Bizi Takip Edin

Avrupa

5 soruda Kosova’da son Sırp-NATO çatışması

Yayınlanma

Avrupa Birliği ve NATO ülkeleri tarafından tanınan, Sırbistan’ın ise kendi toprağı saydığı Kosova’da Sırplarla Nato birlikleri (Kfor) arasındaki sert çatışmalar sonucunda 30’un üzerinde NATO askeri ve 50’nin üzerinde Sırp gösterici yaralandı.

Arnavutların 2008 yılında bağımsızlık ilan etmesinden önce Sırbistan’ın parçası olan Kosova’da bulunan ‘NATO barış gücü’, bölgedeki etnik Sırplarla Arnavutlar arasındaki gerilimi kontrol eder görünse de esasında Kosova’nın güvenliğini de sağlıyor.

Hem Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić, hem de Kosova Başbakanı Albin Kurti kendi silahlı güçlerini alarm durumuna geçirirken Kfor tarafından yapılan açıklamada, İtalyan ve Macar Kfor birliğinden askerlerin yaralandığı belirtilerek saldırılar kınandı.

Kfor komutanı Tümgeneral Angelo Michele Ristuccia saldırıları ‘kabul edilemez’ olarak nitelendirdi ve NATO misyonunun ‘görevini tarafsız bir şekilde yerine getirmeye devam edeceğini’ savundu. İtalyan ve Macar askerlerin yaralanması üzerine hem İtalya’dan hem de Macaristan’dan açıklamalar geldi.

1. Çatışmaların tarihsel arka planı ne?

Bölgedeki pek çok etnik Sırp, kendilerini yeterince temsil edilmemiş hissediyor. Kosova’daki Sırpların çoğunluğu kuzey bölgelerinde yaşıyor ve etnik Arnavut çoğunluktan giderek daha fazla özerklik talep ediyor. Kosova’yı egemen ve bağımsız bir entite olarak tanımayan Belgrad da ülkedeki etnik Sırpları destekliyor.

Kurti hükümeti, Avrupa Birliği’nin aracılık ettiği ve Sırp-Arnavut ilişkilerini normalleştirmeyi amaçlayan 2013 Brüksel Anlaşmasının hükümleri uyarınca Sırplar için öngörülen özerk belediyelerin uygulanmasını engellemekle suçlanıyor.

Anlaşma uyarınca Sırbistan Kosova’nın kuzeyinde ‘özerk belediyeler’ kurabilecek fakat bunlar Kosova hukuk sistemi altında faaliyet gösterecek ve Kosova polisi tek kolluk kuvveti olarak kalacaktı.

On yılı aşkın bir süredir bu belediyeler kurulmamış durumda ve Kosovalı Sırpların sabrı taşmaya başladı. Sırbistan ve Sırplar, 1999’daki NATO bombardımanı ve işgali, ardından da Kosova’nın bağımsızlığını sağlaması nedeniyle de Atlantik ittifakı temsilcilerine güvensizlik besliyor. Nitekim CNN’e konuşan Kurti, “Kosova NATO müdahalesinin başarı öyküsüdür, hem Belgrad’ı hem de Kremlin’i rahatsız eden de budur,” diyerek bu durumu teyit ediyor.

2. Son çatışmalar neden başladı?

Kosova’nın kuzeyindeki bölgelerde Sırplar yoğun olarak yaşıyor. Bu dört bölgede Nisan ayında yapılan yerel seçimleri Sırpların boykot etmesi üzerine, Arnavut belediye başkanlarının göreve getirilmesi infial yarattı.

Vučić daha önce bölgedeki etnik Sırpları seçimleri boykot etmeye çağırarak yabancı bir ‘işgale’ daha fazla tahammül etmemeleri gerektiğini söylemişti.

Bölgedeki başlıca siyasi parti olan Sırp Listesi de Sırp toplumuna seçimlerde oy kullanmama ve aday göstermeme çağrısında bulunarak etnik Arnavut adayların rakipsiz kalmasını sağladı.

