Diplomasi
Washington Post: Ukrayna ile yapılan kaynak anlaşması Çin’e bağımlılığı azaltmaz
The Washington Post’a konuşan uzmanlara göre, ABD ile Ukrayna arasında imzalanan maden kaynakları anlaşması, Washington’un acil kaynak sorunlarını, özellikle Çin’in tedarik zincirlerindeki hakimiyetini ve nadir toprak elementleri ihtiyacını çözmüyor. Ukrayna’daki potansiyel yatırımların önünde güvenlik riskleri, eski veriler, uzun geliştirme süreleri ve işleme tesisleri eksikliği gibi engeller bulunuyor.
The Washington Post (WP) gazetesinin sektör uzmanlarına dayandırdığı haberine göre, Ukrayna ile ABD arasında imzalanan maden kaynakları anlaşması, Washington’un kaynak alanında karşılaştığı birçok soruna çözüm getirmiyor. Taraflar, söz konusu anlaşmayı 30 Nisan’da imzalamıştı.
Gazeteye konuşan Küresel Enerji Merkezi Direktörü Reed Blakemore, “Bu anlaşma, mevcut acil sorunlara kesinlikle çözüm değil. Kısa vadede Çin’in tedarik zincirlerindeki hakimiyetiyle ilgili olarak gördüğümüz zafiyetlerin hiçbirini ortadan kaldırmıyor,” ifadelerini kullandı.
Ayrıca gazete, Ukrayna’nın, ABD’nin Çin’in Washington’un eylemlerine yanıt olarak getirdiği kısıtlamalar nedeniyle sorun yaşadığı 17 “nadir toprak elementi” kaynağı olmadığını belirtiyor.
Başlangıçta eski Başkan Donald Trump, Kiev ile yapılan anlaşmadan bahsederken özellikle nadir toprak elementlerine atıfta bulunmuştu.
Uzmanlar ayrıca, Ukrayna’da petrol ve gaz çıkarımı için geniş olanaklar bulunmayacağını, zira altyapının zaten gelişmiş olduğu başka üretim sahalarının mevcut olduğunu vurguluyor.
Teksas Üniversitesi’nden enerji uzmanı Ben Cahill, “Dünya çapında fırsatları olan büyük şirketlerin Ukrayna’yı yatırım için rekabetçi yer olarak göreceğinden emin değilim. Belki daha küçük, bağımsız bazı şirketler risk almak isteyebilir,” şeklinde görüş belirtti.
Gazetenin görüşüne başvurduğu kaynaklar, ABD’li yatırımcılar için en cazip Ukrayna yataklarının titanyum, grafit ve lityum olduğunu ifade etti. Ancak bu kaynakların geliştirilmesi için “en iyi ihtimalle on yıl” süre öngörüyorlar.
Geçmiş yönetimde ABD Enerji Bakanlığı’nda görev yapmış olan Ashley Zumwalt-Forbes, gazeteye yaptığı açıklamada, “ABD, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerde bile maden arama için fon bulmakta zorlanıyoruz. Ukrayna’da bu daha erken aşama çalışmalar için fon bulmanın ne kadar zor olacağını düşünün,” dedi.
Ayrıca, sektör temsilcileri Ukrayna’daki gerekli kaynak rezervlerine ilişkin verilerin Sovyet dönemi araştırmalarıyla sınırlı olduğunu belirtti.
Zumwalt-Forbes, güvenilir bilgi elde etmek için potansiyel yataklarda sondaj yapılması gerektiğini, bunun madencilik şirketlerinde genellikle “dünyanın en kötü kumarhanesi” olarak nitelendirildiğini kaydetti.
SAFE’de kritik mineraller uzmanı olan Abigail Hunter, en umut verici “Ukrayna” lityum yatağının Rusya’nın kontrolündeki topraklarda bulunduğunu söyledi.
Hunter ayrıca, Ukrayna’daki güvenlik sorunlarına ve altyapı hasarına dikkat çekerek, bunların potansiyel yatırımcıların maliyetlerini artıracağını belirtti.
ABD Deniz Harp Okulu’na bağlı Rusya Deniz Araştırmaları Enstitüsü Araştırma Direktörü ve Doçent Emily Holland da, ham madde işleme sorununa dikkat çekti; bu sorun ABD için genellikle madencilikten daha önemli.
Holland, anlaşmada kaynakların işlenmesi olasılığının ele alınmadığını belirtti. Holland ayrıca, “Özellikle yönetim nihai mal üretimini ülke topraklarına taşımayı hedefliyorsa, Ukrayna’da madenlerin işlenmesi ABD pazarları için pek uygun değil,” değerlendirmesini yaptı.
ABD ile Ukrayna arasındaki maden anlaşmasının nihai metnine bakış