Diplomasi
Fransa’nın nükleer hamlesi Avrupa’da yayılıyor ama ABD’nin yerini tutmuyor

Fransa nükleer caydırıcılık projesine on Avrupa ülkesini dahil etti; ancak uzmanlar girişimin Amerikan güvenlik garantilerinin yerini alamayacağını belirtiyor. Savaş uçaklarının konuşlanmasını öngören planda Paris, nükleer silah kullanma yetkisini tek başına elinde tutuyor.
Fransa’nın Avrupalı müttefikleriyle kurduğu nükleer caydırıcılık işbirliği kıtada karşılık buluyor; ancak uzmanlar ve Avrupalı siyasetçiler bu adımın ABD’nin nükleer şemsiyesinin yerini alamayacağı görüşünde birleşiyor.
The Wall Street Journal gazetesine konuşan uzmanlar, Paris’in hamlesinin Rusya açısından yeni hesaplar yarattığını ama Washington’ın sağladığı güvenlik garantilerini ikame edemeyeceğini belirtiyor.
Joe Biden yönetiminde Pentagon’un nükleer politikasını yöneten, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) profesörü Vipin Narang, girişimi “hiç yoktan iyi” olarak nitelendirdi.
Narang, “Bu hiç yoktan iyi mi? Muhtemelen. Fakat ABD’nin genişletilmiş caydırıcılığının bir alternatifi değildir ve öyle görülmemelidir. Fransızlar da zaten bu konuda gayet açık konuşuyor” dedi.
Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide de Paris’in adımının tamamlayıcı bir nitelik taşıdığına dikkat çekti. Eide, girişimin hiçbir şeyin yerini almadığını, var olan Amerikan nükleer garantilerini desteklediğini vurguladı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “ileri caydırıcılık” olarak adlandırdığı proje, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip Rafale savaş uçaklarının diğer Avrupa ülkelerine konuşlandırılabilmesini öngörüyor.
Plan kapsamında altyapı yatırımları, güvenli iletişim ağları, erken uyarı sistemleri ve istihbarat paylaşımının geliştirilmesi hedefleniyor.
Gazeteye konuşan Avrupalı yetkililer, ABD’nin NATO müttefiklerini korumaması halinde bu askeri mekanizmaların konvansiyonel savunma için de kullanılabileceğini aktarıyor.
Varşova’daki bir güvenlik konferansında konuşan Macron’un strateji danışmanı Xavier Chatel, girişimin Moskova üzerinde ek bir belirsizlik yarattığını kaydetti.
Chatel, “Bu durum hasım taraf için yeni bir zorluk doğuruyor; çünkü Rusların hesaba katması gereken yeni bir katman ekliyor” dedi.
Chatel ayrıca olası bir gerilim tırmanışında projenin Fransa’ya nükleer güçlerini farklı noktalara dağıtma imkanı sağladığını ifade etti.
Girişime farklı katılım düzeyleriyle on ülke dahil oldu: İngiltere, Almanya, Hollanda, Belçika, Polonya, Yunanistan, Finlandiya, Norveç, İsveç ve Danimarka. Baltık ülkeleri henüz bu grupta yer almıyor; İtalya ise projede yer almayı reddetti.
Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, barış döneminde ülke topraklarına nükleer silah yerleştirme planları olmadığını söyledi.
Stubb, “Fakat Rusya için stratejik bir ikilem yaratma planımız var” diyerek projede yer almanın Finlandiya’nın güvenliğine katkı sunduğunu ve girişimin gelişiminin 10 ila 15 yıl sürebileceğini belirtti.
Fransa karar yetkisini devretmiyor
Paris yönetimi, nükleer silah kullanma yetkisini tamamen kendi tekelinde tutmayı sürdürüyor.
Fransız nükleer doktrini cephaneliğin “hayati çıkarları” korumak için kullanılmasına izin veriyor; ancak bu çıkarların coğrafi sınırları kasten belirsiz bırakılıyor.
