önceliği
Umman Dışişleri Bakanı, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlayacak bir düzenlemeye ulaşılmasının öncelik taşıdığını vurguladı.
Böyle bir düzenlemede İran’ın rolünün hayati önemde olduğunu belirten el-Busaidi, şu ifadeleri kullandı:
“Körfez kıyıları sekiz devlet tarafından paylaşılıyor. Umman ve Körfez İşbirliği Konseyi’ndeki beş ortağı Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar’ın yanı sıra İran ve Irak da bu bölgenin parçası. Bu iki ülke de farklı dönemlerde çevreleme politikalarına ve askeri müdahalelere maruz kaldı.”
El-Busaidi, bu sekiz ülkenin tamamının koruması gereken hayati çıkarlara sahip olduğunu ve her birinin imkanları ile öncelikleri doğrultusunda ortak stratejik su yolunun güvenliğinden sorumlu olduğunu kaydetti.
Ummanlı Bakan, “Bu nedenle hiçbir ülke gelecekte kurulacak bölgesel güvenlik mimarisinin dışında bırakılamaz. Hepsi bu yapının tasarlanmasına ve uygulanmasına katılmalı, beraberinde getireceği sorumlulukları paylaşmalıdır” değerlendirmesinde bulundu. El-Busaidi, konuyla ilgili karmaşık müzakerelerin sürdüğünü de bildirdi.
Washington İslamabad mutabakatından geri adım attı
ABD, Washington ile Tahran arasında varılan İslamabad mutabakatının çeşitli maddelerinden geri adım attı. Bu maddeler arasında Hürmüz Boğazı’nın Umman ve İran tarafından ortaklaşa yönetilmesi de yer alıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta Washington’ı “Boğazın Muhafızı” ilan etti.
Umman Dışişleri Bakanı’nın makalesi, Washington ile Tahran arasında büyük bir askeri gerilimin yaşandığı dönemde yayımlandı.
İran, son günlerde ABD’nin ölümcül hava saldırılarına karşılık olarak Körfez’deki Amerikan unsurlarına çok sayıda füze ve İHA saldırısı düzenledi. Washington ise mutabakatı ihlal ederek İran’a yönelik saldırılarını sürdürdü.
Trump, ateşkesin sona erdiğini ilan ederek yakın gelecekte İran’a karşı daha ağır saldırılar düzenleneceğini söyledi.
ABD üsleri füze ve İHA saldırılarıyla hedef alındı
Salı günü erken saatlerde İran’a ait İHA ve füzeler, Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün’deki ABD üslerini ve askeri altyapıyı hedef aldı.
Birkaç gün önce de Tahran, ABD saldırılarına Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün’deki Amerikan unsurlarını vurarak karşılık vermişti. İran ayrıca savaşın şubat ayında başlamasından sonraki ilk 40 gün boyunca hedef almaktan kaçındığı Umman’daki ABD varlıklarına da saldırılar düzenledi.
İran, Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki yönetimi konusunda Umman ile doğrudan görüşmeler yürütüyor ancak kısa süre önce ABD ile Umman arasında bir deniz taşımacılığı koridorunun faaliyete geçirilmesini, mutabakatın ihlali olarak nitelendirerek kınadı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Umman ile istişare halinde gemilerin güvenli geçişini sağlayacak bir mekanizma kurmaya çalıştık” dedi. Bekayi, “ABD’nin Umman üzerinde kurduğu baskı nedeniyle bu hedefe ulaşılamadı” ifadelerini kullandı.
İran Hürmüz için yeni otorite kurdu
İran, su yolunun gelecekteki yönetimini denetleme planlarının parçası olarak bu yılın başında Basra Körfezi Boğazlar İdaresi’ni kurdu.
İdareden salı günü yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:
“ABD güçlerinin bölgede gerçekleştirdiği ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden kapanmasına yol açan son kışkırtıcı eylemlerden önce, mutabakatın imzalanmasını takip eden üç hafta içinde İran’a ait olmayan 200’den fazla gemi İran ile koordinasyon kurdu. Bu gemilerin çoğuna geçiş izni ve sigorta güvencesi sağlandı.”
Ortadoğu
Bahreyn’de İran adına casuslukla suçlanan 3 kişiye müebbet

Bahreyn yargısı, İran Devrim Muhafızları Ordusu adına casusluk yaptıkları gerekçesiyle 3 kişiyi müebbet hapis cezasına çarptırdı. Başsavcılığın karara ilişkin açıklamasında, sanıkların ülkeye karşı düşmanca ve terör eylemlerine destek vermek amacıyla işbirliği yaptıkları kaydedildi.
Bahreyn yargısı, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) adına casusluk yapmakla suçlanan 3 kişiyi müebbet hapis cezasına çarptırdı.
