Bizi Takip Edin

Avrupa

Türkiye’nin enerjide ‘hub’ rüyası ve Rusya’nın teklifi

Yayınlanma

Pandemi, savaş, jeopolitik rekabet ve siyasi tercihler mevcut kaynakların etkin kullanılamaması sonucunu doğurdu ve gaz krizini yarattı. Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2’nin sabotajla devreden çıkmasının da etkisiyle Türkiye’nin enerji piyasasında daha etkin bir rol oynayabileceği fikri tartışılıyor. Yaptırımlar nedeniyle Avrupa pazarına girişi kısıtlanan Rus doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması konunun sadece bir boyutu.

Daha geniş anlamda Rusya – Ukrayna savaşıyla birlikte patlak veren enerji krizi Türkiye’nin enerjide küresel bir oyuncu olabilmesi için yeni bir fırsat penceresi açmış olabilir mi? Orta Asya gazı, İran gazı gibi alternatif kaynaklar da eklendiğinde Türkiye’nin Avrupa için enerji damarına dönüşmesi en azından kağıt üzerinde ciddi bir olasılık gibi duruyor. Orta uzun vadede Doğu Akdeniz’deki potansiyel gazın Avrupa’ya taşınabileceği en uygun rotanın Türkiye olması sık sık dile getirilen “coğrafi konumun” avantajları arasında sayılabilir.

Kim ne dedi?

Türkiye’nin uzun süredir dile getirdiği enerjide hub olma konusu Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ekim ayında “Doğrudan Avrupa ile çalışmak çok zor. Çok hızlı bir şekilde Türkiye’de bir gaz merkezi kurabiliriz” demesiyle yeniden gündeme oturdu. Putin’e göre Türkiye’ye kurulacak aktarma merkezi üzerinden Avrupa, Rus gazını almaya istekli olacak.

Silivri’de BOTAŞ’a ait Silivri Doğal Gaz Depolama Tesisinin kapasite artış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan da, “Sayın Putin’le önemli görüşmelerimiz oldu. Adımlarımızı attık, atıyoruz. Böylece özellikle Trakya, doğal gazda bir hub haline gelecektir. Bununla ilgili çalışmalarımızı, bölgemizdeki enerji ortaklarımızla birlikte yürütüyoruz,” dedi.

Bu açıklamalarda teknik ayrıntılar yer almıyor. Jeopolitik rekabetin doğrudan bir parçası olan gaz piyasasında Türkiye’nin ana oyuncu olması için koşullar gerçekten göründüğü kadar uygun mu? Uzmanlara göre; ‘Evet…’  Ancak “hub” olmaktan kastın karar vericiler tarafından açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Zira gazın Türkiye’den gelip geçtiği “transit ülke”  olmakla fiyatın belirlendiği TTF, NBP ya da Henry Hub gibi uluslararası merkezlerden biri olmak bambaşka şeyler.

Konuyu Harici’ye değerlendiren Eski BOTAŞ Genel Müdürü Gökhan Yardım, “Gaz merkezi olabilir Türkiye. Ama mevcut düşüncelerle çok zor. Hukuki alt yapı çok önemli. Batılılar da gelecek Doğulular da gelecek,” diyerek hem potansiyele hem de gördüğü eksiklere işaret ediyor.

Biz ne anladık?

2018 yılında devreye giren Türk Akımı ile Türkiye transit konumunu pekiştirdi. Ancak Rusya Türkiye’nin “merkez” olması için gerekli olan parametreleri bu proje bazında sağlamadı. Merkez olmanın temel faktörlerinde birisi gazın fiyatının Türkiye’de kurulacak pazarda belirlenmesi ve Türkiye’nin gaz üzerinde ticari tasarrufta bulunabilmesi.

“Merkezde ticaret için elektronik platform gelecek aylarda kurulabilir. Avrupalı tüketiciler için doğal gaz fiyatı büyük oranda Türkiye’de belirlenecek. Avrupa’nın kendi merkezlerinde olanlar çılgınca,” diyen Rusya lideri Putin, bu sözleriyle artık Türkiye’yi transit ülke olarak görmediğini ima etmiş olabilir mi?

“Teklifin detaylarını bilmiyorum” diyen Eski BOTAŞ Genel Müdürü Yardım, “Putin’in açıklamasından onların daha önce yaptıkları elektronik satış platformundaki gibi bir sistem düşündüklerini sanıyorum. Rusların gaz alımını yapacakları, firmaları kendilerinin seçecekleri, kendilerinin teklifleri toplayıp ‘sen kazandın şu kadar alıyorsun, ay sonunda ortalama fiyat şu kadar oldu’ diyecekleri bir sistem düşünüyorlar diye anladım,” sözleriyle Moskova’nın kafasındaki olası planı tartışıyor.

