Ortadoğu
“Diplomatik çözümün” sonu İsrail-Lübnan normalleşmesi mi?

Washington; Lübnan ve İsrail arasında, kara sınırının belirlenmesi de dahil çeşitli anlaşmazlıkları diplomatik yollarla çözmek için görüşmelere aracılık ediyor. ABD ve İsrail bu sürecin sonunda İsrail’in Lübnan ile ilişkilerini normalleştirmeyi hedefliyor. Ancak Hizbullah’a yakın medyaya göre “Lübnan içinde bu plana karşı ciddi bir direnç oluşacağı kesin.”
Trump’ın temsilcisi Witkoff: Lübnan ve Suriye de İbrahim Anlaşmasına katılabilir
İsrail, ABD, Fransa ve Lübnan’dan temsilcilerin katılımıyla 11 Mart Salı günü Lübnan’ın güneyindeki Ras el-Nakura’da Birleşmiş Milletler Barış Gücü karargâhında bir araya geldi.
İsrail Başbakanlık Ofisi’nin açıklamasına göre toplantıda bölgedeki istikrarı sağlamak amacıyla üç ortak çalışma grubunun kurulması konusunda anlaşmaya varıldı. Bu gruplar şunlara odaklanacak: 1-İsrail’in Lübnan’ın güneyinde işgali sürdürdüğü 5 noktanın durumu, 2- Mavi Hat ve hala ihtilaflı olan noktalarla ilgili görüşmeler, 3- İsrail tarafından alıkoyulan Lübnanlı esirlerin bırakılması.
Açıklamada, “ABD ile koordinasyon içinde ve Lübnan’ın yeni cumhurbaşkanına bir jest olarak İsrail 5 Lübnanlı tutukluyu serbest bırakmayı kabul etti” denildi.
Nitekim İsrail’in Lübnan işgali sırasında alıkoyduğu 11 Lübnanlıdan dördünü aynı gün, birini de bugün Kızılhaç ekiplerine teslim etti.
Times of Israel’e konuşan İsrailli bir yetkili, önümüzdeki ay başlaması planlanan görüşmelerde İsrail’in Lübnan ile tam diplomatik ilişkiler kurmayı hedeflediğini söyledi, “Amaç normalleşmeye ulaşmak” dedi.
İsrail ve Lübnan 2022’de ABD’nin arabuluculuğunda “deniz sınırı” anlaşması imzaladı ancak iki ülkenin kabul ettiği resmi bir kara sınırı yok.
Salı günkü askerlerin katıldığı toplantıdan sonra bir sonraki toplantının siyasi düzeyde olacağını söyleyen İsrailli yetkili, “Bu, Lübnan içinde, resmi bir İsrail diplomasisi anlamına geliyor” dedi.
Lübnan ve İsrail, resmi olarak birbirini tanımıyor ancak iki ülke, “devletler düzeyinde” ilk kez 1983 yılında kısa ömürlü bir barış anlaşması imzalamıştı.
Hizbullah, Lübnan hükümetini “İsrail’in emrine uymakla” suçladı
Ancak bir Lübnanlı kaynak, El Meyadin’e yaptığı açıklamada, İsrail ile normalleşmenin gündemde olmadığını söyledi. Lübnanlı kaynak, “Bu çalışma gruplarının normalleşme sürecinin bir ön hazırlığı olduğu yönündeki iddialar tamamen asılsızdır” dedi.
Kaynak, üç çalışma grubunun BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı Kararı kapsamında olduğunu ve Lübnan ile İsrail arasında doğrudan müzakereleri içermediğini belirtti.
İsrail ile Hizbullah arasındaki 2006’daki savaşı sona erdiren BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararı Lübnan’ın güneyinin, yalnızca Lübnan devleti tarafından kontrol edilmesini öngörüyor.
