Bizi Takip Edin

ORTADOĞU

‘Vaade Sadakat’ Operasyonu İran’da nasıl yankılandı?

Yayınlanma

Aşağıda çevirisini okuyacağınız haber, İsrail’in İran’ın Şam’daki konsolosluk binasını hedef almasına misilleme olarak gerçekleştirdiği ‘Vaade Sadakat’ Operasyonunun İran’da nasıl değerlendirildiğini ele alıyor. Yapılan resmî açıklamalar ve resmî kurumlarla ilişkili medyanın operasyonu nasıl ele aldıkları derleyen haber, ayrıca bazı “muhalif” basın organlarında yayınlanan eleştiriler nedeniyle yargının harekete geçtiğini belirtiyor.

***

İran devlet medyası, ortaya atılan sorulara yönelik baskıların ortasında İsrail’e yapılan saldırıyı selamladı

İran’daki askeri ve siyasi yetkililer, 14 Nisan’da İsrail’e düzenlenen insansız hava aracı ve füze saldırısını, 1 Nisan’da Şam’daki İran elçilik kompleksinin bombalanmasına verilen akıllıca ve iyi uygulanmış bir yanıt olarak değerlendirdi. Yetkililer, İran’ın İsrail ile çatışmaya sınır çekmeye çalıştığını vurgularken, Tel Aviv tarafından yapılacak misillemenin sert bir yanıtı tetikleyeceği konusunda da uyarıda bulundu. Bu durum, adli makamların İsrail’le savaş ihtimali de dahil olmak üzere operasyonun nihai sonucunu sorgulayan medya kuruluşlarına baskı yaptığı bir döneme denk geliyor.

Resmi tepkiler

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) 14 Nisan’ın ilk saatlerinde İsrail’deki askeri noktalara çok sayıda insansız hava aracı ve füze fırlattığını duyurdu.

Elit güç, “Vaade Sadakat” adını verdiği operasyonun 1 Nisan’da İran’ın Şam’daki büyükelçilik kompleksinin bombalanmasına yanıt olduğunu ileri sürdü. İsrail’in hava saldırısında İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü’nün Levant bölgesindeki en üst düzey komutanı ile altı İranlı subayın öldüğünden şüpheleniliyor.

Tahran’daki yetkililer operasyonu, BM Sözleşmesi uyarınca “orantılı” bir yanıt olarak nitelendirdi ve İsrail’in yeni saldırılarına karşı uyarıda bulundu. Muhafazakâr Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, İran silahlı kuvvetlerini “Siyonist düşmana ders” verdiği için övdü ve İsrail’in misilleme yapması halinde “daha güçlü” bir karşılık verileceği sözünü verdi.

İran Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami “Vaade Sadakat”in “beklenenden daha başarılı” olduğunu belirterek Tel Aviv’in karşılık vermesi halinde İran’ın İsrail’in savunmasından öğrendiklerini kullanarak daha güçlü bir saldırı düzenleyeceği uyarısında bulundu. Selami ayrıca İsrail saldırılarına nasıl yaklaşılacağı konusunda da bir değişiklik olduğunu açıkladı: “Bundan böyle Siyonist rejim herhangi bir yerde çıkarlarımıza, varlıklarımıza, şahsiyetlerimize ve vatandaşlarımıza saldırırsa karşı saldırı ile karşılık verilecektir.”

İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri İsrail’in hava savunmasının “özellikle bizim operasyonumuza karşı koymakta başarısız olduğunu” iddia etti. Bakıri, İsrail’in saldırısının İran’ın “daha sert” bir tepki vermesine yol açacağı uyarısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Reisi’nin kıdemli danışmanlarından Muhammed Cemşidi ise “stratejik sabır dönemi sona erdi ve İsrail’in savaşlar arası savaş stratejisi yenilgiye uğradı. Şimdi denklem değişti. İran personelinin ve varlıklarının rejim tarafından hedef alınması doğrudan ve cezalandırıcı bir karşılık bulacaktır.”

Ilımlı eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani (2013-21) “tüm dünya İran İslam Cumhuriyeti’nin askeri harekât başlatmadığına şahittir. Saldırıyı İsrail başlattı ve İran sadece karşılık verdi ve umarız Siyonistler derslerini almışlardır ve… saldırganlığı durdururlar” dedi. Ruhani, İran’ın bölgede güvenlik ve istikrar istediğini ancak İsrail’in “saldırganlığını sürdürmek” istemesi halinde “cevabını doğal olarak alacağını” vurguladı.

Dışişleri Bakanı Hüseyin Emirabdullahiyan 14 Nisan’da Tahran’da yabancı büyükelçilerle bir araya geldiği toplantıda yaptığı konuşmada ABD’nin “saldırıların sınırlı, kontrollü, meşru müdafaa kapsamında ve [İsrail’i] cezalandırma amaçlı olacağı konusunda gecenin erken saatlerinde bilgilendirildiğini” söyledi. Üst düzey diplomat, İran’ın “Amerikalıları ve bölgedeki ABD üslerini hedef almak istemediğini ve gerginliğin artmasını istemediğini” söyledi. Ancak “ABD’nin Tel Aviv’i savunmak için hedef ülkelerin topraklarını kullanması halinde, o ülkedeki Amerikan üslerinin de kaçınılmaz olarak hedef alınacağı” uyarısında bulundu.

EmirAbdullahiyan İran’ın, İsrail F-35 jetlerinin bulunduğu hava üssünü hedef aldığını söyledi. İran, ABD tarafından tedarik edilen uçakların Şam’daki büyükelçilik yerleşkesini hedef almak için kullanıldığına inanıyor. Diğer hedefin ise, 1 Nisan’da İran’ın Suriye’nin başkentindeki büyükelçilik kompleksinin bombalanması da dahil Gazze savaşının başladığı Ekim 2023’ten bu yana İsrail’in ‘tüm’ operasyonlarını yönlendirdiği bir istihbarat üssü olduğunu sözlerine ekledi.

Dışişleri Bakanı ayrıca İran’ın bölge ülkelerine “Vaade Sadakat” Operasyonu hakkında 72 saat önceden uyarıda bulunduğunu da iddia etti.

İran’daki muhafazakâr medya İsrail’e yönelik saldırıyı büyük bir değişim olarak selamlayarak kutladı. Bu arada müesses nizamın destekçileri Tahran ve İsfahan gibi şehirlerde operasyonu desteklemek için sokaklara döküldü.

Hükümet tarafından yönetilen IRNA haber ajansı, İran’ın “stratejik sabrının Siyonistlerin açık ve gizli saldırılarına karşı ulusal çıkarları savunma” söz konusu olduğunda geçerli olmadığını iddia etti.

Devrim Muhafızları’nın medya kolu Tasnim Haber Ajansı ise elit gücün “İsrail’in son suçlarına verdiği karmaşık, çok boyutlu ve akıllıca yanıtını” övdü.

Deneyimli eski editör ve gazeteci Maşallah Şemsolvaezin, Tasnim’e verdiği röportajda operasyonu özellikle övdü. Şemsolvezin, karşılık verilmesi için ülke içinde oluşan baskıya değinerek, kamuoyunda “işlerin artık bu şekilde devam edemeyeceği, İsrail’in istediği zaman harekete geçip terör estirememesi” gerektiği yönünde “beklentiler” olduğunu belirtti. “Beklentilerin” ‘Vaade Sadakat’ ile karşılandığını da sözlerine ekledi.

Ancak bazı yayın organları, savaş ihtimali de dahil İsrail’e yönelik saldırının nihai sonucuna ilişkin endişelerini dile getirdi. Buna tepki olarak adli makamlar derhal iki gazeteciyle birlikte iki yayın organını hedef aldı.

Ekonomi gazetesi Cihan-ı Sanat 14 Nisan’da ‘Vaade Sadakat’ sonrasında İran riyalinin değer kaybettiğini yazdı. Saatler sonra yargının haber ajansı, Cihan-ı Sanat ve makaleyi yazan muhabirin “başarılı [askeri] operasyonun” ardından “toplumun psikolojik güvenliğini ve ülke ekonomisini bozmakla” suçlandığını bildirdi.

Tahran savcısı, reform yanlısı Etemad gazetesi ve önde gelen yorumcu Abbas Abdi hakkında İsrail ile savaş çıkacağı tahmininde bulunan bir makale nedeniyle yasal işlem başlatıldığını duyurdu ve “toplumun psikolojik güvenliğini bozan” kişilere karşı önlemler alınacağını söyledi.

Tasnim’e 14 Nisan’da verdiği aynı röportajda Şemsolvaezin -ki uzun süredir gazetecilik yapan ve birçok kez kendi çalışmaları nedeniyle yasal takibata uğrayan bir isim- bazı yayın organları tarafından dile getirilen endişeleri eleştirdi: “Ne yazık ki memlekette bazıları Şeytan’ın savunucuları haline geldi ve hiçbir şey olmadığını ve füzelerin [amaçlanan hedefleri] vurmadığını söylüyorlar; İsrail anlatısının %99’unu sunuyor ve tekrarlıyorlar ki bu çok tehlikeli bir şey.”

Medyaya yönelik baskılara Devrim Muhafızları İstihbarat Örgütü’nün nadir görülen bir müdahalesi eşlik etti. Güçlü casusluk teşkilatı bir bildiri yayınlayarak halkı “sahte Siyonist rejime internet üzerinden verilen destek örneklerini” ihbar etmeye çağırdı.

‘Vaade Sadakat’ Operasyonu ve gazeteciler üzerindeki baskıya paralel, İran’ın zorunlu İslami kıyafet kurallarını uygulama çabalarını aniden iki katına çıkarma kararı alması da dikkat çekti. İranlı sosyal medya kullanıcıları, kamusal alanda giyilen kıyafetlere ilişkin düzenlemeleri ihlal ettiği düşünülen kadınlarla yüzleşen ve onları gözaltına alan ahlak polisi minibüslerinde ve memurlarında gözle görülür bir artış olduğunu belirttiler.

Bir videoda batıdaki Kirmanşah kentinde polisin bir kadını gözaltına almasını engelleyen insanlar görülüyor.

Uluslararası tepkiler

Saldırının büyüklüğüne rağmen İsrail topraklarına sadece birkaç füze isabet etti, Negev’deki bir hava üssüne zarar verdi ve bir sivilin yaralandığı bildirildi. İran’ın önceden yaptığı uyarılarla birlikte gözlemciler, operasyonun İsrail’in yanıt vermesini tetikleyecek hasara yol açmadan bir mesaj vermek üzere planlanmış gibi göründüğünü vurguladılar.

İsrail; Fransa, Ürdün, İngiltere ve ABD ile işbirliği içinde İran tarafından fırlatılan insansız hava araçlarının ve füzelerin %99’unu düşürdüğünü açıkladı.

İsrail Savaş Kabinesi Bakanı Benny Gantz, İsrail’in İran’ın saldırısının “bedelini ödeyeceği” sözünü verdi.

Aralarında ABD Başkanı Joe Biden’ın da bulunduğu dünya liderleri itidal ve gerilimi azaltma çağrısında bulundu. Diğer pek çok Batılı lider de saldırıyı kınadı.

İran Dışişleri Bakanlığı 14 Nisan’da yaptığı açıklamada İngiltere, Fransa ve Almanya büyükelçilerini hükümetlerinin ‘Vaade Sadakat’ operasyonunu kınamaları üzerine çağırdığını duyurdu.

Özellikle Rusya, Çin ve Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bazı Arap devletleri İran’ı kınamadan gerilimi azaltma çağrısında bulundu.

ORTADOĞU

İsrailli 1300 akademisyenden savaşa karşı ortak bildiri

Yayınlanma

İsrail’de 1300 akademisyen, imzaladıkları ortak bildiride “kendini savunma hakkının, gerçekçi olmayan bir amaç ya da liderlerin siyasi olarak hayatta kalması için savaşı sürdürme hakkı sağlamadığını” belirtti.

Haaretz’in haberine göre, İsrail genelinden 1300 akademisyen, “savaşa devam etmenin faydasının açık biçimde belirsiz olduğunu” ifade eden bildiri yayımladı.

Savaşın “Gazze’deki sivillere feci zarara, açlığa ve altyapıda eşi görülmemiş yıkıma yol açtığına” işaret edilen bildiride, saldırıların “İsrail’de can kayıpları, binlerce kişinin akıl sağlığının bozulması, devasa ekonomik zarar ve hukukun çiğnenmesini beraberinde getirdiği” vurgulandı.

Akademisyenler, “Kendini savunma hakkı, gerçekçi olmayan amaç veya siyasi liderliğin hayatta kalması için bir savaş yürütme hakkı vermez” ifadelerini kullandı.

İsrail’de Gazze’ye 7 Ekim’de başlatılan saldırıların 7 aydan uzun sürmesinin ardından bazı sanatçı, akademisyen ve farklı meslek gruplarından savaşın sonlandırılması için çağrılar yapılıyor.

Hamas’ın 6 Mayıs’ta Katar ve Mısır tarafından iletilen “ateşkes önerilerine” onay verdiğini duyurmasının ardından İsrail Savaş Kabinesi, Refah’ta saldırılara devam kararı almıştı.

İsrail ordusu, 7 Mayıs’ta Refah’ın doğusuna kara saldırısı başlatmış Mısır’a açılan sınır kapısı Refah’ın Filistin tarafında kontrolü ele geçirmişti.

İsrail ordusunun işgal ettiği bölge Gazze’ye insani yardımların girişinde ana geçiş noktası olan ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin yurt dışına seyahat etmek için kullandıkları tek geçiş noktası Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı’nı da içeriyor.

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliya ve Beyt Lahiya bölgelerine de yeniden yoğun saldırı başlatmıştı.

İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda 15 binden fazlası çocuk, 10 bini kadın olmak üzere 35 binden fazla Filistinli öldürüldü, en az 79 bin Filistinli yaralandı. Enkaz altında hala binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

UCM Başsavcısı, tehditlere rağmen o başvuruyu yaptı

Yayınlanma

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han, ABD ve İsrail’in tehditlerine rağmen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında “yakalama kararı” başvurusunda bulundu.

Yakalama kararı için yapılan başvuruda, İsrailli yetkililerle birlikte Hamas yetkilileri için de yakalama kararı istenmesi dikkat çekti.

UCM’den yapılan yazılı açıklamaya göre, Kerim Han Başbakan Netanyahu ve İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’a ilaveten Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, Hamas’ın Gazze’deki lideri Yahya Sinvar ve Hamas’ın askeri kanadı İzeddin el-Kassam Tugayları’nın lideri Muhammed ed-Dayf hakkında “yakalama kararı” başvurusunda bulundu.

Yakalama kararı, UCM Savcılığının talebi üzerine, UCM Ön İnceleme Dairesi tarafından veriliyor.

UCM, kurucu anlaşması olan Roma Statüsü’nün 58. maddesi uyarınca, soruşturma başlattığı bir olaydaki bir kişinin, yargı yetkisine giren; soykırım, savaş suçu, insanlığa karşı suçlar veya saldırı suçu işlediğine yönelik, hakkında makul şüphesi varsa yakalama kararı çıkarabiliyor.

UCM’nin verdiği yakalama kararı gizli olabildiği gibi kamuya açık şekilde de ilan edilebiliyor.

İçeriğine göre değişmekle birlikte, yakalama kararının amacı genellikle şüphelinin UCM’ye teslim edilerek hakkında başlatılan soruşturmanın ilerletilmesi için bizzat Mahkeme huzuruna çıkarılması anlamını taşıyor.

Eğer Netanyahu hakkında yakalama kararı çıkarılırsa bu, Netanyahu’nun Filistinlilere karşı işlediği soykırım, savaş suçu, insanlığa karşı suçlar veya saldırı suçlarından biri ya da birkaçından yargılanacağı anlamını taşıyor.

UCM’nin, Netanyahu dahil üst düzey İsrailli yetkililer hakkında tutuklama kararı çıkarılabileceği ihtimali gündeme geldiği günden bu yana İsrail ve ABD’den UCM görevlilerine tehditler geliyor.

