Diplomasi
Xi, Kim ve Putin Zafer Günü için Kızıl Meydan’da buluşacak mı?

Kremlin’e göre Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ‘un önümüzdeki aylarda Rusya’yı ziyaret etmesi bekleniyor. 9 Mayıs’taki Zafer Günü töreni için Moskova’daki Kızıl Meydan’da Çinli ve Rus mevkidaşlarıyla bir araya gelebileceği yönünde söylentiler de var.
Uzmanlar, Kim’in Devlet Başkanları Xi Jinping ve Vladimir Putin ile birlikte podyuma çıkması halinde, üç liderin ilk kez kamuoyu önünde bir araya geleceğini ve bunun ABD baskısına karşı güçlü bir dayanışma ve meydan okuma sinyali olacağını söyledi.
Kremlin, Xi’nin önümüzdeki ayın başlarında, Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilere karşı zaferinin 80. yıldönümü münasebetiyle 9 Mayıs’ta düzenlenecek tören için Moskova’yı ziyaret edeceğini açıkladı.
Moskova’nın resmi Tass haber ajansına göre ise, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrey Rudenko geçen ayın sonlarında yaptığı açıklamada Kim’in Rusya’ya yapması beklenen ziyaret için hazırlıkların halihazırda devam ettiğini söyledi.
Putin geçen yıl haziran ayında Pyongyang’a yaptığı nadir bir gezi sırasında Kim’i Moskova’yı ziyaret etmeye davet etmişti. Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Sergei Şoygu da 21 Mart’ta Pyongyang’da Kim ile bir araya geldi ve Kuzey Kore liderine Putin’in mesajını iletti.
Üç gün sonra Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov, Kim’in Rusya’yı ziyaret etmek için “geçerli” bir davet aldığını ve diplomatik kanallar aracılığıyla koordinasyonun devam ettiğini söyledi. Ancak Putin’in üst düzey güvenlik yardımcısı Şoygu’nun Kim’e yeni bir davet gönderip göndermediğini teyit etmekten kaçındı ve ekledi: “Henüz resmi bir açıklama yapmaya hazır değiliz.”
Kim, 2019 ve 2023 yıllarında zırhlı treniyle Rusya’nın Uzak Doğu bölgesine iki kez gitmiş olmasına rağmen Moskova’ya resmi bir ziyarette bulunmadı.
Vladivostok’taki Rusya Uzak Doğu Federal Üniversitesi’nde doçent olan Artyom Lukin, Kim’in çok sayıda dünya liderinin katıldığı çok taraflı bir toplantı olan 9 Mayıs etkinliğine gitmesinin Kuzey Kore geleneğinden bir kopuş olacağını söyledi.
“Kim Moskova’daki Zafer Günü geçit törenine gelirse, bu eşi benzeri görülmemiş bir şey olur. Bildiğim kadarıyla daha önce hiçbir Kuzey Kore lideri birden fazla devlet ve hükümet başkanının katıldığı uluslararası etkinliklere katılmadı” dedi.
South China Morning Post’a konuşan Lukin’e göre en az bir düzine liderin mayıs ayında Rusya’nın başkentinde olması muhtemel ve bu da Putin için Ukrayna savaşının ortasında bir başka yüksek profilli diplomatik zafer olacak.
Lukin Moskova’da düzenlenecek etkinliği, geçen yıl Kazan’da düzenlenen ve 20’den fazla üst düzey uluslararası delegasyonun katıldığı BRICS zirvesinin bir tekrarı olarak nitelendirdi.
Öte yandan AB Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Avrupalı liderleri 9 Mayıs’ta Moskova’da düzenlenecek Zafer Günü kutlamalarına katılmamaları konusunda uyardı. Kallas, iderleri bunun yerine Kiev’i ziyaret ederek Ukrayna ile dayanışma göstermeye çağırdı.