Hizbullah’a yakın El-Ahbar ise konuyla ilgili İsrail basınında çıkan haberleri derlediği haberinde “İsrailli kaynaklara” atıfla şunları yazdı:
İsrail medyasında yer alan haberlere göre, sınır müzakereleri Washington ve Tel Aviv arasında daha geniş kapsamlı bir planın parçası. İsrailli siyasi bir kaynak, “Netanyahu’nun politikası Orta Doğu’yu değiştirdi ve biz bu ivmeyi sürdürerek Lübnan ile de normalleşmeye ulaşmak istiyoruz” dedi. Kaynak “Lübnan’ın sınır konusundaki talepleri olduğu gibi, İsrail’in de talepleri var. Bu konuları müzakere edeceğiz. Lübnan ile yapılan görüşmeler daha büyük ve kapsamlı bir planın parçası” ifadelerini kullandı.
İsrailli yetkiliye göre, Salı günü Lübnan’ın güneyinde yapılan toplantılarda askeri temsilciler yer aldı ancak bundan sonraki görüşmeler diplomatik düzeyde yürütülecek. Yetkili, “Bu, diplomatik açıdan dramatik bir gelişme. Lübnan’ın yeni cumhurbaşkanı açısından bunu siyasi olarak kabul ettirmek zor olacak. Bu yüzden 5 Lübnanlıyı serbest bıraktık. Amacımız, Hizbullah ve Emel Hareketi’ne karşı Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ı desteklemek ve Lübnan’la normalleşme yolunu açmak” ifadelerini kullandı.
İsrail ordusundan emekli Albay Moşe Alad da bir İsrail televizyon programında yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan ile İsrail arasındaki ilişkilerde yeni bir aşama başlatmak istiyor” dedi.
El-Ahbar’a göre tüm bu gelişmeler “Washington ve Tel Aviv’in Lübnan’a yönelik stratejik bir planı olduğunu ortaya koyuyor. Bu planın temel hedeflerinden biri de ABD’ye bağlı bir yönetim oluşturarak Lübnan’ı İbrahim Anlaşmaları’na dahil etmek.”
El-Ahbar konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor: “Bazı siyasi çevrelere göre, ABD ve İsrail’in Lübnan’a yönelik bu girişimi, savaşın Lübnan’daki direniş güçlerini zayıflatmasını fırsat bilerek gerçekleştiriliyor. Özellikle, yeni Lübnan yönetiminin ABD’nin çıkarlarına daha uygun bir pozisyonda olması, Hizbullah’ın bu sürece karşı koymasını zorlaştırıyor.”
“Bu noktada ABD ve İsrail, Lübnan’ın güneyindeki mevcut durumu kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak diplomatik süreci hızlandırmayı hedefliyor. ABD’nin değerlendirmelerine göre, Hizbullah zayıflamış durumda ve bu durum, Washington’un Lübnan’daki siyasi süreci daha derinlemesine yönlendirmesine olanak tanıyor.”
“Şu ana kadar Lübnan’ın resmi makamlarından herhangi bir açıklama gelmedi. Lübnan hükümeti, yalnızca bazı kaynaklar aracılığıyla İsrail’in normalleşme iddialarını yalanlayan açıklamalar yaptı. Ancak Lübnan yönetimi, İsrail’in bu planı uzun süredir hazırladığının farkında ve dengeler nasıl değişirse değişsin bu planın kolayca uygulanamayacağını biliyor.
Özetle, ABD ve İsrail’in Lübnan’ı normalleşme sürecine dahil etmek ve kendi çıkarlarına uygun bir yönetim oluşturmak amacıyla diplomatik ve siyasi baskıyı artırdığı görülüyor. Ancak, Lübnan içinde bu plana karşı ciddi bir direnç oluşacağı da kesin.”
Ortadoğu
Ensarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’

Ensarullah lideri Abdülmelik Husi, Yemen güçlerinin Mekke şehrine SİHA saldırısı girişiminde bulunduğu yönündeki Suudi iddiasını kesin biçimde reddetti.
