Bizi Takip Edin

Diplomasi

8 soruda İsrail’e açılan “soykırım” davası

Yayınlanma

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanında (UAD) açtığı “soykırım” davasındaki ihtiyati tedbir taleplerine ilişkin duruşmalar bugün ve yarın görülecek. Birleşmiş Milletlerin (BM) yargı organı UAD bugün Güney Afrika’nın iddialarını, cuma günü ise İsrail’in savunmasını dinleyecek.

Güney Afrika Cumhuriyeti, 29 Aralık’ta, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de işlediği fiillerle 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle UAD’de dava açarak İsrail için ihtiyati tedbir kararı alınmasını talep etti.  Başvuruda “İsrail’in eylemleri ve ihmalleri soykırım niteliğindedir çünkü hususi soykırım niyetiyle işlenmiştir” ifadelerine yer verilirken, eylemlerin “Gazze’deki Filistinlileri yok etmek” amacı taşıdığı vurgulandı.

ABD ve Almanya’dan İsrail’e destek

Davanın başlaması öncesinde ABD ve Almanya’dan İsrail’e destek geldi. Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, İsrail’in Gazze’de soykırım niyeti olmadığını savundu. Baerbock Lübnan ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, “İsrail’in silahlı terör örgütü Hamas’a karşı kendini savunurken böyle bir niyeti olduğunu göremiyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken da Tel Aviv’deki temasları sonrasında yaptığı açıklamada İsrail aleyhine açılan davanın “bir kıymeti bulunmadığı”nı iddia etti.

İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron ise parlamentonun Dış İlişkiler Komisyonunda kendisine Gazze’deki olası uluslararası hukuk ihlalleri konusunda yöneltilen bir soruya yanıt verirken hükümete bağlı hukukçuların İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ettiğini düşünmediğini belirtmiş, ancak savaşta gördüğü bazı şeylerin kendisinde derin endişe yarattığını söylemişti.

Öte yandan Türkiye’den bir heyet de duruşmaları takip etmek üzere Lahey’e geldi. TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve Ak Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel başkanlığındaki heyette Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Başkanı ve Ak Parti İstanbul Milletvekili İsmail Emrah Karayel ve Anayasa Komisyon Üyesi ve Denizli Milletvekili Cahit Özkan bulunuyor.

Dava neden UAD’de açıldı?

UAD, BM’nin devletler arasındaki ihtilaflarda hüküm veren en üst düzey mahkemesi. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin aksine gerçek kişileri yargılayamıyor. BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi’nin dokuz yıllık görev süreleri için seçtiği 15 yargıçtan oluşan UAD’ye devletler başvuru yapabiliyor. Mahkemenin yetkilerinden biri 1948 Soykırım Sözleşmesi’nden doğan ihtilaflarda hüküm vermek. UAD, Uluslararası Ceza Mahkemesinden farklı olarak, gerçek kişileri yargılamıyor. Söz konusu Sözleşme’nin 9. maddesi uyarınca, bir devletin sözleşmenin maddelerini ihlal etmesi durumunda, sözleşmeye taraf herhangi bir devlet, ihlalci devlet aleyhine UAD’de dava açabiliyor. İsrail, Güney Afrika, Myanmar, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri anlaşmayı onaylayan 153 ülke arasında.

Tarafları kim temsil edecek?

Adalet Bakanı Ronald Lamola başkanlık edeceği Güney Afrika’nın heyetinde Cumhurbaşkanlığı Genel Direktörü Phindile Baleni, Uluslararası İlişkiler ve İşbirliği Bakanlığı Genel Direktörü Zane Dangor, Adalet Bakanlığı Genel Direktörü Avukat Doctor Mashabane ve Cumhurbaşkanı Özel Danışmanı Avukat Nokukhanya Jele yer alacak. Heyette İngiltere İşçi Partisi’nin eski lideri Jeremy Corbyn de olacak.

İsrail tarafını ise İngiliz hukukçu Malcolm Shaw’ın liderliğinde bir heyetin temsil etmesi bekleniyor.

Davayı neden Güney Afrika açtı?

Güney Afrika hükümeti, Filistin bölgeleriyle iyi ilişkiler yürütüyor. Güney Afrikalı siyasetçiler, kendi ülkelerinde geçmişte yürütülen ayrımcı “apartheid” siyaseti ile Gazze’de yaşananlar arasında benzerlik görüyor.

Güney Afrika, soykırım kastını ispatlamak için özellikle İsrailli yetkililerin Gazzelilere yönelik nefret ve toplu cezalandırma söylemleri, Gazzelilerin Hamas’ın fiillerinden topluca sorumlu oldukları, Gazzelilerin topluca yok edilmesi ve Gazzelilerin Filistin’den sürülmelerine ilişkin beyanlarını kullanarak on binlerce ölü ve yararlıya rağmen devam eden saldırıların, Gazzelilere yönelik “soykırım niyeti” taşıdığını göstermeyi amaçlıyor.

İsrail ne diyor?

İsrail tarafı ise soykırım çağrısı yapan söz konusu ifadelerin bağlayıcı olmadığını, bu ifadelerin karar verici konumda olmayan ve savaş kabinesi dışındaki kişilerden geldiğini ve kast edilenin Gazzeliler değil, Hamas olduğunu iddia ederek soykırım kastıyla hareket etmediğini ve sivil zayiatını azaltmak için elinden geleni yaptığını ileri sürerek kendisini savunmayı amaçlıyor.

Güney Afrika’nın iddiaları neler?

AA’nın haberine göre Güney Afrika, İsrail’i, Soykırım Sözleşmesi’ni üç şekilde ihlal etmekle suçluyor.

Güney Afrika ilk olarak, İsrail’in, Gazze’de yürüttüğü operasyonlarda, aynı ulusa, ırka ve dine mensup Gazze halkına karşı soykırım maksadıyla öldürme, ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verme güdüsüyle hareket ettiğini ve Gazzelilerin yaşam şartlarını, fiziksel varlığını ortadan kaldıracak şekilde kasten değiştirdiğini iddia ediyor. İkinci olarak, İsrail’in soykırımı önlemede başarısız olduğu ifade ediliyor. Son olarak, Güney Afrika, İsrail’in soykırımı teşvik eden yetkilileri cezalandırmadığına işaret ediyor.

İhtiyati tedbir ne anlama geliyor?

Güney Afrika, Divan’dan, İsrail’i “soykırım yapmamaya, soykırımı önlemeye ve soykırımın faillerini cezalandırmaya” zorlamak için geçici bir tedbir uygulanmasını istiyor.

Bu tür geçici tedbirler, dava süreci devam ederken durumun daha da kötüleşmesini önlemeyi amaçlıyor.

Güney Afrika, 9 ihtiyati tedbir kararına hükmedilmesini talep ediyor.

Bu kapsamda Güney Afrika, Divan’dan, İsrail’in;

1-Gazze’deki askeri operasyonları derhal durdurmasına

2-Kontrolü altındaki herhangi bir grup tarafından, Gazze’deki herhangi bir askeri operasyonu ilerletecek adımlar atmamasına

3-Filistinlilere yönelik soykırımın önlemesi için gerekli tüm makul tedbirleri almasına

4-Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesi kapsamına giren her türlü eylemden kaçınmasına

5-Yerlerinden edilenlerin evlerine dönerek yeterli gıda, su, yakıt, tıbbi ve hijyen malzemeleri, barınak ve giysi dahil olmak üzere insani yardıma erişiminin sağlamasına

6-Soykırıma karışanların cezalandırılmaları için gerekli adımları atmasına,

7-Soykırımın delillerini muhafaza etmesini ve bu amaçla gelen uluslararası görevliler ve diğer yetkililerin Gazze’ye erişimini engellememesini,

8-Verilen tedbirleri uyguladığına ilişkin Divan’a düzenli rapor sunmasına,

9-Davayı zorlaştıracak veya uzatacak eylemlerden kaçınmasına hükmetmesini istiyor.

Divan, kararını ne kadar sürede açıklıyor?

Kararının açıklanması için hakimleri bağlayan bir son tarih bulunmamakla birlikte, Divan’ın önce yargılamalarına bakıldığından soykırım gibi aciliyet gerektiren durumlarda bu sürenin birkaç hafta olduğu görülüyor.

Gambiya’nın, “Arakanlı Müslümanlara yönelik soykırımın soruşturulması” için Myanmar’a karşı açtığı davada tedbir kararı duruşmaları 12 Aralık 2019’da tamamlanırken Divan, kararını 23 Ocak 2020’de açıkladı. Divan, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı açtığı soykırım davasında daha hızlı hareket ederek 7 Mart 2022’de tamamlanan tedbir duruşmalarından 9 gün sonra 17 Mart 2022’de tedbir kararını açıkladı.

Karar bağlayıcı mı?

Divan Şartı’nın 59. maddesi uyarınca kararlar taraflar için bağlayıcı durumda bulunuyor. Eğer İsrail, Divan’ın muhtemel tedbir kararına uymazsa bu durumda Güney Afrika konuyu BM Güvenlik Konseyi’ne taşıyarak Divan kararının uygulanması için harekete geçilmesini talep edebiliyor.

Divan’ın davanın esasına ilişkin nihai kararı vermesi yıllar sürebiliyor ve tedbir kararı, yargılama sonlanana kadar durumun kötüleşmesi ve ağırlaşmaması amacıyla veriliyor.

Tedbir kararının ardından, önce “ilk itirazlar” safhasına geçerek Divan’ın yargı yetkisi ve kabul edilebilirlik şartları sağlanırsa daha sonra “davanın esası”na ilişkin yargılama yapılıyor.

Güney Afrika’nın tedbir talepleri açısından Gazze’de soykırımın gerçekleştiğini ispatlama yükümlülüğü bulunmazken soykırım tehlikesinin varlığını ispatlaması yeterli görülüyor.

Divan tedbir kararı esasa ilişkin değerlendirmesinden daha esnek davranabilse de muhtemel bir tedbir kararı savaşı durması ve üçüncü ülkelerin İsrail’e desteğinin hukuka aykırı hale geldiğinin tescillenmesi anlamını taşıyor.

Her ne kadar UAD’nin kararları UCM ya da diğer mahkemeler açısından bağlayıcı olmasa da aynı olaya ilişkin her iki mahkemenin de birbirinin kararından etkilenerek aynı yönde karar vermelerinin yolunu açılıyor.

Diplomasi

NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Yayınlanma

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.

NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.

Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.

Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.

Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.

Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.

Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.

Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.

Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.

Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor

Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.

The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.

Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.

Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.

Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.

AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.

Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.

Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.

Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Yayınlanma

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.

Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.

Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.

Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.

Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak

Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.

Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.

BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.

Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.

Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.

Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor

Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.

Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.

İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.

Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak

Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.

Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.

Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.

Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak

Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.

Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.

Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.

Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.

İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.

7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.

Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.

Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.

NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.

Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.

Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.

Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.

Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.

Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.

Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.

NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.

Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.

Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.

Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.

NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.

Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.

Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.

Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English