George H.W. Bush ABD-Çin İlişkileri Vakfı’nda kıdemli araştırmacı olan Lee Seong-hyon, Kim ve Xi’nin mayıs ayındaki Moskova geçit töreninde birlikte görünme olasılığının “yüksek” olduğunu söyledi.
Kuzey Kore, Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Moskova’ya daha da yakınlaştı. Geçen yıl Putin’le imzaladığı, karşılıklı savunma maddesini de içeren kapsamlı askeri anlaşmayla bağlar daha da güçlendi, hatta Kim’in Ukrayna’ya Rusya saflarında savaşmak üzere binlerce asker gönderdiği iddia edildi.
Kim, geçen ay Şoygu ile yaptığı görüşmede Rusya’ya tereddütsüz desteğini ifade etti. Rusya’nın eski savunma bakanı da, Moskova’nın, iki ülkeden birinin saldırıya uğraması halinde karşılıklı yardım sözü veren anlaşmaya “kayıtsız şartsız” uyacağını teyit etti.
Sözcü Peskov’a göre, Putin ayrıca ABD Başkanı Donald Trump’ı şubat ayındaki ilk resmi telefon görüşmelerinde Moskova’ya davet etti, ancak şu ana kadar herhangi bir anlaşma yapılmadı.
Doç. Dr. Artyom Lukin, Xi’nin Zafer Günü podyumu Kim ile paylaşmayı kabul edeceğine dair şüphelerini dile getirerek Pyongyang’ın Pekin için stratejik öneminin abartıldığını savundu.
“Pekin-Pyongyang ilişkilerinden bahsetmişken, Kuzey Kore’nin Çin için yüksek stratejik değerini ortaya koyan geleneksel bilgeliğin yeniden incelenmesi gerektiğini iddia ediyorum. Bence Kuzey’in Çin için meşhur jeopolitik ‘tampon’ olarak önemi azalıyor” dedi.
“Çin’in artık tamponlara ihtiyacı yok. Herhangi birinin Kuzey Kore üzerinden Çin’e saldırmaya kalkışması pek düşünülemez. Çin tamponlardan ziyade pazarlarla ve henüz kendisinin sahip olmadığı ileri teknolojilere erişimle ilgileniyor. Bu bakımdan Kuzey Kore neredeyse değersizdir,” dedi Lukin.
The Post gazetesi şbat ayında Çin’in İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 80. yıldönümünü anmak üzere bir askeri geçit töreni düzenleyeceğini bildirmişti. Geçit töreni ya da kimlerin davet edildiğine dair resmi bir doğrulama yapılmadı ancak 10 yıl önce düzenlenen benzer bir etkinliğe Güney Kore Devlet Başkanı Park Geun-hye katılmış ancak Kuzey Kore lideri katılmamıştı.
Pekin’deki Renmin Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler profesörü olan Shi Yinhong da Çin-Kuzey Kore ilişkilerinin durumu göz önüne alındığında, Çin liderinin Moskova’daki etkinlikte Kim ile birlikte görünmekten kaçınmasının muhtemel olduğunu söyledi.
Pekin ve Pyongyang arasındaki ilişkilerin Kuzey Kore’nin Rusya ile askeri ittifakı ve Ukrayna savaşına doğrudan katılımı, Pyongyang’ın tekrarlanan nükleer denemeleri ve Güney Kore ile alevlenen olaylar nedeniyle gerildiğini kaydetti. Shi, “Çin-Kuzey Kore ilişkilerinin şu anda iyi olduğu söylenemez” dedi.
Shi ayrıca Putin’in hem ABD hem de Çin ile ilişkileri tehlikedeyken Kim’i Moskova’daki askeri geçit törenine davet etmesinin akıllıca olup olmayacağını sorguladı.
“Ukrayna meselesi nedeniyle ABD-Rusya ilişkilerinin kırılgan ve hassas durumu göz önüne alındığında Putin’in Kim’in Moskova’yı ziyaret etmesini istemesi pek olası değil. Ayrıca, gergin Çin-Kuzey Kore ilişkileri Putin’in kasıtlı olarak garip bir durum yaratmasını olanaksız kılıyor” dedi.
“Kim’in ziyaretinin Kuzey Kore’nin Rusya ile askeri işbirliği üzerinde çok az önemli etkisi olsa da, Rusya’nın hem Çin hem de ABD ile olan çok önemli ilişkilerinde zorluklara yol açabilir. Putin’in Kim’i bilerek davet edeceğinden şüpheliyim” dedi.
Seul’deki Yonsei Kuzey Kore Araştırmaları Enstitüsü’nde doçent ve müdür yardımcısı olan Paik Woo-yeal de Kim’in Moskova’ya olası gelişinin, Pekin’in çok konuşulan Çin-Rusya-Kuzey Kore ittifakıyla resmi olarak ilişkilendirilmek istememesi nedeniyle Çin’i “oldukça garip bir duruma” sokacağını söyledi.
“Çin şu anda aynı anda hem Rusya hem de Kuzey Kore ile aynı çerçevede yer almak istemiyor” dedi.
Kuzey Kore’nin Moskova’ya doğrudan seyahat edebilecek özel bir uçağı bulunmuyor. Kim ilk kez 2018’de Dalian’da Xi ile görüşmek üzere havayoluyla uçmuş, bir ay sonra da Çin’den ödünç aldığı bir uçakla Trump ile görüşmek üzere Singapur’a gitmişti.
Kim, Pekin, Rusya ve 2019’da Hanoi’de Trump’la yapacağı ikinci zirve de dahil olmak üzere diğer yurtdışı ziyaretlerinin çoğunda ailesine ait zırhlı treni kullandı.
Babası Kim Jong-il 2001 yılında Moskova’ya zırhlı trenle gitmiş ve gidiş-dönüş 23 gece geçirmişti.
Diplomasi
AB, “Barış Kurulu” ile işbirliği yollarını arıyor

Bir yıl önce kurulduğu duyurulduğunda “Barış Kurulu”nu dışlayan AB ülkeleri, Gazze Şeridi’ndeki insani yardım projeleri kapsamında bu kuruluşla işbirliği yapmaya başlıyor.
POLITICO’da yer alan habere göre Avrupa Komisyonu, Başkan Donald Trump tarafından kurulan bu grupla projelere temkinli bir şekilde girmeye başlasa da, Barış Kurulu’nun Gazze’yi silahsızlandırma ve yeniden inşa etme konusundaki iddialı vizyonu büyük ölçüde kağıt üzerinde kalmaya devam ediyor.
Buna rağmen, Kurul hâlâ dikkate alınması gereken, Trump’ın en yakın müttefikleriyle bağlantılı ve göz ardı edilemeyecek kadar büyük bir siyasi güç.
Bu nedenle Avrupa, bu örgütü tam olarak desteklemeden onunla işbirliği yapmanın yollarını arıyor.
Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, “Tüm geleneksel bağışçılar paralel olarak çalışmaya hazırlar fakat Barış Kurulu’na para aktarmaya yanaşmıyorlar,” dedi.
Norveç, AB üyesi olmasa da Filistinlilere yapılan bağışlar konusunda blokla işbirliği yapıyor.
Eide, Norveç’in Dünya Bankası gibi “yerleşik kurumlarla” çalışmayı tercih edeceğini açıkladı.
Barış Kurulu, bütçesini veya organizasyon şemasını yayınlamıyor. Ayrıca Dünya Bankası’nda bir hesabı bulunmasına rağmen, JPMorgan’da ayrı hesaplar da bulunduruyor.
Eide, “Barış Kurulu’nun mekanizmaları, bizim raporlama düzenlemelerimizle uyumlu olmayacaktır,” dedi.
Bu tereddüt, BM Genel Kurulu’nun yan etkinlikleri kapsamında çarşamba günü Barış Kurulu yetkilileriyle yapılan bir brifingde açıkça görüldü.
Etkinlikte, Avrupa Komisyonu’nun Akdeniz Sorumlusu Dubravka Šuica, BM kurumlarıyla ortaklaşa ve “Barış Kurulu’nun öncelikleriyle uyumlu” olarak Avrupa tarafından finanse edilen iki projeye imza atacağını duyurdu.
Fakat Kurul ile olan işbirliğini tanımlaması pek de övgü dolu değildi. Šuica, “Önemli olan pragmatik kalmak,” dedi.
Avrupa Komisyonu yaptığı açıklamada, “Gazze’deki muazzam erken toparlanma ihtiyaçları göz önüne alındığında, sahada somut sonuçlar elde etmek için her düzeyde koordinasyon ve uyumun elbette gerekli olduğunu” belirtti.
AB ve üye devletlerinin çoğu, kısmen bu kurulun BM’nin yerini alabileceği endişesinden dolayı Barış Kurulu’na katılmayı reddetti.
O zamandan beri Avrupa ülkeleri, Barış Konseyi temsilcilerini toplantılarına davet etti ve Konsey Başkanı Nikolay Mladenov ile birlikte Güvenlik Konseyi brifinglerine katıldı.
Ortak projeler, işbirliği yolunda atılan ilk somut adım.
Bu kuruma yönelik isteksiz de olsa kabul, Gazze’deki Filistinli mültecilerle ilgilenen ve İsrail ile ABD’nin kenara itilmesini istediği BM Filistin Mültecilerine Yardım ve Çalışma Örgütü’ne (UNRWA) bile uzanıyor.
UNRWA’nın geçici başkanı Christian Saunders, Barış Kurulu’nun “bölgedeki tek seçenek” olduğunu söyledi ve “Herkesin bu girişimi desteklemesi gerekiyor,” dedi.
Romanya Dışişleri Bakanı Oana-Silvia Țoiu, bir röportajda kurulun rolüne ilişkin diplomatik bir tavır sergiledi.
Ülkesinin BM ve AB ile işbirliği içinde olduğunu belirten Bakan, “Evet, birbirimizi tamamlayıcı unsurlar gördüğümüz yerlerde, elbette Barış Kurulu düzeyinde yürütülen çalışmaları destekliyoruz,” dedi.
Bakan, perşembe günü BM’de Mladenov ile bir toplantıya katıldığını da sözlerine ekledi.
Ne var ki bu yaklaşım oybirliği ile kabul görmüyor. İsminin açıklanmaması şartıyla konuşan bir Fransız yetkili, “BM’nin, Gazze’ye insani yardımın ulaştırılmasını kolaylaştırmak, anlaşmazlıkları çözmek ve siyasi süreci ilerletmek için başlıca platform olmaya devam etmesi gerektiğini” vurguladı.
Barış Kurulu, geçen yılın Kasım ayında “Gazze’nin yeniden inşası için çerçeveyi belirleyecek ve bu alandaki finansmanı koordine edecek … bir geçiş yönetimi” olarak BM’nin desteğini talep etti ve aldı.
Fakat kurul bağımsız olarak faaliyet gösteriyor ve eleştirenler bunun Trump’a ve İsrail’e bir boyun eğme olduğunu söylüyor.
Avrupalı, Arap ve Filistinli yetkililerle yakın temas halinde olan Uluslararası Kriz Grubu’ndan Amjad Iraqi, “Bu, üstte Washington’a, altta ise Filistinli teknokratlara açılan bir kapı,” dedi ama “kararların kimin tarafından alındığını” sordu ve “kararları İsrail’in verdiğini” ekledi.
Iraqi, İsrail’in Hamas’ın silahsızlanmasına kadar izin vermeyeceğini söylediği ağır ekipman ve yeniden inşa ekipmanlarının girişine yönelik devam eden kısıtlamalara dikkat çekti.
