Diplomasi
5 maddede Hint milyarder Gautam Adani iddianamesi

Hint iş insanı ve Asya’nın en zengin ikinci kişisi Gautam Adani hakkında çarşamba günü bir ABD federal mahkemesinde rüşvet suçlamasıyla hazırlanan iddianame Hindistan’da şok etkisi yarattı.
Suçlamalar, açıktan satış yapan Hindenburg Research’ün mali usulsüzlük suçlamalarının grubun halka açık piyasa değerinden 130 milyar dolar silmesinin üzerinden iki yıldan kısa bir süre geçtikten sonra, imparatorluğunun yeniden mercek altına alınmasına neden oldu.
Gautam Adani kimdir?
Gautam Adani, yenilenebilir enerji, limanlar, havaalanları, inşaat malzemeleri, gıda ürünleri ve medyayı kapsayan işletmelere sahip Adani Group’un kurucusu ve başkanıdır. İddianamedeki diğer sanıklar kendisinden sık sık “1 Numara” ve “Büyük adam” olarak bahsediyor.
Hindistan’ın batısındaki Gujarat eyaletinde orta gelirli bir tekstil ailesinden gelen 62 yaşındaki Adani, 1988 yılında emtia ticareti yapmak üzere grubunu kurdu. Zaman içinde Adani, agresif bir kaldıraç stratejisiyle işini büyüttü ve ülkenin altyapısı için gerekli olan birçok sektöre girdi. Grup, iddianamenin borsada işlem gören varlıklarında satışa yol açmasından önce yaklaşık 170 milyar dolar değerindeydi.
Adani’nin yükselişi, kendisi de Gujarat’lı olan Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin yükselişini yansıtıyor. Modi’nin siyasi rakipleri, Adani’nin Modi hükümetinin altyapı geliştirme hamlesi sayesinde kamu projelerinde kazandığı ihalelerden büyük fayda sağlaması nedeniyle, sık sık Modi’nin milyardere iltimas geçtiğini iddia etmişlerdir. Hem Adani hem de hükümet herhangi bir özel muameleyi reddetti.
Suçlamalar nelerdir?
ABD’li savcılar Gautam Adani, yeğeni Sagar Adani ve diğer altı sanığın “kazançlı güneş enerjisi tedarik sözleşmeleri” yapmak için Hindistan hükümet yetkililerine 265 milyon dolar değerinde rüşvet ödemeyi planladıklarını iddia ediyor. Sanıkların ayrıca “milyarlarca dolarlık finansman elde etmek” için rüşveti ABD merkezli yatırımcılardan “gizledikleri” iddia ediliyor.
İddianamede “Yolsuz Güneş Enerjisi Projesi” olarak adlandırılan rüşvet planı, devlete ait Hindistan Güneş Enerjisi Kurumu tarafından Adani’nin yenilenebilir enerji birimine ve bir başka Hintli şirket olan Azure Power’a verilen çok sayıda güneş enerjisi sözleşmesine odaklanıyordu.
Adani ve diğerleri ayrıca ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu tarafından, Eylül 2021’de yatırımcılardan 750 milyon dolar toplarken rüşvetle mücadele uygulamaları hakkında “maddi olarak yanlış veya yanıltıcı” beyanlarda bulunmakla suçlandı ve bunun 175 milyon doları ABD’li yatırımcılardan toplandı.
İddianame grubun işlerini nasıl etkileyecek?
İddianamenin ortaya çıkmasının ardından perşembe günü holding bünyesindeki 12 şirketten 11’i toplu olarak yaklaşık 27 milyar dolar değer kaybederek, Hindenburg Research’ün grubu diğer iddiaların yanı sıra hisse senedi manipülasyonu ve offshore vergi cennetlerinin uygunsuz kullanımı ile suçladığı Ocak 2023’teki çöküşü tekrarladı.
Holding şirketi Adani Enterprises’ın hisseleri %22’nin üzerinde düşerken, soruşturmanın odağındaki Adani Green Energy’nin hisseleri de yaklaşık %19 değer kaybetti. Sadece holdingin haber medyası kolu olan Yeni Delhi Televizyonu (NDTV) marjinal bir yükselişle kapandı. Adani şirketlerinin çoğunun hisseleri cuma günkü erken işlemlerde düşmeye devam etti.
İddianame, Adani’nin yaklaşan kaynak yaratma planlarını etkileyebilir. Adani Green Energy’nin 600 milyon dolarlık ABD doları cinsinden tahvil satışını iptal ettiği bildirildi. Yatırım danışmanlığı şirketi Intelsense’in kurucusu Abhishek Basumallick, “Bu gelişmenin kısa vadedeki en büyük etkisi, Adani Grubu’nun, adı temize çıkana kadar, özellikle önde gelen finans kuruluşlarından yeni fon bulmakta zorlanabilecek olmasıdır,” dedi.
Perşembe günü geç saatlerde Kenya Cumhurbaşkanı William Ruto, Adani’nin ülkenin ana havalimanının kontrol hissesini satın almasının yanı sıra enerji nakil hatları inşa etmek için şirketle yaptığı 736 milyon dolarlık kamu-özel sektör ortaklığı anlaşmasını iptal edeceğini söyledi.
Adani Grubu ve Hindistan hükümeti nasıl yanıt verdi?
Adani Grubu perşembe günü yaptığı açıklamada iddianamedeki suçlamaları reddederek bunları “temelsiz” olarak nitelendirdi.
Grup açıklamasında, “ABD Adalet Bakanlığı’nın da belirttiği gibi, ‘iddianamedeki suçlamalar iddiadan ibarettir ve sanıklar suçları kanıtlanana kadar masum sayılırlar’” dedi ve ekledi: “Mümkün olan tüm yasal yollara başvurulacaktır.”
Hindistan hükümeti henüz resmi bir tepki verdi.
Dışişleri Bakanlığı Sekreteri (Doğu) Jaideep Mazumdar, Modi’nin Güney Amerika’daki Guyana ziyaretiyle ilgili bir basın toplantısı sırasında Adani meselesi sorulduğunda yorum yapmayı reddetti. Guyana’nın başkenti Georgetown’da yaptığı açıklamada “Bu, Hindistan başbakanının Guyana ziyareti ve Hindistan-CARICOM (Karayip Topluluğu) zirvesi için düzenlenen bir basın toplantısı ve ben bu görevin ötesindeki sorulara yanıt verecek konumda değilim” dedi.
Modi’nin siyasi rakipleri milyardere yönelik bir dizi saldırı başlattı.
Hindistan Ulusal Kongresi’nin kıdemli lideri Rahul Gandhi perşembe günü düzenlediği basın toplantısında, “Adani bir bakıma Hindistan’ı ele geçirdi; ülke Adani’nin pençesinde. Bu yüzden Hindistan’ın havaalanları, limanları, savunma sanayii… bu bir ortaklık. Ortaklığın bir tarafında Modi, diğer tarafında ise Adani var,” dedi.
Gandhi aynı zamanda parlamentonun alt kanadında muhalefet lideri ve yerel suçları soruşturma kurumu olan Merkezi Soruşturma Bürosu’na direktör atanmasında söz sahibi olan güçlü bir pozisyonda. Gandhi, partisinin Adani’nin iddianamesini pazartesi günü başlaması planlanan parlamentonun kış oturumunda gündeme getireceğini söyledi.
Suçluların iadesi gündemde mi?
Adani hakkında Hindistan’ın menkul kıymetler düzenleyicisi tarafından geçen yıl Hindenburg Research iddialarının ardından başlatılan ve halen devam etmekte olan bir soruşturma var.
Hindistan ve ABD’deki avukatlar, son iddianame için ABD savcılığının Adani ve diğer sanıkların iadesini talep edebileceğini söyledi. İki ülke arasında 1997 yılından bu yana yürürlükte olan bir suçluların iadesi anlaşması bulunuyor.
Delhi yüksek mahkemesi avukatlarından Prashant Mendiratta, ABD hükümeti tarafından iade talebinde bulunulması halinde Hindistan Dışişleri Bakanlığı’nın birincil karar mercii olacağını söyledi.
Mendiratta, “Hindistan hükümetinin iadeyi reddetmesi durumunda, savcılık Hindistan yargısına karara karşı bir dilekçe ile başvurabilir … bunun iki cephede bir hukuk savaşına dönüşme ihtimali yüksek,” diye ekledi.
Hindistan-ABD suçluların iadesi anlaşması, iadenin uygulanabilmesi için bir suçun bir yıl veya daha fazla hapis cezasıyla cezalandırılmasını da zorunlu kılıyor. Hindistan’ın Bharatiya Nagarik Suraksha Sanhita (BNSS) yasalarına göre rüşvet sadece bir yıla kadar hapisle cezalandırılabiliyor.
Daha sert olan Yolsuzluğun Önlenmesi Yasası (PoCA) da davaya uygulanabilir.
“Ancak PoCA’nın uygulanabilmesi için hükümet yetkilisi tarafından rüşvet talep edildiğinin ve rüşvetin kabul edildiğinin kanıtlanması gerekiyor.
Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karine Jean-Pierre perşembe günü düzenlenen basın brifinginde ABD’nin Adani’ye yönelik suçlamaların ikili ilişkilere zarar vermesinden endişe duyup duymadığına ilişkin bir soruya cevaben “Açıkçası bu iddiaların farkındayız” dedi ve ekledi: “Söyleyeceğim şey şu: ABD ve Hindistan ilişkilerinin, halklarımız arasındaki bağlara ve küresel meselelerin tamamında işbirliğine dayanan son derece güçlü bir temele dayandığına inanıyoruz.”
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









