Bizi Takip Edin

ASYA

Tayvan krizinde gözler Pekin’in hamlesinde: Çin basını ne diyor?

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan ziyaretinin etkileri devam ediyor. Pekin’in anlık fevri bir tepki vermeyeceği ortaya çıksa da uzun vadede ne gibi önlemler alacağı ve nasıl bir karşılık vereceği merak konusu.

Çin basını Pelosi’nin ziyaretiyle ilgili Pekin yönetiminin politikalarını ve ABD’nin konumunu tartışmaya devam ediyor. Ülke kamuoyunda, Çin’in itibarını koruması için, Pelosi’nin hamlesine karşı güçlü bir karşılık verilmesi yönünde bir beklenti mevcut. Siyaset bilimciler ve akademisyenler ise, Tayvan’la yeniden birleşmeyi hızlandıracak daha kapsamlı politikalardan yana. Hatta bu krizin, Pekin tarafından fırsata çevrilebileceği yorumu yapılıyor.

Global Times gazetesinde yayımlanan analizde Pelosi’nin Tayvan ziyareti provokasyon olarak nitelendirilirken, ABD’nin bu hamlesinin boğazlar arasındaki barış ve istikrarı baltaladığı ve Tayvan Boğazı’ndaki statükoyu değiştirdiği belirtiliyor. ABD ve Batı kamuoyunun sık sık bu kavramlar (barış, istikrar, statüko) üzerinden Çin’i hedef aldığı hatırlatılan yazıda, Pelosi’nin ziyareti Tayvan Boğazlarındaki statükoda “ciddi ve yıkıcı bir değişiklik” ve aynı zamanda “ABD’nin Çin’e yönelik siyasi taahhüdüne ihanet” olarak tanımlanıyor. Ziyaretin, tek Çin ilkesini ve Pekin ile Washington ilişkilerinin temelini oluşturan Üç Ortak Bildiri’yi ihlal etmesinin yanı sıra, Birleşmiş Milletler’in 2758 sayılı Kararını da ihlal ettiği kaydediliyor. Yazıda egemen bir ülke olarak Çin’in temel çıkarlarını savunmak için aldığı ve alacağı her türlü karşı önlemin meşru ve gerekli olduğu savunuluyor.

Pelosi’nin gözünü korkutmak

Bu bağlamda Çin’in aldığı önlemler şöyle özetleniyor; öncelikle, Pelosi’nin hedef alınması. Pelosi’nin yarattığı riskin kendisine geri tepmesini sağlayacak bir önlem alınması ve böylece Pelosi vb. siyasetçilerin Tayvan’ın istedikleri zaman ziyaret edebilecekleri bir yer olmadığını anlamalarının sağlanması hedefleniyor. Pelosi’nin Salı günü izlediği uçağın rotasının, Çin ordusunun ilgili sularda gerçek zamanlı atış tatbikatı yapması korkusuyla, Güney Çin Denizi üzerinde daire çizmesi Pelosi’ye tehlikeyi hissettiren Çin’in askeri caydırıcı eylemine örnek gösteriliyor.

Askeri caydırıcı önlemler

İkincisi, Çin’in karşı önlemlerinin tek seferlik değil, uzun vadeli, kararlı ve istikrarlı bir şekilde ilerleyen eylemlerin bir bileşimi olduğu savunuluyor. Çin ordusunun Salı gecesinden itibaren başlayan adanın kuzey, güneybatı ve güneydoğusunda ortak deniz ve hava tatbikatları, Tayvan Boğazlarında uzun menzilli topçu atışları ve adanın doğusundaki deniz bölgelerinde konvansiyonel füze deneme atışları ile Tayvan adası çevresinde ortak askeri operasyonlarının önemi ve caydırıcılığı bir kez daha vurgulanıyor. Bu tatbikatların Tayvan Boğazlarının uluslararası sular olmadığının daha iyi anlaşılmasını sağlayacağı belirtiliyor.

