Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Suriyesiz ‘Arap dünyası’ yatay seyirde

Yayınlanma

İstanbul Borsasında büyük lider hisseler vardır. Türk Hava Yolları, Ereğli Demir Çelik gibi. Bu kağıtlar primlenir, yukarı yönlü hareket ederse bu durum diğer bütün hisselere olumlu yansır. Piyasa tabiriyle ortalık “yeşil” olur.  Orta Doğu’daki gidişatın seyrini izlerken bu benzetmeyi kullanmak faydalı olabilir. Belli ülkelerin artı veya eksi yönlü hareketleri sahanın “kan kırmızı” mı yoksa “bahar yeşil” mi olacağını belirler.

1-2 Kasım tarihli Cezayir’deki Arap Ligi zirvesine ABD, Körfez ve İsrail baskısıyla Suriye’nin katılamıyor olması, dengelerin kırmızıdan yeşile dönmekte zorlandığını gösteriyor. Cezayir’in, Şam’ın Arap Ligi’ne dönüşü yönünde gösterdiği yoğun çaba sonuçsuz kalmasaydı Orta Doğu’da kalıcı barış için yeşil ışık yakıldığı yorumunu zorlanmadan yapabilirdik. Suriye’nin Arap Ligi’ne dönüşüne yönelik direnç, bölgedeki çatışma dinamiklerinin de inatçılığını kanıtlıyor.

Orta Doğu diplomasi açılımı bitti mi?

Türkiye’nin Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile ilişkileri yeniden tesis etme yönünde son iki yıldır sarf ettiği çabanın bütünleyici ve devamı niteliğindeki halka, Suriye açılımıydı. Türkiye’den üst düzeyden verilen sıcak mesajları Şam, “Türk ordusunun Suriye’den çekilmesi” şartını öne çıkararak yanıtladı. Diplomatik ilişkileri kurmak için istihbaratçıların yaptığı ön görüşmelerden de sonuç çıkmadı. Suriye’de Baas Partisi’nden bir kaynağıma göre Şam’ın bakışı şu şekilde: “Savaş on yılı aştı. Suriye’nin acelesi yok, seçim sürecinde Şam, Erdoğan yönetimine prim vermek istemiyor. İlişkilerin yeniden kurulması için Türkiye’nin güven artırıcı adımlar atması gerekiyor.”

Türkiye’nin Orta Doğu’ya yönelik Davutoğlu çizgisinden çıkması Arap başkentlerinde elbette olumlu karşılandı. Ancak ilişkiler koptuğu yerde durmadığı için yeni duruma göre restorasyonun zaman alacağını bütün taraflar kabul ediyor. Örneğin Mısır’la başlatılan sürecin, Kahire’nin ağırdan almasıyla yavaşladığı görünen bir gerçek. Bölgenin tozunu yutmuş bir arkadaşımın ifadesiyle Mısırlı diplomatlarda “deve sabrı” var ve Kahire en iyi şartlarda masaya oturmak için uygun zamanı kolluyor.

Özetle Ankara’nın sadece el uzatması, bağları koptuğu yerden şıp diye onarmaya tek başına yetmiyor. Güven inşası için geçmesi gereken “sürecin” en somut parametresi ise seçimler. Şam, Kahire, Riyad ve Ankara’nın “değerli yalnızlık” günlerinde sorun yaşadığı başkentler “sonucu görmek” istiyor.

ABD bölgeden gidiyor mu?

Esas bilek güreşinin Asya-Pasifik’te olacağı ve ABD’nin Obama döneminden bu yana elini Orta Doğu’dan çekip daha çok Çin’i kuşatmaya odaklanacağı yazılıp çiziliyor. Ancak bu durum bölgede askeri gücünü azaltan ABD’nin Orta Doğu’dan elini ayağını kestiği anlamına gelmiyor. Ukrayna savaşının bir sonucu olarak çevreci ajanda zamana yayıldı ve petrol, kömür, doğalgaz gibi fosil yakıtları önemsizleştiren görüşler rafa kalktı.

Dünya petrol arzını kontrol etmek ve yönetmek, Washington için küresel liderlik iddiasının sürmesi bakımından önemini koruyor. Petrol ve gaz üreticisi Rusya ve en büyük enerji ithalatçısı Çin ile rekabetin sahası olarak Orta Doğu, Washington açısından ağırlığını sürdürecek. Suudi Arabistan ile ABD arasındaki petrol arzı kavgasını, Riyad’ın adım adım Pekin’e yaklaşmasını ve BRICS’e üyeliği gündemine almasını da buradan okumak mümkün.

ABD’nin oyun kurma ve sonucu belirleme kapasitesi Orta Doğu’da azalmakla birlikte engelleme ve kaos çıkarma yetenekleri olduğu gibi duruyor. Az sayıdaki kuvvetiyle Suriye topraklarının üçte birinde işgalini sürdürüyor.  “Kara gücü” YPG’yi legalleştirmek Suriye’nin geleceğinde söz sahibi yapmak Pentagon’un tanımlanmış hedefi.   TSK’nın fiili müdahalesi, Rusya, İran ve Suriye güçlerinin aktif mücadelesiyle bu hesap şimdilik engellendi. ABD’nin Suriye’nin Arap Ligi’ne dönüşünü baskılamayı sürdürmesinin de arkasında YPG’yi Şam’a kabul ettirememiş olması yatıyor.