Fransa müttefiklerine doğrudan bir savunma garantisi vermiş değil. Projede yer alan ülkelerden birinin ismi belirtilmeyen bakanı gazeteye yaptığı açıklamada, “Fransızlar onların nükleer caydırıcılığına katılmamıza ancak Amerikalılar kadar izin verecektir” ifadesini kullandı.
Gazete, Paris’in ortak bir nükleer ittifak kurmak yerine katılımcı ülkelerle on ayrı koordinasyon grubu oluşturduğunu ve ikili temaslar yürüttüğünü yazdı.
Üst düzey savunma yetkilileri, uygulamada ortak ülkelerin Fransa’dan aldıkları bilgileri birbirleriyle telefon görüşmeleri yaparak teyit etmek zorunda kaldıklarını aktardı.
Macron, Ekim 2025’te nükleer doktrini yenileme üzerinde çalıştığını duyurmuş, yeni caydırıcılık yaklaşımını ise bu yılın mart ayında kamuoyuna sunmuştu.
Fransa Cumhurbaşkanı savaş başlığı sayısının artırılması talimatını verirken ülkesinin cephaneliğe dair verileri açıklamayı bırakacağını bildirmişti.
Paris, doktrinin savunma amaçlı niteliğini koruduğunu ve nükleer silah kullanımıyla ilgili nihai kararın sadece Fransa cumhurbaşkanına ait kalacağını yineliyor.
Diplomasi
Stavridis: Suudiler Pakistan, Türkiye, Avrupa ve İsrail ile ittifak kurmalı

Eski NATO Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı James Stavridis, Suudi Arabistan’ın “ciddi bir Husi sorunu” olduğunu savundu ve yeni bir ittifak önerdi.
Bloomberg için yazan ABD’li emekli general, Suudi Arabistan’ın, güneyindeki “geniş, dağlık ve elverişsiz komşusu Yemen’de Husi isyancılarla ciddi bir sorun yaşadığını” söyledi.
Riyad’ın “uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetini desteklemek amacıyla” on yılı aşkın bir süredir bu ülkede savaştığını hatırlatan eski NATO komutano, “Fakat İran’dan muazzam destek alan inatçı Husi isyancılar, Yemen’in istikrarını tehdit etmeye ve Suudi Arabistan’a doğrudan saldırmaya devam ediyor,” diye yazdı.
Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının küresel ekonomi için büyük bir tehdit teşkil ettiğini öne süren Stavridis, dünya deniz taşımacılığının %12-15’inin Bab el-Mendeb boğazından geçtiğini hatırlattı.
Alternatif rotaların kullanılmasının, deniz yoluyla taşınan mallara önemli maliyetler eklediğinin altını çizen Stavridis, Suudi Arabistan için ise riskler daha da büyük olduğunu hatırlattı:
“Hürmüz Boğazı’ndaki ulaşımın kesintiye uğramasıyla, Kızıldeniz’deki Yanbu limanı ve buraya kaynak sağlayan Doğu-Batı boru hattı, Suudi Arabistan’ın ana ihracat can damarı haline gelmiştir ve Husi milisleri bu noktalara çoktan saldırı düzenlemiştir.”
Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın yardım için kime başvurması gerekiğini soran Stavridis, en mantıklı cevabın ABD gibi göründüğünü ama ABD silahlı kuvvetlerinin İran’la süren savaşta yoğun bir şekilde meşgul durumda olduğuna ve Trump yönetiminin şu ana kadar Suudilere yardım etmekten kaçındığına işaret etti.
“Bu gerçek göz önüne alındığında, Suudi Arabistan’ın diğer ortaklara daha fazla güvenmesi gerekecek,” diyen Stavridis, öncelikle Türkiye ve Pakistan’a fakat potansiyel olarak Avrupa’ya ve hatta İsrail’e de bakmasını tavsiye etti.