Tayvan’la birleşmeyi hızlandıracak

Üçüncüsü, Çin’in karşı önlemlerinin temelde ulusal yeniden birleşme sürecini teşvik etmeyi amaçladığı kaydediliyor. Pelosi gibi güçlerin, “Tayvan’ın Çin’e ait olduğu tarihsel ve yasal gerçeğini” değiştiremeyeceği ve Çin’in tam yeniden birleşmeyi gerçekleştirme eğilimini engelleyemeyeceği vurgulanıyor. Yazıda, ABD’nin bu hamlelerinin yeniden birleşme sürecini hızlandıracağı savunuluyor: “Dış güçlerin gizli anlaşma ve provokasyonlarını yükseltmek için attığı her adım, Çin’in yeniden birleşmeyi gerçekleştirmesini hızlandıracaktır.”

Tüm Asya-Pasifik etkilenecek

CGTN’de ise Pelosi’nin ziyareti “tüm Asya-Pasifiği tutuşturabilecek bir ateş yaktı” başlığı ile verildi.  ABD’nin bu eyleminin “Çin’in en kutsal ilkesinin yüzsüzce ihlali” ve “uluslararası kabul görmüş yasal gerçeklere meydan okuma” olarak nitelendirildiği yazıda, Tayvan ziyaretiyle gönderilmek istenen sembolik mesaja karşı ülkede güçlü bir kamuoyu oluştuğu ifade ediliyor.

Çin’in, ulusal egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik bu “bariz meydan okumaya misilleme yapmaktan başka seçeneği kalmadığı” vurgulanan analizde, Çin ordusunun Tayvan adasının etrafındaki tatbikatlarına gönderme yapılıyor. Yazının sonunda ise Pekin-Washington ilişkilerine değinilerek, Amerika Birleşik Devletleri’nin Çin ile ilişkilerinde rasyonel bir yaklaşım izlemezse, “kendi yarattığı tehlikeli bir çatışmayla yüzleşmek zorunda kalacağı” kaydediliyor.

Önde Pelosi, arkada Washington

Yine CGTN’de, Çin Uluslararası Ekonomik Değişim Merkezi’nin (CCIEE) baş ekonomisti Chen Wenling imzasıyla yayımlanan analizde, bu eylemin görünüşte Pelosi’ye ait olduğu düşünülse de özünde ABD’nin Çin’i çevreleme politikasının bir devamı olduğu savunuluyor. Yazıda, Pelosi’nin ise figüran olduğu ima ediliyor: “Görünürde bazı ABD’li politikacılar Pelosi’yi adaya seyahatinden vazgeçmeye ikna etmeye çalışıyor, ama aslında Pelosi’yi gizlice sahneye çıkarıyorlar.”

ABD’nin tek Çin ilkesine bağlı olduğunu açıklamasına rağmen buna uygun davranmadığı vurgulanan analizde, Washington’ın bu eylemlerine örnekler veriliyor: ABD Kongresi mevzuat yoluyla “Tayvan’ın bağımsızlığını” destekledi; Dışişleri Bakanlığı, “Tayvan Çin’in bir parçasıdır” gibi temel ifadeleri web sitesinden kaldırdı; Tayvan “Hint-Pasifik Stratejisi”ne dahil edildi; Washington, bölgenin “asimetrik savaş gücünü” artırmak ve “Tayvan bağımsızlığı” gibi ayrılıkçı faaliyetleri desteklemek için Tayvan’a silah satışlarını yoğunlaştırdı.

Çin’in karşı önlemleri konusunda ise, yaptırımlara işaret ediliyor: Tayvan’dan greyfurt, limon ve portakal gibi turunçgiller ile beyaz saç kuyruğu ve istavrit türü balıkların ana karaya girişi yasaklandı. Karar ayrıca doğal kumu da kapsıyor. Chen Wenling’in analizi de diğer yazılarda olduğu gibi Çin’in yeniden birleşmesine yapılan vurgu ile son buluyor.

Sonuca değil, sürece odaklanalım

China Daily’de yer alan analizde ise, Tayvan ziyaretinden Washington yönetimi sorumlu tutularak ABD’nin kendi iç çatışmalarına ve siyasi kırılmalarına vurgu yapılıyor.

Yazıda, Pelosi’nin ziyareti ile ilgili esas analiz edilmesi gereken noktanın ziyaretin sonuçları değil, ona yol açan süreç olduğu belirtilirken, eğer bu hususlar ele alınmazsa “kusurlu ABD siyasi sisteminin dünyayı sürekli olarak belaya sokacağı” savunuluyor. Pelosi’nin Tayvan ziyaretinin ABD’nin ulusal çıkarlarına hizmet etmediği ifade edilirken, ABD’nin, seçkin siyasi çevrede popülizmin yükselişinin bedelini ödemeye devam edeceği yorumu yapılıyor. Pekin’in ise, Boğazlar konusunda bu dönüm noktası niteliğindeki olayı fırsata çevirmek için inisiyatif alacağı ve “bu fırsatı hiçbir şekilde boşa çıkarmayacağı” kaydediliyor.

