Bizi Takip Edin

Diplomasi

‘Türkiye’nin operasyonu fırsat olabilir’

Yayınlanma

‘Olası operasyon Washington’da mide ekşimesine neden olabilir, ancak eğer güvensizliklerini yenebilirlerse, ABD ve Türkiye’ye Suriye ihtilafına akla gelmeyen bir son verme fırsatı sunabilir.’

ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi‘nde (The Atlantic Council) Türkiye’nin beklenen kara harekatına ilişkin dikkat çekici bir analiz yayınlandı. “Erdoğan’ın bir sonraki askeri operasyonunun riskleri ve getirileri” başlıklı analizde, ABD ve Rusya’nın Türkiye’nin operasyonunu engelleyemeyeceği, Washington’da gündeme gelebilecek yaptırımların da Türkiye’deki ABD karşıtlığını yükseltmek ve NATO’nun genişlemesi gibi Batı çıkarlarını tehlikeye atmak dışında bir işe yaramayacağı ifade edildi. Analizde “dikkatlice kontrol edilen ve sınırlandırılan bir operasyonun” Washington’da kabul edilebileceği ima edildi. Harekatın ABD ve Türkiye arasında “ortak bir yaklaşım oluşturmaya yönelik daha ciddi girişimlere yol açabileceği” yorumu yapıldı. Çünkü; “ABD’nin önümüzdeki yıllarda terörle mücadele hedeflerine ve Irak Kürdistan Bölgesi’nin İran yıkımından korunması da dahil diğer bölgesel hedeflere ulaşmak için Türk işbirliğine giderek daha fazla ihtiyacı olacak.”

Analizin yayınlandığı Atlantik Konseyi’nin ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ve Dışişleri Bakanlığı’nın yanı sıra Amerikan istihbarat servisleriyle de yakın ilişkisi olduğu biliniyor. Konsey’de yazan-çizen isimler çoğunlukla Pentagon, silahlı kuvvetler, CIA ya da Dışişleri Bakanlığı’nda kilit konumlarda çalışanlardan ya da daha sonra çalışacak olanlardan oluşuyor. Aşağıda çevirisini okuyacağınız analizde imzası olan Rich Outzen da o isimlerden biri. Emekli bir asker olan Outzen, 2016’dan 2021’e kadar ABD Dışişleri Bakanlığı’nda hem askeri hem de sivil danışman olarak görev yapmış bir isim. Dışişleri’nde Politika Planlama Ofisi’nde görev almasının yanı sıra Afganistan ve İsrail’de askeri ataşe olarak da bulunmuş. Outzen, ABD’nin Suriye Özel Temsicilisiyken James Jeffrey’nin de başdanışmanıydı.

James Jeffrey, dün Milli Savunma Bakanı Akar’la görüştü.

Atlantik Konseyi, ABD stratejilerinin belirlendiği en kilit kurum olmakla birlikte yayınladığı her analiz için bunu söylemek mümkün değil. Ancak James Jeffrey’nin herhangi bir resmi görevi bulunmamasına rağmen Ankara’ya gelerek Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’la görüştüğü gün bu analizin yayınlanması dikkat çekici. Jeffrey, ABD devleti içinde Türkiye’nin Batı ittifakında tutulması gerektiğini savunan kanadın en önemli ismi. Jeffrey’le yakın bağları olan makalenin yazarı Outzen’in de Jeffrey’nin yolunda ilerlediği görülüyor. Eğer Jeffrey, Washington’dan işaret almadan kendisine görev edinip Ankara’ya gelmediyse, makaledeki görüşler, ABD politika yapıcıları arasında tam olarak benimsenmese bile görece ağırlık kazanmış olabilir.

Analizin tamamı şöyle:

Erdoğan’ın bir sonraki askeri operasyonunun riskleri ve getirileri

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin güney sınırlarını, ABD’nin terör örgütleri listesinde bulunan Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) bağlı savaşçılardan temizlemek için planlanmış bir askeri operasyon olan Pençe-Kılıç Operasyonu’nun kara aşamasını yakında başlatma sinyalleri verdi.