Bölgedeki boykotun başarısını göstermesi açısından, seçimlere katılım oranının yüzde 4’ün altında kaldığını akılda tutmak gerekiyor. Buna rağmen Arnavut belediye başkanları geçen Cuma göreve başlayınca gerilim hızla tırmandı.

Sırp protestocular belediye başkanlarının girişini engellemek için binaların dışında toplanınca Kosova polisi ile çatışmalar başladı. Pazartesi günü ise çatışmalara NATO-Kfor da dahil oldu.

3. Uluslararası güçler ne diyor?

Askerleri yaralanan Macaristan Savunma Bakanı Facebook’ta yaptığı açıklamada yaralılar arasında 20’den fazla Macar askerinin bulunduğunu ve bunlardan yedisinin durumunun ciddi ancak stabil olduğunu söyledi.

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani de 11 İtalyan askerinin yaralandığını ve üçünün durumunun ciddi olduğunu söyledi. Ülkenin başbakanı Giorgia Meloni, “Kfor’a karşı daha fazla saldırıya müsamaha göstermeyeceğiz. Kosova makamlarının tek taraflı eylemlerinden kaçınılması ve tüm tarafların tansiyonu düşürmek için geri adım atması elzemdir,” dedi.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg şiddetin ‘durması gerektiğini’ söyledi. Stoltenberg, ‘Kfor birliklerine yönelik saldırıları şiddetle kınadı.’

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Salı günü yaptığı açıklamada, “Kosova Hükümetinin belediye binalarına girişi zorlama kararı gerginliği keskin ve gereksiz bir şekilde tırmandırdı,” dedi.

Blinken, “Başbakan Kurti ve hükümeti, seçilmiş belediye başkanlarının geçiş dönemi görevlerini belediye binaları dışındaki alternatif yerlerden yürütmelerini sağlamalı ve polis güçlerini bölgeden çekmelidir,” ifadelerini kullandı.

ABD Büyükelçisi ve Avrupa Birliği temsilcisi ise gerilimi azaltmak amacıyla Arnavut belediye başkanlarını Priştine’de bir toplantıya çağırdı.

ABD bunun yanı sıra, Sırpların çoğunlukta olduğu kuzey bölgelerinde gerilimi tırmandırmaktan kaçınması yönündeki tavsiyesini dikkate almayan Kosova’ya karşı tedbirler açıkladı.

Kosova’nın bu bölgelere ‘zorla’ etnik Arnavut belediye başkanları atama kararını eleştiren Washington, Kosova’yı Avrupa’da devam etmekte olan Amerikan liderliğindeki bir askeri tatbikata katılmaktan men etti.

Avrupa Birliği de Kosovalı yetkilileri Kosova’nın kuzeyindeki durumu istikrarsızlaştırmakla suçladı ve buradaki etnik gerilimleri alevlendirebilecek her türlü eyleme karşı uyarıda bulundu.

Fransa, ‘bu şiddeti mümkün olan en güçlü şekilde kınadığını ve başta Kosova hükümeti olmak üzere tüm tarafları gerilimi azaltmak için derhal adım atmaya çağırdığını’ söyledi.

Almanya, Fransa, İtalya ve ABD ile ortak bir açıklamaya imza atan Britanya ise Priştine’nin belediye başkanlıklarını zorla atamasına karşı çıksa da, bazı kaynaklar ABD’nin Kurti’ye yönelik sert tutumunu eleştiriyor. The Guardian’ın aktardığına göre, İngiltere’nin eski bir büyükelçisi AB’nin Kosova elçisinin tarafsız olması gerektiğini savunurken, İngiltere Dışişleri Komisyonu Başkanı Alicia Kearns ABD’yi Kurti’yi orantısız bir şekilde cezalandırmaması konusunda uyardı. Kearns, “Kosova’ya karşı takınılan tavır orantısızdır. Belgrad’a yönelik caydırıcılık eksikliği, denge eksikliğini ve stratejik tutarsızlığı göstermektedir. Silahlı milisleri ve onları finanse eden ve silahlandıranları caydıramamak, gerilimin daha da tırmanması riskini doğurur,” dedi ve Kosova’nın Avrupa Konseyi’ne katılmasına izin verilmesi gerektiğini söyledi.

Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov da Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın Kosova’nın Sırp nüfusunu desteklediğini ve onların yasal hak ve çıkarlarının korunması gerektiğine inandığını söyledi.

Peskov ayrıca Moskova’nın Kosova’da, ülkenin kuzeyinde Sırpların çoğunlukta olduğu bölgede geçen ay yapılan seçimlerin ardından etnik Arnavut belediye başkanlarının göreve gelmesinden bu yana hızla artan huzursuzluğu endişeyle takip ettiğini söyledi.

“Sırbistan’ı ve Sırpları kayıtsız şartsız destekliyoruz… Kosovalı Sırpların tüm yasal hak ve çıkarlarının gözetilmesi gerektiğini düşünüyoruz,” diyen Peskov, ‘provokatif eylemlere’ yer olmaması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Türkiye Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, “Kosova’nın kuzeyinde yaşanan olayları endişeyle takip ediyoruz. Sözkonusu olaylar bölgesel güvenlik ve istikrara zarar vermektedir. Tüm taraflara şiddet olaylarından kaçınma ve gerilimi tırmandıracak eylemlerde bulunmama çağrısı yapıyoruz. Kosova Barış Gücü’nün (KFOR) olayların tırmanmasını engelleme yönündeki yapıcı rolünü takdirle karşılıyoruz. Çıkan olaylarda bazı KFOR askerlerinin hafif yaralandığını üzüntüyle öğrendik. Bölgede gerilimin azaltılması, kalıcı barış ve istikrarın tesis edilebilmesinin yegâne yöntemi, halen yürütülmekte olan diyalog sürecinde ilerleme sağlanmasıdır,” ifadelerine yer verildi.

4. Sırplar ve Arnavutlar ne diyor?

Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani, Sırp mevkidaşını Kosova’yı istikrarsızlaştırmakla suçladı. Osmani, “Suç çetelerine dönüşen Sırp yasadışı yapılar Kosova polisine, Kfor memurlarına ve gazetecilere saldırdı. Vučić’in Kosova’nın kuzeyini istikrarsızlaştırma emirlerini yerine getirenler adaletle yüzleşmelidir,” diye tweet attı.

Kosova Başbakanı Albin Kurti Salı günü CNN’e verdiği demeçte, ülkenin kuzeyinde yaşanan şiddetli protestoların ardından ülkeyi Sırp ‘faşist milisleri’ olarak tanımladığı güçlere teslim etmeyeceğini söyledi.

Kurti, “Karşımızda barışçıl protestocular değil, aşırılık yanlısı bir güruh var. Bu, polislerimize ve NATO askerlerine  ve sahada haber yapan gazetecilere saldıran faşist bir milis,” iddiasına bulundu.

Tüm uluslararası kurumların Kosova’da yapılan seçimleri tanıdığını savunan Kurti, “Seçim sürecini ve sonuçlarını tanıdıktan sonra belediye başkanlarının belediyelere gitmesi gerekir. Bu belediye binalarında belediye başkanları olmayacak da kim olacak?” diye sordu.

Öte yandan Kurti, şiddetin sona ermesi durumunda ihtilaflı bölgelerde tekrar seçime gidebileceklerinin sinyalini verdi.

Savunma Bakanı Miloš Vučević gazetecilere yaptığı açıklamada, Sırbistan silahlı kuvvetlerinin başkomutanı olan Vučić’in ordunun savaşa hazırlık seviyesini en üst düzeye çıkardığını söyledi.

Aleksandar Vučić, Kosova Başbakanı Albin Kurti’nin olaylardan ‘tek başına sorumlu olduğunu’ söyledi.

5. Bundan sonra ne olacak?

Çatışmaların bundan sonra yatışması beklense de Sırpların protestoları sürüyor. Priştine’nin yaklaşık 40 km kuzeyindeki Zvecan’da Sırp göstericiler yine belediye binası önünde toplandı. Pazartesi günkü çatışmaların aksine gösteriler bu sefer barışçıldı.

NATO, Pazartesi günü yaşanan çatışmaların ardından protestoların bastırılmasına yardımcı olmak üzere Kosova’nın kuzeyine 700 asker daha göndereceğini açıkladı. Kfor’un şu anda Kosova’da yaklaşık 3.800 askeri bulunuyor.

Öte yandan Sırbistan ile Kosova arasındaki gerilim daha geniş bir jeopolitik gerilimin de bir uzantısı. Örneğin Başbakan Kurti bunu açıkça şöyle dile getiriyor: “Biz demokratik, Avrupa yanlısı bir cumhuriyetiz. Kuzey komşumuz Sırbistan ise Rusya yanlısı bir otokrasi. Dolayısıyla orada seçimler olsa da pek demokrasi yok; çünkü tek parti, tek devlet, tek lider var.”

Kurti Pazartesi günü protesto düzenleyenleri de ‘aşırı milliyetçi’ olmakla ve birçoğunun ‘Belgrad’dan para ve emir aldığını, despot Başkan Putin’e hayranlık duyduğunu’ iddia etti.

Avrupa

Sırbistan’da öğrenci mitinginde yüzbinlerce kişi bir araya geldi

Yayınlanma

Sırbistan’da öğrencilerin öncülüğündeki hareketin son mitingi için perşembe günü yüz binlerce kişi Belgrad’ın merkezinde bir araya geldi.

25 Ekim’de yapılacak erken parlamento seçimleri öncesinde yapılan mitingin organizatörleri, mitinge en az 200.000 kişinin katıldığını belirtti.

Hareket, Aleksandar Vučić ve Sırp İlerleme Partisi’nin (SNS) 14 yıllık iktidarını sona erdirmeyi ve yaklaşık iki yıldır süren hükümet karşıtı protestoları bir seçim zaferine dönüştürmeyi hedefliyor.

Protesto hareketi, Kasım 2024’te kuzeydeki Novi Sad kentinde bir tren istasyonu kanopisinin çökmesi sonucu 16 kişinin hayatını kaybetmesi ve bunun ülke genelinde öğrenciler öncülüğünde kitlesel yolsuzluk karşıtı protestolara yol açmasının ardından ortaya çıktı.

Göstericiler, felaketin sorumlusu olarak hükümetin yolsuzluğunu gösterdi fakat henüz kimse cezai olarak sorumlu tutulmadı.

Öğrenci Listesi’nden birçok aday kalabalığa hitap etti. Aralarında, yargı ve savcılığın siyasi baskı ve kişisel çıkarların etkisinden arındırılması çağrısında bulunan tanınmış Sırp aktör Tihomir Stanić de vardı.

Stanić, “Hepimiz kanun önünde eşit olmamaktan bıktık. Sırbistan özgürlüğü, adaleti ve hesap verebilirliği hak ediyor,” dedi.

Miting, son iki yıldır öğrenci hareketinin harekete geçirdiği çok sayıda genç de dahil olmak üzere her yaştan insanı bir araya getirdi.

Belgrad’dan 26 yaşındaki Nađa, başından beri öğrencileri desteklediğini ve adalet ve daha iyi bir gelecek için mücadele eden insanların yanında yer almaktan gurur duyduğunu söyledi.

Rapporteur’e verdiği demeçte, “Öğrenci Listesi’nin seçimi kazanmasını bekliyorum fakat iktidar yetkililerinin sonuçları sorgulamak ve itibarsızlaştırmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarına inanıyorum,” dedi.

Mitinge, siyasi değişim ve çocukları için daha iyi bir gelecek umduğunu belirten daha yaşlı destekçiler de katıldı.

61 yaşındaki Dragana, Rapporteur’e, “Umarım yeni hükümet, çocuklarımızın Sırbistan’ı terk etmek zorunda kalmadan geleceklerini kurabilecekleri bir ülke yaratır,” dedi.

Seçimler, Vučić’in iktidar partisinin yıllarca kendisiyle kıyaslanabilecek kadar güçlü bir seçim rakibiyle karşılaşmadığı 2012’de SNS’nin iktidara gelmesinden bu yana Sırbistan’da görülen en belirsiz seçimler olarak değerlendiriliyor.

Seçim kampanyası neredeyse bir referandum havasına büründü. Oylama, genel olarak SNS’nin iktidarının devamı ile siyasi değişim umudu arasında bir seçim olarak görülüyor.

Anketler, iktidar koalisyonu ile Öğrenci Listesi arasında başa baş bir yarışa işaret ediyor. Salı günü yayınlanan son ankete göre, kararını vermiş seçmenler arasında SNS liderliğindeki koalisyon %42,9, Öğrenci Listesi ise %42 oy oranına sahip.

Avrupa Parlamentosu heyeti de dahil olmak üzere uluslararası gözlemciler, seçimleri izleyecek.

Seçimlerin nasıl yürütüleceği, seçim koşulları, demokratik standartlar ve hukukun üstünlüğü konusundaki süregelen endişeler nedeniyle, uzun süredir durma noktasına gelen Sırbistan’ın AB üyelik süreci üzerinde önemli etkiler yaratabilir.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Fransa’daki eylemler göç tartışmasını tekrar tetikledi

Yayınlanma

Fransa’daki protestolardan hafta sonu boyunca gelen sarsıcı görüntüler, Avrupa’da göç konusunda yaşanan şiddetli tartışmaları tekrar alevlendirdi.

Macaristan Başbakanı Péter Magyar dün X platformunda yaptığı açıklamada, birçok Fransız şehrini kasıp kavuran kaosun “Macaristan’ın göç konusunda neden mümkün olan en sert yaklaşımı savunduğunu herkese açıkça gösterdiğini” söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump da Truth Social’da paylaşım yaparak duruma müdahil oldu ve “Sınırlarınızı kapatın ve çok geç olmadan kontrolü ele alın!” dedi.

AB liderlerinin yorumları, kritik bir seçim yılına girilirken Avrupa Konseyi masasında bu konudaki bölünmelerin arttığına işaret ediyor.

Magyar ve Polonya Başbakanı Donald Tusk, Brüksel’deki geçen hafta yapılan liderler zirvesinde, bir diplomatın “korkunç” olarak nitelendirdiği göç oturumunda pozisyonlarını savundular.

Liderler arasındaki kapalı kapılar ardındaki görüşmeleri ele almak üzere isimlerinin açıklanmasını istemeyen iki AB diplomatı, cuma günkü göç tartışmasının “ateşli”, “çirkin”, “çok doğrudan” ve “bir Avrupa Konseyi ortamına yakışmayacak düzeyde” geçtiğini söyledi.

Diplomatlardan biri, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın araya girerek tartışmayı erken sonlandırması gerektiğini belirtti.

Avrupa Konseyi toplantısında sert tartışma

Ne söylendiğine dair anlatımlar farklılık gösterse de iki diplomat, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile Çek Başbakanı Andrej Babiš’in göç politikalarını “Avrupa medeniyetinin savunulması” ile ilişkilendiren “duygu yüklü bir dille” konuştuğu konusunda hemfikir oldu.

Üçüncü bir diplomat ise tartışmaların tutkulu ama “siyasi” olduğunu ve “tartışmanın seçmenlerin gerçek kaygılarına daha yakınlaştırılması için gerekli” olduğunu söyledi.

Bu tartışma, Danimarka, İtalya ve Polonya öncülüğünde, zirve sonuç bildirgesindeki göç ifadelerinin sert bir şekilde ağırlaştırılması yönündeki girişimin ardından geldi.

Üç diplomatın aktardığına göre bu hamle bir düzineden fazla ülkeden destek gördü fakat Emmanuel Macron, Lüksemburg Başbakanı Luc Frieden ve İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in imzalamayı reddetmesiyle nihayetinde başarısızlığa uğradı.

Bu anlamda, Magyar ve Tusk’un (her ikisi de daha sert çizgiyi desteklemişti) dün yaptığı sosyal medya paylaşımları, tam da AB liderlerinin bloğun uzun vadeli bütçesi ve Ukrayna’ya finansman konusunda bir anlaşmaya varması gerektiği bir dönemde gerilimleri açıkça gözler önüne seriyor.

Fransız hükümetinin alanı daralıyor

POLITICO’ya göre bu nedenle göç, Avrupa için bir barut fıçısı: Fransa’dan Almanya ve İspanya’ya kadar liderler cesaretlenmiş “sağ ve aşırı sağcı” rakiplerle karşı karşıyayken bu durum daha da belirginleşiyor.

Ayaklanmalar ve yağmalar, sağı iktidara taşıyacak kıvılcımı sağlayabilir.

Macron dün gece ulusa sesleniş konuşmasında sükûnet çağrısında bulunarak, hayat pahalılığına karşı düzenlenen kitlesel gösterilerin nasıl kundaklama, yağma ve polisle çatışmalara dönüştüğünü hükümetinin soruşturduğunu belirterek “tam şeffaflık” sözü verdi.

Fakat şiddet, suçun kimde olduğuna dair şiddetli bir siyasi tartışmaya yol açtı: “Aşırı sol” huzursuzluğu körüklemekle suçlanırken, Macron yönetimi de kontrolü kaybetmekle eleştiriliyor.

Macron için siyasi fırtına sadece iç politika ile sınırlı değil. Hafta sonu protestoları, iki diplomatın POLITICO’ya aktardığına göre, Fransa Cumhurbaşkanının Avrupa Konseyi masasındaki konumunu daha da zayıflatıyor. Diplomatlardan biri, “Bu durum sadece onun hareket kabiliyetini kısıtlıyor,” dedi.

Macron, ‘yasadışı’ protestoları yasakladı

Macron dün yaptığı açıklamada, Macron, önümüzdeki günlerde “yasadışı” gösterilerin yasaklanacağını söyledi.

İstihbarat yetkilileri ve üst düzey bakanlarla yaptığı toplantının ardından perşembe günü (22 Ekim) açıklamalarda bulunan Fransa Cumhurbaşkanı, tanınmış gruplar tarafından düzenlenen gösterilere izin verileceğini ama güzergâhlarının değiştirilebileceğini belirtti.

Macron, “meşru yetkisi olmayan kişi veya gruplar” tarafından talep edilen protestoların yasaklanacağını söyledi. 

Bu önlemlerin şehir merkezlerini, işyerlerini ve kamu binalarını korumak için gerekli olduğunu belirten Macron, sözlerine şöyle devam etti:

“Kurallar basit ve bence sağduyuya dayalı. Genel tavsiye, önümüzdeki günlerde herhangi bir gösteri yapılmaması yönünde.”

Macron, geçen hafta sonu yaşanan kargaşa ve yağmalamaların büyük bir kısmını, açıkça yağmalamak amacıyla gelen isyancılara yükledi fakat şiddetin en kötü kısmının “cumhuriyeti yıkmayı amaçlayan aşırı sol grupların siyasi ve kışkırtıcı eylemlerinden” kaynaklandığını savundu.

“Önceliğimiz sükûnetin yeniden sağlanmasıdır,” diyen Cumhurbaşkanı, cumartesi günü ve sonrasında yapılması çağrısı yapılan yeni ülke çapındaki gösteriler için somut “sonraki adımları” belirlemek üzere cuma günü (23 Ekim) kilit bakanların katılacağı bir savunma konseyi toplantısına başkanlık edeceğini de sözlerine ekledi.

Paris’te sarı yelekliler ile öğrencilerin eylemi yasaklandı

Perşembe günü Paris’te planlanan bir öğrenci protestosuna ilişkin polisin ilk olarak getirdiği yasak bir mahkeme kararıyla kaldırıldı; ancak aynı gün Grenoble, Rouen, Le Havre ve Toulon’da da planlanan yürüyüşler durduruldu.

Yetkililer, geçen hafta sonu 200 ila 300 dükkânın yağmalandığı ve turizm ofisinin ateşe verildiği Fransa’nın üçüncü büyük şehri Lyon’un merkezinde cumartesi günü “tüm protestolar”a yasak getirildiğini duyurdu.

Marsilya, Nice ve Toulon’daki yetkililer de cumartesi günü için benzer yasaklar açıkladı. Paris’te ise Cumartesi günü başkentin doğusunda, Bastille Meydanı’ndan başlayacak şekilde planlanan bir yürüyüşe izin verildi ama şehir merkezine doğru ilerlemesi yasaklandı.

Fakat başkent yetkilileri, 2018 ve 2019 yıllarında akaryakıt fiyatlarına karşı protestolarıyla Fransa’yı sarsan gilets jaunes (sarı yelekliler) hareketinin bazı üyeleri ile öğrenciler tarafından cumartesi günü başkentte düzenlenmesi planlanan ayrı bir yürüyüşe izin verilmeyeceğini açıkladı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Palantir: Avrupalı rakiplerimizin savaş tecrübesi yok

Yayınlanma

İngiltere’deki Palantir yöneticisi, Avrupa’da bulunan savunma alanındaki rakiplerinin savaş tecrübesine sahip olmadığını söyledi.

Avrupalı savunma yazılım şirketlerinin henüz savaş alanında yeteneklerini kanıtlamadığını öne süren şirketin Birleşik Krallık ve Avrupa sorumlusu Louis Mosley, Palantir şirketinin teknolojisinin ise halihazırda Ukrayna’da ve İran’da Batılı ordular tarafından kullanıldığını söyledi.

Rapporteur’de yayınlanan mülakatında, “Sözde Avrupalı rakipler şu anda… şey, bunların işe yarayıp yaramadığını kimse tam olarak bilmiyor,” diyen Mosley, Palantir’in operasyonel deneyiminin Avrupalı alternatiflere karşı şirkete benzersiz bir avantaj sağladığını savundu.

Mosley, Avrupa hükümetlerinin teknolojik egemenliği sanayi politikasıyla karıştırma riski taşıdığını savunarak, asıl sorunun tedarikçinin merkezinin nerede olduğu değil, müşterilerin kullandıkları teknolojiyi kontrol edip edemediği olması gerektiğini söyledi:

“Egemenliği şirketin merkezinin bulunduğu yer açısından tanımlayacaksanız, o zaman egemenlik politikasını sanayi politikasıyla karıştırıyorsunuz demektir.”

Mosley, egemenliğin kontrol ile ilgili olduğunu ve “kontrol ile mülkiyetin iki farklı şey olduğunu” ekledi.

Palantir bağlantılı Mandelson ve Mosley BBC’de boy gösterdi

Palantir’in bir Amerikan şirketi olmasına rağmen Avrupa’nın teknolojik kontrol gerekliliklerini karşılayabileceğini savunan Mosley, bir Avrupa kurumunun hassas operasyonları bir ABD’li tedarikçiye emanet edebileceğinin kanıtı olarak, şirketin Fransa’nın iç istihbarat servisi DGSI ile uzun süredir devam eden ilişkisini gösterdi:

“Bu kuruluş, Fransa’daki en hassas ve egemenlik niteliğindeki verileri korumakla görevli ve on yılı aşkın bir süredir iç güvenlikleri için Palantir’e güveniyor.”

Mosley, Palantir’in şu anda hiçbir AB kurumu ile doğrudan çalışmadığını doğruladı.

Yine de şirket, Rapporteur’e verdiği bilgiye göre, Birleşik Krallık, İsveç, Hollanda ve Fransa dahil olmak üzere Avrupa genelinde hükümetlerle sözleşmeler imzalamış durumda. Ayrıca NATO ile de bir anlaşması bulunuyor.

Şirket, ulusal hükümetlerle olan bazı ilişkilerini gizli tutsa da diğer AB ülkelerinde de faaliyet gösteriyor.

Kritik teknolojinin nihai olarak kim tarafından kontrol edildiği sorusu, tartışmanın merkezinde yer almaya devam ediyor.

Mosley, askeri operasyonların özel sektör altyapısına bağlı olduğu durumlarda ortaya çıkabilecek belirsizliğin bir örneği olarak, Ukrayna’nın Elon Musk’ın SpaceX şirketiyle ilişkili uydu iletişim hizmeti Starlink ile ilgili deneyimini gösterdi.

Avrupa’nın Palantir bağımlılığı

“Ukraynalıların vurguladığı nokta, Starlink’i kontrol etmedikleri,” diyen Mosley, kontrolün nihai olarak Musk’ta mı, Pentagon’da mı yoksa her ikisinin birleşiminde mi olduğu sorusunu gündeme getirdi.

Hizmetin uzaktan yavaşlatılıp yavaşlatılamayacağı sorulduğunda Mosley, Palantir’in sistemlerinin, yabancı bir gücün bir müşterinin yeteneklerini uzaktan devre dışı bırakmasını önleyecek teknik güvenlik önlemleriyle yapılandırılabileceğini söyledi.

Mosley, Palantir’in savunma alanında güçlü bir büyüme kaydettiğini belirtirken, yapay zeka (AI) benimseme konusunda Amerikan ve Avrupalı şirketler arasındaki uçurumun ciddi bir iktisadi soruna dönüşebileceği uyarısında bulundu.

“Gelirimiz, yapay zekanın uygulanmasından kaynaklanıyor,” diyen Mosley, Palantir’in iş modelini her sektördeki benimseme hızının potansiyel bir göstergesi olarak tanımladı.

Mosley, Amerikan şirketlerinin yapay zekayı “ışık hızında” benimsediğini savundu ve yapay zekayı başarıyla entegre eden Amerikan şirketlerinin, Avrupalı rakiplerine kıyasla önemli ölçüde daha üretken ve daha güçlü bir sermaye yapısına sahip hale gelebileceği konusunda uyarıda bulundu.

NATO, Rusya ordusunu Palantir sistemiyle izleyecek

Yönetici, “Avrupalı rakipleri bu yapay zeka devriminden aynı hızla yararlanamazlarsa, dört ya da beş yıl içinde artık rekabet edemez hale gelecekler,” dedi.

NATO’nun Palantir’in Maven Akıllı Sistemi’ni yedi ayda tedarik edip benimsemesini örnek gösteren Mosley, “Yapay zekada her gün, her hafta ilerleme kaydedildiğini görüyoruz,” diye konuştu.

Yeni yetenekleri benimseme aciliyetinin özellikle belirgin olduğunu ve Rusya’ya yakınlığın güvenlik endişelerini artırdığı Doğu Avrupa’da şirket için bir dizi iş fırsatı yarattığını belirtti ve şöyle devam etti:

“En son teknolojinin öncüsü olmalısınız ve bu da yapay zeka. İnternet devrimini kaçırdık. Bunu da mı kaçıracağız?”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English