Başsavcılıktan 14 Temmuz’da yapılan açıklamada, “Üç sanık, Bahreyn Krallığı’na karşı düşmanca ve terör eylemlerine destek vermek ve ülkenin çıkarlarına zarar vermek amacıyla terör örgütü İran Devrim Muhafızları ve mensuplarıyla işbirliği yapmakla suçlandı. Mahkeme, sanıkların tamamını müebbet hapis cezasına çarptırdı” ifadeleri yer aldı.
Söz konusu kararlar, Bahreyn yönetiminin 28 Şubat’ta başlayan ABD, İsrail ve İran arasındaki savaştan bu yana yürüttüğü geniş çaplı baskı politikasının son adımı olarak değerlendiriliyor. Bu süreçte yüzlerce kişi gözaltına alınırken halka açık toplantılar yasaklandı ve muhalifler hapsedildi. Uygulamaların ağırlıklı olarak ülkenin Şii çoğunluğunu hedef aldığı kaydediliyor.
Bahreyn İçişleri Bakanlığı, mayıs ayı başında aralarında yaklaşık 30 Şii din adamının da yer aldığı 41 vatandaşın casusluk yaptıkları ve DMO ile bağlantılı oldukları iddiasıyla gözaltına alındığını duyurmuştu. Daha önce Bahreyn Temsilciler Meclisi, monarşinin baskı politikalarını ve İran’a karşı savaşa verdiği desteği kamuoyu önünde eleştiren 3 milletvekilinin üyeliğini düşürmüştü.
69 kişi aileleriyle birlikte vatandaşlıktan çıkarıldı
Nisan ayı sonunda Bahreyn yönetimi, “İran’ın düşmanca eylemlerini yüceltmek veya bu eylemlere sempati göstermekle” suçlanan 69 kişiyi ve ailelerini vatandaşlıktan çıkardı. Bahreyn Haklar ve Demokrasi Enstitüsü (BIRD), hukuki güvenceler ve itiraz hakkı sağlanmadan alınan bu kararı tehlikeli bir baskı döneminin başlangıcı olarak nitelendirdi.
Mart ayında ise Bahreynli yetkililerin, İran adına casusluk yapmakla suçlanan Şii aktivist Muhammed el-Musevi’yi işkenceyle öldürdüğü iddia edildi.
Musevi’nin cansız bedenine ait görüntülerde darp, kabloyla kırbaçlama ve elektrik verme sonucu oluştuğu belirtilen izlerin yer aldığı aktarıldı.
Manama yönetimi, İran liderliğine yönelik her türlü destek veya sempati ifadesine karşı sert ve zaman zaman şiddet içeren politikalarını sürdürüyor. Casusluk suçlamaları ise ülkenin güvenliğine yönelik tehditleri etkisiz hale getirmenin başlıca araçlarından biri olarak kullanılıyor.
ABD Beşinci Filosu Bahreyn’de konuşlu
Nüfusunun çoğunluğu Şiilerden oluşan ancak Sünni El Halife ailesi tarafından yönetilen Bahreyn, bölgedeki en büyük ABD deniz üssüne ev sahipliği yapıyor. ABD Beşinci Filosu’nun konuşlandığı bu üs, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta kritik rol oynadı.
Tahran yönetimi ise Washington ve Tel Aviv ile işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Bahreyn’e ve diğer Körfez ülkelerine yönelik binlerce füze ve insansız hava aracı saldırısı düzenledi.
Ortadoğu
İran, Hürmüz Boğazı’nda BAE tankerlerini vurdu

Birleşik Arap Emirlikleri, Hürmüz Boğazı’ndan geçen iki petrol tankerinin İran seyir füzeleriyle vurulduğunu, saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini, sekiz kişinin ise yaralandığını duyurdu. İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD’nin hava saldırılarına karşı başlattığı misilleme operasyonları kapsamında uyarıları dikkate almayan tankerleri hedef aldığını açıkladı.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yönetimi, ülkeye ait iki petrol tankerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri esnasında İran seyir füzeleriyle vurulduğunu bildirdi.
BAE Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, “Mombasa ve Al-Bahiyah adlı ulusal tankerler, Umman karasuları içinde, Hürmüz Boğazı’nın güney deniz rotasından geçerken iki İran seyir füzesiyle hedef alındı” ifadesine yer verildi. Bakanlık, Mombasa tankerinde çalışan Hindistan uyruklu bir mürettebatın yaşamını yitirdiğini, sekiz kişinin de yaralandığını açıkladı. Açıklamada, saldırı nedeniyle her iki tankerde yangın çıktığı, yangınların daha sonra kontrol altına alındığı ve gemilerde maddi hasar oluştuğu kaydedildi.