Erdoğan, en azından bu yılın Haziran ayından bu yana yeni ve büyük bir operasyondan söz ediyor, ancak zamanlamanın kendi seçimi olacağını sürekli olarak vurguluyor: “Bir gece ansızın.” Kara operasyonu için hazırlıklar neredeyse tamamlanmış görünüyor, bu nedenle meşhur “bir gece ansızın” saati günler içirisinde gelebilir.

Yeni gerilim, 13 Kasım’da İstanbul’un ikonik ve kalabalık İstiklal Caddesi’nde altı kişinin ölümüne neden olan bombalı saldırıyla başladı. Türkiye, bombacıyı ve destek ağını ortaya çıkaran tutuklamalar ve sorgulamalar yaptı; PKK’nın Suriye kolu olan sözde Halk Savunma Birlikleri ile (YPG) bağları olduğu iddiasını detaylandırdı.

Aralarında YPG’lilerin de bulunduğu PKK bağlantılı örgütler, Pençe-Kılıç’ın başlamasından önce ve bugüne kadar Türkiye ve Suriye’deki Türk hedeflerine saldırılar düzenledi, bu nedenle Ankara açısından bombalı saldırının ayrıntıları ikincil. Daha da önemlisi, Erdoğan’ın YPG’yi Türkiye sınırının otuz kilometre (18.6 mil) yakınından, en azından Fırat Nehri’nin batısından çıkarma taahhüdü. Bu muhtemelen, YPG ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad rejimi güçleri tarafından ortaklaşa kontrol edilen ve Türk kuvvetleri ile Suriye Ulusal Ordusu (ÖSO) ortaklarının saldırıya uğradığı Tel Rıfat ve Münbiç bölgelerine yönelik bir operasyon anlamına geliyor.

Olası operasyon Washington’da mide ekşimesine neden olabilir, ancak eğer güvensizliklerini yenebilirlerse, ABD ve Türkiye’ye Suriye ihtilafına akla gelmeyen bir son verme fırsatı sunabilir.

⌈  Ankara’nın Pençe-Kılıç’taki amacı, 13 Kasım İstiklal saldırısının intikamını içeriyor, ancak nihayetinde PKK ile bağlantılı güçleri hassas sınır bölgelerinden çıkarmak, mülteci dönüşlerini mümkün kılmak ve Suriye’deki savaşı sona erdirecek siyasi anlaşmalar üzerinde Türkiye’nin nüfuzunu sağlamak amacıyla bir “güvenli bölge” tamamlamaya odaklanıyor.  ⌋

Pençe-Kılıç nereye yönelir

Pençe-Kılıç, Kuzey Irak ve Suriye’de onlarca yıldır devam eden PKK’ya karşı operasyonların sonuncusu. 20 Kasım’da başlangıcından bu yana, başta insanlı ve insansız hava araçları (drone) olmak üzere, çoğunlukla sürekli hava ve topçu saldırılarından oluşuyordu. Kara harekatına ilişkin beklentiler, kara harekatını önlemek veya kapsamını sınırlamak için Washington ve Moskova’dan acil yardım istenmesine neden oldu, ancak Türk resmi açıklamaları ve geçmiş operasyonlar bu olasılığa dair çok az şüphe bırakıyor.

Ankara’nın Pençe-Kılıç’taki amacı, 13 Kasım İstiklal saldırısının intikamını içeriyor, ancak nihayetinde PKK ile bağlantılı güçleri hassas sınır bölgelerinden çıkarmak, mülteci dönüşlerini mümkün kılmak ve Suriye’deki savaşı sona erdirecek siyasi anlaşmalar üzerinde Türkiye’nin nüfuzunu sağlamak amacıyla bir “güvenli bölge” tamamlamaya odaklanıyor. YPG’nin Münbiç ve Tel Rıfat’tan çıkmasıyla, örgütün 2015 sonrası Arap nüfusun ağırlıklı olduğu kuzeybatı Suriye’deki toprak kazanımları ki Türkler bu kazanıma Batı’nın imkan verdiğine inanıyor, tersine dönecek.