ASYA

Modi’nin seçim manifestosu ekonomi politikalarına dair çok az şey söylüyor

Yayınlanma

14 Nisan’da Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin Bharatiya Janata Partisi (BJP), ülkenin 970 milyon seçmeninin dünyanın en büyük ve en uzun seçiminde oylarını kullanmaya başlamasından sadece dört gün önce seçim manifestosunu açıkladı.

Eleştirmenlere göre belgede, BJP’nin beklendiği gibi bir dönem daha iktidarda kalması halinde ne tür ekonomi politikaları izleyeceği konusunda, yıllık gayrisafi yurtiçi hasılası 3,7 trilyon dolar olan Hindistan’ı dünyanın üçüncü büyük ekonomisi haline getirme vaadinin dışında, “şaşırtıcı derecede az şey” söyleniyor.

Hindistan’ın bu hedef için 4.2 trilyon dolarlık GSYİH’ye sahip Japonya ve 4.5 trilyon dolarlık Almanya’yı geride bırakması gerekecek. Ancak ekonomistlere göre, Hindistan’ın son yıllarda İngiltere, Fransa, İtalya ve Brezilya’yı geride bıraktığı göz önüne alındığında bu çok da zor bir hedef olmayabilir. Öte yandan BJP manifestosu, Modi’nin bunu nasıl gerçekleştireceği ya da ülkenin 2047 yılına kadar Hindistan’ı gelişmiş bir ulus haline getirme hedefine ulaşmasını nasıl sağlayacağı konusunda hiçbir ayrıntı sunmuyor.

Hindistan ekonomisi ekim-aralık çeyreğinde %8,4 oranında büyüdü ve mart ayında sona eren mali yılın tamamında %7,6 oranında büyüme kaydetti. Bu, herhangi bir standarda göre etkileyici bir büyüme oranı olarak görülüyor.

BJP manifestosu, Modi hükümetinin Hindistan’ı ekonomik kırılganlığın eşiğinden küresel öneme kavuşturmadaki başarısını vurgularken, bir sonraki kabinenin mali konsolidasyon yoluna sadık kalacağını ve bunun yatırımcılar için güven verici olması gerektiğini belirtiyor.

Ancak belge, Modi hükümetinin geçmişteki ekonomik başarılarına dair pembe bir tablo çizerken, bir sonraki kabinenin ekonominin karşı karşıya olduğu tehlikeli makroekonomik zorlukları nasıl aşacağına dair ayrıntılardan kaçınıyor. Bunlar arasında kötüleşen genç işsizliği, yapışkan enflasyon, genişleyen gelir ve servet eşitsizliği ve ülkedeki işgücünün beşte dördünden fazlasını istihdam eden kayıt dışı işletmeler üzerindeki baskı yer alıyor.

Düşen doğurganlık oranlarına ve dünyanın en düşük işgücüne katılım oranlarından birine rağmen, genç işsizliği istikrarlı bir şekilde artmaya devam ediyor. En az orta öğrenim görmüş gençler arasında bile neredeyse beşte biri işsiz. Aynı zamanda, Uluslararası Çalışma Örgütü ve Hindistan İnsani Gelişim Enstitüsü tarafından yapılan araştırmaya göre, eğitimli gençler tüm işsiz gençlerin üçte ikisini temsil etmektedir.

Uzmanlara göre, eenişletilmiş üretim bu sorunu çözmek için yeterli olmayacak. Modi’nin iktidarda olduğu son 10 yılda istihdamın %12 ila %14’ünü oluşturan sektör, ithalat engellerinin artırılmasına ve yerel üretimi genişleten seçilmiş büyük şirketlere cömert sübvansiyonlar ödenmesine rağmen çok az artış gösterdi.

Geçtiğimiz mali yılda hane halkı tüketiminin %3 civarında arttığı tahmin ediliyor ki bu doğru çıkarsa 2002’den bu yana COVID salgını dışında en küçük artışa işaret edecek.