Husi, Riyad’ın Mekke’nin kutsallığını Yemen’e yönelik saldırı ve ablukayı meşrulaştırmak için istismar ettiğini söyledi.
Yemen’deki Ensarullah hareketinin lideri Abdülmelik Husi, Yemen Silahlı Kuvvetlerinin Mekke’ye SİHA saldırısı girişiminde bulunduğu yönündeki Suudi Arabistan iddiasını “büyük, çirkin ve iğrenç bir yalan” olarak nitelendirerek reddetti.
Perşembe akşamı El-Mesire televizyonunda yayımlanan konuşmasında Husi, Riyad’ın bu suçlamayı Yemen’e yönelik saldırılarını ve ablukayı meşrulaştırmak amacıyla ortaya attığını söyledi.
“Halkımıza yönelik yalanlarla başkalarını kandırmak amacıyla Mekke’nin kutsallığını istismar ettiklerinde, onun kutsallığına saygı göstermemiş olurlar” diyen Husi, Müslümanların Mekke’nin kutsallığının bu şekilde kullanılmasını kınaması gerektiğini belirtti.
Husi, “Suudi Arabistan, Müslüman halkımıza yönelik saldırganlığını ve haksız ablukasını meşrulaştırmak için Mekke ile bağlantılı asılsız suçlamalara başvuruyor” dedi.
“Mekke uğruna her şeyimizi feda etmeye hazırız”
Yemen halkı ile silahlı kuvvetlerinin İslam’ın kutsal mekânlarına derin bir saygı beslediğini vurgulayan Husi, Suudi Arabistan’ın suçlamasının Yemen halkının İslami, insani ve ahlaki onuruna yönelik doğrudan bir saldırı olduğunu söyledi.
Husi şöyle devam etti:
“Kutsal mekânlara en derin saygıyı besleyen, Mekke’yi korumaya en bağlı ve kutsal mekânlar tehlikeyle karşılaştığında harekete geçmeye en hazır halklardan biriyiz. Canlarımız, ruhlarımız, mallarımız ve sahip olduğumuz her şey Mekke ve bütün İslami kutsal mekânlar uğruna feda edilmeye hazırdır.”
İslami kimliğine saygı duyan hiçbir Müslümanın, Hz. Muhammed’in “iman ve hikmet ehli” olarak nitelendirdiği Yemen halkına yöneltilen bu suçlamayı kabul edemeyeceğini söyleyen Husi, Yemenlilerin İslam’a, Kur’an’a ve kutsal mekânlara yönelik saldırılar karşısında daima ilk harekete geçen halklardan biri olduğunu hatırlattı.
Husi, “Bu asılsız suçlamayı kendine bayrak edinen Suudi rejimi, fitne ve yalanın kaynağıdır. Mekke’nin kutsallığına hakaret eden büyük yalanları ve uydurmaları istismar edecek kadar alçalmıştır”, ifadelerini kullandı.
Yemen halkına yöneltilen suçlamanın “asrın yalanı” olarak nitelenmeyi hak ettiğini belirten Husi, Suudi Arabistan’ın iddialarının doğrulanmadan kabul edilmemesi gerektiğini söyledi.
“Suudi Arabistan, insanların hemen inanması gereken bir kaynak değildir. Tüm İslam dünyasında ve küresel ölçekte yolsuzluk, adaletsizlik ve suçlulukla tanınmaktadır” diyen Husi, Riyad’ı Yemen halkına karşı suç işlemek, “eğlence adı altında yozlaşmayı yaymak” ve Siyonizmle ittifakı çerçevesinde İslam dünyasında bölünmeyi körüklemekle suçladı.
Doğrulamadan kınayanlara tepki
Ensarullah lideri, Suudi Arabistan’ın iddiasını araştırmadan kınama açıklaması yayımlayan hükümetler, devlet başkanları, din adamları ve siyasi şahsiyetlere de sert tepki gösterdi.
