Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Suriye, halk plajlarında bikiniyi yasakladı; lüks plajlarda serbest

Yayınlanma

Suriye’de Esad yönetimini deviren Ahmed Şara liderliğindeki Suriye geçiş hükümeti halk plajlarında bikiniyi yasakladı. Artık halk plajlarında “burkini gibi daha kapalı” kıyafetler zorunlu olacak. Açıklamada, Suriyelilerin “kamusal alanlarda bol giysilerle omuz ve dizlerini kapatıp dar giysilerden kaçınmaları” gerektiği de savunuldu.

Suriye geçiş hükümeti kadınlara halk plajlarında mayo ve bikiniyi yasakladı. Turizm Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre kadınlara halk plajlarında, “vücudun daha fazla bölümünü kapatan diğer uygun” kıyafetler” veya burkini (tesettür mayosu) giyme zorunluluğu getirildi.

Savaş sonrası Suriye’yi dönüştüren ‘Sünni popülizm’

Plaja gidenlerin “daha düzgün” kıyafetler giymeleri gerektiği savunulan bakanlık açıklamasında, dayatmanın gerekçesi olarak “kamu yararı” gösterildi. Açıklamada, yüzme alanlarının dışında da kadınların dar olmayan kıyafetler “giymeleri gerektiği”, erkeklerin ise üstsüz gezmesine izin verilmeyeceği belirtildi.

‘Lüks’ yerler yasaktan muaf

Öte yandan, “lüks” olarak tanımlanan özel plajlarda ve tesislerde yeni kurallara uymanın zorunlu olmadığı belirtildi. Turizm Bakanlığı, “genel ahlak sınırları içindeki Batılı mayoların” bu tür mekanlarda yasaktan muaf tutulduğunu açıkladı.

Açıklamada, Suriyelilerden genel olarak kamusal alanlarda “bol giysiler giymeleri, omuz ve dizlerini kapatmaları, şeffaf ve dar giysilerden kaçınmalarının” istenmesi de dikkat çekti.

Suriye Turizm Bakanlığı, yeni yasakların nasıl uygulanıp kontrol edileceğine dair ayrıntı vermedi.

HTŞ katliamlarından kurtulan Suriyeliler ölüm ve yıkımı anlatıyor

Kadınlara karşı Esad döneminde görülmemiş bu yasaklar sosyal medyada tepki çekti. Birçok Suriyeli, yeni İslamcı yönetimin kişisel özgürlüklerini kısıtlamasından duydukları endişeyi beyan etti. New Arab’ın AFP’den aktardığına göre, Shaza isimli bir kadın Facebook hesabından yaptığı paylaşımda “Suriye ılımlı ve açık bir ülkedir. Burada herkes kısıtlama olmaksızın yaşayabilmeli. Bakanlığın kararını gözden geçirmesi gerekir” diye yazdı.

Soyadını paylaşmak istemeyen Doha isimli bir kadın da AFP’yle söyleşisinde, plajda genellikle bikini giydiğini ancak gelecekte “daha dikkatli” olacağını söyledi. Doha, “Bu kararı genelleştirip herkese dayatmanın mümkün olduğunu düşünmüyorum” derken, insanların durumun nasıl geliştiğini gözlemleyip ne giyeceklerine buna göre karar vereceklerine inandığını belirtti. AFP’nin konuştuğu Yahya Kabişo isimli bir erkek ise kadınlara yönelik dayatmalara destek verip “yeni kuralların Suriye toplumunun kültürünü yansıtan bir görev olduğunu” savundu.

Ortadoğu

Marco Rubio Atina’yı ziyaret ediyor

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, iki komşu arasında Doğu Akdeniz’de hava üstünlüğü için süren rekabetin ortasında Atina’yı ziyaret ediyor.

Rubio, pazartesi günü İzlanda’yı ziyaret etti ve Yunanistan’dan sonra Portekiz’e geçmesi bekleniyor.

Yunan basını, Dışişleri Bakanı’nın komşu Türkiye’yi ziyaret etmeyeceği gerçeğine odaklandı.

Oysa bu, bölgeye seyahat eden üst düzey ABD yetkilileri için yaygın bir uygulama.

Washington, geleneksel olarak bu iki Akdeniz komşusu arasındaki deniz anlaşmazlığından uzak duruyor.

Yunanistan, Stryker zırhlı personel taşıyıcılarıyla ilgileniyor. Bu araçlar, ABD ordusunun artık kendi kuvvetleri için ihtiyaç duymadığı askeri teçhizatın yabancı hükümetlere devredilmesine olanak tanıyan Pentagon’un Fazla Savunma Malzemeleri (EDA) programı aracılığıyla sağlanabilir.

Atina için kilit öneme sahip bir konu, ABD’den sipariş ettiği ve 2029’un sonlarında teslim edilmesi beklenen F-35’lerin taşıyacağı silahlar olacak.

Yunanistan, AIM-9X Block II ve AIM-120D (AMRAAM) havadan havaya füzelerini temin etmek istiyor.

Her ikisi de kısa menzilli ve görüş mesafesinin ötesine ulaşan yetenekler sunan gelişmiş silahlar ve Yunanistan’ın hava gücünü potansiyel olarak güçlendirebilir.

Fakat Kongre’nin onayı ve Washington’un Türkiye karşısında bölgedeki askeri dengeyi korumaya yönelik beyan ettiği ilgi, Yunanistan’ın taleplerini sınırlayabilir.

Kathimerini gazetesi bildirdiğine göre, bütçede daha fazla kaynak bulunması beklenen 2030 yılından önce 20 adetlik ek uçak siparişi verilmesi beklenmiyor.

Türkiye, uzun süredir F-35 programına geri dönmeyi arzuluyor. Ankara, Rusya’nın S-400 hava savunma sistemini satın almasının ardından 2019 yılında bu programdan dışlanmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, “yakın dostu” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı memnun etme sözü vermiş olsa da pratikte pek bir ilerleme kaydedilmedi.

Ankara, S-400 ile ilgili ABD’nin yasal şartlarını henüz yerine getirmemişken, Kongre ise F-35’lerin Türkiye’ye transferine kısıtlamalar getirmeye devam ediyor.

Yunanistan, kamuoyu önünde Türkiye’nin F-35 almasının kendisini ilgilendirmediğini iddia ediyor. 

Fakat Atina’daki bir diplomat, Rapporteur’e verdiği demeçte, Yunanistan’ın böyle bir hamleyi engellemek için İsrail ile birlikte perde arkasında yoğun lobi faaliyetleri yürüttüğünü söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov geçtiğimiz günlerde, Moskova’nın belirli koşullar altında S-400’lerin başka bir ülkeye devredilmesini değerlendirmeye açık olacağını belirtti.

Ziyaretinin ilk durağında Rubio, İzlanda’yı “iyi bir dost” olarak nitelendirdi ve NATO üyesi olmasına rağmen ordusu bulunmayan bu ülkeyle ilgili herhangi bir gerginlik sinyali vermedi.

Geçen ay Grönland anlaşması imzalanmadan önce, İzlanda, Trump’ın NATO müttefiklerinin ABD’yi desteklemek için yeterince çaba göstermediğine dair yorumlarında ve sosyal medyadaki şikayetlerinde ara sıra yer alıyordu.

Rubio, sosyal medyada yaptığı açıklamada, İzlanda ziyaretinin amacının, “ortak önceliklerimizi ilerletmek: güvenli bir Arktik, daha güçlü ticari ve enerji bağları ve daha yakın savunma işbirliği” olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran savaşı, Körfez sermayesini küresel piyasalardan çekebilir

Yayınlanma

BlackRock’a göre, İran savaşı nedeniyle ortaya çıkan belirsizlik, aksi takdirde yurtdışına yatırılabilecek olan on milyarlarca dolarlık Körfez sermayesinin ülkede kalmasına neden olabilir.

BlackRock Yatırım Enstitüsü’nün Orta Doğu ve Asya-Pasifik baş yatırım stratejisti Ben Powell, bu sermayenin yeniden dağıtımının Körfez’deki özel piyasalara yönlendirilebileceğini düşünüyor.

Powell, bölgedeki 50-100 milyar dolarlık sermayenin yurt içinde yeniden yönlendirilebileceğini de ekliyor.

Körfez varlık fonları (SWF’ler) ABD, Avrupa ve Asya’daki özel sermaye, altyapı, gayrimenkul ve teknoloji yatırımlarını destekleyerek dünyanın en önemli kurumsal sermaye kaynaklarından bazıları haline geldi.

Ne var ki analistler, çatışmanın halihazırda var olan yurt içi yatırım eğilimini güçlendirdiğini, bu durumun yurtdışı tahsisatlarını marjinal olarak azaltabileceğini ve yurtdışına çıkan sermayeyi daha az sayıda, daha güvenli yatırımlara yoğunlaştırabileceğini belirtiyor.

Powell, “Kısmen de olsa, bölgede iktisadi, siyasi ve hatta savunma alanlarında ihtiyaç duyulan yatırımların arttığı hissediliyor,” dedi.

Bu durum, fon sermayesi üzerinde iki potansiyel talep yaratıyor. Hükümetler, kamu maliyesini desteklemek için varlıklarından daha fazla yararlanırken, aynı zamanda varlık fonlarından yurt içinde daha fazla sermaye yatırımı yapmalarını ve uluslararası yatırımcıları da bu sürece dahil etmelerini isteyebilir.