Putin’de yetkili olan UCM Netanyahu’da yetkisizmiş

Bir grup Cumhuriyetçi senatör Han’ı “ağır yaptırımlarla” tehdit etmişti. 12 Cumhuriyetçi senatörün imzaladığı mektupta, UCM Başsavcısına yönelik, “İsrail’i hedef alırsanız, biz de sizi hedef alırız” denmişti. Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, UCM’ye yönelik tehditleri kınamış BM raportörleri de ABD ve İsrail’e ilişkin olarak, “Kendilerini hukukun üstünlüğünün şampiyonları olarak gören ülkelerin, bağımsız ve tarafsız uluslararası bir mahkemeyi mesuliyetine engel olmak için sindirmeye çalıştığını görmek şok edici” açıklaması yapmıştı.

Açıklamada, UCM’nin, Gazze ve Batı Şeria da dahil olmak üzere Filistin’deki soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar gibi ağır uluslararası suçları soruşturma yetkisine sahip olduğu belirtilmişti.

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

Helikopter kazasında ABD yaptırımlarının rolü

Yayınlanma

ABD’nin İran’a yönelik tek taraflı yaptırımları İran’ın sivil havacılık sektörünü derinden etkiliyor. Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın hayatını kaybettiği kazadaki helikopterin yaşı bu durumu bir kaz daha gündeme getirdi. Nitekim eski İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, kazayla ilgili ABD’nin sorumluluğuna dikkat çekti.

ABD’nin İran’a yönelik tek taraflı yaptırımları sivil havacılık sektörünü de etkiliyor. Yaptırımlar nedeniyle Tahran’ın uçak ve uçak parçası ithalatı engelleniyor.

İran İçişleri Bakanı Ahmed Vahidi arama kurtarma çalışmaları sırasında facianın meydana geldiği sırada yoğun sis olduğuna dikkat çekerek hava koşulları ve arazinin engebeli koşullarının helikopter enkazına ulaşmayı zorlaştırdığını söylemişti.

Hava koşulları ve ABD yapımı Bell 212 helikopterinin yaşının kazaya neden olmuş olabileceğine dikkat çekiliyor.

The Nation’da yer alan bilgilere göre İran 1968’de hizmete alınan Bell 212’den 1970’li yıllarda çok sayıda satın aldı. 1979 Devrimi’nden sonra gelişmiş avcı uçakları da dahil ABD’den aldığı uçakların çoğunu kullanmaya devam eden İran, Amerikan yaptırımları nedeniyle yedek parça temininde zorluklarla karşılaştı. 1970’lerin başında satın alınan F-4 Phantom ve F-14 savaş uçakları gibi bazı uçaklar bugün halen hizmette.

Yıllar içinde İran envanterindeki ABD yapımı helikopter ve uçaklar için elindeki bazı uçak ve helikopterleri parçalayarak yedek parça ihtiyacını karşılamaya çalıştı. Bu yüzden ABD yapımı uçak filosu yavaş yavaş azaldı.

İran, 1986 yılında Lübnan’da esir tutulan ABD’li rehineler için Washington ve Tahran arasında yapılan görüşmeler sırasında ABD’den Bell 212 için bazı yedek parçalar almayı başardı, ancak kaçakçılık ağlarına da başvurdu. Bell parçaları tedarik ettiğini reddetti ancak ABD’li savunma müteahhidi United Technologies Corp daha sonra sevkiyatı doğruladı.

2011 yılında İspanyol yetkililer, Venezuela’nın İran’a, Bell 212 yedek parçalarının yanı sıra komple uçak satma planını da engelledi.

Yedek parçalara yönelik yaptırımlar

Aşınan ve yıpranan parçaları değiştirecek yedek parçaların bulunmaması uçakların güvenliğini tehdit ediyor. İran hava kuvvetleri, Şah döneminde satın alınan ABD yapımı uçaklarla yıllar içinde çok sayıda ölümcül kaza yaşadı.

2021 yılında Kanada’daki havacılık yetkilileri, ölümlü bir kazayı inceleyen müfettişlerin ana rotor kanatlarını sabitleyen metal pimlerin uçuş sırasında kırıldığını tespit etmesinin ardından Bell 212’leri yere indirdi.

Ancak bakımları iyi yapılan eski uçaklar onlarca yıl uçmaya devam edebiliyor; bunun dikkate değer bir örneği, İngiliz Ordusu’nun 1982’den 2022’ye kadar çok sayıda yenilenmeyle hizmette kalan bir Chinook helikopteri olan Bravo November.

İran, ABD yapımı uçaklar için bazı parçaları, tersine mühendislikle üretmeyi başardı dolayısıyla Reisi’yi taşıyan helikopterin uçuşa elverişli olması mümkün. Bununla birlikte, helikopter gövdesinde buz birikebileceği ve şiddetli rüzgarların ek yük oluşturabileceği dağlık arazide düşük görüş koşullarında uçmanın riskleri yüksek.

Engebeli arazi ve yoğun sis

Avrupa Birliği Havacılık Güvenliği Ajansı “yüksek dağlarla çevrili derin vadiler üzerinde uçmanın pilotun yönünü şaşırtabileceğini” ve bu tür bir arazide seyretmenin “zihinsel ve fiziksel olarak çok yorucu olabileceğini” söyledi.

AB kurumuna göre, derin vadilerde rüzgâr hızı ve yönü aniden ve öngörülemez bir şekilde değişebilir ve bu da “hava hızında önemli dalgalanmalara yol açarak aşırı uçlarda kontrol kaybına neden olabilir.”

Sis özellikle tehlikeli ve 1994 yılında İskoçya’da meydana gelen ve 25 İngiliz istihbarat görevlisi ile dört mürettebatın ölümüne neden olan helikopter kazasının da muhtemelen başlıca sebebiydi.

Askeri helikopter test pilotu ve havacılık uzmanı Simon Sparkes, The National’a yaptığı açıklamada, “Bulut ya da sise yanlışlıkla girmek dünya genelinde helikopter kazalarının en büyük nedenlerinden biri. Sorun helikopterin ya da pilotların sertifikasyonu değil, pilotların koşullar karşısında verdikleri kararlardır” dedi.

Sparkes, “Dağlık bölgelerde güvenli uçuş için çok yüksekten uçmanız gerekir ve hava durumu ya da dağların yüksekliği helikopterin kapasitesini aşabilir. Buna ek olarak, oksijen olmadan helikopterler hipoksi sorunları nedeniyle 10.000 feet’in üzerinde uçamazlar” diyerek zihinsel karışıklık gibi sorunlara neden olabilecek düşük oksijen seviyelerine atıfta bulundu.

Sekiz yıldır faaliyette olan Bell UH-1H Huey-2 helikopterinin birkaç hafta önce Kenya’da düştüğünü hatırlatan Sparkes, “Dolayısıyla pilotların yapması gereken seçimler var. Bazen bu seçimler zor olabiliyor çünkü yolcular, kendilerine hava koşulları nedeniyle seyahat edemeyeceklerinin söylenmesini istemiyorlar. Benzer kazalar muhtemelen sayılamayacak kadar çok” dedi.

“ABD’nin suç listesine dahil edilecek”

Eski İran Dışişleri Bakanı Zarif, devlet televizyonunda yaptığı konuşmada, Reisi ve Abdullahiyan’ın “samimiyetlerine” çok yakından tanık olduğunu söyledi. Zarif, “Bu samimiyetlerinin karşılığını şehadetle aldılar. Geçtiğimiz 45 yılda çeşitli dönemlerde zor durumlarla karşılaştık. Biz bunu aştık, Allah’ın izniyle bu durumu da atlatacağız” ifadelerini kullandı.

Zarif, ortaya çıkan durumun ABD’nin İran’a uyguladığı tek taraflı yaptırımların etkisinin büyük olduğunu savunarak, “Bu konu, Uluslararası Adalet Divanı’nın kararına rağmen sivil havacılık satışlarına ambargo koyan ABD’nin İran ulusuna karşı işlediği suçların kara listesine kaydedilecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English