Öte yandan Barış Kurulu’nun Hamas’ı silahsızlandırma planı suya düştü. Dahası, İsrail, geçen yıla kıyasla daha küçük ölçekte de olsa, Gazze’deki Hamas hedefleri olarak tanımladığı yerlere yönelik ölümcül saldırılarını sürdürdü.
Barış Konseyi üyesi bir ülkenin Arap diplomatı, konseyin İsrail’e sivil kayıplar konusunda “özel bir sıfatla” seslendiğini belirtti ve “Bunun yeterli olup olmadığı tartışmaya açık,” dedi.
Țoiu, Gazze ölçeğindeki bir sorun için “büyük aktörlerin sürece dahil olması gerektiğini” belirterek, buna “Hamas’ın silahsızlandırılmasına yönelik baskı olarak ortaya çıkabilecek gelişmelerin temel kolaylaştırıcısı olarak ABD’nin” de dahil olduğunu ifade etti.
Gazze’yi yönetmesi planlanan Barış Kurulu’nun Filistinli teknokrat komitesinin başkanı Ali Şaas, çarşamba günkü etkinlikte, “parçalanmış” bir duruma düzen getirmek için Barış Kurulu’na ihtiyaç olduğunu savundu.
Filistin Yönetimi, belediyeler, Gazze Şeridi’nin fiili hükümeti ve çok sayıda BM ajansı ile uluslararası STK’nın on binlerce çalışanı bu bölgede faaliyet gösteriyor ve komitesinin bunları tek bir çatı altında birleştireceğini belirtti.
Şaas, “Tek bir ilkeye bağlıyız: tek otorite, tek yasa ve tek silah,” dedi.
Mladenov, çatışmaların ortasında çalışmanın yarattığı gerginliği de kabul etti. Bu haftaki etkinlikte, kurulun güvenlik sorunlarını “kinetik aşamaya” ulaşmadan çözmek için “gelişmiş bir çatışma önleme mekanizması” üzerinde çalıştığını belirtti.
Çarşamba günü Barış Kurulu, yalıtımlı karavanların sağlanmasından toplu taşımacılığın desteklenmesine ve hastanelerin onarılmasına kadar uzanan, toplam değeri 2,45 milyar dolar olan ve yakında başlamasının beklendiği 66 projenin listesini yayınladı.
Planlanan, başlangıç tarihinden itibaren altı ay içinde bu projelerin tamamlanması.
Trump’ın damadı ve Barış Kurulu’nun yönetim kurulu üyesi Jared Kushner, aynı etkinlikte “Gördüğünüz şey, adeta çok ama çok büyük bir startup’ın kurulmasına benziyor,” dedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı adına işgal sonrası Irak planlamasını yöneten ve Avrupalı yetkililerle temas halinde olan Tom Warrick, ayrıntıların eksikliğinin tam da Avrupa’yı ve diğer potansiyel ortakları kurulun planları konusunda tedirgin eden unsur olduğunu söyledi.
Warrick, “Bu plan kağıt üzerinde iyi görünüyor ama eksik olan nokta, buradan bu plandaki projelerin çoğunun fiili başlangıç noktasına nasıl ulaşacağımız,” dedi.
Mladenov, Barış Kurulu etkinliğinde, 27 Ekim’de yapılacak İsrail seçimlerinden önce pek bir ilerleme kaydedilemeyeceğine dair bir ipucu verdi ve “Şu anda İsrail ile yürüttüğümüz görüşmeler, oradaki seçimler nedeniyle kolay geçmiyor,” dedi.
Mladenov, hedefinin, Hamas’ın silahsızlandırılmasını da içeren kalıcı bir barış olduğunu vurguladı:
“Bir takvime ya da tarihlere bağlı değiliz. Doğrulamaya bağlıyız. Bunun işe yaradığından emin olmak istiyoruz.”
Diplomasi
Thiel ödül aldı, yine Papa ve ÇKP’ye çattı

Palantir’in kurucusu Peter Thiel, Axel Springer medya grubundan ödül aldı ve verdiği mülakatta Papa Leo ile Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP) eleştirdi.