BJP manifestosu, partinin durgun talebi nasıl ele alacağı konusunda bir şey söylemiyor. Daha hızlı bir talep artışı olmadan, özel sermaye yatırımlarında bir toparlanma olmayacağı ve bunun da GSYİH büyümesini sınırlayacağı düşünülüyor.

Bazı yerel medya organları, BJP’nin arkaik toprak ve işgücü düzenlemelerine ilişkin büyük reform planlarını açıklamasını bekliyordu. Ancak daha fazla hızlı tren hattı vaadi de dahil olmak üzere altyapı projeleri duyuruldu.

Dolayısıyla belgede BJP’nin, Hindistan’ın uzun vadeli ekonomik zorluklarıyla yüzleşme konusunda bir plan ortaya koymadığı görülüyor.

Muhalefet ‘yoksuldan yana’ bir propaganda yürüttü

En büyük muhalefet partisi olan Hindistan Ulusal Kongresi, seçim bildirgesinde ülkenin en yoksul hanelerine yılda 100.000 rupi (1.200 dolar) vermeyi ve çiftçiler için ürün fiyat garantilerini genişletmeyi vaat ederek “yoksullardan yana” bir propaganda yürüttü.

Kongre ayrıca servetin yeniden dağıtımına yönelik tedbirlere hazırlık amacıyla anketler yapılmasını da öneriyor.

Dünya Eşitsizlik Laboratuvarı’na göre Hintlilerin en tepedeki %1’lik kesimi ülkenin yıllık milli gelirinin yaklaşık %23’ünü alıyor ve ülke servetinin %40’ına sahip. Eski Hindistan Merkez Bankası Başkanı Duvvuri Subbarao gibi hükümeti eleştirenler, Hindistan’ın dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi olsa bile yoksul bir ülke olarak kalacağını söylüyor.

Kişi başına düşen gelir açısından Hindistan dünyada 143. sırada yer almaktadır. Bu durum, artan eşitsizlik gerçeğinin altını çizmekte ve sadece GSYİH’yi daha da yükseltme arzusunun ülkenin ekonomik sağlığını güvence altına almak için yeterli olmayacağını gösteriyor.

Benzer şekilde, temel altyapının onarımı ve iyileştirilmesi için daha fazla harcama yapılması, sağlık hizmetleri ve kamu eğitiminin iyileştirilmesi ve genişletilmesi için daha az harcama yapılması anlamına geliyor. Yeterli kamu hizmetlerinin olmaması, tüm Hintli haneleri pahalı özel sektör seçeneklerine itiyor. Sonuç olarak, pek çok kişi için isteğe bağlı mal ve hizmetlere harcayacak çok az para kalıyor.

Yine de iktidar partisi seçmenler arasındaki popülaritesini koruyor ve anket sonuçlarına bakılırsa Modi’nin üçüncü bir dönem için destek kazanacağından pek şüphe yok gibi görünüyor. Uzmanlara göre ise, yeniden seçilmesi beklenen Modi hükümetinin ülkenin temel makroekonomik sorunlarının üstesinden gelmek için tutarlı bir ekonomik stratejinin olmaması endişe verici.

Okumaya Devam Et

ASYA

ABD ve Filipinler, Güney Çin Denizi’nde şimdiye kadarki en kapsamlı Balikatan tatbikatını başlattı

Yayınlanma

Filipinler ve ABD pazartesi günü, iki ülkenin Çin ile ilişkilerini daha da gerginleştirecek üç haftalık Balikatan askeri tatbikatına başladı. Filipin halkı tatbikatı protestolarla karşıladı.

Müttefiklerin en büyük yıllık askeri tatbikatı olan Balikatan’ın bu yılki etabı, Filipinler’in karasuları dışındaki tartışmalı Güney Çin Denizi’nde ortak bir yelkeni de içerecek. Balikatan’a ilk kez Fransız donanması ve Avustralya donanması da katılıyor.

ABD ve Filipinler geçen yıl bölgede ortak deniz devriyelerine yeniden başladı ve ABD geçmişte diğer müttefikleri ve ortaklarıyla birlikte bölgede seyretmiş olsa da, Balikatan tatbikatları ilk kez Filipin kıyılarının 12 deniz mili ötesine ve Çin’in hak iddia ettiği sulara uzanmış olacak.