Abu Dabi yönetimi, saldırıyı bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit eden “uluslararası hukukun açık ve ciddi bir ihlali” olarak nitelendirerek kınadı. BAE ayrıca söz konusu gerilimi tırmandırıcı adımlara karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu açıkladı. Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları (UKMTO) verilerine göre salı günü Umman’ın Limah kentinin güneydoğusunda bir tankerin daha füzeyle vurulduğu saptandı.
BAE tankerlerine yönelik saldırıların, İran’ın ABD’nin son operasyonlarına karşı bölgede başlattığı yeni misilleme dalgası kapsamında gerçekleştiği bildirildi.
Devrim Muhafızları tankerlerin uyarıları dikkate almadığını savundu
İran Devrim Muhafızları Ordusu, bölgedeki çok sayıda ABD askeri tesisinin yanı sıra Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş kurallarını ihlal eden tankerlerin de hedef alındığını duyurdu.
Devrim Muhafızları Ordusundan yapılan açıklamada, “Kuralları ihlal eden iki süper tanker ABD tarafından kandırıldı, Hürmüz Boğazı Deniz Güvenliği Kontrol Merkezi’nin tekrarlanan uyarılarını dikkate almadı ve seyir sistemlerini kapattı. Mayınlı bir koridordan geçmeyi seçerek deniz trafiğini tehlikeye attılar” ifadesi kullanıldı. Devrim Muhafızları, bölge ülkelerine “saldırgan düşmanla işbirliği” yapmamaları yönündeki uyarılarını yineledi.
İran, “Zafer II Operasyonu” adıyla başlattığı yeni harekât kapsamında Bahreyn’deki ABD askeri altyapısının da hedef alındığını açıkladı. Vurulan noktalar arasında silah depoları ile bir uydu iletişim merkezinin yer aldığı belirtildi.
Devrim Muhafızları Ordusu, Bahreyn’de konuşlu ABD Beşinci Filosu’na füze ve insansız hava araçlarıyla yeni saldırılar düzenlendiğini duyurdu. Açıklamada, yakıt depolama tesislerinin ateşe verildiği; Patriot radar sistemleri, filonun hava kontrol radarı, erken uyarı amaçlı C-RAM radar sistemi ile insansız güdümlü botların sevk ve idare edildiği komuta merkezinin imha edildiği aktarıldı. Devrim Muhafızları ayrıca Ürdün’deki ABD tesislerinin de vurulduğunu açıklayarak misilleme operasyonlarının devam ettiğini vurguladı.
İran ordusu da Kuveyt’teki hava savunma sistemleri, yakıt depoları ve mühimmat tesislerine insansız hava araçlarıyla saldırı düzenlendiğini bildirdi. Ordu, ABD’nin adımlarına karşı operasyonların süreceğini açıkladı. İran’ın bu açıklamaları, ABD’nin üst üste üçüncü gece ülkenin farklı bölgelerine ağır saldırılar düzenlediği sırada geldi.
Trump savaşı Kongre’ye bildirdi
Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump, İran’a karşı askeri harekâtın yeniden başladığını Kongre’ye resmen bildirdi. Trump yönetimi, bu adımla birlikte ABD ordusunun Kongre onayı olmadan bölgede faaliyet yürütebileceği 60 günlük yeni bir sürenin başladığını kaydediyor.
Reuters haber ajansının aktardığı mektupta Trump, “Bu askeri harekâtı, Amerikalıları, ABD’nin ulusal güvenliğini ve dış politika çıkarlarını koruma sorumluluğum doğrultusunda başlattım” ifadesini kullandı.
Pazartesi gecesi ve takip eden saatlerde, ABD’nin İran’a yönelik şiddetli saldırıları üst üste üçüncü gecede de devam etti. Yayınlanan görüntülerde, İran’ın Kiş Adası, Seravan kenti ve Washington’ın saldırılarıyla sivil teknelerin ateşe verildiği kıyı şeridi dahil olmak üzere ülke genelindeki ağır yıkım yansıdı. Saldırılarda bir milli park koruma istasyonu ve yem deposunun da hedef alındığı, bu saldırı sonucunda bir park korucusunun iki oğlu ve gelini dahil olmak üzere ailesinin hayatını kaybettiği bildirildi.
İran limanlarına yönelik ablukayı yeniden yürürlüğe koyan Trump, ABD’yi “Hürmüz’ün Muhafızı” ilan etti. Trump, Fox News televizyonuna verdiği demeçte, “Bu gece onlara çok sert vuracağız, yarın da çok sert vuracağız ve bu konuda yapabilecekleri hiçbir şey yok. Hiçbir şeyleri yok. Büyük laflar etmek dışında hiçbir şeyleri kalmadı. Onları tanıdım ve tamamen delirmiş durumdalar” dedi.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Görüş7 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika7 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya7 gün önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi7 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti










