Bizi Takip Edin

Diplomasi

Suriye’nin kuzeyi için hem saha hem masa hareketli

Yayınlanma

Suriye’nin kuzeyindeki hareketlilik devam ediyor. Türkiye bölgeye sevkiyata devam ederken ABD de yığınak yapıyor. Hem Washington hem Kremlin’in YPG’yi Türkiye sınırından çekilmeye zorladığı iddia ediliyor. Diplomaside ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şam için araladığı kapıya Suriye Cumhurbaşkanı Esad’dan şimdiye kadarki en ılımlı mesaj geldi: “Türkiye Şam’ın taleplerini karşılamaya istekli olduğunu gösterdi.”

İran’ın basınına yansıyan haberlere göre Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad geçen hafta Şam’daki cumhurbaşkanlığı sarayında bir grup Suriyeli gazeteci ve araştırmacı ile bir araya geldi, onlardan gelen soruları yanıtladı. İran’ın ülkesini yüzüstü bırakmadığını ve hala aktif destek olduğunu anlatan Esad, Rusya’nın da kendilerine yardım ettiğini söyledi, “Ancak Ukrayna’daki askeri operasyonu ve üzerlerindeki ekonomik ve askeri baskılardan sonra bugün gerçekler farklı” dedi.

Lübnan’da Hizbullah’ı “stratejik müttefik” olarak gördüklerini ve desteklemeye devam edeceklerini ifade eden Esad, buradaki istikrarın Suriye için çok önemli olduğunu vurguladı. Esad, diğer Arap ülkelerinin geçmişte Şam’a karşı tavırlarını eleştirdi, Mısır’dan da farklı bir tutum beklediklerini söyledi: “Bize karşı tavrını değiştirmesi şartıyla, herhangi bir ülkeyle ilişkilerimizi savaştan önce olduğu gibi normale döndürme konusunda hiçbir sorunumuz yok.”

Türkiye, Şam ile iletişimin “yalnızca istihbarat” düzeyinde olduğunu ancak önümüzdeki zamanlarda bu düzeydeki temasların yükselebileceğini açıklamıştı. Bu bağlamda, “Türkiye, Şam’ın taleplerini karşılamaya istekli olduğunu gösterdi” diyen Esad, ancak Türkiye’den söz değil icraat beklediğini de sözlerine ekledi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “pozitif” yaklaşımlarına atıfta bulunan Beşar Esad, “gazetecilerin ve araştırmacıların bir ülkenin politikasındaki değişimi insanların değişen tavrına göre ölçmesinin yanlış” olduğunu söyledi. Yine de Türkiye ile yaklaşımlarında bazı Arap ülkelerinden daha samimi olabileceğini ifade eden Esad Türkiye’nin tutumunu ciddi mi yoksa sadece siyasi bir manevra mı olduğuna karar vermenin mümkün olmadığını anlattı.

‘SDG ile ilerleme yok’

Öte yandan Esad’a Suriye’nin kuzeyindeki PKK/YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ilişkileri de soruldu. SDG ile günlük sorunlar, bazı hizmet ve yaşam alanlarında yaşanan aksaklıklar konusunda temasları olduğunu ve bu sorunların “para” ile çözüldüğünü söyledi.

Bu güçlerle ilişkilerini “Aşiretçilik ilişkisi gibi” yorumlayan Esad, “Diyalog sürüyor ama gelişme yok” dedi. Esad, “Amerikalılarla iletişimimiz yok ve onları işgal ettikleri topraklardan çıkmak adına artan halk direnişine güveniyoruz” dedi.

Şam’ın Ankara’dan beklentisi

Suriye’nin Türkiye’den atmasını beklediği adımlara Suriye parlamentosu milletvekili ve Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Pierre Marjane açıklık getirdi. Kısa Dalga’ya konuşan Merjane, “Türkiye ile bir diyalog zemini oluşabilir ancak öncelikle Türkiye terörist çeteleri finanse ederek, eğiterek Suriye topraklarını işgal ettiğini kabul etmeli. İkincisi Suriye topraklarından çekilmeye hazır olduğunu belli etmeli” dedi.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik hava operasyonlarını “Kürt ayrılıkçı milislere bir mesaj” olarak yorumlayan Marjane, “Ama aynı zamanda şehitler arasında Suriyeli siviller ve askerler var” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin PKK konusundaki endişelerini anladıklarını söyleyen Marjane, Adana Anlaşması’na işeret ederek “Bu anlaşmanın düzenlendiği zamanlarda Türkiye’nin Suriye’deki Kürt varlığına dair saldırgan bir tutumu ya da korkusu yoktu. Kürtlerin büyük çoğunluğu Suriye vatandaşları. Bunların ABD tarafından silahlandırılan, eğitilen, güçlendirilen ayrılıkçı bir grubu hariç bütün Kürtleri vatana ihanet ile suçlayamayız” dedi.

‘Suriye ve Irak için de tehdit’

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise bugün İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Ekonomik ve Ticari İş birliği Daimi Komitesi’nin (İSEDAK) açılış toplantısında konuştu. İslam dünyasını 10 yılı aşkın süredir meşgul eden önemli konulardan birinin de Suriye’deki ihtilaf olduğunu söyleyen Erdoğan, salgınla birlikte bu ülkedeki sosyoekonomik ve insani durumun daha trajik bir hal aldığının altını çizdi. Erdoğan, “Türkiye olarak 3,5 milyonu aşkın Suriyeli sığınmacıya topraklarımızda ev sahipliği yaparak milyonlarcasını da Suriye sınırları içinde destekleyerek kardeşlik vazifemizi layıkıyla yerine getiriyoruz. Suriye’nin çatışma, insani kriz ve terör sarmalından kurtulması için İslam ülkeleri daha güçlü bir irade ortaya koymalı, siyasi çözüm çabalarına etkin destek vermelidir. Biz de bu konuda gereken adımları atmakta tereddüt etmeyeceğiz” dedi. Erdoğan PKK/YPG’ye işaret ederek “Ülkemizle birlikte Suriye ve Irak’ın da toprak bütünlüğüne tehdit oluşturan bu terör örgütünün kökünü kazımakta kararlıyız” ifadelerini kullandı.

‘Akdeniz’de güzel gelişmeler olacak’

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dün katıldığı bir etkinlikte de “Nasıl Mısır ile bu iş yoluna girdiyse aynı şekilde Suriye ile de bu iş yoluna girebilir. Siyasette küslük olmaz” dedi. Aynı toplantıda Erdoğan’a Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile görüşmesi de sorulması üzerine Erdoğan şunları söyledi: “Sayın Sisi ile yaptığımız görüşmede, Türkiye-Mısır ilişkilerinde, olayın liderler seviyesinde tartışılmasından öte, ben kendisine onu da söyledim, bizim Mısır halkıyla ilişkilerimiz farklı, tarih orada var. Son dönemde, bir 9 yıllık süreç içerisinde bir sıkıntı yaşadık. O akşam özellikle de Katar Emiri’nin araya girişiyle bu adımı attık. O sıkıntıyı aştıktan sonra da bir yarım saat, 45 dakika kadar biz Sayın Sisi ile dar kapsamlı bir görüşme yaptık. ‘Şimdi alt düzeyde bakanlarımız gidiş gelişleri başlatsınlar, ondan sonra da biz görüşmelerimizi genişletelim, geliştirelim, tüm derdimiz, sizlerle Türkiye arasındaki bu kırgınlığı, dargınlığı gidermek. Akdeniz’de Türkiye-Mısır arasında böyle bir sıkıntı yaşanmaması gerekir’ dedik. Çok farklı bazı şeyler daha aramızda konuştuk. Daha sonra da aldığım bilgi, haberler çerçevesinde kendisi de bu görüşmeden çok mutlu olmuş, aynı mutluluk temennisini biz de ilettik. Şimdi süreç başladı, bakanlarımızla bir süreç devam edecek. Daha sonra da bir araya gelmek suretiyle Akdeniz’de, çünkü Mısır halkıyla Türkiye’nin birbiriyle olan bağlantıları çok farklı, bizim bu gücü başkalarına kaptırmamamız gerekir. Yunanistan’ın buralara ulaşması, bu olacak iş değil. Onun için güzel gelişmeler olacak diye inanıyorum.”

‘ABD ve Rusya’dan YPG’ye baskı iddiası’

Öte yandan TSK, sınırlı da olsa bölgeye sevkiyat yaparken Tel Rifat, Münbiç ve Ayn el Arap’daki (Kobani) hedefleri bombalamayı sürdürüyor. SMO adını alan ÖSO’nun YPG ile zaman zaman çatışmaya girdiği bölgeden gelen bilgiler arasında. Gelişmeler TSK’nın bölgeye olası bir kara harekatına işaret ederken Rusya ve ABD’nin YPG’yi 30 km güneye çekmek için baskı yaptığı öne sürüldü. Basına yansıyan bilgiye göre Rusya, YPG’den, Türkiye’nin harekâttan vazgeçmesi için Türkiye sınır hattındaki tüm askeri varlığını Türkiye-Rusya ve ABD arasında daha önce yapılan anlaşma kapsamında M-4 Karayolu çizgisine çekmesi ve tüm bölgeyi Rusya gözetiminde Suriye ordusuna bırakmasını istedi. Rusya, planını kabul ettirmek için örgüte baskı yaparken benzer bir teklifin ABD kanadından da örgüte iletildiği aktarıldı. ABD’nin teklifine göre YPG’den boşalacak alana ABD askerleri konuşlanacak. Bu iddia ile eş zamanlı ABD’nin Haseke kırsalına askeri takviyeye devam etmesi dikkat çekti. Irak’ın El Velid Sınır Kapısı’ndan geçerek Suriye’ye giren silah ve zırhlı araç yüklü yaklaşık 100 TIR, Tel Bedir’deki ABD üslerine konuşlandırıldı.

Diplomasi

Aşı parasını tahsil etmek isteyen Pfizer hava sahası gelirlerine haciz koydurdu

Yayınlanma

Amerikan ilaç şirketi Pfizer, sipariş edilen Kovid-19 aşılarını teslim almayan Polonya ve Romanya’dan 2,2 milyar doları tahsil etmek için iki ülkenin hava seyrüsefer gelirlerine haciz koydurdu. Gelirleri bloke edilen hava trafik idareleri, maaş kesintileri ve acil devlet yardımlarıyla mali darboğazı aşmaya çalışıyor.

Amerikan ilaç şirketi Pfizer, sipariş edilen ancak teslim alınmayan Kovid-19 aşıları gerekçesiyle Polonya ve Romanya’dan 2,2 milyar dolar tahsil etmeye çalışıyor.

The Wall Street Journal gazetesinin aktardığına göre şirket, söz konusu meblağı alabilmek için havayolu şirketlerinin her iki ülkenin hava sahasını kullanım karşılığında ödediği seyrüsefer ücretlerine haciz koydurdu.

Pfizer, Nisan ayında sonuçlanan davalarda, Polonya ve Romanya’yı 90 milyondan fazla aşı dozunu kapsayan tedarik sözleşmelerine uymakla yükümlü kılan mahkeme kararları elde etti.

Talebin azalması üzerine sevkiyatları kabul etmeyen iki ülke, sözleşmeleri feshetme girişimine gitmişti. Şirket, bunun karşılığında Polonya’dan 1,3 milyar euro, Romanya’dan ise 600 milyon euro talep etti.

Temmuz ayında mahkeme, şirketin hava seyrüsefer gelirlerine ihtiyati haciz koymasını onayladı. Polonya ve Romanya hava trafik kurumları bu adıma karşı itiraz yoluna gitti; temyiz duruşmalarının Ekim ve Ocak aylarında yapılması kararlaştırıldı.

Söz konusu hukuki süreci pandemi döneminde ortaya çıkan “en sıra dışı davalardan biri” olarak niteleyen The Wall Street Journal, hükümetlerle ilaç devi arasındaki ihtilafın hem siyasetçilerin hem de kamuoyunun tepkisini çektiğini yazdı.

Polonya Sağlık Bakanı, şirketin talep ettiği tutarın ülkenin yıllık kanser ilacı harcamalarına denk geldiğine dikkat çekti.

Fonların dondurulması nedeniyle hava trafik idareleri ciddi mali darboğazla karşılaştı.

Polonya Hava Seyrüsefer Hizmetleri Ajansı acil devlet desteği almak zorunda kalırken, Romanya kurumu çalışan maaşlarında yüzde 20 kesintiye gitti ve tedarikçi ödemelerini yeniden düzenledi.

Pfizer cephesi ise haciz kararını, sözleşme şartlarının yerine getirilmesini amaçlayan “ölçülü ve orantılı bir adım” olarak savundu.

Merkezi New York’ta yer alan ve ana araştırma tesisi Connecticut eyaletinin Groton kentinde konumlanan Pfizer, dünyanın en büyük biyofarmasötik üreticileri arasında gösteriliyor.

Aşı ve ilaç portföyüne sahip şirket, Rusya’daki faaliyetlerini 1992 yılından bu yana sürdürüyor.

Şirketin geliştirdiği mRNA aşısının ilk adımları, Ocak 2020’de Alman BioNTech firmasının Pfizer ve Çin merkezli Fosun Pharma ile kurduğu ortaklıkla atılmıştı.

BioNTech ve Pfizer, aynı yılın Temmuz ayında ABD dahil çeşitli ülkelerden 30 bin gönüllünün katıldığı üçüncü aşama klinik denemeleri başlattı.

Kasım 2020’deki ara analiz sonuçları, aşının ikinci dozdan yedi gün sonra Kovid-19’a karşı yüzde 90’ın üzerinde koruma sağladığını ortaya koydu.

Kas içine üç hafta arayla iki doz halinde uygulanan ve uluslararası jenerik adı “tozinameran” olan aşı, piyasaya “Comirnaty” ticari markasıyla sürüldü.

İlk büyük satın alma anlaşmaları kapsamında, dönemin ABD Başkanı Donald Trump yönetimi Pfizer ile 100 milyon doz karşılığında 1,9 milyar dolarlık sözleşme imzalamış ve buna ilave 500 milyon dozluk opsiyon eklemişti.

Japonya da aynı dönemde şirketle 120 milyon dozluk aşı tedariki için uzlaşmaya varmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, Anthropic’in yapay zekayı yavaşlatma çağrısını ‘Soğuk Savaş’ taktiği olarak nitelendirdi

Yayınlanma

Anthropic’in CEO’sunun yapay zekâ geliştirme sürecinin yavaşlatılması çağrısında bulunduğu makale, Çin’in Global Times gazetesi tarafından bir “Soğuk Savaş oyun planı” olarak değerlendirildi.

Cumartesi günü yayımlanan ve daha sonra OpenAI CEO’su Sam Altman ile SpaceX’in kurucusu Elon Musk tarafından da desteklenen makalede Dario Amodei, ileri düzey yapay zekâ modellerinin yeteneklerinin gelişim hızını kontrol altına almayı ve giderek artan güvenlik risklerini yönetmeyi amaçlayan bir çerçeve ortaya koydu.

Anthropic’in CEO’su Amodei ayrıca ABD’ye, Çin’e yönelik çip ihracat kontrollerini güçlendirme ve Çinli yapay zekâ laboratuvarlarının gerçekleştirdiği model “damıtma” faaliyetlerine karşı daha sert önlemler alma çağrısında bulundu. Pazar günü CBS News’e konuşan Amodei, yapay zekânın ilerleyişini yavaşlatma önerisinin önündeki “en zor ikilemin”, Çin ve diğer rakip ülkelerin aynı yönde hareket etmemesi ihtimali olduğunu savundu.

Global Times ise Amodei’nin makalesinin asıl amacının, “teknolojik engeller ve düzenleyici tekeller aracılığıyla Çin’in yapay zekâ alanındaki gelişimini sınırlamaya çalışmak, Washington’un ileri teknoloji alanındaki tekelci hegemonyasını korumak ve Çin’i küresel yapay zekâ yönetişim sisteminin dışında bırakmak” olduğunu değerlendirdi.

Gazete, “Bu ‘sessiz yapay zekâ Soğuk Savaşı ikiyüzlü ve kısa görüşlüdür” ifadelerini kullanarak, Çin’in küresel yapay zekâ inovasyonundan dışlanmasının “küresel yapay zekâ gelişiminde deneme-yanılma maliyetlerini ve kontrolün kaybedilmesi riskini önemli ölçüde artıracağını” belirtti.

İki Anthropic araştırmacısının, hızla ilerleyen yapay zekânın çok da uzak olmayan bir gelecekte insanlığın yok olmasına yol açabileceği yönündeki sert uyarılarının ardından ABD’li milletvekilleri yapay zekâ sistemlerini düzenleyecek yeni kurallar getirilmesi çağrısında bulundu.

Trump ise pazar günü yapay zekânın gelişiminin yavaşlatılması yönündeki çağrıları reddederek, “çok olumsuz güçlerin” abartılı endişeler ortaya attığını söyledi.

Trump, “Yapay zekâda Çin’in önündeyiz. Dünyanın teknolojik açıdan en gelişmiş ülkesiyiz ve açıkçası bunun böyle kalmasını istiyorum. Çünkü yapay zekâyı kim kazanırsa, o kazanır” dedi.

ABD’li teknoloji liderlerinin yapay zekânın gelişiminin yavaşlatılması yönündeki çağrılarının sorulması üzerine Çin Dışişleri Bakanlığı, tüm tarafları yapay zekâ konusunda “açık, kapsayıcı ve iyi niyetli bir yaklaşımı teşvik etmeye” çağırdı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, pazartesi günü düzenlenen günlük basın toplantısında, “Çeşitli tehditleri körüklemek, cepheleşmeye ve kötü niyetli rekabete girişmek, yalnızca yapay zekânın küresel yönetişim sürecini sekteye uğratacaktır ve hiçbir tarafın çıkarına değildir” dedi.

Kaynakların verdiği bilgiye göre ABD ve Çin, eylül ayı ortasında ileri düzey yapay zekânın güvenlik risklerini ele almak üzere görüşmeler yapmayı planlıyor. Konunun, Başkan Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında 24 Eylül’de yapılması beklenen zirvede de gündeme gelmesi mümkün.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Başsavcısı Kravçenko, yolsuzluk soruşturmasının ardından ülkeyi terk etti

Yayınlanma

Ukrayna Başsavcısı Ruslan Kravçenko, bağımsız yolsuzlukla mücadele organlarının yöneticilerini suçladıktan sonra makam aracıyla yurt dışına çıktı. Görevden uzaklaştırılması istenen Kravçenko, uluslararası ortaklara ülkedeki sistemin durumunu anlatacağını savunuyor. Devlet Başkanı Zelenskiy ise savcıların da adının geçtiği yolsuzluk operasyonunun ardından Kravçenko’nun azlini talep etti.

Ukrayna Başsavcısı Ruslan Kravçenko, Telegram kanalından yaptığı açıklamada yurt dışına çıktığını duyurdu.

Kravçenko, uluslararası ortaklara Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP) gibi kurumlardaki “gerçek durum” hakkında bilgi vereceğini belirtti.

Kravçenko, yurt dışında yapacağı temaslarda söz konusu organların “denetimsiz bir nüfuz toplama eğilimi gösterdiğini, bu uygulamanın ise Ukrayna’nın devlet egemenliği, hukukun üstünlüğü ve demokratik kurumları için riskler yarattığını” aktarmayı planladığını kaydetti.

Ukrayinska Pravda gazetesi, güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde Kravçenko’nun 14 Eylül gecesi makam aracıyla ülkeden ayrıldığını yazdı.

Haberde, Başsavcının sınırı geçebilmek adına Litvanya’ya yapacağı bir resmi görevi gerekçe olarak kullandığı öne sürüldü.

Kravçenko bu adımdan hemen önce NABU Direktörü Semen Krivonos hakkında suçlama kararı imzaladığını açıklamıştı. Başsavcı, Krivonos’u “özellikle büyük miktarlarda haksız menfaat sağlamak amacıyla resmi belgelerde sahtecilik yapmakla” suçladığını duyurdu.

Kravçenko ayrıca Krivonos’a, mahkemede cezai sorumluluktan kaçmak için sahte gerekçe yaratma amacıyla “evlat edinme sürecinde usulsüzlük yapma” suçlamasının yöneltildiğini aktardı.

Başsavcı, SAP Başkanı Oleksandr Klimento’ya yakın bir isme yönelik de ayrı bir suçlama belgesi hazırladığını bildirdi.

NABU basın servisi, Kravçenko’nun suçlamalarını “bağımsız yolsuzlukla mücadele organlarına yönelik sistematik saldırıların bir devamı” olarak nitelendirdi.

Başsavcılığın bu girişimlerinin yeni olmadığını savunan kurum, asıl amacın “NABU ve SAP’ı Başsavcılık Makamı’na bağlama çabası” olduğunu kaydetti.

Siyasi mücadelelerin tarafı olmadıklarını vurgulayan NABU, Krivonos’a henüz resmi bir suçlama tebliğ edilmediğini, bu nedenle Başsavcının açıklamalarının usule ilişkin değil kamuoyunu etkilemeye dönük olduğunu savundu.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, NABU Başkanını hedef alan Kravçenko için istifanın “tek çıkar yol” olduğunu belirtti. Zelenskiy, parlamentodan (Verhovna Rada) Kravçenko’nun görevden alınması yönündeki kararı derhal onaylamasını talep etti.

Ukrayna’da başsavcılığa yolsuzluk soruşturması: Neler biliyoruz?

Kravçenko, NABU ve SAP tarafından yürütülen ve çok sayıda savcının adının karıştığı “Kartaca” operasyonu kapsamında 7 Eylül’de istifa dilekçesini vermişti.

Kararının bilinçli ve “siyasi” olduğunu söyleyen Kravçenko, “Başsavcılık makamının siyasi bir hesaplaşma aracına dönüştürülmesini istemiyorum” dedi.

Yolsuzlukla mücadele kurumları, Başsavcılık çalışanlarını dolandırıcılık amaçlı çağrı merkezlerini koruma altına alan ve mal varlığı aklayan bir suç örgütü kurmakla itham etti.

Soruşturma birimlerine göre bu yapının başında Başsavcılık birim yöneticilerinden Serhiy Kropiva yer aldı.

Kropiva, 6 Eylül’de 120 milyon grivna kefalet bedeliyle tutuklandı. Mahkemede SAP savcısı, Kropiva ile Kravçenko arasındaki bağlara değinerek; şüphelinin Başsavcının Kozin’deki evinin tadilatını finanse edip yönettiğini, eşine ABD vizesi alması için yardım sağladığını ve Madrid’deki doğum günü kutlamasını organize ettiğini öne sürdü.

Başsavcılık ofisinde aramaların yapıldığı gün Kravçenko, ismi geçen yetkilinin görevden uzaklaştırıldığını ve personelin yalan makinesine girmesi dahil geniş çaplı inceleme başlatılacağını açıklamıştı.

Zerkalo Nedeli gazetesine konuşan kaynaklar ise Kravçenko’nun bizzat bu koruma ağına dahil olabileceğini iddia etmiş, Başsavcı ise bu iddiaları reddetmişti.

Ukrayinska Pravda’nın haberinde, soruşturma kapsamında Kravçenko’nun, yardımcısı Mariya Vdoviçenko’nun ve Odessa Bölgesel Askeri İdaresi Başkanı Oleg Kiper’in adreslerinde arama yapıldığı ileri sürüldü.

Başsavcılık Sözcüsü Maryana Hayovska ise bu bilgiyi yalanlayarak Kravçenko’nun evinde ya da iş yerinde herhangi bir arama gerçekleştirilmediğini kaydetti.

Gazeteye konuşan kaynaklar, Başsavcı Yardımcısının adresindeki aramalarda NABU ve SAP yönetiminin izlendiğine işaret eden belgelerin ele geçirildiğini aktardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English