Suriye lideri Beşar Esad’ın Hamas’la yeniden kucaklaşması da İsrail’in radarında. Şam“Direniş ekseni” politikasından taviz vermiyor. Bu duruşunun maliyetinin Arap dünyasına resmi dönüşünü geciktirdiğinin farkında. ABD ve İsrail’in tepkisini göze alarak Hamas’la açılan yeni sayfa Şam, Arap Ligi’ne dönememiş olsa da sahadaki etkinliğini ispatlıyor.

Ocak ayı sonunda Rus uçaklarıyla Suriye uçaklarının Golan üzerinde devriye atması İsrail’e ciddi bir uyarıydı. Mesajı alan Tel Aviv bütün baskılara rağmen sofistike hava savunma silahlarını Kiev’e vermedi. Ezcümle Suriye’nin normalleşmesi için uluslararası ortam henüz kıvama gelmedi.

Bekle gör dönemi

Türkiye’yi dışarda bırakarak düşündüğümüzde Arap devletleri arasında da Suriye konusunda bir “bekle gör” durumunun olduğu söylenebilir. Mısır’ın, Suudi Arabistan’ın ve Körfez emirliklerinin Suriye’nin Arap Ligi’ne dönüşüne halen onay vermemiş olmasının nedeni, daha çok küresel güvenlik durumundaki belirsizlik ve kaygılar.

Arap dünyasının ABD’nin bir sonraki başkanını tahmin etme, o süreçte olabilecekler hakkında doğru analizi yapma ve Rusya-Ukrayna savaşında kazanacak olan tarafı hatasız tespit etme gibi zor görevleri bulunuyor. Bu konularda yapılacak bir hesap hatası, şişede zorla tutulan cinlerin sokağa kaçmasına neden olabilir.

Kovid 19, ekonomik durgunluk riski, terör hücrelerinin potansiyelleri Arap devletlerini kırk düşünüp bir davranmaya mecbur ediyor. Ekonomisi kırılgan olan ve ekmek sorununu çözmekte zorlanan Mısır’ın da diplomaside adım atarken kendisini arkalayan Suudi Arabistan’ı, Körfez’i gözetmeden davranmasını beklemek de gerçekçi değil. Dönemin sanatı dengede yürümek. Kahire de Şam’la açtığı yeni sayfayı en azından kameralar önünde Riyad ve Körfezi dışlamadan yapmak zorunda. Suudi İstihbarat Şefi geçen mayısta Şam’a gelerek Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüşse de kırılan vazoyu onarmak o kadar kolay değil.

Rusya’nın Suriye’yi Arap Ligi’ne döndürme çabaları da Ukrayna savaşının belirsizliği devam ederken sonuçsuz kaldı. Rusya, Orta Doğu’da ağırlığını 2015’de Suriye’ye müdahil olması ile artırmıştı. Bu ağırlık şimdi Ukrayna savaşında yeniden terazide. Rusya’nın Ukrayna cephesindeki başarı ya da başarısızlığı bölge başkentlerinde dikkatle izleniyor. Geçen günlerde “Rusya’nın Ukrayna sonrası Suriye stratejisi nedir” sorusunu yönelttiğim, Orta Doğu’da uzun yıllar bulunmuş Rus muhatabım şöyle söyledi: “Yeni bir durum yok. Suriye değil Ukrayna öncelik. Şu anda her şey Ukrayna, Suriye stratejisi de Ukrayna. Ukrayna’daki durum Orta Doğu’yu doğrudan etkileyecek.”

Arap Ligi’nde Rusya ile Batı arasında tercih yapmadan dengede kalmak isteyen merkez devletler ile Sudan ve Suriye gibi Rusya ile Batı’ya karşı stratejik iş birliğini tercih eden devletler arasında temel farklılık, en önemli ayrışmaların başında geliyor. İsrail ile ilişkiler, İbrahim anlaşmalarına bakış ve İran’la ilişkiler büyük anlaşmazlık konuları olarak sıralanabilir. Başlangıcından bugüne etkin bir yaptırım gücü olmayan Arap Ligi’nin farklılaşan devlet çıkarlarını ortak bir Arap potasında eritip etkin bir örgüt olarak öne çıkacağı bir zirve beklentisi bulunmuyor. Atlantik kıyısındaki Fas ve Moritanya’dan Basra Körfezine uzanan devletler kuşağını tek bir ülkü etrafında toplamak, bir “Arap Turanı” kurmak reel politiğin sınırlarını zorlayan bir düşünce. Arap devletleri yan yana durarak ancak farklı jeopolitik ve siyasi baskılarla eylemlerine yön verecekler.

Başladığımız yerden sonuca gelirsek yine piyasa tabiriyle; Suriye’yi kucaklamaya hazır olamayan Arap dünyası “yatay seyirde”. İbrenin yeniden Arap Baharı dönemindeki gibi kırmızıya dönmemesi için gayret gösteriliyor.

 

 

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.

Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.

Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.

El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.

Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı

Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.

Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.

Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.

Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.

Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.

Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.

İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.

NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.

Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.

Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.

Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi

Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.

El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.

İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.

Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.

Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.

İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi

Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.

Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.

Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.

Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.

Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.

Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.

Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.

Tampon bölge modeli

Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.

El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.

Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.

Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.

Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.

Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.

Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English