Krallığın Ağustos ayında Türkiye ve Pakistan ile “akıllıca hazırlanmış bir bölgesel savunma anlaşması” imzaladığını hatırlatan Stavridis, “Bu iki Sünni ülke, tıpkı NATO’nun meşhur 5. Maddesi gibi, ‘birine yapılan saldırı hepsine yapılan saldırıdır’ şeklindeki Mekke Savunma Antlaşması’ndaki taahhüdü yerine getirmeleri halinde önemli bir askeri güç ortaya koyacaktır,” diye yazdı.
Suudiler için sorunun, Ensarullah’ın zorlu bir araziye yerleşmiş olmaları olduğunu iddia eden eski NATO komutanı, Ensarullah hareketinin doğduğu Yemen dağlarının “gerilla savaşçılarını destekleyen üsler, mağaralar ve tünellere ev sahipliği yaptığını” hatırlattı.
Stavridis, “Suudiler, Husilere karşı dağ savaşında zorlanmaktadır ama Pakistanlılar bu konuda derin bir deneyime sahiptir,” dedi.
NATO’da görev yaptığı süre boyunca, Pakistan Sınır Muhafızları’na ve diğer dağ birliklerine hayranlık duyduğunu kaydeden Stavridis, bu birliklerin Afganistan ile Pakistan arasındaki dağlık bölgelerde ve Hindistan’la süregelen anlaşmazlıkların yaşandığı “dünyanın zirvesinde” geniş çaplı operasyonlar yürüttüklerini ve dağlık arazilerde isyanla mücadele konusunda özel bir uzmanlığa sahip olduklarını söyledi.
2015 yılında, Pakistan parlamentosunun Yemen’de tarafsız kalma kararı aldığında İslamabad’ın, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyona katılmayı reddettiğini hatırlatan ABD’li asker, “Fakat yeni anlaşma bu hesaplamayı değiştirmelidir. Veliaht prens, Pakistanlılardan yardım istemekle akıllılık eder,” dedi.
Yeni anlaşmanın diğer üyesi olan Türkiye’den de çok farklı bir tür destek gelebileceğini vurgulayan Stavridis, bu desteğin Kızıldeniz’in açık kalmasını sağlamak için görev yapacak deniz kuvvetlerinden oluşabileceğini ileri sürdü:
“Türkler, yeni ve gelişmiş fırkateynler ve korvetler kullanıyor ve bu sularda bol miktarda deneyime sahip. Onlar, Somali korsanlarıyla mücadele etmek için NATO’nun oluşturduğu koalisyonun son derece yetkin üyeleriydi. Ankara’dan, Suudi Arabistan’ın batı kıyısındaki limanları üs olarak kullanarak Kızıldeniz’e önemli bir filo göndermesini istemek mantıklı olacaktır.”
Veliaht prensten ayrıca kuzeye, Avrupa’ya da yönelmesini isteyen Stavridis, Avrupalılar şu ana kadar Hürmüz Boğazı’ndaki İran’la savaşın dışında kalmış olsalar da, Ensarullah’a karşı Suudi Arabistan’ı desteklemek için geçerli nedenleri olduğunu savundu.
Süveyş Kanalı’nın Avrupa ekonomileri için hayati önem taşıyan bir darboğaz olduğuna işaret eden yazar, ayrıca Avrupa Birliği’nin malların akışını ve Süveyş Kanalı’nın açık kalmasını sağlamak amacıyla, şu anda savunma görevine sahip sadece birkaç gemiden oluşan Kızıldeniz’deki mevcut Aspides deniz misyonunu genişletebileceğine işaret etti.
Stavridis, İngilizlerin Sky Sabre hava savunma sistemleri ve Suudi Typhoon uçaklarına yakıt ikmali yapmak üzere bir RAF yakıt ikmal uçağıyla Suudi hava sahasının savunulmasına şimdiden destek olduğunu hatırlattı.
Yazara göre Fransa da Yanbu’yu korumak için asker ve hava savunma sistemleri gönderiyor; Yunanistan tarafından işletilen Patriot sistemleri ise krallık üzerinde İran füzelerini önledi.
Stavridis, “Daha geniş çaplı bir AB deniz veya hava misyonu, bu temele dayanarak geliştirilebilir,” dedi.