Erdoğan karşıtı siyasi muhalefet partilerinden oluşan koalisyon (Altılı masa) sınır bölgelerinin güvenliğini sağlamak için askeri harekata destek sinyali verirken, Türk kamuoyu genel olarak PKK’ya karşı sınır ötesi operasyonları destekledi. Ne Amerika Birleşik Devletleri ne de Rusya, bir kara operasyonunu durduracak konumda değiller, ancak başladığında bitirmek için baskı uygulayacaklarına şüphe yok. Her iki ülkenin istihbarat şeflerine Ankara’ya yapılan son ziyaretler sırasında büyük olasılıkla bilgi verildi ve Ankara’daki tahmin, Fırat’ın batısındaki kara operasyonlarının, kapsam olarak mütevazı ve uygulamada dikkatli olunursa zımnen tolere edileceği yönünde. Bu, Ankara’nın Suriye’nin kuzeyinde “güvenli bölge”nin kurulmasında başarı ilan etmek için gerekli gördüğü son kara harekatı olabilir. Birkaç nedenden dolayı kara harekatlarının Fırat’ın doğusundaki Kobani’den kaçınacağı neredeyse kesin: Nüfusun ezici çoğunluğu Kürt ve genellikle PKK yanlısı, almak veya yönetmek çok daha göz korkutucu olur ve ABD güçlerinin Suriye’nin kuzeydoğusundaki Irak ve Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı operasyon yürüttüğü bölgelere bitişik.

Neden şimdi, sonra ne olacak?

İstiklal saldırısının ötesindeki bir dizi husus muhtemelen Pençe-Kılıç’ın zamanlamasını etkilemiştir. Kısa liste şunları içeriyor:

  • Ukrayna’daki savaş, Türkiye’nin diplomatik gücünü artırdı, Rusya’nın askeri güvenilirliğini ve kaynaklarını zayıflattı ve (Türkiye’ye yönelebilecek) çok taraflı baskıyı daha makul hale getirdi.
  • Bölgesel diplomatik yakınlaşma, Türkiye’nin PKK karşıtı operasyonlarına şiddetle karşı çıkma eğiliminde olan komşu ülkelerin sayısını azalttı.
  • İran’ın Irak ve Suriye’deki ABD güçlerine ve çıkarlarına yönelik artan provokasyonları, Türkiye’nin bu ülkelerdeki rolünü farklı bir ışıkta ortaya koydu. ABD’nin önümüzdeki yıllarda terörle mücadele hedeflerine ve Irak Kürdistan Bölgesi’nin İran yıkımından korunması da dahil diğer bölgesel hedeflere ulaşmak için Türk işbirliğine giderek daha fazla ihtiyacı olacak.
  • Türkiye seçimlerinin Haziran 2023’te yapılması planlanıyor ve Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Türkiye’nin Suriye’deki çıkarlarına ilişkin taahhütlerini yerine getirme zorunluluğu var.

Türk kara operasyonları karşısında Washington’da, Türk yetkililerin ve bakanların varlıklarının bloke edilmesine yönelik 2019 tarihli, 13894 sayılı Başkanlık Kararnamesi hükümlerinin uygulanması gibi tehdit ve yaptırımlar yoluyla Suriye’nin kuzeydoğusundaki mevcut statükonun korunması yönünde çağrılar yapabilir. Ancak bu tür tehditler, belirli operasyonların sonuçlanmasını hızlandırabilecek olsa da, geçmişte Türk operasyonlarını durdurmadı.

⌈  Türkiye’nin kara operasyonları YPG’yi IŞİD’e karşı iş birliğini askıya almaya sevk edebilir, ancak bu tür operasyonlar ABD’nin YPG’nin birincil bileşeni olduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) desteğinin olmazsa olmazı olduğu için bu durum muhtemelen geçici olacaktır. ⌋

Yaptırımlar, Türkiye’deki milliyetçi ve ABD karşıtı duyguları artırma veya Ukrayna, İran veya NATO’nun genişlemesiyle ilgili diğer Batı çıkarlarını tehlikeye atma riski taşıyor. Washington’un veya diğer Batılı başkentlerin, sinyali verilmiş, sınırlandırılmış ve titizlikle hazırlanmış bir kara harekatı üzerinden bu tür bir kaldıraç oyununa girmesi pek olası değil.

ABD ordusu, açıkça IŞİD’in kalıntılarını baskı altına almak ve dolaylı olarak İran’ın kötü niyetli faaliyetlerinin yayılmasını engellemek için Suriye’de kalıyor. Türkiye’nin kara operasyonları YPG’yi IŞİD’e karşı iş birliğini askıya almaya sevk edebilir, ancak bu tür operasyonlar ABD’nin YPG’nin birincil bileşeni olduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) desteğinin olmazsa olmazı olduğu için bu durum muhtemelen geçici olacaktır. Suriye’nin kuzeyindeki son büyük Türk operasyonunda (2019’daki Barış Pınarı operasyonu) olduğu gibi Ankara muhtemelen kara operasyonunun kapsamı konusunda net sınırlar koyacak ve Türkiye’nin Suriye’deki PKK’ya karşı savaşını, ABD ve SDG’nin IŞİD’in kalıntılarına karşı yürüttüğü mücadeleden ayırmak için ABD birliklerinin yakınındaki alanlardan titizlikle kaçınacaktır. İkincisi kesintiye uğrayabilir, ancak kısa bir aradan sonra muhtemelen devam edecektir.

Ankara ve Washington, ABD’nin 2014’ün sonlarında YPG ile ittifak yapmasından bu yana kuzey Suriye konusunda birbirleriyle konuşuyorlar, ancak yaklaşmakta olan operasyonun ardından, Suriye ihtilafına karşılıklı olarak kabul edilebilir bir maç sonu ele almak için geçici bir fırsat olabilir.

Erdoğan, Suriye muhalefetini ve Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını korumayan herhangi bir anlaşma yapması muhtemel olmasa da Esad ile ilişkileri yeniden kurmayı düşündü. Washington, kendi adına, çatışma sonrası anlaşmalarda ülkesine ve halkına kabul edilebilir muamelede bulunması için baskı yapılması gerekmesine rağmen, Esad’ın muhtemelen iktidarda kalacağı önerisini kabul etmiş görünüyor.

Esad’dan taviz almak için en güçlü kartlara sahip iki oyuncu olan Türkiye ve ABD’nin iş birliğinin önündeki engel, Türkiye’nin YPG’nin sınırına yakın olmasından duyduğu endişedir. Dikkatlice kontrol edilen ve sınırlandırılan bir operasyon, ne SDG’yi ne de IŞİD’e karşı yürütülen harekatı ölümcül bir şekilde yaralamadan Türkiye’nin tehdit algısını azaltabilir.

Her iki taraf da Suriye politikasındaki mevcut uçurumdan fayda sağlamaz ve eğer kara harekatı kaçınılmazsa, hızlı bir şekilde sonuçlanması, ortak bir yaklaşım oluşturmaya yönelik daha ciddi girişimlere yol açabilir. Karşılıklı derin güvensizlik ve yanlış hizalanmış öncelikler göz önüne alındığında bu aşırı iyimser olabilir, ancak alternatifi ve en kötüsü, son Suriye maçında mevcut anlaşmazlığı bölünmeye götürmesi olur.

Diplomasi

NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Yayınlanma

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.

NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.

Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.

Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.

Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.

Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.

Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.

Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.

Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.

Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor

Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.

The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.

Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.

Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.

Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.

AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.

Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.

Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.

Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Yayınlanma

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.

Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.

Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.

Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.

Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak

Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.

Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.

BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.

Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.

Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.

Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor

Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.

Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.

İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.

Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak

Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.

Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.

Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.

Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak

Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.

Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.

Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.

Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.

İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.

7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.

Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.

Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.

NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.

Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.

Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.

Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.

Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.

Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.

Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.

NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.

Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.

Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.

Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.

NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.

Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.

Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.

Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English