“3-5 ayda halledilecek konu değil”

Bir başka boyut da projenin takvimi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Trakya’ya gaz merkezi projesinin bir yıl içinde hayata geçirmeyi hedeflediklerini açıkladı. Dönmez, “3-5 ayda halledilecek bir konu değil şüphesiz. Belki kalıcı bir piyasadan önce geçiş döneminde, daha sınırlı sayıda piyasayla başlayabiliriz. O zaman süre biraz daha öne çekilmiş olur” diyerek zamana gerek olduğunu vurguladı.

Dönmez’in  “bir yıl” süre öngörmesini yorumlayan Yardım, yaklaşan seçimler ve hükümetin Batı ile Rusya arasında gözettiği dengelerin de bu projede belirleyici olduğu kanaatinde. Ankara’nın “ABD’yi doğrudan karşısına almak istemeyeceği” değerlendirmesinde bulunan Yardım, “Seçimler öncesinde bu iş biraz soğutulacak diye tahmin ediyorum” dedi.

Bu iş nasıl olur?

Türkiye’nin hali hazırda gaz borsası bulunuyor. Adı: Enerji Piyasaları İşletme A.Ş. Kısa adı EPİAŞ. Kurumun sitesinde 18 Mart 2015 tarihinde kurulan EPİAŞ’ın Türkiye’nin “Enerji ticaretinde merkez ülke olma” hedefiyle uyumlu çalıştığı ve küresel düzeyde referans alınan bir enerji borsası olma yolunda olduğu belirtiliyor.

Eski BOTAŞ Genel Müdürü Yardım merkez olacak sistemin işleyişini şöyle açıklıyor:

“EPİAŞ’ta kimin gazını kimin aldığı belli olmuyor. Satan da belli değil alan da belli değil EPİAŞ’taki işlemlerde. Gazlar EPİAŞ’ta işlem görebilmek için millileşiyor. Hem satıcı şirketlerin hem alıcı şirketlerin Türkiye’de şirket kurması ve EPDK’nın mevzuatına uygun lisans almaları gerekiyor.”

Bu aşamadan sonra alıcı ve satıcılar EPİAŞ’ın Sürekli Ticaret Platformu’nda işlem yaparak tıpkı borsada olduğu gibi arz ve talebi oluşturuyorlar. Fiyat da bu mekanizma üzerinden belirleniyor. Alıcı ve satıcı teklifleri teklif sahipleri belli olmadan birbirleriyle karşılaşıyor ve fiyat oluşuyor. EPİAŞ ödemeleri TAKAS Bank vasıtasıyla garanti ediyor.

“Gazprom Avrupa’da durdurduğu elektronik satış platformu işlemlerini Türkiye’de yapmak istiyor. Türkiye’den transit olarak götürmek istiyor” diyen Gökhan Yardım, ‘transit’ ile ‘merkez’ olmak arasındaki farkı şöyle açıklıyor:

“Gazprom kendi satış platformu içerisinde gazı satacak. Alıcılar buradan Türkiye’den transit olarak alacaklar. Türkiye’den transit geçince Türkiye gaz merkezi olmaz. Gazın Türkiye’de satılması lazım. Likiditenin bütün alım satım işlemlerinin Türkiye’de yapılması ve paranın Türkiye’de kalması lazım. Türkiye’nin her türlü altyapısı var. EPİAŞ’ın bütün işlemleri ve kuralları buna uygundur. Gazprom istiyorsa EPİAŞ’tan belirli bir hisse alabilir. Başka Avrupa şirketleri de alabilir. Önemli olan bu işlemlerin EPİAŞ üzerinden yapılmasıdır.”

Avrupa Rus gazını neden Türk borsasından alsın?

Gökhan Yardım, şöyle açıklıyor:

“Avrupa belki ilk başta negatif durabilir ama Türkiye’ye daha çok gaz gelirse, TANAP’tan gelen gazı da burada işlem gördürürsünüz. Amerika’dan LNG’ler gelir burada işlem görür. Piyasa ne kadar büyürse daha çok istekli olur Avrupa. Ama tek Rus oyuncu olursa o zaman istekli olmaz. Türkiye’ye çok oyuncu ve çok gaz gelirse o zaman daha farklı bir resim ortaya çıkar.”

‘Atlantik Konseyi’ analizleri

Aralık ayında Yevgeniya Gaber imzasıyla çıkan Atlantik Konsey analizine göre “Türkiye’nin bölgesel enerji altyapısında büyük bir rol oynama arzusu sadece jeopolitik olarak değil ekonomik ve teknik olarak da elverişli.”

Analizde ayrıca Türkiye’nin gaz depolama kapasitesi ve boru hatlarının kesişim noktasında olmasının avantajları vurgulanıyor. Ancak “Rus gazı bu planın kilit parçası olmaz” görüşü savunuluyor.

Ukraynalı Dış Politika Uzmanı Yevgeniya Gaber’e göre; “Mevcut enerji rotaların ve tedarikçilerin çeşitlendirilmesi, kurumlar aracılığı ile karar alma süreçlerinde bağımsızlık, fiyatın pazarda arz ve talebe göre şekillenmesi, potansiyel partnerlerin projeye katılım konusundaki siyasi iradesi …” bir enerji merkezi kurulabilmesi için temel şartlar.

Yazar, Putin’in Türkiye’yi gaz merkezi yapma projesinin Ankara’nın Rusya’ya fosil yakıtlarda ve stratejik düzlemde bağımlığını artıracağı bunun da Ankara’nın Batı ile karmaşık olan ilişkilerini daha da çıkmaza sokacağı görüşünü ileri sürüyor.

20 Aralık tarihli bir başka Atlantik Konseyi analizinde benzer görüşler tekrarlanıyor. Türkiye’nin gaz merkezi olma hayalinin liberal piyasa düzeni prensipleri benimsemeden geçekleşmeyeceği vurgulanıyor. Eser Özdil imzalı makalede BOTAŞ’ın Türk enerji piyasasında oynadığı merkezi rolün gaz merkezi olma yolunda en önemli engel olduğu iddiası yer alıyor. Yazar göre BOTAŞ’ın merkezi rolü kısıtlanmalı sübvanselerle piyasayı domine etmesi son bulmalı kısaca Türkiye’nin gaz piyasası tamamen liberalleşmeli…

Tabi böyle bir senaryoda kriz anlarında hane halkının tüketeceği gaz fiyatının ulaşacağı yerleri tahmin etmek mümkün değil.

Mevcut kapasiteler

Mavi Akım 15.75 milyar metreküplük kapasiteye sahip. Türk Akım 31.25 milyar metreküp(bcm). Şu an TANAP’ın kapasitesi 16 milyar bcm. Türkiye’nin gaz ihtiyacını karşılayan bu hatlar bir miktar gazı da Avrupa’ya taşıyor. Nord Stream 1 ve 2 ise toplamda 110 milyar metreküp (bcm) yıllık gaz taşıma kapasitesine sahip. Buradan bakılınca kapasite artırımı ve yeni boru hattı inşaatı zorunlu görünüyor.

Avrupa Birliği (AB) ise yılda 400 milyar metreküp (bcm) civarında gaza ihtiyaç duyuyor. Türkiye’den geçen hatların mevcut haliyle bu ihtiyaca yanıt vermesi imkansız. Bu nedenle yeni bir gaz hattı inşası ya da kapasite artırım olanaklarının değerlendirilmesi gerekiyor. Rusya’dan gelecek yeni boru hatlarının Karadeniz’deki savaş ortamında nasıl inşa edileceği ayrı bir soru. Öte yandan barış sağlanması durumunda projeye olan ihtiyaç ne kadar devam eder yine bir başka tartışma konusu.

Halihazırda ise satıcı farklı olsa da Avrupa, Rus gazını Türk borsasından alma konusunda iştahlı olmayabilir. 2021’de kullandığı gazın yüzde 43.5’ini Rusya’dan ithal eden AB, bu yıl yüzde 7.5 oranında Rus gazı kullanıyor. ABD’nin Kuzey Akım 2’ye yaptığı baskı da hatırlanmalı.

Özetle ‘hub olmak’ Türkiye’nin üzerinden geçen doğal gazın üzerinde ticari tasarrufta bulunabilme hakkını kapsıyor. Çeşitli kaynaklardan gelen gazlar EPİAŞ’ın borsasında işlem görerek alıcı ve satıcıları buluşturacak. Piyasa derinliği ne kadar büyük olursa o kadar hub niteliği olacak. Her şeyden önce hub olmak için AB ve Rusya başta olmak üzere bölgesel bir uzlaşının başlangıç aşamasında şart olduğu görülüyor.

Devam edeceğimiz bir tartışma olduğu için şu sorularla bitirelim:

Türkiye topraklarının ‘doğru yerde’ olması ya da izlediği ‘aktif tarafsızlık’ politikası, NATO üyesi olup aynı anda “Asya Açılımı” siyaseti izlemesi enerjide “hub” yani bir merkez olmak için yeterli mi?

Rusya’nın önerisi ile mevcut piyasa düzenlemeleri arasında Türkiye farklı bir alternatif merkez yaratabilir mi?

Yoksa bütün bu dış politika yönelimleri birbirini götüren/sıfırlayan zıt siyasetler mi?

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

Yayınlanma

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.

Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.

Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.

Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.

AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.

Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.

Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.

Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.

Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.

Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.

World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.

Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.

AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Yayınlanma

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.

Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.

Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.

Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.

Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.

Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.

Morawiecki bu hafta şunları söyledi:

“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”

Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.

Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.

Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.

PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.

Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.

Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.

En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.

Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.

Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.

Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.

Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.

Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.

Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.

PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.

Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.

PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.

Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”

Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English