Stavridis’e göre son olarak ve “en tartışmalı olan” öneri, Suudi Arabistan’ın İsrail’e yönelmesi.
Stavridis’in aktardığı haberlere göre Kudüs ile Riyad arasında füze savunması, siber güvenlik ve özel kuvvetler konularında halihazırda bir düzeyde gizli işbirliği bulunuyor.
Yazar, “Bu işbirliği, Akabe Körfezi’ndeki Eilat’ta bulunan İsrail deniz üssünden sağlanacak deniz işbirliğini de içerecek şekilde genişletilebilir,” dedi.
Stavridis, bu ittifakın Ensarullah’ı “yeniden masaya oturtmak” amacıyla kurulması gerektiğine işaret ederek yazısını bitirdi:
“Suudiler, Husilerle uğraşmakla açıkça ellerinden geleni yapıyorlar ve kısa süre önce önemli yıllık yatırım konferansları olan, ‘Çöldeki Davos’ olarak adlandırılan etkinliği 2027 yılına ertelediler. Husileri yeniden müzakere masasına oturtmaları gerekiyor. Bunun bir parçası da, Yemenli isyancılara karşı güçlü bir cephe oluşturmak için dış aktörleri devreye sokmak olacaktır. Bu cephe ne kadar güçlü olursa, müzakereler yeniden başladığında Riyad’ın elindeki koz da o kadar güçlü olacaktır.”
Diplomasi
AB dış yardım şefi: Afrika’da hiçbir şey değişmiyor

AB Uluslararası Ortaklıklar Komiseri Jozef Síkela, Afrika’da sanayileşme ya da katma değer yaratımının söz konusu olmadığını savundu.
Avrupa kıtasının güney komşusuna ilişkin açık sözlü bir iktisadi değerlendirmede bulunan Síkela Rapporteur’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“Afrika’daki kalkınmaya ve küresel imalat katma değerine baktığınızda, bu rakamın neredeyse yirmi yıldır %2’nin altında durgunlaştığını görüyorsunuz. Sahel’de ise bu oran %1’in biraz üzerinde. Yani hiçbir şey değişmiyor. Afrika’da elektrifikasyon yok, sanayileşme yok, değer yaratma yok.”
Çek komisyon üyesi, Avrupa’nın yardım edebileceğini ama bunun Avrupa’ya da fayda sağlayacağı durumlarda mümkün olacağını savundu.
Ona göre, sektörün ABD ve AB üye devletleri tarafından yapılan keskin harcama kesintileri nedeniyle sarsıldığı bir ortamda, Avrupa’nın yardım politikası hakkındaki tartışmayı iki kamp şekillendiriyor.
Síkela şöyle devam etti:
“Bir grup, Çinliler ve Amerikalılar gibi olabildiğince çıkar odaklı hareket etmemiz gerektiğini söylüyor. Diğerleri ise ‘Hayır, doğru olan bu olduğu için temel değerlerimize sadık kalmalıyız’ diyor. Bence bu stratejilerin hiçbiri işe yaramayacak.”
Komisyon üyesi bunun yerine, hem yardım verenlerin hem de alıcıların “kendi sorunlarını ve kendi vizyonlarını ele almalarını” sağlayan “daha fazlası için daha fazlası” [more for more] yaklaşımını tercih ediyor:
“Bu yeni ortaklık biçimini oluşturmak, bize şunu da söyleme imkânı veriyor: ‘Arkadaşlar, bizim de bazı sorunlarımız var – yasadışı balıkçılık, bildirilmemiş balıkçılık veya göç akımları gibi. Ve eğer bu konularda bize yardım etmeye hazırsanız, sizinle birlikte daha da fazlasını başarabiliriz. Tecrübelerime dayanarak, en iyi sonuçların bu şekilde elde edildiğini söyleyebilirim.”
Eski Çek sanayi bakanı ve bankacının bu açıklamaları, AB’nin 2028-2034 bütçesi kapsamında dış yardıma ne kadar harcama yapacağını müzakere ettiği bir dönemde geldi.