Thiel, Axel Springer Ödülü’nü aldıktan sonra yaptığı konuşmada medyanın bazı kesimlerini sert bir şekilde eleştirdi.
Berlin’de düzenlenen törende konuşan Thiel, medyanın büyük bir kısmının neden “bir tür solcu nefret fabrikasına dönüştüğünü” merak ettiğini söyledi.
Medya ortamının “çok, çok tek taraflı” ve “istediğimiz kadar özgür olmaktan çok uzak” olduğunu iddia eden yatırımcı, aynı zamanda Springer CEO’su Mathias Döpfner’i ve CBS’ten ABD’li gazeteci Bari Weiss’i övdü.
Thiel, Döpfner ve Weiss gibi insanlar olmasaydı durumun “gerçekten çok, çok kötü” olacağını savundu.
Döpfner, Weiss ve Axel Springer çalışanlarına “cesaretleri” nedeniyle takdirlerini dile getiren Thiel, onları bu medya ortamındaki “muhalif sesler” olarak nitelendirdi.
Thiel, ayrıca Sol Parti’nin son Berlin Temsilciler Meclisi seçimlerindeki başarısına da değindi.
İnsanların bu partiye neden oy verdiğini anlayabildiğini vurgulayan ABD’li, ortada “çok gerçek bir sorun” olduğunu, konutların çok pahalı ve aşırı derecede düzenlemeye tabi bulunduğunu söyledi.
Sol Parti’nin buna yönelik iyi çözümleri olmadığını savunan Thiel, kira kontrollerinin muhtemelen “Berlin’i bir gecekondu mahallesine dönüştüreceğini” ileri sürdü.
Axel Springer Ödülü, Springer’e göre “piyasaları olağanüstü bir şekilde dönüştüren” kişileri onurlandırıyor.
CEO Döpfner konuşmasında, Springer’in Thiel’i girişimciliği, risk alma istekliliği ve alışılmışın dışında düşünme tarzı nedeniyle ödüllendirdiğini belirtti.
Geçmişteki ödül sahipleri arasında Facebook CEO’su Mark Zuckerberg, Amazon kurucusu Jeff Bezos, Tesla CEO’su Elon Musk ve World Wide Web’in mucidi Tim Berners-Lee yer alıyor.
Ödül töreninin kenarında, çok sayıda kişi Thiel’e karşı bir protesto mitingine katıldı. Polise göre, gösteri olaysız bir şekilde gerçekleşti. Protesto çağrısını sol gruplar yapmıştı.
Axel Springer binasının dışında, “Thiel Shall Not Pass” (Thiel Geçemeyecek) yazan bir pankart da sergilenenler arasındaydı.
Alman Gazeteciler Birliği (DJV) de daha önce teknoloji milyarderine ödül verilmesini eleştirmişti.
Ödül töreni sırasında kısa süreli bir aksaklık yaşandı. Springer’in verdiği bilgiye göre, bir hizmet sağlayıcısının çalışanı, üzerinde “Onlar, bizim onların yalan söylediğini bildiğimizi biliyorlar” yazan bir pankartla sahneye çıktı.
Springer, bir soruya yanıt olarak, adamın güvenlik görevlileri tarafından sahneden uzaklaştırıldığını ve kimsenin yaralanmadığını belirtti.
Mathias Döpfner’e verdiği röportajda ise Thiel, Papa Leo’nun Mayıs ayında yayınladığı yapay zeka genelgesinin Çin’in yapay zeka alanındaki hedeflerini dizginlemeye hiçbir katkısı olmayacağını fakat ABD ve müttefiklerinin bu teknolojiye ağır kısıtlamalar getirmesine neden olabileceğini savundu.