Husi, “Bu tür vahim suçlamalar karşısında takınılması gereken doğru tavır; doğrulamak, araştırmak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır,” dedi.
Kur’an’ın güvenilir olmayan kaynaklardan gelen haberlerin araştırılmasını emrettiğini hatırlatan Husi, “Suudi Arabistan’ın iddialarını reddetmeli ya da en azından kabul etmeden önce doğrulamalıydılar. Suudi rejimi asılsız bir haber ve büyük bir iftira ortaya attı. Asgari yükümlülük, yalancıyla birlikte yalancı durumuna düşmemek için bu iddiayı doğrulamaktı,” ifadelerini kullandı.
Husi, suçlamayı araştırmadan tekrarlayanların “yalana ve ahlaki çöküşe ortak olduğunu” belirterek şunları söyledi:
“Halkımıza yönelik bu iftirayı benimseyenler, Allah katında Suudi Arabistan’la birlikte bütün sorumluluğu taşımaktadır. Halkımıza iftira atmak, İslam’daki en büyük suçlardan biridir. Bu suçlamayı dillendiren devlet başkanları, krallar, prensler, hükümetler, din adamları ve siyasi şahsiyetler rezilliği, utancı ve kınanmayı hak ediyor. Batıla kulak verip yalancı şahitlik yaptılar.”
“Petrodolar ve mali çıkarlar”
Bazı devletlerin Suudi Arabistan’la mali ilişkilerinin tepkilerinde belirleyici olduğunu savunan Husi, “Onlar için önemli olan petrodolarlar ve mali çıkarlardır,” dedi.
Bazı hükümetlerin İslam’ın kutsal mekânlarını ve ümmeti yüzüstü bırakmalarına rağmen kutsal mekânları savunduklarını ileri sürdüğünü söyleyen Husi, bu çevrelerin tepkilerini “gerçek ve açık düşmana” yöneltmesi gerektiğini belirtti.
Siyonist rejimin açıklama, yayın ve siyasi planlarında Mescid-i Aksa, Mekke ve Medine’ye yönelik tehditlerin açıkça yer aldığını kaydeden Husi, İslam dünyasına Suudi Arabistan’ın anlatılarına kapılmak yerine bu tehditle mücadele etme çağrısı yaptı.
Husi, Yemen halkı ile silahlı kuvvetlerinin kendilerine yöneltilen iftiraya ve süregelen haksızlıklara karşılık verme konusunda hukuki, ahlaki ve dini haklarını saklı tuttuğunu vurguladı.
Suudi Arabistan, Yemen’e yönelik askeri harekâtın başladığı 2015’ten bu yana Yemen Silahlı Kuvvetlerini çeşitli dönemlerde Mekke’ye ve diğer Suudi kentlerine balistik füze ve SİHA göndermekle suçladı.
Yemenli yetkililer ise askeri operasyonlarının savunma amaçlı olduğunu; Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonu saldırılarını durdurmaya, Yemen’in egemenliğine saygı göstermeye ve ülkeye uygulanan kara, deniz ve hava ablukasını kaldırmaya zorlamayı hedeflediğini belirtiyor.
Ortadoğu
ABD, Yemen ile görüştü iddiası

İddiaya göre ABD’li diplomatlar hafta sonu Umman’daki ABD büyükelçiliğinde Yemen direnişinin temsilcileriyle bir araya geldi.
Axios’a konuşan bölgeden bir kaynak, Umman hükümetinin yardımıyla düzenlenen Maskat’taki toplantının, ABD ile Ensarullah arasındaki ateşkesi sürdürmeye ve Bab el-Mendeb Boğazı’nın açık kalmasını sağlamaya odaklandığını belirtti.