Tatbikata altı Filipin sahil güvenlik gemisi de katılacak ve geçtiğimiz yıl Çin ile sık sık çatışmaların ön saflarında yer alan bu servis ilk kez bir askeri tatbikata dahil edilmiş olacak.

Çin sahil güvenlik gemileri, Manila’nın İkinci Thomas Sığlığı’nda karaya oturttuğu ve söz vermesine rağmen geri çekmediği eski bir savaş gemisindeki bir deniz karakoluna düzenli ikmal yapmasını engellemek için tazyikli su gibi askeri araçlar kullandı.

Çin Dışişleri Bakanlığı geçen hafta Balikatan’a atıfta bulunarak Filipinler’i “kendi güvenliğini bölge dışındaki güçlere teslim etmenin sadece daha fazla güvensizliğe yol açacağı ve kendini bir başkasının satranç taşına dönüştüreceği” konusunda uyardı.

Filipin ordusunun Müşterek ve Birleşik Eğitim Merkezi direktörü Albay Michael Logico ise, her ülkenin kendini savunma hakkı olduğunu söyledi. “Diğer ülkelerin yaptıklarımız hakkında ne düşündükleri bizi yıldırmıyor” diye ekledi.

Gençlerden protesto: ABD defol

Filipin halkı daha önce olduğu gibi tatbikatı protestolarla karşıladı. Ülkenin farklı bölgelerinde gençler, sendikalar, siyasi oluşumlar gibi farklı kesimler protesto gösterileri gerçekleştirdi.

Başkentteki gösterilere önderlik eden gençler ellerinde “ABD defol”, “Emperyalist savaşa hayır” yazılı pankartlarla Manila’daki Mendiola Caddesi’ne yürümek isterken polis önlerini kesti.

Bütçenin eğitim yerine savaşa ayrılmasını protesto eden gençler, bu tatbikatların ve ülkedeki Amerikan askeri üslerinin ülkeyi Çin’in hedefi haline getirdiğini ve tehlikeye attığını söylediler. Öğrenci liderleri açıklamalarında, her türlü yabancı müdahaleye karşı olduklarını ifade ettiler.

Yine tatbikatı protesto eden başka bir gençlik örgütü de tatbikata ve Amerikan askeri üslerine karşı çıkarken, “ABD terörist”, “Bizler kukla değil, vatanseveriz”, “Emperyalist savaşa hayır” yazılı pankartlar taşıdı.

Typhon füze sistemi ilk kez bölgeye konuşlandırıldı

Tatbikatın yakından izlenen bir diğer bileşeni de Typhon olarak bilinen ve 2,500 km’ye kadar menzile sahip Stratejik Orta Menzilli Ateşleme füze sistemi olacak. ABD Ordusu bu sistemi bu ay Filipinler’e hava yoluyla göndererek Hint-Pasifik’te bu tür bir konuşlandırmanın ilkini gerçekleştirdi. Orta menzilli karadan fırlatılan füzeler Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması kapsamında yasaklanmıştı, ancak anlaşma 2019’da hem ABD hem de Rusya’nın anlaşmadan ayrılmasının ardından çöktü.

ABD ve Filipinli yetkililer Balikatan’da Typhon ile sadece tehdit altında fırlatma sisteminin hızla hareket ettirilmesi gibi lojistik tatbikatlar yapılacağını, ancak fırlatma yapılmayacağını söylediler.

Askerler ayrıca hava ve füze tehditlerini izleme ve hedef alma, Filipinler’in kuzeyinde, Tayvan’ın hemen güneyinde düşman işgali altındaki adaları geri alma ve Güney Çin Denizi’ne bakan kıyılarda bir gemiyi batırma gibi geçen yıl yapılan tatbikatları genişletme çalışmaları yapacaklar.

ABD Hint-Pasifik’te ilk kez orta menzilli füze sistemi konuşlandırıyor, Çin tepkili

Şimdiye kadarki en kapsamlı tatbikat

2023 tatbikatı Filipinler-ABD askeri ittifakında önemli bir genişleme ve derinleşmeye işaret ederek katılan asker sayısını iki katına çıkardı ve geçmişte çok hassas olarak görülen Tayvan’a komşu adaları da ilk kez tatbikata dahil etti. Ayrıca ABD birliklerinin kısa bir süre önce erişim sağladığı Filipin üsleri de tatbikata dahil edildi.