Thiel, “Çin Komünist Partisi’nin Papa’yı dinlemeyeceği kesin. Fakat ABD’deki insanların dinleme ihtimali var. Dolayısıyla, papa’nın genelgesi aslında Komünist Parti’nin işine yarıyordu. Onun komünistlerin ajanı olduğunu söylemiyorum, ama en azından ÇKP için ‘kullanışlı bir aptal’ olarak hareket ediyordu,” diye ekledi.
Thiel, “Bence AI, internetten daha önemli olabilir ve büyümeyi hızlandırma potansiyeline sahip; bununla birlikte gelen tüm olumlu ve olumsuz sonuçlarla birlikte,” dedi.
“Teorik olarak, küresel düzeyde gerçek ve derin bir işbirliği olsaydı, bu gelişimi yavaşlatmak mümkün olabilirdi.,” diyen Palantir’in kurucusu, bununla birlikte bunun için gerçek yetkileri ve gerçek gücü olan bir dünya hükümeti gerektiğini düşündüğünü aktardı.
Peter Thiel, Almanya-Avusturya siyaseti ile güçlü bağlara sahip
Thiel, “İçimdeki klasik liberal, bunun ‘kötüden daha kötüye’ gitmek olacağına inanıyor. Çare, dertten daha kötü olurdu,” diye konuştu.
Thiel’e göre Batı’da gelişimin frenlenmesi, Çin’de ise frenlenmemesi tehlikesi bulunuyor.
AfD ve Sol Parti’nin seçim başarılarına da değinen Thiel, bunun nedeninin “orta yol partilerinin Almanya için tüm toplumun yararına olacak bir iktisadi gelecek tasarlama konusundaki başarısızlığını yansıttığını” söyledi.
Thiel AfD ile ilgili olarak, “Bence Ukrayna, Çin ve İsrail hakkında mantıklı bir şekilde tartışılabilir. Fakat aynı zamanda AfD’nin bu üç konuda da yanıldığını düşünüyorum. Ve bu üç konuda da yanılmak mümkün değil,” dedi.
Eskiden Almanya’nın “önemli yeni şirketler kurma yeteneği” olduğunu savunan Thiel, Mittelstand‘ların yanı sıra 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan çok daha büyük şirketler de olduğuna işaret etti.
Thiel’e göre 1995’ten bu yana bu yetenek gerçekten büyük ölçüde kayboldu.
En zengin Almanlarla Amerikalıları kıyaslayan süper zengin, “ABD’de bu on iki kişiden dokuzu servetini kendi çabalarıyla kazanmış. Almanya’da ise 20 kişiden 20’si de servetini miras yoluyla almış. Hiçbiri yeni bir şey yaratmamış, yeni bir servet kazanmamış ya da uygun şekilde büyütülebilecek büyük bir şirket kurmamış,” iddiasında bulundu.
Trump yönetimi hakkındaki görüşlerini de dile getiren Thiel, ilk Trump döneminde birbirleriyle hiçbir konuda anlaşamayan insanların ekipte olduğunu, ikinci yönetimde ise bu hatayı düzeltmeye çalışırken “aşırıya kaçarak”, yönetimde “pek zeki olmasa da son derece sadık kişilerin” yer aldığını söyledi.
Kendisinin Marco Rubio yerine hâlâ JD Vance’in destekçisi olduğunu söyleyen Thiel, “Fakat korkarım ki her iki aday için de kazanması zor olacak,” dedi.
Kasım ayındaki ara seçimlere de değinen ABD’li şunları söyledi:
“Eğer Cumhuriyetçiler bu sonbahardaki ara seçimlerde ağır bir yenilgiye uğrarsa, Demokratlar 2028’de zaten kazanacaklarına inanacaklar. Ve o zaman muhtemelen bir demokratik sosyalistin zaferine karşı o kadar da güçlü bir engel olmayacaktır. (…) Bence Demokratlar, bir buçuk ay sonra yapılacak ara seçimlerde yeterince iyi bir sonuç alacaklar; bu durumda, başkanlık adaylarının merkez sol mu yoksa aşırı sol kanattan mı geleceği, sonuçta onlar için pek de önemli olmayacak. Ve o zaman yarış tamamen açık, sonuç ise tamamen belirsiz olacak.”
Diplomasi
OpenAI Ukrayna’ya siber savunma için ücretsiz yapay zeka desteği verecek

ABD merkezli OpenAI, sivil altyapıyı siber saldırılardan korumak amacıyla Ukrayna hükümetine “Daybreak” yapay zeka sistemini ücretsiz sunacak. Gelişmiş GPT 5.6 Sol modeli üzerinden işleyecek yazılım, hastaneler ve enerji tesislerindeki dijital güvenlik açıklarını hızla kapatmayı hedefliyor.
Yapay zeka devi OpenAI, Ukrayna hükümetine “Daybreak” adlı yapay zeka programına ücretsiz erişim imkanı sağlayacak.
Program, dijital sistemlerdeki güvenlik açıklarını tespit etmeyi; hastaneler ve elektrik santralleri dahil olmak üzere sivil altyapıyı hedef alan siber saldırılara karşı koymayı amaçlıyor.
Kiev yönetimi, Daybreak aracılığıyla gelişmiş GPT 5.6 Sol modelinin yazılımlardaki açıkları hızla belirleyip kapatmaya yarayan özel bir sürümünü kullanacak.
Ukrayna ulusal siber olaylara müdahale ekibi CERT-UA, 2025 yılında yaklaşık 6 bin siber saldırı kaydetti.
OpenAI, Ukrayna makamlarıyla vardığı işbirliğini New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında 23 Eylül’de duyurdu.
OpenAI for Countries biriminin yöneticisi George Osborne, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“Sivil altyapının korunması, insanların yaşamaya, çalışmaya ve hayati hizmetlerden yararlanmaya devam edebilmesi adına bu yapıların hem fiziksel hem de dijital saldırılara karşı savunulması anlamına geliyor.”
Daha önce OpenAI’ın rakiplerinden Anthropic şirketi, geliştirdiği Claude adlı yapay zeka sisteminin Rusya ile bağlantılı bilgisayar korsanları tarafından Ukraynalı kuruluşlara yönelik saldırılarda kullanıldığını açıklamıştı.
Söz konusu korsanlar, insansız hava aracı (İHA) parçası üreten en az iki firmanın e-posta kutularındaki verileri ele geçirdi; askeri dron üreticisi bir şirkete saldırarak bilgisayarlı görü sistemine ait yazılım geliştirme kitini çaldı.
Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü (RUSI) Kıdemli Araştırmacısı Jamie MacColl, Ukrayna’nın OpenAI haricinde Google gibi diğer rakip teknoloji şirketlerinin yapay zeka araçlarına da sahip olduğunu belirtti.
Geçtiğimiz Mayıs ayında Ukrayna’nın, Pentagon’un ana tedarikçilerinden bilişim devi Palantir Technologies firmasının yapay zeka yazılımlarından yararlandığı kamuoyuna yansımıştı.
Dönemin Savunma Bakanı Mihail Fedorov, bu işbirliği neticesinde hava saldırılarını ayrıntılı biçimde analiz eden bir sistem kurulduğunu ve büyük ölçekli istihbarat verilerini işlemeye dönük çözümlerin devreye sokulduğunu aktarmıştı.
Şirketin sunduğu teknolojiler, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin Rusya’nın cephe gerisindeki hedeflerine yönelik yüksek hassasiyetli uzun menzilli taarruzlarının (deep strike) planlanmasında da kullanılıyor.
Asya2 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Rusya2 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Avrupa2 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Rusya2 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Asya2 hafta önceSingapur, bürokraside “liyakat” için siyasetçilere milyonlar ödüyor
Asya2 hafta önce“İran ABD üssünü vurmadan önce Çin’den uydu görüntüsü aldı”