Global SWF’nin kurucusu Diego Lopez şunları söyledi:

“Kovid-19 döneminde, beş devlet fonunda [para çekimleri] 74 milyar dolara ulaştı ve bu yıl da benzer veya daha büyük rakamlar görebiliriz. Örneğin, Kuveyt, devlet fonundan ‘borç alabilmek’ için mevzuatı çoktan değiştirdi ve Katar maliye bakanı da kısa süre önce, varlık fonu olan Katar Yatırım Kurumu’ndan [QIA] ilk kez yararlanmanın bir olasılık olduğunu doğruladı.”

Lopez, stratejinin ikinci kısmının, büyük uluslararası kurumların yanı sıra yurtiçi yatırımları desteklemek için varlık fonu sermayesinin giderek daha fazla kullanılmasında şimdiden görüldüğünü belirtti.

Lopez, “Bunun, BAE’nin L’Imad’ının Singapurlu Temasek ve BlackRock’a ait GIP’yi, Doha Investments aracılığıyla QIA’yı ve Suudi Arabistan’ın Kamu Yatırım Fonu’nu [PIF] ve diğer birçok fon yöneticisini çekmesiyle de gerçekleştiğini görüyoruz,” dedi.

Aracı kurum Century Financial’ın yatırım direktörü Vijay Valecha’ya göre, küresel özel sermaye, altyapı ve gayrimenkul fon yöneticileri, özellikle bazı Batılı kurumsal yatırımcıların likidite kısıtlamalarıyla karşı karşıya kalması nedeniyle, son on yılı Körfez’deki devlet ve aile sermayesini büyük tutarlı taahhütlerin kaynağı olarak çekmeye çalışarak geçirdiler.

Bu durum, Körfez’e yapılan tahsislerdeki nispeten küçük bir kaymanın bile uluslararası fon yöneticileri için önemli olmasını sağlıyor.

Valecha şunları söyledi:

“50 ila 100 milyar dolarlık bu sermayenin sadece bir kısmı bile ülkede kalırsa, küresel fon yöneticilerinin kaynak toplama döngüleri uzayabilir ve ABD, Avrupa ve Asya’daki fon yöneticileri arasında Körfez sermayesinin geri kalanı için rekabet kızışacaktır. Çatışma, zaten devam etmekte olan iç pazara yönelme sürecini hızlandırdı.”

ABD, herhangi bir yeniden dengeleme durumunda özellikle risk altında olacak.

The National’da yer alan habere göre, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) varlık fonları, 2026 yılının ilk yarısında 108 işlemde rekor düzeyde 54 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdi ve bu sermayenin neredeyse yarısı ABD’ye gitti.

Körfez fonları, söz konusu dönemde 1 milyar doların üzerinde değer taşıyan 42 küresel işlemin 21’inde de yer aldı.

Elevate Financial Services’in kurucusu ve CEO’su Madhur Kakkar, “Bu nedenle, herhangi bir yeniden dengeleme, daha küçük veya gecikmeli yeni taahhütler yoluyla ilk olarak orada hissedilecektir,” dedi.

Fakat savaş, Körfez yatırımcılarını küresel piyasalardan tamamen çekilmeye zorlamıyor. Bunun yerine marjinal sermaye tahsislerini değiştiriyor ve yurt dışı yatırımlar, özellikle isteğe bağlı sektörlerde daha seçici hale geliyor.

Powell, “Sanki bir düğmeye basıp [sermaye] ihracatçısından ithalatçısına geçiyormuşuz gibi bir durum söz konusu değil,” dedi.

Özel piyasalar, bu değişimin en büyük yararlananları arasında yer alacak. Araştırma şirketi Preqin tarafından izlenen Orta Doğu varlık fonları, portföylerinin yüzde 43’ünü özel sermayeye ayırırken, Afrika hariç dünyanın diğer bölgelerindeki benzer fonlarda bu oran yüzde 35.

Sadece varlık fonları değil; Preqin tarafından izlenen aktif Orta Doğu sınırlı ortaklarının neredeyse yarısını artık aile ofisleri oluşturuyor ve bu ofislerin gelecekteki yatırım portföylerinin yüzde 27’sini özel sermaye oluşturuyor.

Bu oran gayrimenkul, özel kredi ve altyapı sektörlerinin önünde yer alıyor.

Kakkar, “Tahsis, endeks ağırlığından ziyade sektöre göre belirleniyor; enerji, kamu hizmetleri, su ve ulaşım, Körfez hükümetlerinin aktif olarak özel sermaye aradığı sektörler arasında yer alıyor,” dedi.

Dünyanın en hızlı büyüyen şirketlerinden bazıları hâlâ özel mülkiyette. Bu da, yalnızca halka açık piyasalara güvenen yatırımcıların yapay zeka gibi sektörlere sınırlı bir maruz kalma düzeyine sahip olacağı anlamına geliyor.

Powell, “Dolayısıyla özel piyasalar, yalnızca halka açık piyasa yatırımcısıysanız ulaşamayacağınız fırsatlar sunabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English