Yaklaşık 17,000 askerin katılacağı bu yılki tatbikat da aynı ölçeğe yakın olacak, ancak Pasifik’teki ABD Deniz Piyadeleri Komutanı Korgeneral William Jurney tatbikatın daha karmaşık olacağı için “şimdiye kadarki en geniş kapsamlı” tatbikat olduğunu söyledi.

Tatbikat, Çin Deniz Kuvvetleri’nin ABD’den de üst düzey subayların katılacağı yıllık konferansıyla aynı zamana denk geliyor. Tatbikat aynı zamanda ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in çarşamba günü Çin’e giderek iki ülke arasındaki gergin ilişkileri yönetmeye çalışacağı bir dönemde gerçekleşiyor.

Okumaya Devam Et

ASYA

Solomon Adaları’nın Çin dostu başbakanı yeniden parlamentoya seçilerek yeniden göreve gelmeye bir adım daha yaklaştı

Yayınlanma

Yerel medyanın cuma günü bildirdiğine göre, Pasifik ada ülkesi Solomon Adaları’nın Çin dostu başbakanı Manasseh Sogavare, bu hafta yapılan genel seçimlerin ardından parlamentodaki koltuğunu korudu.

Sogavare, Solomon Adaları’nda bir dönem görev yaptıktan sonra arka arkaya yeniden başbakan seçilen ilk isim olmaya bir adım daha yaklaştı. Takımadalar, beş yıl sonra ilk kez yasama organının 50 üyesini seçmek üzere çarşamba günü seçimlere gitti.

2019 yılında Sogavare’nin dördüncü kez başbakan seçilmesinin ardından Solomon Adaları 36 yıl sonra Tayvan ile diplomatik bağlarını kopardı ve Çin’i tanımaya başladı. Ayrıca 2022 yılında Pekin ile bir güvenlik anlaşması ve geçen yıl da bir polis işbirliği anlaşması imzaladı.

Çin ile ilişkiler derinleştikçe ABD ve Avustralya, Çin’in Solomon Adaları’nda askeri bir dayanak kazanacağından endişe ediyor.

Parlamento seçimleri başlangıçta geçen yıl için planlanmıştı ancak Sogavare ülkenin aynı yıl içinde hem parlamento seçimlerini hem de Pasifik Oyunlarını gerçekleştiremeyeceğini söyleyerek erteledi. Sogavare’nin muhalifleri bu gecikmeyi bir “güç gaspı” olarak nitelendirdi.

Arka arkaya başbakanlık

Sogavare dört kez başbakanlık görevinde bulunmuş, ancak hiçbir zaman üst üste başbakanlık yapmamıştı.

Solomon Adaları Seçim Komisyonu’nun baş seçim görevlisi Jasper Highwood Anisi’ye göre, sonuçların çoğu pazar günü geç saatlerde ya da pazartesi günü erken saatlerde belli olacak.

Şimdi gözler Sogavare’nin daha önce benzeri görülmemiş bir şekilde üst üste başbakan olarak yeniden seçilip seçilmeyeceğine çevrilmiş durumda.

50 sandalyenin açıklanmasının ardından seçilenler başkent Honiara’da bir araya gelecek. Yeni başbakan, kapalı kapılar ardında seçilecek. Bir hükümet koalisyonunun kurulması haftalar alabilir.

Doğudaki Malaita eyaletinde, merkezi hükümetin Pekin ile derinleşen bağlarını sert bir şekilde eleştiren devrik eyalet başbakanı Daniel Suidani, cuma günü eyalet meclisindeki koltuğunu geri aldı.

Suidani, Çinli şirketlerin ülkenin en kalabalık eyaleti olan Malaita’da faaliyet göstermesini yasaklamasının ardından geçen yıl yapılan güvensizlik oylamasında başbakanlıktan düşürülmüştü. Koltuğunu yeniden kazanan Suidani, eyalet başbakanlığı için yeniden yarışmak istediğini ifade etti.

Suidani’nin yerine Malaita başbakanı olarak atanan Martin Fini, yeniden seçilme teklifini kaybetti. Fini eyaletteki Çin yatırımlarının hızla artmasını sağlamış ve kısa bir süre önce Çin’in Jiangsu eyaleti ile dostane alışverişe ilişkin bir mutabakat zaptı imzalamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English