ABD, Yemen direnişine karşı Suudi Arabistan’ın Yemen’de yürüttüğü savaşa çekilmeden hayati önem taşıyan bir deniz ticaret yolunu açık tutmak istediği için hassas bir konumda bulunuyor.
Washington, Suudi Arabistan’ın askeri müdahale taleplerini şu ana kadar reddetti.
Kaynak, toplantıda ABD’yi büyükelçilikten diplomatların temsil ettiğini fakat büyükelçinin toplantıya katılmadığını belirtti.
Söz konusu kişi, Yemenli temsilcilerin toplantı sırasında ABD ile Mayıs 2025’te imzalanan ateşkesin devam etmesini istediklerini açıkça ifade ettiklerini ekledi.
Suudi Arabistan, Yemen direnişine karşı İngiltere’den askeri yardım istedi
Kaynak ayrıca, Yemen temsilcilerinin, iki taraf arasında yeniden alevlenen çatışmalar kapsamında saldırılarının yalnızca Suudi gemilerini hedef aldığını vurguladıklarını belirtti.
Temsilciler, Bab el-Mendeb Boğazı’ndan geçen diğer tüm gemilerin serbestçe seyrüsefer etmesine izin vereceklerini taahhüt ettiler.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, “ABD’nin Orta Doğu’daki temel çıkarları arasında Kızıldeniz ve bölgede seyir özgürlüğünün sağlanması ve terörizmin yayılmasının önlenmesi yer almaktadır. Trump Yönetimi, İran ve onun vekillerinden gelen saldırılara karşı bu çıkarları savunma konusundaki kararlılığını açıkça ortaya koymuştur,” dedi.
Açıklama şöyle devam etti:
“Söz konusu toplantı hakkında yorum yapmayacağı. Fakat Yemen konusunda bölgesel müttefiklerimiz ve ortaklarımızla düzenli iletişim halindeyiz ve bölgede kaos yaratan Husi milisleri ve diğer terörist gruplara karşı ortak terörle mücadele hedeflerimize odaklanıyoruz.”
Toplantıdan bir gün sonra, Başkan Yardımcısı JD Vance gazetecilere, ABD’nin Ensarullah ile müzakere halinde olduğunu söyledi.
Vance, “Husilerle de doğrudan görüşmeler yürütüyoruz; bu nedenle durumun kontrolümüz altında olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Dışişleri Bakanı Marco Rubio salı günü Umman Dışişleri Bakanı Seyyid Bedr el-Busaydi ile bölgedeki gerginliği azaltmaya yönelik çabalar hakkında görüştü.
Bu görüşme, ABD ile Umman arasında haftalarca süren gerginliğin ardından gerçekleşti.
Başkan Trump, Umman’ın Hürmüz Boğazı konusunda İran ile yürüttüğü görüşmeler nedeniyle ülkeyi bombalamakla tehdit etmişti.
Son günlerde Yemen direnişi ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmalar şiddetleniyor. Yemenliler, Bab el-Mendeb Boğazı’ndaki kıyı şeridini ve birkaç adayı hâlâ kontrol altında tutuyor.
Suudiler, Yemen’deki direniş güçlerine yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı. Ne var ki Yemen’de destekledikleri güçler, şu ana kadar etkili bir kara karşı saldırısı başlatamadı.
Ortadoğu
Körfez ülkelerinde ABD’nin güvenlik şemsiyesine dair şüpheler artıyor

İran savaşı, Körfez ülkelerinde ABD’nin sağladığı korumaya dönük güveni sarstı. Bölge yönetimleri, Washington’ın çatışma başlattığını ancak sonuçlarını yönetme iradesi gösteremediğini savunuyor. Time dergisinin haberine göre bölgedeki Arap monarşileri, Amerikan güvenlik şemsiyesine duyulan kuşkular nedeniyle Tahran ile doğrudan uzlaşı ve gerilimi azaltma yolları arıyor.
Ortadoğu’daki savaş, Körfez ülkelerinde ABD’nin sağladığı “güvenlik şemsiyesine” duyulan güveni sarstı.