Síkela, geçen hafta Avrupa Parlamentosu üyelerine gönderilen ve İrlanda Konsey başkanlığının, Avrupa Komisyonu’nun ilk önerisine kıyasla bloğun yurt dışı harcamalarını %17 oranında kısmayı öngören son planını eleştiren bir mektubu imzalamıştı.
Komisyon üyesi, önerilen kesintilerin nihai bütçeye girmesi halinde insanların hayatını kaybedeceğinden “emin” olduğunu söyledi.
Síkela’nın “yeni ortaklık biçimi”, AB kalkınma politikasındaki son dönemdeki dönüşümü yansıtıyor.
Uluslararası İşbirliği ve Kalkınma Genel Müdürlüğü (DEVCO), 2021 yılında Uluslararası Ortaklıklar (INTPA) olarak yeniden yapılandırıldı.
2021’in sonlarında Komisyon, “Global Gateway” (Küresel Geçit) girişimini başlattı. Çin’in “Kuşak ve Yol Girişimi”ne bir alternatif olarak lanse edilen bu plan, büyük ölçekli ve uzun vadeli altyapı projelerini öne çıkarırken, birliğin kalkınma bütçesini Avrupalı şirketlerin yeni iş fırsatları elde etmesine yardımcı olmak için kullanmayı hedefliyordu.
Bu durum, Komisyon’u, dünyanın en yoksul ülkelerindeki sağlık ve eğitim gibi geleneksel kalkınma konularının savunucularının eleştirilerine maruz bıraktı.
Bu kişiler, söz konusu projelerin kenara itildiğini öne sürüyor.
Síkela, görev süresinin başlarında, kırılgan ülkelerin orantılı olarak daha az AB yardımı aldığını kabul etmişti.
2025 yılının başlarında, Avrupa Parlamentosu milletvekillerine “kırılgan ülkelere ayrılan fon payı azalıyor: Toplam ikili [yardım] fonu içindeki payı [2014-2020 döneminde] %40 iken, bu Çok Yıllı Mali Çerçeve [AB’nin uzun vadeli bütçesi] döneminde %30’a düşmüştür,” demişti.
Bu değişimi, “özel sektöre ve iktisadi ortaklıklara daha fazla odaklanılmasına” ve AB’nin ilişkilerinin bozulduğu hükümetlere fon sağlayamamasına bağlamıştı.
Fakat geçen hafta Síkela farklı bir tavır sergiledi. Rapporteur’e verdiği demeçte, “kırılgan ülkelere ayrılan tutarların temelde azaldığı” görüşüne katılmadığını belirterek, Komisyon’un “çok sayıda kırılgan ülkede” çalışma girişimine atıfta bulundu.
Uzmanlar ise aynı görüşte değil. Alman Kalkınma ve Sürdürülebilirlik Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı Niels Keijzer, “Komisyon’un Küresel Avrupa Aracı’na ilişkin önerisinde, kırılgan devletler ya da en az gelişmiş ülkeler grubu için özel (ayrılmış) bir fon öngörülmemişti,” dedi ve şöyle devam etti:
“Bu devletler grubuna yönelik fonun sağlanıp sağlanmayacağı ya da esnek bir şekilde tahsis edilip edilmeyeceği, yönetmelik metni üzerinde yapılacak gelecekteki müzakerelere bağlı olacak.”
Diplomasi
ABD, Orbán’ın BM Genel Sekreteri olmasını istiyor

Trump yönetimi, Viktor Orbán’ı Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri olarak görmek istiyor.
Wall Street Journal’da (WSJ) yer alan habere göre ABD, eski Macaristan Başbakanı’nı adaylık yarışına girmeye teşvik etti, hatta bu fikri ona sunan ilk ülke oldu.
Gazetenin ABD’li, Çinli ve Rus kaynaklara teyit ettirdiğini söylediği plan, nihai bir kararın alınmasını bekliyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, bunun ilk bakışta çılgınca geldiğini kabul ediyor. Fakat Washington ile yapılan önceki görüşmelere dayanarak, Rusya ve Çin’in bu planı desteklediği düşünülüyor ve plana göre Orbán, bu üç ülkenin ortak adayı olacak.
ABD ve ikinci bir ülkenin yetkililerinin WSJ’ye aktardığına göre, ABD, Rusya ve Çin’in BM Güvenlik Konseyi’nde aynı şeyi istediği durumlarda, genellikle istediklerini elde ediyorlar.
ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Güvenlik Konseyi’ndeki 15 üyeden sekizinin Orbán lehine “rahatlıkla” oy vereceğini, 10’unun da bu yönde oy kullanmasının muhtemel olduğunu belirtti.
Britanya ve Fransa’nın da veto hakkını kullanma konusunda genellikle temkinli davrandığına işaret ediliyor.
Habere göre ABD’li yetkililer BM’nin başına kimi görmek istediklerini tartışırken, Orbán’ın adı sürekli gündeme geliyordu:
“‘Orbán gibi biri,’ diyorlardı; Çinli ve Rus meslektaşları da buna katılıyordu. Sonunda ABD’li yetkililer kendilerine şu soruyu sordular: Neden Orbán olmasın?”
ABD’li yetkili, Orbán’ın “MAGA’cı muhafazakârların hayalindeki aday” olduğunu savundu.
Bu durum, büyük ölçüde kitlesel göç, liberal STK’lar ve Macar mahkemeleri ile basına karşı aldığı önlemlerle ilgili.
WSJ’ye göre Orbán, Avrupa Birliği ile sık sık çatışırken bir yandan da birlikten sübvansiyonlar almaya devam etti. “Çin yanlısı” tutumu ise bir şekilde Batı medeniyetinin savunucusu imajını hiçbir zaman zedelemedi.
ABD Başkanı Donald Trump, Nisan ayında yapılan Macaristan seçimlerinde Orbán’ı desteklemiş ve Başkan Yardımcısı JD Vance de onun için seçim kampanyası yürütmüştü.
Süreci yakından takip eden üçüncü bir kaynağa göre, Trump’ın BM başkanlığı yarışına girmesi halinde bu isimlerin onu yeniden desteklemesi bekleniyor. Fakat bu konudaki resmi açıklamanın ABD ara seçimlerinden sonra yapılması bekleniyor.
ABD’li yetkililer, öncelikle Orbán’a ulaşarak BM görevine ilgisini ölçmeye çalıştılar. Orbán’ın, milliyetçi bir siyasetçi olarak bazı çekinceleri olsa da bu teklife açık olduğunu ve kazanabileceğinden emin olmadıkça aday olmayı düşünmediğini gördüler.
İkinci bir ülkenin yetkilisi, Genel Sekreterlik için adaylar arasında uluslararası bürokratik ya da perde arkasındaki diplomatik deneyime sahip “sekreter” tipi adayların ağırlıkta olduğunu belirtti.
ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi ise Orbán’ın doğru ideolojiye sahip olduğunu, düşmanlık karşısında iktidarı nasıl kullanacağını bildiğini ve BM Genel Merkezi’nin yer aldığı New York’taki “müesses nizam” tarafından sindirilmeyeceğini ekledi.
Birleşik Arap Emirlikleri’nden diplomat Lana Nusseibeh, geçen hafta yarışa katıldı. Sudan iç savaşında kanlı bir paramiliter gruba verilen BAE desteği onun için bir dezavantaj olacak fakat WSJ’ye göre kendisi nitelikli bir aday ve ivme kazanmış durumda.
Salı günü soruları yanıtlayacak ve çarşamba günü Güvenlik Konseyi’nde yeni bir ön oylama yapılacak. Diğer adaylar da yarışa katılabilir.
Amerika1 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Rusya2 hafta önceRosatom davasında mahkeme Finlandiya’nın sözleşme feshini hukuka aykırı gördü
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da
Avrupa2 hafta önceLe Pen ve Mélenchon farkı açıyor








