Bizi Takip Edin

Avrupa

350 Avrupalı yetkiliden İsrail ile ortaklık anlaşmasını askıya alma çağrısı

Yayınlanma

Aralarında eski bakan ve büyükelçilerin de bulunduğu 350’den fazla Avrupalı yetkili, İsrail’in Filistinlilerin insan haklarını sistematik olarak ihlal etmesi nedeniyle AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınması çağrısında bulundu. Yayımlanan açık mektupta, Tel Aviv yönetiminin uluslararası hukuku hiçe sayan eylemlerine tepki konulurken, Avrupa Birliği’nin çifte standart uygulamaktan vazgeçerek İsrail’e karşı somut yaptırımları devreye alması talep edildi.

Aralarında eski bakanlar, büyükelçiler ve üst düzey bürokratların yer aldığı 350’den fazla Avrupalı yetkili, İsrail’in Filistinlilerin insan haklarını sistematik bir biçimde ihlal ettiğini anımsatarak, Avrupa Birliği (AB) ile İsrail arasındaki Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınmasını talep etti.

15 Nisan 2026 tarihli açık mektupta, uluslararası kamuoyunun dikkati başka bölgelere odaklanmışken İsrail’in hukuk dışı askeri operasyonlarını sürdürdüğü vurgulandı.

Mektupta, Filistin halkının durumuna ilişkin olarak, “Dünyanın dikkati başka yönlere çevrilmişken İsrail; İran ve Lübnan’a yönelik yasa dışı askeri operasyonlarının kisvesi altında, yasa dışı işgal politikasını iki katına çıkararak Gazze ve Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’daki Filistinlilerin tahakküm altına alınması sürecini devam ettiriyor” ifadelerine yer verildi.

Belgede yer alan verilere göre, 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana 73 binden fazla Filistinlinin hayatını kaybettiği, bu can kayıplarının 700’ünün ise Gazze’deki sözde “ateşkes” ilanından bu yana geçen son altı ay içinde gerçekleştiği kaydedildi.

İsrail tam bir cezasızlık içinde hareket etmeyi sürdürüyor

İsrail ordusu tarafından korunan yerleşimcilerin Filistin topraklarını ilhak etme faaliyetlerinin hız kesmeden sürdüğüne dikkat çekilen mektupta, yeni toprak gasplarının planlandığı belirtildi. Özellikle Batı Şeria’yı ikiye bölen kritik E1 koridoruna vurgu yapılarak, İsrail hükümetinin 3 bin 400 bina için ihale açma hazırlığında olduğu bilgisi paylaşıldı.

Sürece dair mektupta, “İsrail, iki devletli çözümü ve varlığı 157 BM üyesi devlet tarafından tanınan gelecekteki bir Filistin devletini baltalayarak tam bir cezasızlık içinde hareket etmeye devam ediyor” değerlendirmesi yapıldı.

Bu yasa dışı tutumun, İsrail’in Lübnan’a yönelik ayrım gözetmeyen ve orantısız saldırılarında da kendini gösterdiği ifade edildi. Lübnan’daki saldırıların 2 binin üzerinde insanın ölümüne, geniş çaplı yerinden edilmelere ve yıkıma yol açtığı aktarıldı.

Gazze’deki insani duruma da değinilen metinde, Filistinli sakinlerin devam eden erişim kısıtlamaları nedeniyle yeterli insani yardımdan mahrum bırakıldığı vurgulandı.

Mektupta, “BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) ile uluslararası sivil toplum kuruluşlarının (INGOS), çalışma yetkileri uyarınca acil ihtiyaç duyulan malzeme ve hizmetleri sağlama çabaları engelleniyor” ifadeleri kullanıldı.

Öte yandan, ABD öncülüğündeki “Barış Kurulu” planının başarısız olduğu ve İsrail’in askeri saldırılarını durduramadığı belirtildi.

İsrail’in son dönemde yasalaştırdığı ve terörle suçlanan Filistinliler için ölüm cezası öngören mevzuat mektupta en sert eleştirilen unsurlar arasında yer aldı.

Yahudi İsraillilerin bu yasadan hukuken muaf tutulduğunun altı çizilerek, “Bu iğrenç mevzuat, yasal sınırlamalar olmaksızın hareket eden bir apartheid devletini andırıyor” tespiti paylaşıldı.

Uluslararası hukuka saygının önemine işaret edilen mektupta, AB Antlaşmaları gereği birliğin dış arenadaki eylemlerinin demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının evrenselliği ilkeleriyle yönetilmesi gerektiği hatırlatıldı.

Mevcut İsrail hükümetinin, işgalci güç olarak refahından yasal ve ahlaki olarak sorumlu olduğu Filistinlilere karşı bu temel ilkeleri ihlal ettiği ifade edildi.

Bu kapsamda mektupta, “En önemlisi, bu tutum AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın ‘taraflar arasındaki ilişkilerin insan haklarına ve demokratik ilkelere saygıya dayalı olacağını’ öngören 2. Maddesinin ihlalidir. Bu hüküm anlaşmanın temel bir unsurudur ve buna saygı gösterilmesi her iki tarafın da yükümlülüğüdür” ifadelerine yer verildi.

Diplomatlar İsrail’e karşı altı maddelik yaptırım listesi sundu

AB’nin Temmuz ve Eylül 2025 tarihlerinde İsrail’e karşı mütevazı tedbir paketlerini bile hayata geçirememesinin uluslararası alanda “çifte standart” olarak algılandığı belirtildi. Mektupta, “Ortaklarımız, Rusya’ya haklı olarak yaptırım uygulanırken, İsrail hükümetinin Filistin ve ötesindeki eylemlerine karşılık hiçbir adım atılmadığını gözlemlemektedir” denildi.

Filistinlilerin hayatlarını yaşanmaz hale getirmeyi ve onları topraklarından sürmeyi hedefleyen saldırılar karşısında AB’nin bölünmüş bir halde kenarda beklemesinin kabul edilemez olduğu vurgulandı.

Bu doğrultuda 350’den fazla eski yetkili, AB liderlerine ve kurumlarına şu altı maddelik çağrıyı iletti:

(i) AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın tamamen veya kısmen askıya alınması için sürecin başlatılması,

(ii) Yasa dışı yerleşim birimleriyle ticaretin yasaklanması,

(iii) İsrail ile askeri mal ticaretinin durdurulması,

(iv) İsrail’in AB programlarına katılımının askıya alınması,

(v) Filistinlilere yönelik baskı ve uluslararası hukuk ihlallerine karışan tüm isimleri kapsayacak şekilde yaptırım listesinin ve vize yasaklarının genişletilmesi,

(vi) İsrail’in gelecekteki davranışlarını izlemek üzere bir dizi insan hakları kriteri belirlenmesi.

Mektubun sonuç bölümünde, Ortadoğu’daki kargaşa ve İsrail’in yaygın hukuk ihlalleri karşısında AB’nin harekete geçerek İsrail’den hesap sormasının bir zorunluluk olduğu kaydedildi. Bu adımın, birliğin temel değerlerine dayanan yeni bölge stratejisinin temel taşı olması gerektiği ifade edildi.

Avrupa

Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Yayınlanma

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.

Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.

The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.

Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.

Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.

Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.

Fransa’da okul boykotları yayılıyor

“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.

Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.

Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.

Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.

Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.

17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.

BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.

Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.

Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.

Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.

Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.

Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.

Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.

Bu kapsamda iki soru sorulacak:

  • Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
  • Beklentileriniz nelerdir?

Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.

Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Yayınlanma

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.

Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.

Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.

Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.

Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.

İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).

Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.

BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.

Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.

Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.

Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.

Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.

Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.

Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.

Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

Yayınlanma

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.

Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.

Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.

Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.

Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.

Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.

Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English