Amerikan Time dergisi, bölge ülkelerinden yetkililere dayandırdığı haberinde, ABD ile İran arasındaki çatışmaların başlaması üzerine Körfez yönetimlerinin Amerikan korumasını artık güvenilir görmediğini yazdı.
Derginin aktardığına göre bölgedeki savaş, Körfez başkentlerinin Washington’a bakışını değiştirdi.
Arap ülkelerinin itirazlarına rağmen Washington yönetiminin İsrail ile birlikte bölgesel bir savaşa girmeye hazır olduğu, ancak doğacak sonuçları yönetme kabiliyetine veya niyetine sahip olmadığı değerlendirmesi öne çıkıyor.
Körfez ülkeleri, ABD’nin İran politikasına yönelik tutarlı bir strateji geliştiremediği görüşünü uzun süredir koruyor.
Savaş sürecinde ABD hedeflerinin her hafta değiştiği belirtilen haberde, Hürmüz Boğazı kapalıyken dahi savaştan çekilmeye çalışan Donald Trump yönetiminin müttefiklerini uyarısız, istişaresiz ve korumasız bıraktığı hissini yarattığı kaydedildi.
ABD’ye duyulan şüpheler nedeniyle bölge yönetimlerinin büyük bölümü Tahran ile cepheleşmek yerine gerilimi azaltma ve caydırıcılık stratejilerine yöneldi.
Katar ve Umman, Washington yönetimini Tahran ile bir mutabakat imzalamaya teşvik ederken, Suudi Arabistan Pakistan’ın arabuluculuk girişimine destek verdi. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt ve Bahreyn de barış odaklı diplomatik temaslara katıldı.
Bahreyn, Katar, Kuveyt, BAE, Umman ve Suudi Arabistan’ı kapsayan Körfez bloğu, on yılı aşkın süredir “güven vermeyen bir Washington ile tehdit oluşturan Tahran arasında” kalarak dış politikalarında çeşitlendirme arayışını sürdürüyor.
ABD egemenliğinin azaldığı bölgede nasıl hareket edileceğine dair ortak bir uzlaşı oluşmasa da, Arap başkentlerinde yeni bir güvenlik mimarisinin inşası bekleniyor.
Ağustos ayı sonunda İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney, Körfez ülkelerine seslenerek “gerçek düşmanı” doğru tespit etme ve onun “sinsi planlarına” alet olmama çağrısı yaptı.
Hamaney açıklamasında, ABD ve İsrail yönetimlerini yalnızca Tahran’ın ve “İslami direniş cephesinin” değil, Batı Asya ve Kuzey Afrika halkları dahil bütün İslam toplumunun ortak düşmanı ilan etti.
The Washington Post gazetesi, ABD’nin müttefikleri konumundaki Suudi Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt ve Bahreyn cephesinde Trump’ın İran politikasına dönük hoşnutsuzluğun arttığını yazdı.
Gazetenin ulaştığı kaynaklar, kimi ülkelerin kendi topraklarındaki devasa ABD askeri üslerinin varlığını sorgulamaya başladığını dile getirdi. Haberde, tepkilere karşın Körfez ülkelerinin kısa vadede başka bir müttefik seçeneğine sahip olmadığı da vurgulandı.
Financial Times gazetesi ise, İran’ın Ortadoğu’daki ABD üslerine düzenlediği saldırıların Washington’ın bölgedeki askeri varlığının geleceğine gölge düşürdüğünü aktardı.
Politico dergisi ise Tahran’ın misillemelerinden etkilenen Körfez devletlerinin İran ile barış zemini arayışında ortaklaşmaya çalıştığını, fakat Arap monarşileri arasındaki geçmişe dayalı anlaşmazlıkların uzlaşı sürecini engellediğini belirtti.
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya7 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı










